Kitap hakkında yorum yapmak çok kolay değil, konu gündelik veya açıklanabilir değil. Zamanın tek yönlü olmadığını ve salgın hastalıkların ne denli ürkütücü boyutlara ulaşabileceğini anlatan bir kitap. Dili gayet anlaşılır. Kitapta ara ara hastalıklarla alakalı yaşanmış/gerçek bilgilere ulaşmak mümkün. Kitabın bana kattığı en önemli şey tek yönlü düşünme sistemimi kırmış olması. Konuyu takip ederken biraz güçlük çekiyor ancak kitabın yarısını geçtikten sonra esas ödülü alıyorsunuz. Yazarın diğer kitapları okunduktan sonra okumanızı tavsiye ediyorum, üslubunu ve dilini kavradıktan sonra daha kolay okunabilir bir kitap haline gelecektir.
Zekice kurgulanmış ve ince mesajlar veren bir kitap. Yazar Chuck Palahniuk Dövüş Kulübü kitabında olduğu gibi bu kitabında da zeki bir karakteri olağan üstü yetenekler ile harmanlayarak okuyucuya sunmuştur. Genel kültür seviyesi oldukça yüksek bir kitap. Bir çok bölümde kendinize, bunu nasıl da duymadım sorusunu soracaksınız...
Chuck PalahniukÇarpışma Partisi eserinde anlatımında tek bir düzlem ve bağıntı üzerinden değil hem mitolojik hem modernist hem de postmodernist temaları kullanmıştır. Buradan hareketle de eser karmaşık, kopuk ya da zor anlaşılabilecek bir yön sunmaktadır.
Eser daha önceki Chuck Palahniuk'in eserlerinden biraz ayrık tutmak gerekir. Çünkü bu eserin içsel dizaynı diğer eserleri gibi tek bir hikayenin etrafında net çizgileri olan biçemde değil, tıpkı hayatın kopuklukları gibi aralıklı ilerliyor. Bu ilerleyişi sağlarken de kahramanımızın hayat hikayesiyle birlikte hayat hikayesine dahil olan bireylerin hem psikolojik hem de sosyo-kültürel alanları hakkında bilgi vermektedir. Bu bilgiler ışığında ana kahramanımızın sokaktaki ya da sokaklarda görünmeyen insan olarak tanımlayabileceğimiz bireylerden seçilmesi de bize o insanların bir hayatının olduğunu ve sevgileri, aşkları, cinsellikleri yani insani tüm nosyonları sağladıkları anlatılmıştır. Kısacası yazar insanlık kibrimizin ne kadar yüceltildiğini yüzümüze vurmak istemiştir.
İçsel bölümler hakkında genel bir cümle söylenecekse eğer; birçok kavramı ve kavramları inşa eden filozoflardan etkilenen yazar, bir yerde Sigmund Freud'un kavramlarıyla inşa ederken, bir yerde de karşımıza #y:214332'i konumlandırmaktadır. Özellikle kahramınımız olan ''Öğğk Casey'' bedensel ve ruhsal betimlemeleri okuyucuya homosapiens ile homoneatherdal arasındaki bireyi anlattığını düşündürmektedir. Bu düşünüşle okuyucu yer yer melez yer yer de robotic bir insanımsı varlığı hayal etmektedir.
Chuck Palahniuk'in eserlerindeki mekan seçimi düşünüldüğünde de 'amerikan gettosu' ya da sokakların en ışık almaz bölgelerinde var olmaya çalışan izbe insanlar karşımıza çıkmaktadır. Bundan dolayı eserin teması bir ölümün ve bu ölümün son saniyelerinde geçen kahramanın sanki film şeridi olarak bile
İlk 100 sayfa sanırım bir şey anlamadım. Aslında anlıyordum ama bu anladığım şeyleri birleştiremiyordum. Ve anlam çıkaramadığım için insanların incelemesini okudum. Bir incelemede Palannıuk’un en son okunması gereken kitabının bu olduğu söyleniyordu ve bu bnm sadece Palahniuk’un okuduğum üçüncü kitabıydı yani diğer kitaplarını okuyup buna geçseydim sanırım daha güzel olabilirdi belki. Böylece kitabı bir ay boyunca okuyor olmazdım. Anlamamamı ona bağladım. Sonradan kitap beni sardı neler olduğunu anladım olayları birleştirdim falan filan yani sonradan jeton düştü.
Yazarın en en en en son okunacak kitaplarından birisi. Konuyu ve olayları yazarın karmaşık anlatımından dolayı kaçırabilirsiniz.
Öğğk Casey'nin dilden dile dolaşan hikayesi.
Öğğk aslında biri değil veya biri olmak için çabalamıyor. Öğğk bir efsane veya Çarpışma Partisi'nin Tyler Durden'ı da değil. Öğğk sadece geçerken uğradı, o kadar.
Herkese Merhaba
Chuck Palahnuık’ın Çarpışma partisi'ni okudum ve bitti. Kitap aralarında altını çizecek çok kelime vardı ama konunun bütünlüğü hakkında hiçbir şey anlamadım. Eserdeki Öğğk Casey adlı karakter çölde elini hayvan yuvalarına koyup ısırılmasına izin veriyor. Ve böylece kuduz olup, hastalığı da başkalarına bulaştırabilsin. Bu şekilde hastalığın yayılmasını sağlıyor, yani bildiğimiz virüs salgını.
