·
Okunma
·
Beğeni
·
77,6bin
Gösterim
Adı:
Don Kixot
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789952240931
Kitabın türü:
Orijinal adı:
El Ingenioso Hidalgo Don Quijote De La Mancha
Dil:
Azerice
Ülke:
Azerbaijan
Yayınevi:
Altun Kitab
Məşhur ispan yazıçısı Migel de Servantes həkim ailəsində doğulmuş, uzun illər kral ordusunun əsgəri kimi fəaliyyət göstərmiş, 38 yaşında ədəbiyyata gəlmişdir.
"Don Kixot" yazıçının ən məşhur əsəridir. Bu əsər nəşr olunduqdan sonra tez bir zamanda böyük şöhrət qazanmış və dünyanın bir çox dillərinə tərcümə olunmuşdur.
"Don Kixot" romanı Servantesin dövründə çox geniş yayılmış cəngavər romanlarına qarşı bir etiraz, ironik münasibət sərgiləyir. Don Kixot surəti isə artıq bütün dünyada ümumiləşdirici obraza çevrilmiş və daim xəyali ideallar uğrunda mübarizə aparan qəhrəman ob razı kimi yaddaşlarda qalmışdır.
920 syf.
·10 günde·10/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Cervantes'in hayatı, Don Kişot ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz:
https://youtu.be/FgMisPxqTFk


https://i.ibb.co/K5SWZMj/IMG-7568.jpg

Don Quijote : Herkese merhaba, ben Don Quijote, namıdiğer Mahzun Yüzlü Şövalye! 400 küsür yaşındayım. Yani şu an bu yazıyı okuyan herhangi birinden çok daha yaşlı bir kitabım. Bu 400 yıl içerisinde benden sonra çok şey değişti, içimde silahtarım Sancho Panza ile yaşadığım serüvenleri anlatmama rağmen bütün romanların başlangıcı sayılabilirim.

Derken, o anda bu incelemenin esas yazarının Seyyid Hamid 1000kitapcani olduğu anlaşılır. Fakat Don Quijote'nin asırlar boyu konuştuğuna kimse inanmayacağından ötürü ve yakılıp sansürlenmesinden korkulduğu için Don Quijote'nin serüvenlerini kendi ağzından aktaracağız. Şimdi onun serüvenlerine geri dönelim.

https://i.ibb.co/89LbNPQ/IMG-7570.jpg

Don Quijote : Sizler de kimsiniz, yoksa yel değirmenleri büyülendi ve size mi dönüştü?

Kitaplar: Pek de öyle sayılmaz, sevgili Don Quijote. Aslında senden sonra yel değirmenlerine saldıran pek çok kitap yazıldı. Sen 17.yy'da engizisyona ve sisteme tek başına kaldırdın, bunun da adını yel değirmenleri koydun. Bizler de 19. ve 20. yy'ın yel değirmenlerine baş kaldıranlarız. Sen, tek başına yel değirmenlerine saldırınca bir şey olmamış olabilir. Ama kırmızı sakallı topal karıncalar içindeki şarkıyı keşfederse, Winston Büyük Birader'i sevmeyeceğini fark ederse, Katip Bartleby pasif direnişte bulunup ona edilen dikteleri yapmayı tercih etmezse, gecenin sonuna doğru yolculuk ettiğimiz besini militarizm olan bu hayatta silah ve kalem arasında kalırsak, biz de bir gün içimizde yel değirmenlerine karşı birlik olma inancını taşıyabiliriz!

https://i.ibb.co/gd0N27C/IMG-7572.jpg

Don Quijote : Sizler de kimsiniz, yoksa sizler de benim gibi olmayan sevgiyi, benle birlikte Dulcinea'mı aramaya mı geldiniz?

Kitaplar: Tam olarak üstüne bastın efendim. Sen olmasaydın biz de olmazdık. Çünkü Aylak Adam olmayan sevgiyi arıyordu, Atılgan'ın dediğine göre öyle bir sevgi dünyada yoktu. Dostoyevski erken dönem eserlerinde sürekli ulaşılamayan Rus kadınını anlattı. Marcel Proust, Kayıp Zamanın İzinde serisinde bir insana mı yoksa bir zamana mı ait olduğumuzu araştırdı. Onun da senin gibi vaktini kaybettiği olmayan bir sevgisi vardı. Biz de aslında senden sonra, seninle birlikte kendi Dulcinea'mızı arayanlardanız!

https://i.ibb.co/TcrqmZ6/IMG-7573.jpg

Don Quijote : Dostum, aslında seni de tanımıyorum ama nedense sana karşı içimde bir sıcaklık oluştu. Neden dersin?

Fareler ve İnsanlar : Çünkü içimde anlattığım George ve Lennie adlı karakterlere çok benzeyen karakter tasarımları kullanmışsın! Sen ve Sancho Panza arasındaki akıl-delilik, zeka-fiziksel güç, zenginlik-fakirlik karşıtlıkları aynı benim kitabımda kullandığım gibiydi. Çünkü sen Sanayi Devrimi'nin getireceği ve toplum hayatına etki edeceği o bütün tez ve antitezlerin başlangıcısın!

O anda bu incelemenin yazarı olan Seyyid Hamid 1000kitapcani Don Quijote'yi kendisinden sonraki domino taşlarının yanına götürür.

https://i.ibb.co/sRmF2Xk/IMG-7574.jpg

Don Quijote : Aman, aman, aman! Devriliyorum, neler oluyor?

Sefiller, Suç ve Ceza, Niteliksiz Adam : Edebiyat da bir domino gibidir Don Quijote. Sen ise roman dünyasının dominosunun ilk taşısın. Belki de sen olmasaydın Sefiller'deki devrim ruhu, barikat direnişleri ve Jean Valjean karakteri olmazdı. Sen olmasaydın Raskolnikov baltayı indiremezdi belki o kadına ya da Niteliksiz Adam'da Ulrich bir toplumun çöküşüyle birlikte insanların da kendi içindeki çöküşlerine şahit olamayabilirdi. Yazarların bir döneme ışık tutması gerektiğini biz senden öğrendik!

https://i.ibb.co/LYgJZV3/IMG-7575.jpg

Don Quijote : Sizler de kimsiniz, yoksa sizler de beni yazan Seyyid Hamid Badincani’nin yaptığı gibi el yazmalarından mı oluşuyordunuz? Sansürden ve yakılmaktan mı korktunuz?

Gece, Ses ve Öfke : Tam olarak öyle değil, Don Quijote. Aslında postmodernizmin oluşmasını da bir nebze sana borçluyuz. Çünkü Cervantes yerine kitabını yazan başka bir isim kullanman aslında senin roman dünyası ile gerçek dünya arasına bir katman koyduğunu, yani üstkurmacayı yansıtıyor. Metinlerarasılık, üstkurmaca ve postmodernizmin başlangıcını biz senden öğrendik!

https://i.ibb.co/zGLGcBs/IMG-7576.jpg

Don Quijote : Sizler de kimsiniz, Sancho sen tanıyor musun bunları?

Sancho Panza : Hayır efendim ama gözüm bir yerden ısırıyor açıkçası, bu kitaplar da büyülenmiş olabilir.

Dava ve Şato : Yok, yok. Biz büyülenmiş olanlar değiliz. Büyülü olan kitaplar birazdan gelecek. Sancho, aslında senin bizi tanıman gerekirdi. Çünkü biz de senin yaptığın valilik gibi içimizde ideal bürokrasi ve devlet düzenini, insanın bu siyasi düzen arasında kaybolmasını ve insanın kendi davasını bir ruh şatosunda aramasını anlatmıştık. O yüzden Seyyid Hamid'i Max Brod'a çok yakın görüyoruz diyebiliriz.

https://i.ibb.co/fGLZJhg/IMG-7577.jpg

Don Quijote : Size kanım çok ısındı, neden oldu bu sizce?

Cardenio : Ben zaten senin içindeki Cardenio karakterinden esinlenme bir oyunum, sevgili Don Quijote. O yüzden olmasın?

Sis : Benim de yazarım aslında senin gibi ana karakterim olan Augusto ile konuşmuştu. Sen de içinde Don Quijote'nin iki cildinden ilk kitabı okumuştun, hatırlasana Don Quijote! Hatta Unamuno'nun kendi yazdığı türe "nivola" demesi ve o güne kadarki türlere tamamen eleştiri sayılabilecek bir tür ortaya koyması gibi, sen de şövalye romanlarına, Doğu öykülerine, Bizans romansına ve çağın edebiyat anlayışına tepki olarak bu kitabı yazmıştın!

https://i.ibb.co/sytS5Gk/IMG-7579.jpg

Don Quijote : Dostum Sancho, işte bu kitaplar gerçekten de büyülü. Bu kitaplardan bana aşırı büyü geçiyor şu an!

Yüzyıllık Yalnızlık, Sevgili Arsız Ölüm : Tam da doğru noktaya bastın Don Quijote, atın olan Rocinante'yi o noktadan çek! Çünkü bizler, içimizde, büyülü gerçekçilikle birlikte tuhaf olanın sıradanlaşmasını anlattık. Senin mağaraya inme serüveninde yaşadığın gerçek ile hayal arasındaki uçları, biz de karakterlerimize yaşatmak istedik. Edebiyatın büyüyle ve halklar arasında anlatılan batıl inançlar, efsanelerle birlikte daha yükseğe ve özgünlüğe kavuşabileceğine inandık!

https://i.ibb.co/fMqQk3q/IMG-7578.jpg

Don Quijote : Ah, offf! Ne yapıyorsun, sen de kimsin? Niye bana vuruyorsun??

Otomatik Portakal : Ben şiddeti anlatmayı senin sayende öğrendim Don Quijote. İçimde anlattığım şiddet kültürü ve senin girdiğin her mekanda sana atılan dayakları tamamen senden çektim aldım ve içimdeki karakterlere uyguladım. Çünkü bunu çok sevmiştim.

O anda bütün kitaplar : Sen bize modernizmi, postmodernizmi, distopyayı, büyülü gerçekçiliği, Kafka'yı, Dostoyevski'yi, Robert Musil'i, Marcel Proust'u, Marquez'i, Unamuno'yu, Yaşar Kemal'i öğrettin Don Quijote! Sana çok şey borçluyuz. Senin bu yaptığın iyiliği hiçbir zaman unutmayacağız.

O anda Seyyid Hamid 1000kitapcani, bu incelemenin sonunun gelmesi gerektiğini anladı. Çünkü Don Quijote, bütün bunları duyduktan sonra amacına ulaştığını anlamıştı. Bütün o şövalye romanlarına ve engizisyona korkusuzca karşı çıkan bu Mahzun Yüzlü Şövalye artık huzur içinde uyuyabilirdi.
920 syf.
·82 günde·Beğendi·10/10
İŞTE GENE BEN ve SİZLERE YİNE OKUMUŞ OLDUĞUM ESKİ BİR KİTAPTAN BİR İNCELEME DAHA. :)

Don Kişot ile ilgili bugüne dek ifade edilememiş şeyler hakkında kim ne söyleyebilir acaba? Miguel de Cervantes tarafından kaleme alınan ve yazılan bu güzel roman, dört yüz yıldan bu yana, on sekizinci yüzyıldan kalma edebi akımlara, yirmi birinci yüzyıl post-modernizmine ilham kaynağı olmuştur. İngiliz yazar William Makepeace Thackeray, İspanyol filozof José Ortega y Gasset, Melville, Flaubert, Kafka, Nabokov, Dostoyevski, Proust, Jorge Luis Borges gibi yazarların eleştirel çalışmalarına da ayrı bir ivme katmıştır.

Don Kişot‘a, bir okuyucu yaklaşımı acaba nasıl yapılır diye düşünüyorsanız, buyurun gelin, bunu hep birlikte okuyalım ve ele alalım. :)

Yukarıda ilham alan bu yazarların dışında, İngiliz şair William Shakespeare, Cervantes’in Don Kişot adlı eserindeki Cardenio’nun öyküsünden esinlenerek yazdığı oyunlarından biri olan, Cardenio tragedyası için eseri kaynak malzeme olarak kullanmanın nadir bir övgüsünü Cervantes'e fazlasıyla ödedi. Shakespeare tarafından yazılan bu (Cardenio) romanda İktidar, zorbalık, aşk, iffet ve ölüm öğeleriyle şekillenen tragedyada kadınların sahip olduğu değerlerin üstünlüğü vurgulanmıştır. Eser sahnelendiğinde, ustaca düşünülen olay dizisi, canlı tabloları ve mükemmel oyun kurgusu ile aşırı övgü toplamıştır. Sanatçı burada aşırı materyalizm ve metinlerin sonsuz referanslarını biz sanatseverlere sunmaktadır.

