“Felsefe Taşı”, sadece bir başlangıç değil, aynı zamanda yepyeni bir dünyanın kapısını aralayan sihirli bir anahtar. Daha ilk sayfalarda Harry’nin dolap altındaki yaşamından çıkıp Hogwarts’a uzanan yolculuğuna tanık olurken, bir çocuğun gözünden dünyayı nasıl farklı görebileceğimizi anlıyoruz.
Kitapta sadece sihir yok, dostluk var, cesaret var, doğruyla yanlışı ayırt etmeye dair ilk adımlar var. Harry, Hermione ve Ron arasındaki bağ, kitap boyunca öylesine doğal ve samimi ki bir noktadan sonra kendinizi onların yanında hissediyorsunuz.
Rowling’in dili akıcı ve hayal gücü inanılmaz. Kurguladığı evren o kadar detaylı ki, sanki Hogwarts gerçek bir yer ve biz de Muggle değilmişiz gibi hissettiriyor. Özellikle ilk defa okuyan biri için Diagon Yolu, dört bina (Gryffindor, Slytherin, Ravenclaw, Hufflepuff) ve büyücülük dünyasının kuralları oldukça etkileyici.
Benim için bu kitap sadece bir çocuk kitabı değil. İçinde yetişkinlerin de alabileceği çok fazla ders var. Aile, aidiyet, sadakat gibi konular alt metinlerde oldukça güçlü bir şekilde işlenmiş. Dumbledore’un her sözü adeta birer alıntı değeri taşıyor.
Eğer hala bu seriye başlamadıysanız, belki de sihrin sizi çağırmasının zamanı gelmiştir. Çünkü bazı kitaplar sadece okunmaz, yaşanır.