Kitabın yazım tarzı, röportajlar halinde anlatılıyor. Bunu ilk başta görünce biraz okuma hevesim azalmıştı. Ama okuyunca, anlatımı bildiğimiz Palahnuık’un diğer eserleri gibi üst düzey bir eser. Bir yandan roman okuduğunuzu biliyorsunuz. Sadece tek sorun, ben kitabın konu olarak bir amacını anlamadım. Konuyla ilgili küçük bir SPOİLER, hani Donnie Darko filmi ilk izlediğinde nasıl anlaşılmıyorsa bu eserde aynen böyle. Donnie Darko filmini örnek vermemin sebebi, çünkü Çarpışma Partisi'nin konusu da zaman yolculuğuyla ilgili bir eser.
Kitabın başlarındaki hava ise çok hoşuma gitti, sanki ortamda sihirli bir hava varmış gibi bir hissiyat oluşturdu bende. Ama bunun sebebi, muhtemel diş perisi ve Paskalya bayramı konusundan bahsettiği içindir. Tekrar okurmuyum, işte burda biraz kararsızım.
Kitaba verecek puanım ise 10/7,9'dur.
Kitapla Kalın ve Sağlıcakla.
Üzerine yorum yapılması güç bir Chuck eseri daha, insanlar gerçekten bu kadar iğrenç olabilirler mi dedirten bir farazi karakterin çocukluğundan başlayıp, dövüş kulübünü bu kez arabalarla yaptığını hayal edin.
Şimdiden iyi okumalar...
kelimelersahneler.blogspot.com.tr/2016/03/chuck-p...
Maalesef ki Palahniuk'u bu kitabıyla tanıdım. Yeraltı edebiyatına bayılan birisiyim. Bu kitap tamamen fiyasko, zaman kaybı. Kitabı bitirmek için kendimi çok zorladım. Farklı bir çağda hastalıkların ve gece ölüm yarışlarının olduğu bir zamanı konu alıyor. Kitabın konusu çok eksik kalmış, anlatılması gereken hiçbir şey tam anlamıyla anlatılmıyor. Bu konuyu bana verseler eminim palahniuk'tan daha iyi yazardım. Ticarî amaçla yayınlandığı çok belli. Okumayın. Pardon Chuck !
Çirkinlerin yaşam sevinci...
Metropolde boğulan insanların nefesi aynı zamanda neferi olmayı başarmış.
Paradokslarla beynimizi kitli bir dolabın içine sokan şaheser.
Chuck Palahniukun kötü romanı diyebilirim. Şimdiye kadar okuduklarımın yanında en kötüsüydü. Anlatım dili, tarzı alışık olduğumuz Palahniuk tarzından çok uzaktı. Okumadan soğudum resmen ve her ne kadar hoşlanmasam da bugün yarım bırakmaya karar verdim.
Edit: Neredeyse 1 sene sonra kitap okumaya tekrar başlayıp sonra bu kitaba tekrar döndüm ve bitirdim. Sözlerimin %50 fazla sert olduğunu fark ettim. Bazı kitapları okumak için doğru zaman olmayabiliyor bunu tekrar fark ettim. Evet kitabın dili diğer Palahniuk romanlarına göre daha zor. Kitabın tarzı da öyle. Zaman ve mekan kavramları birbirine karışabiliyor. Ama sakin kafa okuduğunuz zaman fark ediyorsunuz ki bu da bir Palahniuk klasiği.
Chuck Palahniuk 21 Şubat 1962'de Washington'da doğdu. Asıl adı Charles Michael Palahniuk'tur. Palahniuk Washington eyaletinin doğusundaki bir çiftlikte büyüdü. Bir süre Eyalet Üniversitesi'ne devam ettikten sonra Oregon Üniversitesi'ne geçti ve öğrenimini orada tamamladı. Otuzlu yaşlarına kadar herhangi bir edebi metin yazmayan, sanıldığını tam aksine, ilk romanı olan Invisible Monsters (Görünmez Canavarlar) dır. Bu romanı yayıncılar tarafından içeriği nedeniyle kabul görmemiştir ancak Palahniuk yayıncılara olan bu öfkesi nedeniyle içeriği çok daha "yok edici" olan Dövüş Kulübü'nü yazmıştır ve bu romanı yayıncılar tarafından zevkle kitaplaştırılmıştır.
Palahniuk, üniversite yıllarından sonra üç yıl boyunca Freightliner adlı bir şirkette montaj hattında, ardından tamirci olarak çalıştı. İlk yazdığı metinler taşıt modifikasyon prosedürleri ve kamyonların onarımı üzerinedir.
Dövüş Kulübü'nün ortaya çıkmasında büyük etkisi bulunan bir olayıda bu yıllarda yaşar. Arkadaşlarıyla birlikte tatildedir. Bitişikteki kamp yerinde müzik rahatsız edici derecede açılır ve bu nedenle başlayan tartışma yerini kavgaya bırakır. Bu olayda yaralanan Chuck tatil'den döndüğünde iş yerinde kimse tarafından ilgi görmez çünkü kimse korkunç derecedeki yüzü hakkında bir şey sormaya, yorum yapmaya cesaret edemez. Bunun üzerine Chuck, eğer insanın yeterince kötü görünürse dilediği gibi hareket edebileceğini keşfeder. Bu olayın ardından devam ettiği bir edebiyat grubu bünyesinde yaptıkları çeşitli gösteri ve eylemler "Kargaşa Projesi"ni esinler. Kısa bir süre sonra aynı isimle bir kısa öykü yayımlar ve bu öykü,üç ay içinde Fight Club (Dövüş Kulübü) romanına dönüşür.
Romanlarındaki tavır isyan gibi görünse de, aslında varoluşumuza özlem duymamıza neden olur. Yarattığımız değer yargıları, para, şöhret, saygınlık, güzellik gibi tüm önemli şeylerin anlamsız yalanlar olduğunu söyler.