“Gözlerini kendine çevirip kendi kendini tanımaya çalış; varılması en zor olan bilgi budur. Kendini tanırsan, öküze özenen kurbağa gibi şişinmezsin.” S. 698

Don Kişot, sıradan bir eserden ziyade, günlük yaşantımızda aşırı övgüyü ve referansı hak eden birkaç edebi eserden/kitaptan biridir. Bununla birlikte, hepimiz tarafından evrensel olarak bilinen bir sıfat olan "hayalperest"lik ile doğuran bağlantılı birkaç roman arasında da yer almaktadır. Peki ya biz okurlar, bu kültürel bir monolit olan romanı nasıl değerlendirmeye ve ele almaya çalışıyoruz acaba? Bunun için Tabii ki en basit yol, ilk yayınlanışından dört yüz yıl sonra, Don Kişot'un hala okunaklı bir ebedi eser, dünya klasiği olduğu gerçeğine dikkate alarak!

Kitapta anlatılan mini hikâyeler, modern yayıncılarında dikkatini çekecek kadar gözle görünen güzel şeylerdi. Açıklamalar insanı bazen belirsiz bir karmaşaya doğru sürüklerken, romanda bahse konu olan bazı silahlar veya dindarlık üzerine geçen uzun kesitler, okuyucuların duyarlılıklarına garip gelebilir. Sancho Panza'nın kısa solo maceraları bizleri hem eğlendiriyor ve zihnimizde bu güzel kitaba dair hoş şeyler bırakıyordu.

“Dağlarda bilginler, çoban kulübelerinde filozoflar yetişir.” S. 506

Burada ele aldığımız romanı aslında iki kitap/cilt olarak yayınlandı. Bunlardan ilki olan birinci cilt 1605 yılında yayınlandı ve o dönemde bir hayli popüler oldu. Onun “devamı” niteliğinde olanı ise 1615 yılında yayınlandı. Cervantes, bu ikinci cildi bitirmek için bence biraz acele etmeliydi çünkü bir başka yazar, Alonso Fernández de Avellaneda, Cervantes'in kendi metninde eğlendiği ikinci ciltlik bir sahneyi zaten düşünmüştü. Bu derleme, hikâyeleri Don Kişot'un aldatmacaları tarafından çerçevelenen birçok küçük karakteri ile yalnızca ilk cilde odaklamaktaydı. Bu ikincil olaylar dizisinin çoğu, Erken Modern İspanya'da toplumun geniş bir kesimini ele geçiren karakterizasyonları barındırmaktaydı. Kitabın bazı arketip’lere ait cazibesi, Cervantes'in İspanya dünyasındaki şövalyeliği, bizi konuya bağlayan bir büyü olmaya, roman içerisinde bazı yaşananların ise gittikçe daha acınası bir halde devam etmesi, yeri geldiğinde güldürmesi de biz okurlar için daha ilgi çekici hal almaya başlıyordu.

Kişinin “çılgınlığı” olarak bahsettiği, kendisinin ayrı kültürel bir davranışı olarak okumakta olduğumuz Don Kişot eseri boyunca, mevcut olmuş olan büyük bir sosyal hoşgörüsüzlük teması üzerinde durmaktadır… Don Kişot bu edebi eseri ile İspanya tarihinin bir dönemine bizler için ışık tutmaktadır; burada o dönemin yabancı düşmanlığı ve siyasi hoşgörüsüzlüğünün yükselişine onun kalemi sayesinde tanıklık ediyoruz. İşte tamda tarihin, Kastilya ve Leon Kraliçesi I. Isabel ile Aragon Kralı II. Ferdinand’ın evlenmesine şahit olduğu bu zamanda, iki büyük gücün birlikteliği sağlandıktan sonra, İspanya’daki İslam aristokrasisinin tasfiye sürecinin hız kazandığı kayıtlara geçmiştir. 1478’de hayata geçmiş olan İspanyol Engizisyonu binlerce Yahudi’nin ve Konverso’nun ölüm emrini vermiştir. 31 Mart 1492’de I. Isabel ve II. Ferdinand, Yahudilerin ‘iyi Hristiyanları kendi kutsal inançlarından döndürmeye çalıştıkları’ gerekçesi ile birlikte yaşamakta oldukları Yahudileri ve Müslümanları İspanya’yı dört ay içinde terk etmelerini emreden Elhamra Kararnamesini imzaladılar. Üstelik giderken sahip oldukları altın, gümüş vb. yanlarına almaları yasaklandı. Kararnameye göre bu kurallara uymayanlar, bu süre zarfında ülkeyi terk etmeyenler ve onlara yardım, yatakçılık edenler ölüm cezasına çarptırılacaktı.

“Dikkat et; imkânsızın peşine düşersen, imkânı olan bile, haklı olarak senden esirgenebilir.” S. 338

Aslında romanın konsepti oldukça basittir: Bu on yedinci yüzyıl romanımızda, La Mancha'da bir arazi sahibi olan ve felsefenin tutarsızlıkları yüzünden delirmiş olan ana karakterimiz, hayalperest Alonso Quijano ile birlikte olan köylü Sancho Panza’nın ve bu ikilinin yaşattıkları ile bizleri gerçekten güldüren, ama bir o kadar da düşündüren birçok olaylar zincirini içermektedir. Quijano’nun, batı kültüründe artık son demlerini yaşayan şövalyeliğin kaybolan mesleğine haysiyet kazandırma çabasının mizahi ve alaycı bir eleştirisidir. Hikâyemizde bu histerik inanç hareketine karşılık, kötü niyetli hırsızları, alaycı çobanları ve sadist asilleri okuyacağız ve ilk birkaç sahne, çağdaş dünyaya karşı tek başına duran Don Kişot'u konu ediyor, ancak ilerleyen sayfalara doğru kendisine romanımızda eşlik eden yancısı Sancho Panza'yı tanıtıyor. Don Kişot ve Sancho'nun kişilik olarak birbirinden ayrıldığını hayal etmek okur olarak çok zor değildir: ikisi, sürekli olarak dünyaya ve karşılıklı olarak birbirinden ayrıcalıklı görüşlere odaklanmış kişiliklerdir.

“Söz gümüş ise sükût altındır. Ne olursun, mecbur kalmadıkça söze karışma. Sık sık ipliğini pazara döküp ne kötü bir kumaştan yapıldığını gösterme!” S. 141

Böylece, kitabımız karakterlerimizin ideal ya da birer komedi figürleri olarak tasvir edilip edilmediklerine, İspanya'nın Engizisyonunun, insanlar üzerine hâkim gelmiş acımasızlığına ve kalıcı etkisine işaret eder. Karakterler genellikle farklı bakış açılarıyla Katolikliği desteklemektedir. Bu nedenle, romanda karşıt görüşlü bakış açıları, varsayılan olarak kültürel normlara bağlı “doğal” karakterlerden, bu kültürel normları yapay olarak yerine getiren “doğal olmayan” karakterlere kadar uzanır. Don Kişot'un performansı, karakterlerin tümü arasında en çekici olanıdır çünkü kendisi kişilik olarak herhangi bir otoriteye bağlı değildir. Katolik metinler yerine, kendi seçtiği otorite, kutsal kitapmış gibi çalıştığı popüler bir edebiyat timsalidir. Böylesi bir “sapkınlık”, yetkililerin dikkatini, dini, manevi anlamda değilse de, hukuki anlamda fazlasıyla çekmektedir. Kendisinin yaptıkları ve idealleri statüko ile keskin bir tezat oluşturmaktadır. Okumakta olduğumuz Don Kişot'un rolünün, mizahının büyük bir kısmı, dönüştürülen Müslümanlara ve Yahudilere benzer şekilde kendi ülkesinde bir yabancı olduğu gerçeğinden kaynaklanmaktadır. Kendi baskın laik inanç sistemi, sapkınlığın gerçek suçlamalarından kaçınmaya yetecek kadar Hıristiyan normlarına bağlı kalmaktadır. Bu nedenle, Cervantes'in diğer karakterlerinin Don Kişot'un çılgınlığına tepkisini betimleme şekli, zamanın dini dogmasından güvenli bir mesafeyi korurken, İspanyol kültürel kontrol sisteminin mantığını ortaya çıkarmaktadır.

“Bütün kötü huylar, beraberinde az da olsa bir zevk getirirler, Sancho; ama kıskançlık sadece tatsızlık, hınç ve öfke getirir.” S. 494

Don Kişot'un devam eden izlenimlerimden biri çoğulculuk için bastırılmış bir özlemi içerir. Yazar Michael McGaha, bu eserin doğal olarak Cervantes'in Cezayir'deki kendi deneyimleriyle bağlantılı olduğunu düşünmektedir: “Cezayir'de Cervantes'in geçirdiği beş yıl, İspanyol okurlarının büyüleyici buldukları kesin bir malzeme kaynağı olmuştur. İspanya'dan çok farklı bir topluma uzun süredir maruz kaldığı, ama aynı zamanda, Orta Çağ'ın hoşgörülü, çoğulcu İspanya'sını andıran bir topluma uzun süreli maruz kalması, onun ufkunu genişletmiştir.” Kendisinin bu yorumu, anakronizmin derinliğinin altını çizmeye fazlasıyla yardımcı olur.

Genel olarak, bu nedenledir ki, Don Kişot, bugün bile okunabilecek en iyi ve en güzel olan temel edebiyat eserleri arasındadır. Don Kişot ile okuyucular antik dünyanın büyüleyici, pastoral atmosferini yaşarken, aynı zamanda gerçek dünyanın da acımasız, kötü yanlarını da kritize ederler.

"Ey felâket, tek başına geldiysen hoş geldin." S. 426

"Şimdi lütfen söyleyin bakalım, elinde olmadan deli olan mı, yoksa bilerek delirenler mi daha akıllıdır?" S. 308

Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

~ A.Y. ~
920 syf.
·Beğendi·10/10
Selamlar herkeşlereee .. Öncelikle hepinizin affına sığınıyorum .. İnceleme uzun olacak yalnız pek çok da eksik barındıracak içerisinde ..Bahsedilecek çok fazla nokta var ..Hepsini anlatabilir miyim ya da neler eksik kalır tam olarak bilemiyorum .. İlerde tekrar günceller miyim onu da bilemicem..Derli toplu aktarabilecek miyim onu da bilemiyorum .. Bu tarz mihenk taşlarını okurken, muhakkak yazıldığı döneme dair tarihi olguları ve yazarın hayatını araştırmayı gerekli görenlerdenim .. Bu kitabı okumadan öncesinde de yaklaşık kabaca üç buçuk , dört sene gibi uzun bir süreçte hem yazarı hem de dönemin siyasal ve ekonomik koşullarını araştırdım .. Buna mecburdum çünkü sizlere tanıtacağım bu kitap bir KURUCU MİT ... Yani herşeyin başı ... Kütüphanenizde roman ve öykü adına okuduğunuz ne varsa ama az ama çok Don Kişot' tan izler taşıyor .. Muazzam bir eser .. Aklınıza edebiyat içinde gelen hangi kuram ya da olgu varsa mutlaka bu kitabın içinde eser miktarda da olsa yer alıyor .. Nerden nasıl başlasam diye düşünüyorum .. En iyisi kitap ve yazar hakkında bilinen ve doğru zannedilen yanlışlardan başlamak yazarın hayat hikayesini de alttan alttan ısıtarak önünüze getirmek suretiyle .. Bu arada , bu yanlışları ben de bir zamanlar doğru zannediyordum ki Sunay Akın sağolsun ..

Öncelikle pek çoğunuz bilmese de, Cervantes ' in bizimle yani biz Türkler ile bir kader birliği var.. "Sakallarımızın ilerde daha gür çıkacağı için kesildiği" 1571 ' de vuku bulan İnebahtı Deniz Savaşı' na katılan isimlerden biri de o .. Pek tabii Türklerle savaşıp elinde çiçeklerle memlekete dönemezsin .. Hele ki o dönemlerde ..Hal böyle olunca savaş sırasında yakınına düşen bir top mermisi ile sol kolu işlevini kaybediyor .. Bakınız işlevini kaybediyor diyorum .. Sanıldığının aksine kolu ya da bileği kopmuyor .. Bu çok dile getirilen ama doğru sanılan yanlışlardan ilki .. Bundan sonrasında da İnebahtı'nın Tek Kollusu lakabını alıyor .. Sonrasında sağlığına kavuşabilmek için bir süre dinlenip , nekahat dönemini atlattıktan sonra elindeki "tavsiye mektubu" ile Napoli'den yola çıkmasına müteakip Barcelona' nın kuzeyinde Arnavut Mehmet komutasındaki korsanlar tarafından esir alınıyor .. Yani İnebahtı ' da esir alınıyor savı da tamamen ASILSIZ ...YOK ÖYLE BİR DURUM!! Devam edelim yüzbaşı olmayı bekleyen ama kolu işlevini yitirdiği için buna ömrü boyunca hiç ulaşamayan Cervantes'in kadersizlikler silsilesine .. Efenim bizimkinin yanında bir referans mektubu var demiştim ya .. Bilin bakalım bu referans mektubu kime yazılmış ? Dönemin İspanya Kralına !! Korsanlar krala yazılmış referans mektubunu görünce ,kendisini Kraliyet ailesine mensup biri sanıyorlar.. Asilzade sanıldığı için de kellesine 500 escudo fidye koyup Cezayir' e şutluyorlar .. Bunları niçin anlatıyorum ? Dediğim gibi hem hayatını bilesiniz hem de burda okuduğunuz hayat hikayesi esasen romana da yansımış ..Romanda 39. ve 40. bölümlerde Osmanlılara karşı savaştığı ve esir düşerek İstanbul' a götürüldüğü bir kısım var .. Cervantes burda esasen başından geçenleri farklı bir kurguyla romana katık etmek istemiş ama söz konusu kurgu gerçeklerin önüne geçmiş .. Yani sizin Kılıç Ali Paşa ' nın esiri olarak İstanbul'da bilmem hangi cami inşaatında çalıştığını sandığınız Cervantes bunları HİÇ AMA HİÇ yaşamıyor .. TÜM BUNLAR BİRER KURGU!! Böylece doğru bilinen yanlışlar kısmına bir açıklık getirmiş olduk sanıyorsam .. Ha bu arada bizimki 4 5 kez kaçma girişiminde bulunuyor bu esaret döneminde .. 500 escudo o dönem için muazzam bir para ..Toparlanacak , biriktirilecek gibi değil.. En son yakalandığında bakıyorlar ki bu iş böyle olmayacak , İstanbul' a nakledelim biz bu kefereyi derlerken bir Hıristiyan tarikatına mensup rahipler, mevzu bahis fidyeyi ödüyorlar da bizler bugün bu güzel eseri - ki güzel az kalır NET ŞAHESERLER ŞAHESERİ! - okuyabiliyoruz .. Pek tabi 500 escudo gibi yüklü bir meblağ o dönemki "din" adamlarında ne arıyor onu da sizlerin takdirine bırakıyorum .. ANLADIN SEN ONU !! =)) Az da romanın yazıldığı dönemden bahsetmek lazım sanırım ..

Şimdi efenim o dönemler merkantalizm revaçta biliyorsunuz..Bilmiyorsan da çaktırma biliyor gibi yap cicim=)) İlla ki nedir merkantalizm der isen kısaca şöyle açıklayayım sana .. Anamal yani kapital birikimi ve ticareti savunan görüş .. Bu işin kralı o dönem İspanyollar.. Söz konusu ticaret olunca kıtalar arası linkleri birleştirecek ticaret şekli deniz taşımacılığı .. Henüz İngilizlerin bitinin kanlanmasına var daha tabii.. Dönem itibari ile Dünya' ya egemen olan iki süper güç var denizlerde .. Biri Osmanlı ,diğeri Habsburglar yani günümüze refere eden ismiyle İspanyollar .. Bizimkiler keşif amaçlı seyahatlere falan gerek duymuyorlar bu dönem... ŞAŞIRDIK MI ?! Pek tabi ki hayır şekerim !!Neyse bebiş o kısımlara girmeyeyim.. Bizim Osmanlı dedelerimiz kulaklarının üzerinde uyuyadursunlar , İspanyollar unu eleyip , eleği de duvara asmışlar çoktan Hernan Cortes ' in önderliğinde .. "Ben ve arkadaşlarım ancak altınla giderilebilen bir kalp hastalığından muzdaribiz " diyen bu KAKA adam sayesinde İnka ve Azteklerden cukkaladıkları altın ve gümüş , dönem itibari ile İspanya' ya akıyor .. Yalnız gözü bir türlü doymak bilmeyen açgözlü İspanyollardan , Azteklerin de intikamı çok ama çok acı oluyor ve İspanya ENFLASYON 'a hoşgeldin demek zorunda kalıyor !!! Ne demişler : TATLI TATLI YEMENİN ACI ACI ... =)) İşte tam bu dönemlerde , yani sosyo-ekonomik dengelerin değişip aristokrasinin ağzının üstüne roketi yemek suretiyle burjuvazinin şekillendiği, yeşerdiği aralıklarda kaleme alıyor Cervantes bu muhteşem eseri .. Bizim tabirimizle tüfeğin icat olup mertliğin bozulduğu sıralar .. Ki romanı okuyanlar Don Kişot' un baruttan ve tüfekten nasıl nefret ettiğini , barutu şeytan işi olarak gördüğünü bileceklerdir .. Tüm bunlar göz önüne alındığında, kabaca tasvir edecek olursak romandaki esas eleştiri YOKSUNLAŞAN dönem İspanyasına yönlendirilmiş .. Misal enflasyonun karşılığı romandaki Don Kişot karakteri.. Yoksunlaşan aristokrasi...

Gelelim bu eserin niçin roman tarihinin kurucu miti yani roman denilince türün miladı olarak görüldüğüne.. Daha öncesinde aldığım notlarda, Milan Kundera' nın bu romandan için şu sözleri sarf ettiğini gördüm .. Diyor ki Kundera :

"Modern çağın kurucusu safi Descartes değil, onunla beraber Cervantes'tir."

Cervantes o güne değin unutulan hatta ve hatta yok sayılan "alt tabakadaki" insan olgusunu romanın atası kabul edilen bu esere katık yapmış.. Dolayısıyla bu bir EPIC ANLATI DEĞİL! Tepesi atınca ikamet ettiği dağdan inip onun bunun kıçına yıldırımlar gönderen tanrıların anlatımı değil , bahsettiğim aşağı tabakanın, YOKSUNLAŞMIŞ KESİMİN hikayesi Don Kişot.. Roman sözcüğünü de açmakta fayda var pek tabi bu arada .. Roman , esas itibariyle eski fransızcadaki "romans" sözcüğünden gelme ve aşağı tabakanın anlatımı demek... Ve Don Kişot sonrasında yazılan bu formdaki örneklere baktığımızda kahraman olamayan kahramanları görüyoruz.. Tıpkı Raskolnikov gibi .. Tıpkı "hayalleri gerçek dünyaya çarpınca yokolan" Madam Bovary gibi .. Tıpkı Daha romanındaki Gaza gibi .. Örnek bol .. Say say bitmez.. Tüm bu anlattıklarımızı alt alta koyduğumuzda ve saydığım değişkenleri de göz önüne aldığımızda Don Kişot , geçmişin hayalini kesesine koyup günümüz hayatıyla yapacağı savaşa start veriyor .. Bölük pörçük gidiyorum kusura bakmayın ama savaş demişken hepimizin okumamış olsak dahi bildiği o meşhur yel değirmenleri sahnesini gözünüzün önüne getirin .. Ordaki yel değirmenleri elbette hepimizin bildiği bilindik yarı korkunç yarı gülünç sonu barındırıyor ama yel değirmenleri ve değirmencilik burjuvazinin yeryüzündeki ilk mesleklerinden .. Ticari kapitalizmin ilk formlarından ve tarlalardaki hasatın ardından buğdayı ekmek formuna kavuşturabilecek ilk merci .. Taş atmadan , kol yormadan mekana gelen buğdaya el koyan ara sınıf değirmenler .. Yani Cervantes, sonucu belli dahi olsa "gezgin" şövalye Don Kişot' u o savaşa boş yere sürmüyor .. Gezgin demişken de pikaresk roman olgusundan bahsetmek lazım .. Efenim bu tür , normal romandan öncesinde yazılmış gezgin , serseri , zibidi ya da maceracı ,"İŞSİZ"( <3 ) güçsüz karakterleri barındıran bir anlatı biçimi .. Don Kişot' tan bir önceki ara form ,yani onun halefi dersem yanılmış olmam .. Kökeni yine İspanya .. Bu açıdan bakıldığında da Don Kişot romana bir başka yenilik getiriyor çünkü ortaçağda insanlar toprağa bağlılar .. Cervantes geride kalan değerlerin hüznüyle yollara sürdüğü Mahzun yüzlü şövalyeyi bir de burjuvaziyle savaştırıyor .. Her açıdan takdire şayan !!

Gelelim zıtlıklara ... Burda , tam şu satırları yazarken Sancho Panza' yı anmak isterim .. Ne çektin be kardeşim ?!?! Neler ettin ?!?! Don Kişot' a neler çektirdin sen yauw ?!?! =)) Şu hayatta gerçekten yaşamış olsaydın bilmiyorum neler olurdu ? Mezarın kutuplarda dahi olsa görmeye giderdim seni !! =)) Hem gülmekten , hem üzülmekten kahrolduk biz senin için ... Var olmamana rağmen halden hallere soktun sen bizi .. Romandaki en göze batan olay bu DOM DOM EMMİMİZLE ayuka çıkan zıtlıklar silsilesi .. Uzunla kısanın , şişmanla zayıfın , güçlüyle güçsüzün , soyluyla köylünün ,cahille eğitimlinin, at ile eşeğin içinde bulunduğu absürtlükler silsilesi.. Buraya kadar goy goy yapmaksızın geldim ama dayanamıcam artık !! HAHAHAHAHAHAHAA !!! Yauw kardeşim kem gözlü , topal , at suratlı , ağzı SARIMSAK kokan köylü kızını, o dünyadan habersiz dolanan mahzun yüzlü şövalyeye dünyalar güzeli Dulcinea diye kakalamak nedir yaauw?!?!!? ZOHAHAHAHAHAHAHAAHAHAHAHAHA !!!! Boyun bosun devrile ulan senin !! RÖHAHAHAHAHAHAHAA !!! =))) Bakın o kısmı eve gelip HUSUSİ sarımsak soyup koklayarak belki 20 kere falan okudum komalara gire çıka .. MÖHTEEEEEEŞŞŞ!!! =)) Okumamın üstünden belki 2 ay geçmiş ...Şu an dahi şu satırları yazarken gözümden yaş fışkırdı gülmekten =))) Zehir anlatılır gibi değil!! Her bölümde ayrı bir cinnet fışkırıyor.. Handaki dövüş sahneleri falan hele =))) Sanırım İspanya kralı IV. Felipe idi.. Maiyeti ile gezerken yolda kendi kendine gülüp, kitap okuyan birini görmüş bunlar .. Millet şaşırınca kral bu çocuk ya deli ya da Don Kişot okuyor demiş .. Doğru mudur bilmem ama söylence dahi olsa bu kitap bunun hakkını sonuna kadar veriyor .. Şimdi zıtlıklardan bahsetmişken belirtmem gerekiyor ki Sancho Panza'yı Don Kişot' un yanına koymak , aslında Don Kişot' u, Don Kişot yapıyor .. Esas itibari ile bu ikili o dönem için ateş ve barut misali bir oluşum .. Bir aristokratın, yanında görmek isteyeceği ve aynı ortama girip girebileceği son kişi köylü çünkü .. Onun aristokrasinin yanına girmesine müteakip biz aristokrasinin krizini köylünün gözünden görebiliyoruz .. Normalde bu ikili bir araya gelmez ama Cervantes dengeleri öyle güzel dağatmış ki , aristokratta olması gereken akılı Sancho' ya vermiş .. Don Kişot ' ta olması gereken derebeyliği , gaddarlık , zor kullanımı şövalyemizde mevcut değil .. Buna karşılık Sancho tam bir köylü kurnazı , yemesine içmesine düşkün , yer yer açgözlü ama umulmadık anlarda okuyanı da şaşırtan bir bilgelik sahibi (Bu durumun romanda en net ortaya çıktığı kısım Sancho reisin valilik yaptığı kısım).. Don Kişot' un hayalciliği kendisine de eğlenceli geliyor .. Aynı zamanda işine de geliyor .. E pek tabi durum böyle olunca ÖLÜ GÖZÜNDEN YAŞ , İMAM EVİNDEN AŞ eksik olmazmış sözü hayata geçiyor ve türlü olmaz maceralara gark olunuyor .. Roman için pek çok değerlendirmeye , incelemeye hatta tezlere baktım daha öncesinde ama sanırım bu bahsettiğim zıtlıkları da içine alan en güzel Don Kişot yorumunu George Orwell yapmış ..

"Ruhsal bakımdan Kişot ve Panza , tin ve et , BEYİN ve GÖBEK , yer ve gök ,hayal ve gerçek , geçmiş ve gelecek , edebiyat ve hayat kutuplarının yerine geçerler...
....Bu iki ilke , yani SOYLU DELİLİK ve BAYAĞI BİLGELİK neredeyse her insanoğlunda yanyana var olmaktadır. Kendi zihninizin içine baktığınızda HANGİSİ SİZSİNİZ? Don Kişot mu yoksa Sancho Panza mı ? Herhalde ikisi birdensiniz. BİR PARÇANIZ KAHRAMAN VEYA AZİZ OLMAK İSTERKEN , BAŞKA BİR PARÇANIZ DA POSTU DELDİRMEDEN HAYATTA KALMANIN FAYDALARINI AÇIKÇA GÖREBİLEN O KÜÇÜK ŞİŞKO ADAMDIR.BU, GAYRİRESMİ BELLEĞİNİZDİR. SİZİN BİR PARÇANIZ OLMADIĞINI SÖYLEMEK DÜPEDÜZ YALAN OLUR , TIPKI DON KİŞOT'UN DA BİR PARÇANIZ OLMADIĞINI SÖYLEMENİN YALAN OLACAĞI GİBİ ."

Bu romanla birlikte en çok hoşuma giden ve en çok dikkatimi çeken şeylerden biri de "YOLDA OLMAK" olgusu .. Sabahın dördünde uyandırdığı zavallı Sancho Panza' ya gitmeleri gerektiğini söylediğinde ,Panza' nın şaşırıp bu saatte nereye gideceklerini sorması üzerine Cervantes'in Don Kişot üzerinden verdiği şu güzel cevap cidden muhteşem!

Önemli değil ! Yolda olalım .. Muhakkak bir yere gideriz .. (Handa olmak iyi değil ... BİZ YOLDA OLALIM.)

Bu kısım şu açıdan dikkat çekici .. Cervantes için Don Kişot ' u önce yaşadı , sonra yazdı denir .. Memleketine beş parasız döndükten sonra , Deniz kuvvetlerinde girdiği işte bir memurun hırsızlığı yüzünden hapis yatan ve 20 sene boyunca para kazanmak için sürekli yazan Cervantes'in azmidir işte bu cümleler ..

Yalnız o güne değin kimsede olmayan bir cevhere sahip ki korkunç bir zeka ve muhteşem bir mizah anlayışı .. Yine de o günlerde değeri hiç anlaşılmamış bir eser bu .. Bu nedenle yaşamı boyunca başarısız bir yazar olarak adledilmiş .. İnanılır gibi değil ama gerçek .. İşte bir zıtlık daha size .. En sonunda yaşadığı dönemin İspanya'sında hem İspanya'yı hem de şövalyelik kurumunu yermek için bu romanı kaleme alıyor .. Şövalyeliği gülünç kıldığı için propaganda amacıyla yazıldığı da söylenir bu romandan için.. Kim bilir, Karl Marx' ın çocuklarına uykudan önce en sevdiği roman olan Don Kişot' u okumasının bir sebebi belki de budur .. Bitirirken bir de ilginç bilgi vereyim .. Diğer incelemelerde buna değinen hiç kimse olmamış .. Romanın ilk bölümü yayınlandıktan sonra , 1614 'te bir başka yazar Don Kişot' un ilk kısmına sahte bir devam yazınca Cervantes bu sahte bölümü alıp romanın gerçek ikinci kısmına eklemek suretiyle Don Kişot ve Sancho Panza' ya bunun dalgasını da geçirtmiştir kitap içerisinde .. Yani THUG LIFE denen olgunun da babasıdır dersek yanılmayız.. ÖYLE DE EFSANEDİR !!! =)) Seyyit Hamit bin Engeli kim diyecekler için de kısa bir açıklama yapalım.. Kurmaca mıdır , görmece midir ben bilmem binleri bunları .. Engizisyonun şiş kebap ortamlarına sellektör yaptığı dönemlerde bunu ben yazdım diyecek baba yiğit çıkmadığı için bizim gavur Cervantes 'imiz kitap içerisinde müslüman Seyyit Hamit bin "ENGELİ" ye evrilmiştir .. Gördüğünüz üzere soyad herşeyi gayet açık ve net anlatmaktadır! =)) Ya herro ya merrodur yani senin anlayacağın ..

Uzun ve gecikmiş bir incelemenin de böylece sonuna geldik.. Esen kalınız "İŞSİZ" KALINIZ!!


Olmazsa olmazımız .. Çocukluğumuzda böylesi bir klip çekip hepimizi buhranlara , komalara sürüklediğin için sana da teşekkürler İlhan İrem .. Don Kişot' u ilk senden duydu bizim nesil ..

https://www.youtube.com/watch?v=SMa2VSO0MyU
920 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Bugün, okuduğun kitaptan başını kaldırıp, Alonso Quijano ’yu Don Quijote yapan yolda ona eşlik eder misin?

Derler ki, bu eseri üç kez okumalıymışız: Kahkahanın duygulara hâkim olduğu gençlikte, mantığın hâkim olduğu orta yaşta ve felsefî düşüncenin hâkim olduğu ihtiyarlıkta. Benim ikinci okuyuşum oluyor. Umarım üçüncüyü de okuyacak kadar zamanım olur.

MİGUEL DE CERVANTES KİMDİR?

Günümüzden yaklaşık 470 yıl önce yaşamıştır. Okul hayatı kısa sürmüş ve eğitimini kendi kendine tamamlamıştır. O dönemde İspanya'da düello yasaktır ve bu düellolardan birine karıştığı için mahkeme tarafından sağ elinin kesilmesi cezasına çarptırılır. Böyle olunca, bir anlamda Cervantes’in “Don Quijote” olma macerası da başlar.

Cezadan kurtulmak için, Osmanlı Devleti'ni İnebahtı'da mağlup eden Haçlı donanmasına katılır. (Daha sonra bu zaferden, Osmanlılar’ın denizlerdeki yenilmezlik unvanlarının ve kibirlerinin hazin sonu diye bahsedecektir.) Kendisi de bu savaş sırasında yaralanır ve askerlikten daha fazla yarar sağlayamayacağına karar vererek ülkesine dönmek üzere bindiği gemi Osmanlılar’ın saldırısına uğrayınca esir alınır ve Cezayir'de beş yıl geçirir.

Nihayet Cervantes özgürlüğüne kavuşarak ülkesine döner. Önceleri tiyatro ile ilgilenir. Bir çok oyun yazar ama pek çoğu günümüze ulaşmaz. Donanmanın ambar memurluğunu yaptığı sırada sorumlu olduğu kasa açık verince, yeniden hapse girer.
Cervantes, Don Quijote'un temellerini burada atmaya başlar ve kitap 1605’de yayımlandığında büyük beğeni kazanır.

MODERN ROMANIN ERKEN ÜRÜNÜ “DON QUİJOTE”

16. yüzyıl öncesinde edebiyat, kısa şiirler, kahramanlık destanları ve halk hikâyeleri gibi unsurlardan oluşuyordu. Ardından din ve din adamlarının yaşamlarını anlatan şiirler geldi. Sonrasında da romanslar…

Don Quijote öncesinde, “romans” dediğimiz serüvenlerle dolu metinler yazılmış. Don Quijote yayımlanınca romansların kolaycılığı ve tekdüzeliği ortaya çıkar. Bu eser, romans türünün bitişi, modern romancılığın başlangıcıdır diyebiliriz. Cervantes burada, gerçeklikten uzak romansları kötülemek yerine, onları kendi silahıyla vurarak, hicivlerle donattığı şövalye hikâyelerinin saçmalığını gözler önüne serer.

“Don Quijote” henüz doğmamış modern yazım türlerinin ayak izlerini, hatta Postmodernizmin özünü içinde barındırır. Okurla sürekli iletişim halindedir. Onun görüşlerine kulak verir. Okura kurgusal bir metnin içinde gezerken kendi kendisine bakma olanağı da tanır. Anlatıya ironilerle müdahale ederek, kurmacayı bir şölene dönüştürür.

Kısacası, “Don Quijote” bir öncü romandır.

İspanyol Edebiyatı’nın okurlarına kazandırdığı, 30’dan fazla dile çevrilmiş, en çok okunan eserlerin başında gelen Don Quijote, dünya edebiyatında olduğu gibi Türk Edebiyatı’nda da büyük izler bırakmıştır. Bu arada; eserin ülkemizde bu kadar çok sevilmesinde, Doğu anlatılarıyla bağlantılı oluşunun etkisi var mı diye düşünmedim değil.

Ayrıca Cervantes, bu eserde kendisinden başkalarının emeği olduğunu da sezdirir. Karşımızda bir yazar üçlüsü var bile diyebiliriz. Anlatıcı yazar olan Cervantes, topladığı el yazmalarıyla hikâyenin temelini atan Magripli Seyyid Hâmid Badincani ve Arapça’dan çeviriler yapan bir başka yazarla devam eder okuma serüvenimiz.

DELİLİK Mİ FİLZOFLUK MU?

Cervantes, Don Quijote karakterinde, inandığı değerler uğruna savaşan, bu uğurda hayatını hiçe sayan, fedakârlıklarının karşılığını alamamış bir tip yaratarak, kendi düş kırıklıklarını da ortaya koyar.

Yıllar boyu okuduğu şövalyelik kitapları neticesinde, ellili yaşlarına geldiğinde idealinin içinde kaybolmuş, zayıf, uzun boylu Alonso Quijano’nun bütün servetini bu uğurda harcamaktan çekinmediği bir serüvene çıkmasına tanık oluyoruz. Yüce ruhlu, mütevazı ve merhametli Don Quijote aynı zamanda bilgili de bir insandır. Sapasağlam bir iradesi vardır. Onun inancı ve görev hissine bağlılığı insanı şaşırtacak derecelere varır. Yarısı mukavvadan miğferiyle, sefalet içindedir ama “görev” olarak inandığı şeyi yerine getirmek için bir an bile gözünü kırpmaz, her türlü eziyete katlanır. Yaptığı hamlelerde işin başını, sonunu, neticesini düşünmez. Zaten düşünse “fedakârlık” olmazdı değil mi? Baruta karşı kılıçla savaşmaktan vazgeçmeyen gururlu bir idealisttir o.

Peki neydi bu yüce görev? Artık unutulmaya yüz tutmuş gezgin şövalyelik görevi adı altında, rastladığı kötülükleri ortadan kaldırmak, haksızlara cezasını vermek onun idealini açıklamaya yeterli midir? Bence Cervantes burada akıl bozulması yaşayan birine bu görevi yüklerken okuru daha derin bir düşünceye yönlendirmiştir: “Hangimiz deli, hangimiz akıllıyız ve buna kim karar veriyor?”

Eser, gözümüzden yaş getirecek kadar güldürürken, La Mancha’lı Asilzade Don Quijote aracılığıyla aynı zamanda derinlemesine bir hüzün gelir yerleşir içimize. Her saldırısında yaralansa da yoluna devam eder. Yaralarımıza dokunur.
Başka türlü bir hayatın da mümkün olabileceğine inandırır bizi. Delilik diye algıladığımız yel değirmenleriyle savaşında, aslında onun idealizmi ve materyalizm karşı karşıyadır.

Ve sadıktır Don Quijote. Birbirlerini hiç görmemişlerdir; Dulcinea del Toboso’nun onun varlığından bile haberi yoktur ama hayalindeki aşka sadaketle bağlıdır. Tıpkı silahtarı Sancho Panza’ya sadık olduğu gibi.

Baş koyduğu yolda yalnız yürümesine razı olmayan, yakınında durup onu gözeten, kendi çıkarlarından vazgeçmek istemese de yol arkadaşını yere düşürmeyen Sancho olmasaydı Don Quijote bu denli kalıcı bir karakter olabilir miydi? Birbirleriyle çelişseler de, uyuşmazlık yaşasalar da, onu gerçek dünyaya davet ettiği kadar, ideallerine de çelme takmayan bir yoldaştır Sancho Panza.

Yolun başında aç gözlü, maddiyata düşkün ve cahil bir Sancho varken, serüvenler devam ettikçe birbirlerinin özelliklerini taşımaya başlarlar. Gerçek hayatın sıradanlığından sıyrılınca düşler ülkesinde yaşamak Sancho’ya da iyi gelmiştir.

Zaten gerçek hayat hepimizin tahammül etmekte zorlandığı bir yerdir desem birçoğunuzun bana katılacağını tahmin edebiliyorum.

Deli deyip geçtiğimiz Don Quijote kadar hayatın gerçeklerine karşı çıkarak kendi gerçekleriyle yaşayan kaç akıllı var içimizde? Dövüşerek, kavgasından vazgeçmeden…

İçindeki Don Quijote ruhunu canlı tutan, yaralarını gururla taşıyanlara selâm ve muhabbetle.
920 syf.
·458 günde·Beğendi·10/10
Alonso Quijano, bir sabah uyandığında kendini tüm dünyayı değiştirmeye ve haklıyı savunup haksızı cezalandırmaya kararlı, hiç görmediği güzeller güzeli Dulcinea el Toboso'sunun güzelliğini tüm dünyaya yaymaya çalışan tabi bu uğurda gerekirse bir tabur insanı karşısına alabilecek cesarete ve kararlılığa sahip, bilgilerin efendisi devcileyin bir gezgin şövalye; Don Quijote olarak bulur.

Bir çokları delilikle dâhilik arasında kalarak ne olduğunu anlayamasa da, Don Quijote'nin bilgeliğinin ve yaratıcılığının ucu bucağı olmadığı şu koca iki ciltten de anlaşılmış olmalı.

Dünya üzerinde ne Don Quijote vardı aslında ne onun geveze, atasözleri efendisi obur silahtarı Sancho Panza. Ama onları elmacikkemiklerinin çöküntününden göbeğinin katmanlarına kadar en ufak ayrıntısından biliyor olmanız nasıl mümkün? Cervantes'in kim olduğunu bilmeyen birinin Don Quijote 'yi mutlaka tarif edebilir olması şaşırtıcı değil mi? Peki bu muhteşem mizah yüklü zeka ürününün, romanın babasının, her romanın kaynağının taaa 1600'lü yıllarda yazılmış olması...

Don Quijote üzerine yapılmış onlarca belgesel, film, tiyatro, müzik, program varken onu bilmemek ne mümkün. Ben daha önce de farklı isimler için bu programı koymuştum. Benim için çok bilginin kaynağıdır. Belki de hayatımda böyle bir programı yapma fikri bensiz de olsa yapıldığı için çok heyecanlanarak izledim her bir bölümünü. Şuraya koyayım da yararlanın.
https://youtu.be/VIXeWqgpevw

Ey okur, elinde tutmuş olduğun bu kitap Cervantes'in Doğum Müzesi'nde dünyanın hemen hemen tüm dillerinde yazılmış Don Quijote'lerin arasında bulunmakta. Çok heyecan verici değil mi?
Hem de bu kitabın verilmesi bu tv programı sayesinde küçük bir törenle yapılıyor. Şahit olmak ne şans.

Beni Ispanya'ya çağıran bir kişi Don Quijote ise bir diğeri Federico'dur . Kendimi bu yazının altında şu an kendime söz verirken buluyorum.
Ey Elifoğlan, 2019'u bitirdiğinde Ispanya'ya gitmiş olacak ve hedeflediğin tüm yerleri görmüş olacaksın .

Ve Madrid'te Cervantes heykelinin altında haykıracaksın;
" Ey olağanüstü yazar! Ey talihli Don Quijote! Ey meşhur Dulcinea! Ey sevimli Sancho Panza! Hepiniz birlikte ve ayrı ayrı, sonsuz çağlar boyunca yaşayın, insanları daima memnun edin, eğlendirin. "
920 syf.
·22 günde·Beğendi·9/10
Bir süredir yel değirmenlerini izliyordum. Üstelik uzun zaman önce Necip Tosun’un ‘Dünya Romanı Kitaplığı’nı alıntı olarak paylaşmıştım. #47001886 Ve listede bu kitap birinci sıradaydı. Daha fazla kitaplığımda bekletmeyi doğru bulmadım. Benimle birlikte okuyan arkadaşlarımın sayısı arttıkça mini bir etkinlik haline getirmek istedim. #76187443

Kitabı okurken çok sık gülümsetti beni (Özellikle delilik ve hayalle alakalı kısımlarda). Hafif deli, yarı deli, az deli...tam bayram havası:) Gülerken sağa sola bakıp kontrol ettiğimi fark ettim. Birbiriyle alakasız gibi görünen birçok serüvenin daha sonraki anlatımlarda yapılan vurgularla pekiştirilmesi dikkat çekiciydi (Hana gelen hiçbir misafir yabancı değil, mutlaka okuru şaşırtacak tanıdık biri). Tabi buradaki pekiştirmenin olayın gerçekliğine etkisi olamayacağı için (saçmalıklar aşinadır çünkü), okuyucuya şövalyenin ahmaklığı ve kendi içinde tutarlı ama temelsiz gerekçeleri gösteriyor. Yazarın bu derece saçma bir hayal gücüne, bu kadar akıllı ve bilgili bir insanın nasıl kapıldığını açıklamakta kullandığı en kuvvetli araç ise peşinde büyücülerin olduğuna inanması ve görmüş olduğu her şeyin bir büyü ve yanılgıdan ibaret olmasına inanması. Burada da yazarın bu kadar farklı serüveni bir arada tutan hafızasını takdir etmek gerekiyor. Sadece iki hatayla… Onlardan daha sonra bahsedeceğiz.

Aslında ben sadece okuyup geçmeyi düşünüyordum. Yazmaya çok fazla cesaretim yoktu, ama benim de bir şeyler söylemem gerekiyor artık diye düşündüm. Acaba etkinliğe dönüştürmeden ileti olarak bıraksak daha mı iyi olurdu? Olan oldu artık, bir yerden başlamamız lazım. Sancho, nerden başlayalım sence?

-Efendim, her ne kadar kitabın ana kahramanı siz olsanız da, benim daha akıllı ve dikkat çekici olduğumu tüm okurlar fark etmiştir. Benim ısrarla yapmış olduğum kelime yanlışları, atasözlerini yerli yersiz kullanmam, her konuya annemi ve kendimi örnek olarak vermem, karşılaşmış olduğumuz kötü durumlara (bu duruma çok sık düştüğümüz bilinmektedir) vurgu yapmak için beddualar etmem, kesinlikle ön plana alınabilir. Ayrıca bana verilmiş cezalar ve bu cezalar karşısında düşmüş olduğum komik halleri görmezden gelemeyiz. Kaldı ki sadece eşeğimle olan inanılmaz bağım bile ayrı bir inceleme konusudur. Ama biz yine de bundan bahsetmeyelim.

-Roman tekniği açısından yaklaşabiliriz konuya. Jale Parla’nın mükemmel önsözde vurguladığı üzere; Sheckspear’la birlikte modern okuru düşleyen bir yazarın, bütün romancıları derinden etkileyen öncü bir eseridir bu. Jale Parla’nın önsözü tam kitaba yakışacak derinliktedir. Kendisinden sonraki tüm modern anlatımı derinden etkilediğinden bahseder. Kabul ediyorum ama laf aramızda kitabı okumayanlar bile bunu biliyor zaten. Dolayısıyla buradan bir şey çıkmaz. Allah’ın bildiği kuldan saklanmaz. Arpa unundan kadayıf olmaz. Aza kanaat etmeyen çoğu hiç bulamaz…

-İsterseniz serüvenlerin ortak özelliklerinden bahsedelim. Gerçi ortak özellik deyince hemen yediğimiz dayaklar ve kaburgalarım geliyor aklıma. Bir silahtarın bu kadar dayak yemesi yazarın bir tercihiyse hiç isabet olmamış. Kınıyorum kendisini. Ama kastetmeye çalıştığım bu değil. Birbirinden farklı gibi görünen serüvenlerde ısrarla vurgulanmış olan ortak özellikler var;

Evliliklerde hep güzellik ve zenginlik temasının ön plana çıkması ve bu iki tema arasındaki çelişkiler,
Genç kızların namusları ve bekâretlerinin korunmasına sıkça yapılan vurgular,
Aşağılama ve hakaret, düello yasaları çerçevesinde yapılan ritüeller,
Evlenmeyen kızların hayata küserek manastıra kapanmaları gibi konular ısrarla vurgulanıyor vurgulanmasına da, bunlar inceleme için yeterli değil. Armudu sapıyla, üzümü çöpüyle, pekmezi küpüyle…Arayalım bakalım biraz daha. Arayan belasını da devasını da bulur.

-Efendim hikâyede verilen mesajlar, yazarın derdi ve durduğu yer açısından yaklaşalım konuya isterseniz. Öncelikle şövalye romanlarıyla derdi olduğu son derece aşikâr. Belki buradan bir yere varabiliriz. Kahramanına bu kadar şövalye kitabı okuttuktan sonra bu derece akıllı ve soylu birinin ne hale geldiğini hepimiz gördük. Zannımca kitabın asıl yazılma gayesi de bu. Bu anlamda Cervantes'in romansın üzerine cesaretle gidişinin, Don Kişot (Quijote) serüvenleriyle benzerlik gösterdiği düşünülebilir.
Ayrıca Morisca, Hristiyanlıktan dönenler ve sürgün kararlarına sürekli bir vurgu olduğunu söyleyebiliriz. Bunun dışında hem Osmanlılar, hem Mağripliler, hem de Müslümanlarla da bir derdi olduğunu görüyoruz. Ancak Osmanlıların eline esir düşmüş bir yazarın bu kadar derdi olmasını da normal karşılamak lazım. Ayrıca eleştirilerinde dozu aşmadığı ve Osmanlının yükselişini de takdir ettiğini kabul etmemiz gerekir. Kaldı ki Mağriplilerin camilerde çan mı yoksa davul, kaval mı kullandığını tartışan bir yazardan daha fazlasını beklememiz de doğru olmaz. Attığın taş ürküttüğün kuşa değmez. Az sabırda çok keramet vardır. Azı bulmayan çoğu hiç bulamaz.

-Şimdi düşündüm de, karakterleri incelesek daha iyi olabilir efendim. Bence yazarın kesinlikle kızlarla ve güzellikle bir meselesi var. Kitap boyunca adı geçen tüm kızlar hep 14-22 yaş aralığında (korsan gemisinde reis olanlar dahi) ve hepsi güzel, en güzel ve dünya güzeli (erkek kıyafetine girenler bile).

En başta Dulcina’ya güzel demeyen düelloya razı olmak zorunda. Kahramınımızın en büyük meşguliyeti tüm dünyaya onun güzel olduğunu kabul ettirmek. Bunun dışındaki kızlara bakalım;

Ricote’nin kızı Ana Felix “en güzel”,
Prenses Antonomasia, “mükemmel güzellik”, “dünyada birinci”,
Quiteria, “dünyanın en güzeli”.

Bence burada bir çelişki var; yazar ya hiç güzel görmemiş, ya da sayı saymayı bilmiyor. Ben bile okuma yazma bilmediğim halde bu kadar yanlış yapmam, bu yüzden Teresa’dan başka güzel tanımıyorum. Gönül kimi severse güzel odur. Güzele kırk günde doyulur, iyi huyluya kırk yılda doyulmaz. Güzellik konusunu da burada kapatalım. Çünkü bir incelemeye çıkılır gibi görünmüyor…

Hem ben silahtarım, yazar değilim ki, 1k ya üye bile değilim. Hatta okumam yazmam bile yok. Vali olduğumda bile yazı yazmadım ben. İletiyi kim etkinliğe çevirmişse o düşünsün!

Sevgili Sancho, o kadar çok konuşuyorsun ki, düşünmeye vaktin kalmıyor senin. Bu kadar atasözünü nerden buluyorsun anlamıyorum. Atasözlerini çıkarsak senden geriye bir şey kalmayacak diye korkuyorum. Ben senin yerinde olsam üst kurmacadan, yazarın özgüveninden, okurun ilk defa bu kadar sürece dâhil edilmesinden bahsederdim. Öncelikle farklı bir alanla anlatacağım şeyi destekler, daha sonra şöyle bir tanımla girerek kendimi de katardım mesela incelemeye:

Marc Forster’in yönetmenliğini yaptığı “Lütfen Beni Öldürme” adlı bir film üst kurmaca için çok güzel bir örnektir. Filmde kahraman yazarı takip ederek bulur ve kendisini öldürmemesi için onu ikna etmeye çalışır. Benzer şekilde okuru eserin içine sokmak ve yazma sürecine dâhil etmek denilen şey için bu kitap edebi açıdan öncü olma özelliği taşır. Benim açımdan da en değerli özelliği budur.

Değerlidir, kabul ediyorum ama kitap boyunca bir tereddüt yakamı hiç bırakmadı. Bunu söylemeden rahat edemeyeceğim. Eser keyifle ve birbirinden farklı ama hepsi delilik tadında serüvenlerle ilerlerken hep şunu düşündüm: “Hadi bunların biri deli, biri ahmak, akıllılara ne oluyor? Akıllı dediğimiz insanlar neden bunları ciddiye alıp inanılmaz zahmetlere katlanarak akıllara zarar oyunlar oynuyor? Akıllının deliye bu kadar zaman ayırmasına inanmamız mümkün mü?”

Kitabın yazarının şöyle söylediğini vurgular, bize cevap verir gibi: “Seyyid Hamid bir şeyi daha belirtir, oyunu oynayanları da oyuna gelenler kadar deli bulduğunu, dükle düşesin, ahmaklara oyun oynamak konusundaki heveslerine bakıp, onların da ahmaklıktan bir parmak ötede olduklarını söyler.”

Yazardan aldığımız cevaba göre şunu söyleyebiliriz :
Efendim üst kurmaca dediğimiz yapıda, öncelikle yazarın cesur ve kendinden emin olması lazımdır. Velev ki sadece tutarsız bir yergi veya iftira değil düpedüz gerçek bir hata dahi olsa, yazar bunu göğüslemesini bilmelidir. Gerçekten de birinci ciltte yazar iki önemli hata yapmıştır. Birincisi Sancho’nun eşeğinin nasıl kaybolduğunu söylemeyi unutur. İkincisi ise Sancho’nun bulmuş olduğu 100 altının akıbetinden bahsetmez. Fakat ikinci ciltte cesaretle bunu vurgular ve hatayı baskıcının üzerine yıkarak işin içinden ustalıkla sıyrılır.

Belki de şövalye kitabı olduğundandır, özgüven bununla sınırla kalmaz. “Don Kişot’un birinci cildini okumuş olan birisinin, ikinci ciltten zevk alması mümkün değil,” der cesaretle veya “Yazarın cehaletini en çok ortaya koyan nokta ise, hikâyede çok önemli konularda gerçekten ayrılması (bu konuya girme, ben girdim pişman oldum) ve hata yapması.”

Kullanılmış olan bütün üst anlatım teknikleri hem hikâyeye son derece uyumlu, hem gülümseten ifadeler seçilerek yapılmıştı. Okurken hiç rahatsız etmediğini, hatta konunun daha iyi anlaşılmasına yardımcı olduğunu söyleyebiliriz. Neden böyle bir yol seçtiğini, böyle bir durumla ilk defa karşılaşan okura şöyle anlatır:

“Benim hikâyemde böyle olmalı; anlamak için yorum yapmak gerekiyor herhalde.”

Bunların dışında kitap boyunca üst kurmaca aynı kıvamda devam eder. Örneğin, "gözlerini açınca, bu bölümde anlatılacakları gördü," gibi. Tamamını söyleyerek sizi şövalyelikten soğutmak istemem. Ama benim için en can alıcı olan ve beni heyecanlandıran yeri, kesinlikle; kahramanın yazarın göndermek istediği yere değil başka yere gitmeye karar vermesiydi, sırf yazarın boyunduruğundan kurtulmak için…

Uzun zamandır bu kadar keyifli ve sık sık gülümseyerek kitap okumamıştım. Bunun sebebi elbette ardı arkası gelmeyen saçmalıklardı. Dozunda olursa saçmalıklar bile edebi bir başyapıt haline gelebiliyor. O kadar ki, Don Kişot ölüm döşeğinde bunca saçmalığı yazdırdığı için yazarından özür diler. Başka söze gerek yok, bunu anlatmaya çalışıyordum ben de, özür dilerim…

Sancho, sabah uyandır beni, handan ayrılıyoruz. Buraya kadar okuyan olduysa onlar da gelebilir; daha çok okunacak kitap var, yeni maceralar bizi bekliyor…
374 syf.
Boyutlar Arası ve Zamanın Öğütemediği Roman: Don Kişot

Anahtar Kelimeler: Cervantes, Don Kişot, Roman, Üst Kurmaca, Ampirik Okur, Örnek Okur, Şövalye Macerası, Nasihatname, Siyasetname, Hayal ve Gerçek, Umberto Eco, Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti, Gustave Falubert, Madam Bovary, Orhan Pamuk, Kırmızı Saçlı Kadın, Murat Bardakçı.


Dünyanın ilk modern romanı olan Don Kişot, on yedinci yüzyılın başında İspanyol yazar Cervantes tarafından yazılan ve Don Kişot ile Sanço Panza isimli iki hayalperestin şövalyelik maceralarını anlatan bir romandır. Roman yalnızca basit bir macera romanından fazlasını sunar okuyucusuna. Devlet yönetiminden insan ilişkilerine kadar pek çok konuda hikmet barındırır.

Cervantes, Osmanlı’ya karşı yapılan deniz savaşlarında yer almış ve İnebahtı’da esir düşmüş bir yazardır. Cervantes, hem dokuz yıl Osmanlı topraklarında geçen esirliği hem de İspanya’nın Müslüman bölgesi Endülüs’ten dolayı İslam medeniyetini yakından tanıyan bir yazardır. Bu tanıyış, yazarın Don Kişot’una İslami mesajlar olarak yansır. Romanda İslam dinine ait pek çok inancın yanında Osmanlı’nın askeri yapısına ve Doğu toplumlarının kullandığı deyiş ve atasözlerine de rastlanır.

Cervantes’in mensup olduğu Orta Çağ yazarın oto-sansür uygulamasına yol açar. Orta Çağ’ın kilise egemenliğinde olması Cervantes’in İslami yanını ayan beyan kullanmasına engeldi. Bu engel Cervantes’in yazınına üst kurmaca olarak yansır. Eserindeki İslami mesajları örtmek ve yargılanmaktan sıyrılmak için Cervantes, eserini Seyyit Hamit bin Engeli isimli Müslüman bir Mağribi’nin el yazmalarından oluşturduğunu açıklayarak bastırır. Cervantes, bunu o dönemin baskısından kurtulmak için yapmış olsa da bugünün edebiyat literatüründe bu “el yazmalarından oluşma” durumu bir üst kurmacadır.

Umberto Eco, Anlatı Ormanında Altı Gezinti isimli kitabında okur profilini ikiye ayırır: Ampirik okur ve örnek okur. Ampirik okur, okuduğu eserle özdeşleşen ve gerçek dünyayı kurmaca dünyada arayan ya da kurmaca dünyayı gerçek dünyaya uyarlamaya çalışan okurdur. Örnek okur ise yazarın arzuladığı gibi metinlerin altını deşeleyip anlama ulaşmaya çalışan, gerektiğinde birden fazla okuma yapan, metne göre şekil alan ve okuduğunun bir kurmaca olduğunun bilincinde olan okurdur. Gündelik ifadeyle ampirik okur naif okur, örnek okur ise nitelikli okurdur.

Geçmiş çağların toplumu genel anlamda bir ampirik okur yığınıdır. Öyle ki, pek çok sanatçı, ortaya koyduğu eserden dolayı yargılanır. Örneğin Gustave Flaubert, Madam Bovary gibi ahlaksız bir kadını cezalandırmak isteyen ve bu kadını her yerde arayan Fransız toplumunda yargılanmış en sonunda da Madam Bovary’yi tanımadığını söyleyerek yakayı sıyırmıştır. Bir başka örnek de Türkiye’den. Orhan Pamuk’un Kırmızı Saçlı Kadın’ı için Murat Bardakçı’nın kaleme aldığı “Çüş Orhan Pamuk Çüş” isimli yazı da Bardakçı’nın ampirik bir bakışla gerçek ve kurmacanın ayrımını yapamamasının ürünüdür. Ampirik bakışın ihmal ettiği şey kurmacanın salahiyeti için yapılan her şeyin mubah olduğudur.

Don Kişot’un münzevi ve mütevazı bir hayat süren zengin baş karakteri Senyor Alonso, okuduğu şövalye maceralarının içinde yaşayan, kitaplardaki erdemli karakterleri gerçek hayatta arayan ve mazlumlara yardım etmek için bu karakterlerden biri, bir şövalye olmaya karar veren ampirik bir okurdur. Kitapların Senyor Alonso’yu buna sürüklemesi çevresindekiler tarafından şiddetle karşılanır ve “edebiyat” ile “kitap” tartışmaya açılır. Bu tartışma roman boyunca sürer. Senyor Alonso’nun çevresindekiler onun okuduğu bütün kitapları yaksalar da düşünmedikleri şey fikirlerin ölmezliğidir. Senyor Alonso da bütün maceralarında kafasındaki bu fikirleri kullanır.

Macera romanlarının düşselliği ile yola düşen Alonso, adını Mançalı Şövalye Don Kişot olarak değiştirdikten sonra sıska atı ve eşekli şişman seyisi Sanço Panza ile İspanya’yı dolaşarak kendine macera arar. Kısacası Don Kişot, hayalperest bir şövalye bozuntusu olarak yola çıkar. Gördüğü her şeyi kendi düş gücüyle yorumlayan Don Kişot’un o meşhur yel değirmenlerine saldırması hem ampirik okurluğunun hem de ölçüsüz düş gücünün sonucudur. Don Kişot, karşılaştığı bütün olumlu ve olumsuz olayları da düş gücünün kılıfına uydurur. Bu uyduruşun mantıktan uzaklığı onun ve seyisinin çevresindekiler tarafından “su katılmamış deliler” olarak tanımlanmasına yol açar doğal olarak.

Cervantes’in iki karakteri de idealize etmekte son derece başarılı olduğunu söylemek mümkündür. Sanço Panza'nın şişman, pisboğaz ve boşboğaz olarak donatılması onun efendisi için ne kadar uygun bir seyis olduğunu gösterir. Öyle ki Sanço Panza, vefa ve çıkar arasında gidip gelen ancak en sonunda dramatik kurgunun gereği olarak vefayı seçen sadık bir seyistir. Öte yandan Sanço Panza’nın Beleşonya’nın adaletli valisi olduğu dönemdeki akıllı başlı tavırları da önemlidir. İfade biraz daha ileri götürülürse Sanço Panza’nın bölünmüş bir kişilik olduğu söylenebilir: Vali Sanço Panza ve Seyis Sanço Panza. Zaten Sanço Panza’nın ormanda kendini kırbaçladığı sahnede bu bölünmüşlük açık ve net olarak ortaya çıkar.

Hem Don Kişot hem de Sanço Panza, gerçeklik ile hayalperestlik, akıllılık ve delilik, saflık ve kurnazlık arasında gidip gelirler. Onların bu tavrı kendileriyle alay edenleri bile şüpheye düşürür. Çevresindekiler, bu iki “deli”nin kendileriyle alay edip etmediğine emin olamazlar. Roman boyunca bu iki uç nokta arasında gidiş gelişler devam eder. Romanın sonunda bile Cervantes, bu iki karakteri de tam bir uca yerleştirmez. Metnin sonuna geldiğinde okur, Don Kişot ve Sanço Panza’nın akıllı mı deli mi olduklarına karar veremez.

Macera Don Kişot’un düzmece ve buruk yenilgisiyle sonuçlanır. Düzmecenin farkında olmayan ve hayali elinden alınan Don Kişot üzüntüsünden ölümün pençesine düşer. Cervantes burada hayal ve gerçeğin dengesinin iyi kurulması gerektiği mesajını verir. Delilik derecesindeki aşırı hayal başa olmadık işler açarken hayalsizlikle yaşanan yavan bir hayat da yaşanmaya değer değildir.

Romanı üç ana bölüme ayırmak mümkündür. İlk bölüm Sanço Panza’nın Beleşonya valisi oluşuna kadarki bölümdür ve bu bölüm genel anlamda bir macera romanıdır. İkinci bölüm Sanço Panza’nın valilik dönemidir ve bu bölüm devlet yönetimiyle ilgili önemli nasihatlerin verildiği bir siyasetname niteliğindedir. Roman valiliğin bitişiyle başlayan üçüncü bölümde yeniden macera romanına döner. Özellikle ikinci ana bölümde dinden devlet yönetimine, insan ilişkisinden bilgeliğe kadar önemli mesajlar verir. Cervantes, aksiyon ve felsefi söylemi Don Kişot’ta başarıyla harmanlar. Dilini anlaşılır kılan Cervantes romanında güldürü ögesini de ihmal etmez.

Don Kişot’un dikkate değer yanlarından biri Orta Çağ’ın sınıflara ayrılmış toplumlarının sosyolojik yapısını analiz fırsatı vermesidir. Feodalitenin hüküm sürdüğü İspanya’da toplum soylular ve sıradanlar olarak ikiye ayrılır. Bu ayrılışın Don Kişot açısından önemi, bu sınıfsal farkın Senyor Alonso’nun bilincine yansımasıdır. Öyle ki Senyor Alonso, Don Kişot olduktan sonra, sanki aradığı erdemli kurtarıcı Robin Hood gibi halk içinden çıkamazmış gibi bir “soyluluk” türküsü tutturur. Ona göre şövalye soyludur, halk da soyluların yardımına muhtaç mazlumdur. Öte yandan Don Kişot’un kürek mahkumlarıyla kurduğu diyaloglarda İspanya Krallığı’na yöneltilen ciddi eleştiriler var. Bugünün okuru olarak bu bölümleri alıntılayıp alıntılamamak konusunda tereddüt yaşadığımı belirtmem gerekiyor. Bugünden dahi bakıldığında Cervantes’in eseri Seyyit Hamit bin Engeli’den aldığını söylemekle döneminde ne kadar akıllıca bir yöntem seçtiği bir kere daha görülüyor.

Özetle Don Kişot, çağının çok ilerisinde bir teknikle yazılmış bir romandır. Romanda yukarıda sıralandığı gibi pek çok mesaj verilir. Bu teknik ve içerik unsurlarının yanında hem dünyanın ilki olması hem de Cervantes’in ustalığı Don Kişot’un bir klasik olarak yirmi birinci yüzyılda neden hâlâ okunduğunu açıklar. Öyle görünüyor ki Don Kişot, daha kaç yüzyıl boyunca okunmaya devam edecek…
920 syf.
·16 günde·Beğendi·10/10
ZIRHI PASLANMIŞ KAHRAMAN !

Cervantes ön sözde "Don Quijote’un babası değilim, olsam olsam üvey babasi olabilirim.” diyerek romanıyla arasına mesafe koyuyor.

Don Quijote;
kötülük ve haksızlığın düşmanı, genç kızların koruyucusu, devlerin korkusu ve savaşların galibidir.
Aklını orta çağ kitaplarıyla bozmuş deli ve de sefil bir kahramandır.

Tolgası çamaşır leğeni...
Koşumu semer...
Şatosu handır...
Zaten romanda :
Hancılar prens...
Han hizmetçileri de prenseslerdir !

Quijote kılıcını çeker, miğferini (!) takar, safkan (!)atına biner, güçlü silahtar (!) Sancho Panza’yı da yanına alarak suçlulara, borçlulara, zalimlere savaş açar.


EY REZİLLER! SİZ AŞAĞILIK, KIT ZEKÂLILAR !

“Siz zincire vurulmuş insanları hürriyete kavuşturmaya, esirleri kurtarmaya, zavallılara yardım etmeye, düşeni ayağa kaldırmaya, çaresizlere çare bulmaya, yol kesmek mi diyorsunuz?”
Böyle düşünen AYLAK OKURsanız şuna cevap verin :
Boş bir hayale kapılmak mıdır kötü olan yoksa bunun farkına varmak mı?
Hayalperestçe görüneni oldurma çabası, Quijote’u bu rezil okuyucunun gözünde yüceltmelidir.

Hayallerinin peşinden sürüklenirken adeta sürünen ama hiç şikayet etmeyen Quijote ‘a kızarken acıyan, acırken hayıflanan okur pek çok sürprizle karşılaşıyor bu serüvende.

Destansı bir kahraman olacakken girdiği her mücadelede hırpalanan , yel değirmenlerine bile mağlup olan trajikomik bir şövalyedir o.

Dünya Edebiyatındaki ilk modern roman Cervantesin Don Kişot romanıdır.
İlk yayınlandığı tarih 16 Ocak 1605’tir.
Norveç Nobel Enstitüsü'nde, dünyaca ünlü 100 yazar tarafından, dünyada "tüm zamanların en iyi kurgu eseri" seçilmiştir.

“Bu kupkuru dediği dal üzerinde edebiyatın en özgür türü, yani roman yeşerecektir.” diyerek modern romanın temellerini attığı bu roman günümüzde postmodern yazarlara bile ilham kaynağı olmuştur.

İlkler her zaman kusurludur, eksiktir, teknik açıdan zayıftır ama bu ilk modern roman sağlam yapısıyla çağları aşmıştır, 414 yıl önce yazılmış olmasına rağmen kurgusu, dili, mizahi yönü , tekniği bakımından daha çok yıllar sanatçılara esin kaynağı olacaktır.

Ebru Ince geç kaldığım bir kitapla buluşturdun, 2. cilt de okunacak uygun vakitte. Sitenin etkinlik kraliçesi, sana yetişemesem de peşindeyim, sevgiyle kal. :))
920 syf.
·10 günde·Beğendi·9/10
Ölümsüz gençliğin şövalyesi
Ellisinde uyup yüreğinde çarpan aklına
Bir Temmuz sabahı fethine çıktı
Güzelin, doğrunun ve haklının:
Önünde mağrur aptal devleriyle dünya,
Altında mahzun ve kahraman Rosinant'ı
Bilirim hele bir düşmeye gör hasretin halisine
Hele bir de tam okka dört yüz dirhemse yürek
Yolu yok Don Kişot'um benim, yolu yok,
Yel değirmenleriyle dövüşülecek
....
Nazım'ın Don Kişot şiiriyle başlamak istedim ben de...

Kitabım YKY yayınlarından iki ciltlik bir eser Roza Hakmen çevirisi...

Pek tabi hem eser hem yazar hakkında pek çok şey biliyorsunuz benimkisi biraz tekrar etmek gibi olsa da her ikisi hakkında bir kaç kelam etmek isterim.

Miguel De Cervantes İspanyol yazar 1547 ile 1616 yılları arasında yaşamış, berber-dişçi bir babanın oğlu, yedi kardeşin dördüncüsü.
Kanının deli aktığı zamanlarda kız davası yüzünden düelloya girip adam yaralıyor cezası sağ elinin kesilmesi bu kararı duyunca kirişi kırıyor tabiri caizse kaçıp orduya katılıyor kendisi İnebahtı savaşına katılıyor akabinde savaşta sol kolundan darbe alıyor ve işlevini yitiriyor sol kolu artık siz buna ilahi adalet mi dersiniz ne derseniz deyin...

Sakatlığından dolayı ülkesine dönerken Türk korsanlar tarafından esir alınıyor arkadaşlar ve esirlik hayatı 5 yıl sürüyor sonunda kefareti ödenip serbest kalıyor kitap içinde gerek Türkler'den gerek Müslümanlar'dan sevgi dolu bahsetmese de uçlarda bir saldırı görmedim ben olana da saygı duydum.

Ülkesine dönerken kendisine yüzbaşılık verileceğini umuyor Cervantes lakin öyle olmaz ambar memurluğu görevi verilir "eh buda bi şeydir" deyip işe girişse de yazarımız bela başından eksik olmaz hesaplarda usulsüzlük saptanır mahkemeye verilir ve suçlu bulunur. Hapiste başlar Don Kişot'u yazmaya.

1605 yılında yazdığı ilk cilt ikinciye nazaran benim favorim. Bu arada İspanya'da Donki Hote diye telaffuz ediliyormuş ismi ama biz Türkiye'de Don Kişot diye söylüyor ve biliyoruz bu sebepledir ki ben 40 yıllık Don Kişot'umu Donki Hote yapamayacağım İspanya'ya yolum düşerse bir şeyler düşünürüz.

Yine bildiğiniz üzre eser pek çok esere esin kaynağı olmuş pek çok ünlü yazara da ilham vermiştir.
Asıl yazılış sebebi dönemin İspanya'sındaki büyük bir abartı ve inandırıcılıktan uzak olarak yazılmış şövalyelik kitaplarının kökünü kazımak ve bu çılgınlığa bir son vermektir. Amacını da büyük bir başarıyla gerçekleştirir.

Hümanizmin etkisinde yazılmış olan bir eserdir ve muhtevasında bunu mükemmel bir şekilde hissettirir.

YKY yayınlarından olan eserde girişte Şule Parla'nın bir yazısı mevcut gerek onu gerekse ön sözü okumanıızı şiddetle tavsiye ederim.

Don Kişot'u bilmeyen yoktur fakat Cervantes'i daha az insan bilir eser sahibinin önüne geçmiştir.

"Don Kişot'un babası gibi görünsem de üvey babası olan ben ...." diye devam eden ön sözün de Cervantes eserini koruyamayacağını isteyenin onu yerip isteyenin övebileceğini söyler. Bu eserine güveninden mi doğar yoksa giriştiği çetin mücadelenin bilincinde olarak ne dersiniz deyin savunma yapmıycam benim yerime eser konuşacak mı demek istemiştir bilemedim.

Bir Temmuz sabahı Alonso Quijano uyanır ve okuduğu şovalyelik kitaplarının tesirinde aklını az biraz kaçırmış vaziyette ( az biraz diyorum çünkü şovalyelik dışında hiçbir mevzuda akıl dışı konuşmaz yahut hareket etmez) şovalyeliğe soyunur aileden kalma paslı zırhı parlatır kağıttan miğfer yapar sıska Rosinante'ye atlar ve köylü Sancho Panza' yı da silahtarı olamaya razı eder.Akıllılıkta da delilikte de birbiriyle yarışan bu iki adamın yaşadığı maceralar ve akıl almaz olaylar anlatılır.

Hikayede ufak tefek kusurlar göze çarpar bunları ikinci ciltte kendisi de dile getirir telafi etmeye çalışır lakin ikinci ciltte de minik olsa da bir kaç kusur bulunur. Birinci ciltten sonra çok okunan kitabın sahte devamı yazılır başka bir yazar tarafından Cervantes biraz da bu sebepten on yıl sonra ikinci cildi yazar.

Sancho Panza konuşmalarıyla ve birbiri ardına sıraladığı ata sözleriyle insanı gülme krizine sokar. Bu arada Panza şişman demekmiş canım Sancho'ma ne kadar da uygun.

Delilikle dahilik arasına ince bir çizgi vardır ve Don Kişot'la Sancho Panza da bu çizgi üzerinde adeta dans ederler. Sancho'un valilik yaptığı zamanki konuşmaları da Don kişot'un öğütleri de duvara asmalıktır.

Platonik aşkı Dulsinia'dan söz etmemek olmaz. Don Kişot hiç görmediği bir sevgili yaratır kafasında ve ona ölümüne sadık kalır. Belki de aşkta en doğrusu budur. Seni üzemez seni terkedemez ve hayal edebildiğin kadar da güzeldir...

Arkadaşları binbir çabayla Don Kişot'u bu çılgınlıktan vazgeçirseler de doğruyu yapıp yapmadıkları konusunda ciddi şüphelerim var bizim delilik olarak gördüğümüz şey belki de o insanı hayata bağlayan ince bir bağdır.

Bu eseri benimle birlikte okuyan arkadaşlarıma teşekkürü borç bilirim.

Don Kişotluğun alemi yok sevgili okur okuyun bu kitabı :))
290 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Dünyada en çok okunan romanlardan biri :"Don kişot" . Bunu duyunca kitabı ve içindekileri merak ettim ve okudum. Hayatımda gördüğüm en değişik yazılmış kitap. Okurken (kitabı) çok değişik bir duyguyla okudum. Şizofren bir kahraman ve saçmalıkları :) ... Kitabı okuduğum zaman daha bitirmemişken hayal kırıklığı oldu bende çünkü daha bir şey çıkaramamıştım ve nasıl bu kadar okunduğuna şaşmıştım. Kitabı okudum ve şöyle bir şey çıkardım daha doğrusu çıkarmak istedim diyelim:" İnsanlar bir hayal kurunca onları o hayal aleminden söküp atanlar vardır. Bunlar alaylarla , yalanlarla acıtarak yapılır. kendimizi hayal aleminden biz değil , insanlar çıkarır vs vs." gibisinden bir düşünceye kapıldım ama araştırmak gerekiyormuş ve buda ders oldu. kitabı araştırarak gelseydim daha tatlı ve güzel olacakmış.Bu düşüncemi hocama sorunca hocam bana açıkladı. Kitap orta çağda olan şovalyeliği anlatıyor ve onların nasıl bir durumda olduğunu gösteriyor. İspanya'nın sosyal, ekonomik, dini, siyasi ve edebi durumunu verirken güldürmeyide unutmamış diyebilirim. (Burayı araştırıp yazıyorum) Aslında kitap kısaltılmış. kitap 2 ciltmiş (bunuda köşeye bir yere yazarsınız). Bunları öğrenince kitap hakkında düşüncelerim çok değişti. Birdahakine tövbeliyim kitabı araştırmadan okumayacağım. Şuanda yeniden okumak bile istiyorum.Miguel De Cervantes'in çok iyi bir gözlemci ve tabikide çok iyi bir yazar olduğu kanısına vardım. Birinin bulunduğu ortamı bilmesi ve kaleme alması güzel bir şeydir. Çok kişi yapamaz bunu. Çok okunup, çokta beğenilen don kişotu bende beğendim. Okumanızı tavsiye ediyorum diyeceğimde okumayan var mı? güldüren, öğreten bir kitap. Çokta eski bir kitap ve günümüze kadar gelmiş (1615) yıllarında. Bir okuyun derim .:.:.:.
920 syf.
·6 günde·10/10
Şüphesiz ki Don Quijote'(Don Kişot)u okumadan,ya da duymadan geçmiş bir çocukluk çok azdır yeryüzündeki tüm medeni ve iptidai toplumlarda..Don Quijote'yi bu kadar tanınır ve de anlamlı kılan şüphesiz hikayenin çarpıcılığı,orjinallği ve bir o kadar da ilklerin romanı hatta ilk roman olmasıdır.Peki nedir Don Quijote'nin bu kadar anlamlı olan sebepleri,biraz içini açalım..

Roman kısaca Alonso Quijana'nın şovalye kitapları okuyarak,kendini şovalye sanıp maceraya çıkmasıyla başlar.Kendine 'Don Quijote' adını verip serüvenlerde iyilere yardım edip,düşkünlere kol kanat gerip,haksızlığa uğrayanlara adalet getirip haksızlıklarla mücadele etmeye ve eşi benzeri görülmemiş bir şovalye olmaya hiç görmeden aşık olduğu 'Dulcinea del Tobosa' üzerine yemin ederek şovalyeliğe başlar.Amacı bu dönemde oluşan haksızlıkların yegane kaynağı olan şovalyelik tarikatının kapanmasının önüne geçik bu geleneği tekrar geri getirmek.Yanına Sancho Panza adında bir silahtar alarak maceraya girişir.Her serüvende gördüğü her türlü olayı düzeltmeye çalışır ne var ki deliliği yüzünden her yerde okuyucuyu ve romandaki tüm karakterleri üzerine güldürür.Maceralarının hepsi okumaya değerdir çok fazla 'spoiler' vermek istemiyorum.

Öncelikle Don Quijote'yi psikolojik olarak inceleyecek olursak okuduğu kitaplardan etkilenip adeta onların parodisi olacak derecede kendini şovalyeliği kaptıran,gerçek ile hayali ayırt edemeyen,saplantılı derecede Dulcinea del Tobosa adında hiç görmediği bir kadına aşık olan ilginç bir karakter görürüz.Psikiyatristlere göre gerçek ile hayalin ayırt edilememe durumuna 'şizofreni' adı veriiyor.Bu şizofren karakter arkadaşı Sancho Panza adından kendinin tam zıddı mizaca sahip bir silahtarla gördüğü her olayı macera sanarak bir adeta bir şovalye gibi gördüğü her şeye saldırır.Öyle ki bir seferinde gördüğü koyun sürüsünü büyücülerin kılıklarını değiştirip yolladığı bir düşman ordusu olduğunu düşünüp onlara saldırıp,çobanlardan dayak yemiştir.Fakat karakterimizi yine de deliliğinden dolayı küçümsememk gerekir.Her deli gibi onda da bir bilgelik deryası vardır.Aslında çoğu bilime hakim,sürekli okuyan ve adalet duygusu çok güçlü olan bir karakterdir.Romanda tek eleştirilecek yönü belki de deli oluşudur.Arkadaşı Sancho Panza ise hiç tahsil görmemiş,saf ama bir o kadar da kurnaz bir silahtardır.Don Quijote'in ona valilik vereceğinii vaadetmesi üzerine onun yardımcısı olmayı kabul eder ve tüm maceralarda efendisinin yanında durur.

Şimdi bunlardan yola çıkarak akıllılık ve delilik arasında ince bir çizgi olduğunu görüyoruz.Zira Don Quijote bilge seviyesinde nutuk atabilen tüm olaylara sağduyu ile yaklaşabilen,çoğu olayı bilimsel olarak analiz edebilen bir karakterdir.Paraya değer vermez,hiçbir şeyden korkmaz..Fiziksel olarak uzun boylu..Bununla beraber iş şovalyeliğe gelince tüm mantık ve iradesini kaybeden birine dönüşmesi de işin en ilginç yanlarından biridir.Yanında silahtar olarak boy gösteren Sancho Panza ise
tahsil görmemiş okuma yazma bilmez,olayları mukayese edemez,aptal ama kurnaz.Fiziksel olarak şişman kısa boylu..Tüm bunlara baktığımız zaman filozofların bu durumu diyalektiğe yorması kaçınılmaz olmuştur.Her şeyin nasıl zıddıyla uyum içinde olduğunu Cervantes bu eserde herkese göstermiştir.İrade ile nefsiyetin,hayal ile gerçeğin,akıllılık ile deliliğin,bilgelik ile cehaletin...Ayrıca da bilgeliğin de deliliğe götürdüğü gözler önüne serilmiştir.Bu konuda George Orwell başta olmak üzere bir çok yazar yeni kuramlar oluşturmuştur.Yani Don Quijote yazarını aşkın bir karakter olmuş Cervantes'den daha fazla tanınmıştır.Tıpkı Sherlock Holmes'ün Sir Arthur Canon Doyle'dan daha fazla tanınması gibi...

Miguel de Cervantes Saavedra romanı yazdığı zamanlarda şüphesiz bu kadar sansasyon yaratacığını bilmiyordu.Kendince Şovalye hikayesi Kitaplarının rasyonel bir eleştrisini yine bir Şovalye Hikayesiyle hatta o güne kadar türüne rastlanmamış olan romanla yapmaya koyulmuştu.Önsözde Jale Parla'nın değimiyle bir 'arkadaş' karşılar bizi ve arkadaş/okur ilişkisinin içine çeker.Yazar aslında burada hikayeleri ikinci ağızdan anlatıyormuş gibi anlatır.Milli bayramlarda 'Şiirini okumak üzere okulumuz falan nolu öğrenci...' ni davet eden sunucu havasında okuyucuyu hikayeyi dinlemeye çağırır.Kendisi de bu hikayeyi okuyucuyla beraber dinler ve oldukça da objektif olarak hikayeyi sunmaya çalışır.Bunda şüphesiz ki gerçekçilik düşüncesinin etkisi bir hayli fazladır.Yazar okuyucuya sunuşu yaparken onları besler aydınlatır,arada bir de göz kırpar.Olayları anlatırken de Seyyid Hamid Badincani şöyle anlatır diye girer.Yani roman içinde roman bir inception filmi nazariyesine bürüyebilir anlatıyı.Bu da metinlerarası doğurganlığa teşvik eder.Yani Don Quijote kendi maceralerını kendi doğurur.Henüz Modern Edebiyat oluşturulmamışken Postmodern edebiyatın eleştirisi kahramanların nükteli söyleyişlerinde gizliden gizliye kendisini gösterir.Yani Jale Parla'nın önsözde dediği gibi tam 400 sene evvellden postmodern edebiyatın gelişini haber vermiştir.

Şovalye kitaplarının kökünü kurutmak için yazılmış bu eser şovalye kitaplarından çok kendinden önceki edebi gelenekleri yerle bir edip yeni bir tür yeni bir edebi anlayış getirmiştir.400 sene önce yazılmış bir eser olmasına karşın Don Quijote'ten etkilenmemiş tek bir büyük yazar göstermek mümkün değildir.Toplumu aksayan yanlarını nükteli,istihzalı bir anlatımla topluma servis ederken mizahi dili hiç bir zaman şiddet diline çevirmeyerek bir şovalye kitabında benzerine rastlanmayacak naif ve entelektüel bir anlatıma başvurmuştur Cervantes.Roman içindeki çeşitli hikayeler romana ayrıca zevk katmıştır.Anlatıcı bunların yazarın zihninin tek yöne sabitlenmemesi için yaptığı bir beyin uğraşı olduğunu söyler.Ayrıca da Katolik Toplumunu da ahlaki ve kültürel yönden tanıma fırsatını bizlere sunuyor.

Bu paragrafta da son aklıma gelen şey olarak birinci cilt ve ikinci ciltte gözlemlediğim farkları sunacağım.1. Ciltte daha deli bir Don Quijote vardır,maceraya daha istekli arzulu.İkinci ciltte ise daha sakin daha akıllı.Birinci cildin mizahi yönü daha ağır basıyordu,felsefi tarafı da.İkinci ciltte ise olaylar daha durgundu ve felsefi alt yapı daha azdı.Hikayeler de daha azdıçBuradan yazarın yorulmuş olduğunu çıkardım biraz.Birinci ciltte daha aptal daha komik ve paragöz bir Sancho Panza vardı İkinci ciltte ise daha ciddi ama paraya daha az tamah eden bir sancho Panza vardı.

Neyse benden bu kadar.Okuyan herkese teşekkürler.Çok fazla yazmış gibi görünmeme rağmen kitabı yeni bitirmenin verdiği kafa karışıklığı ile bir çok detayı atladım ve kısa yoldan anlatamadım.Size naçizane tavsiyem bu kitabı kesinlikle okumanız..Hiç sıkılmadan okuyacağınızdan eminim ve sürekli kahkaha atacağınızdan..Bu yüzden toplu yerlerde okumaya kalkışmayın,aniden güldüğünüzde deli zannedebilirler :) İyi günler...
Her güzellik aşık etmez; bazılarına bakmaktan hoşlanılır ama istek uyandırmazlar; her güzellik aşık etse, istek uyandırsa, kalpler karmakarışık olur, yolunu şaşırır, nerede duracaklarını bilemezlerdi; çünkü sayısız güzel insan olduğundan, istekler de sayısız olurdu. Oysa derler ki, gerçek aşk bölünmez, kendiliğinden olur, zorla olmaz.
Aynı anda hem umut edip
hem korkabilir mi acaba insan,
ne zaman başlamalı umut etmeye,
belki en iyi zaman
neden korktuğundan emin olduğun an.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Don Kixot
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789952240931
Kitabın türü:
Orijinal adı:
El Ingenioso Hidalgo Don Quijote De La Mancha
Dil:
Azerice
Ülke:
Azerbaijan
Yayınevi:
Altun Kitab
Məşhur ispan yazıçısı Migel de Servantes həkim ailəsində doğulmuş, uzun illər kral ordusunun əsgəri kimi fəaliyyət göstərmiş, 38 yaşında ədəbiyyata gəlmişdir.
"Don Kixot" yazıçının ən məşhur əsəridir. Bu əsər nəşr olunduqdan sonra tez bir zamanda böyük şöhrət qazanmış və dünyanın bir çox dillərinə tərcümə olunmuşdur.
"Don Kixot" romanı Servantesin dövründə çox geniş yayılmış cəngavər romanlarına qarşı bir etiraz, ironik münasibət sərgiləyir. Don Kixot surəti isə artıq bütün dünyada ümumiləşdirici obraza çevrilmiş və daim xəyali ideallar uğrunda mübarizə aparan qəhrəman ob razı kimi yaddaşlarda qalmışdır.

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları