·
Okunma
·
Beğeni
·
168,6bin
Gösterim
Adı:
Fear
Baskı tarihi:
Mart 2018
Sayfa sayısı:
72
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052943281
Dil:
İngilizce
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Mavi Çatı Yayınları
Finding her comfortable bourgeois existence as wife and mother predictable after eight years of marriage, Irene Wagner brings a little excitement into it by starting an affair with a rising young pianist. Her lover’s former mistress begins blackmailing her, threatening to give her secret away to her husband. Irene is soon in the grip of agonizing fear.
80 syf.
·1 günde·10/10 puan
Vicdan azabıyla yaşanır mı bilmem ama korkuyla yaşanmaz. Korkunun insan üzerindeki etkileri yaşamını nasıl da etkilediği hikayenin içinde mevcut.

Avukat eşi ve iki çocuğuyla refah bir hayat yaşayan kadın kocasını bir piyanistle aldatır. Bu durumu farkında olan başka biri sürekli kadına şantaj yapar.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
80 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10 puan
YouTube kitap kanalımda Korku kitabının da içinde bulunduğu kitaplık turu videomu izleyebilirsiniz: https://youtu.be/a3ctaLux8B4

"Korkmaktan korkmayalım artık. Ordular ilk hedefiniz kendiniz!" Büyük Ev Ablukada

Fobofobi. Korkmaktan korkmak. Sınırsız bir korku döngüsü içinde kalmak. Belki de neden korkacağını bilememenin verdiği bir korku girdabı.

Çağımızda herkes için bir korku çeşidi var. Bunun içinde yerfıstığı ezmesinin, yerken, damağa yapışmasından duyulan korku çeşidi olarak arakibutirofobi, sakaldan ya da sakallı kişilerden korkmanın çeşidi olarak pogonofobi ya da güzel kadınlardan korkmanın çeşidi olarak venüstrafobi gibi korku çeşitleri de var. Fakat Zweig'ı bilirsiniz. Etiketlendirmelerle vakit kaybetmez bizim Zweig. İnsanın içinde olup biten buhranları en kesif bir şekilde ne yapar ne eder ama anlatmasını bilir.

Sahi neyden korkmuyoruz ki biz artık? Her gün korkacağımız yeni şeyler çıkıyor karşımıza. Korkunun bir süreç olduğunu bildiğimizden ötürü de sonucun soru işaretleriyle dolu olması bizi daha da alt ediyor çoğu zaman. YKS ve SBS'lere giriyoruz geleceğimizden korkuyoruz, pişmanlıklar duyuyoruz geçmişimizden korkuyoruz, anı yaşayamıyoruz şimdiki zamanımızdan korkuyoruz... Sevilecek insanlar çıkıyor karşımıza ve biz sevmekten korkuyoruz, karşımızdaki insanlara onların istediği türden hareketler yapmazsak da sevilmemekten korkuyoruz... Sanki kitaptakine benzer olduğu gibi hayattaki her parçanın bize şantaj yapmaya çalıştığını düşündüğümüz bir ortamda büyüyoruz. Korkarken bile doğru dürüst korkamıyoruz, çünkü korkunun mistikliği arasında kaybolup gidiyoruz.

Damarlarımız genişliyor, kan basıncımız artıyor, kalp atış hızımız artıyor, göz bebeklerimiz büyüyor... Aynı kedilerin nereye gittiklerini bilmeden rastgele yürümeleri gibi biz de rastgele yürüyoruz ölüme kadar. En çok da ölümden korkuyoruz denilir her zaman fakat hiç ölümle barışık olmayı deniyor muyuz? Belki de o zaman korku sürecinin sonunu göreceğiz. Belki de o zaman korkularımızın yersizliğini nice özgürlüklerimizle birleştireceğiz.

Iron Maiden'ın da dediği gibi karanlığın korkusu zaten esas olan. En karanlık olan da insanın nefsiyle, vicdanıyla ve kendisiyle verdiği o savaşın rengi değil mi? Belki de senden habersiz kaç hücre intihar ediyor içinde? Yoksa Zweig bir adrenalin şırıngasının mı içinde? Kitapta bahsi geçen piyanistin, piyanonun tuşlarına vurduğunda seyircilerde oluşan ürperme gibi beynimizin vurduğu tuşlara karşı kalbimizin korkusunu engelleyebiliyor muyuz?

Sınırlarını bilmediğimiz her şey korku doludur. Zweig da insan ruhunun sınırları konusunda Freudspor'lu olduğu için senden korkuyorum Zweig. Zamanında böyle kitaplar yazabilmiş olduğun için korkuyorum. Zira senin de dediğin gibi uzaklarda iyiliksever, kocaman bir güneş gibi iyileşme umudunun olduğunu ben de biliyorum. Fakat ben zaten korkamamaktan korkuyorum. Çünkü bilim adamları yüzlerce korku çeşidi sıralarken korkamamaktan korkmanın tanımını es geçmişler. Daha tanımlandırılmamış bu korkma çeşidini 1934'ten sonra Brezilya'da senin gerçekleştirdiğini biliyorum. Hitler sana ve eşine korkamamaktan korkmayı öğretmişti çünkü. İyi ki zamanında korkmuşsun. Çünkü Allah'ın Amazon Ormanları'nda yeni böcek türleri keşfetmek varken Satranç kitabını o kesif korkuyla yazabilmişsin.

Korku deyip de geçmeyin, bir gün ruhunuzun depresif sınırlarında perende atarken olur ki Korku kitabına rastlarsanız alabildiğinize korkun diye.

Çünkü korku özgürlüktür.
70 syf.
·4 günde·9/10 puan
-Spoiler içermez-
Korku; kendini en fazla hissettiren duygulardan biridir nazarımda. Şaşkınlık gibi kısa sürmez, aşk gibi parlayıp sönmez, üzüntü gibi unutulup gitmez... Yıllarca aynı frekansla korkabilir bir insan. Korkmaya uykusunda bile devam edebilir. Korku rüyalara bile sirayet edebilir. Korkuyu alt etmek zordur, öğrenmemiz gereken şey onunla birlikte yaşamaktır belki de. Şayet korkuyla nasıl baş edeceğini bilmezse insan onun tutsağı olur. Artık hayatının geri kalanına kendisi değil korkuları hükmeder. Huzurunu kaybeder, iradesini kaybeder, muhakeme yeteneğini, özgüvenini, neşesini kaybeder. İşte korkunun ne denli güçlü olduğunu bilen Zweig, kitabının merkezine bu duyguyu oturtmuş, ortaya kısa ama etkili bir eser çıkarmıştır.

Kocasını aldatan Irene, sevgilisinin metresinin uyguladığı şantajlar karşısında utanmayla karışık korkuya kapılır. Bu korku onu ele geçirir ve şantajcısına boyun eğer. Her isteğini yerine getirmesine rağmen şantajcı her seferinde daha fazlasını ister. Çünkü bir kere boyun eğmiştir artık. Korktuğunu göstermiş, onu cesaretlendirmiştir. Böylece günden güne hem maddi hem de manevi kayıplar yaşamaya başlamıştır. Sokağa çıkamaz, kocasının her hareketinde ve konuşmasında ima arar olmuştur, kendini neşeli göstermeye çalıştıkça hareketleri sunileşmiştir, değişmiş ve bu değişimi herkes tarafından farkedildiği için üzerinde baskı hissetmeye başlamıştır. Üstelik kocasının kendine karşı şefkatli davranışları ona kendini daha kötü hissettirmiştir çünkü bu onun çektiği azapları azaltmak yerine artırmıştır. İtiraf etmek, af dilemek istemiş ancak bu gücü kendinde bulamamıştır. Korkuyla yaşamayı da beceremeyince son çare olarak ölüme başvurmuştur ve devamında ne olduğunu söyleyerek spoiler vermeyeceğim merak etmeyin.

Irene'nin kocası Fritz... Bu karaktere değinmeden geçmek haksızlık olur çünkü beni çok etkiledi. Duruşu, olaylara yaklaşımı ve düşünme tarzı çok hoşuma gitti. Belki avukat olduğu için bu kadar yakın hşssetmiş ve etkilenmişimdir, bilmiyorum. Ama aynı anda sert ve yumuşak olmasını çok sevdim. Karısına karşı hem saygılı hem şefkatli hem de otoriter ve sert. Bir baba olaraksa prensip sahibi, ilgili, kuralcı ve adil. Az konuşarak insanlar üzerinde etkili olmayı başarabilmiş. Ağırbaşlı. Güven uyandırıcı. Ama aynı zamanda mesafeli ve bazen korkutucu... Bazı kitap karakterlerinin ete kemiğe bürünüp hayatıma girmelerini istiyorum. Sanırım Fritz de onlardan biri.

Oldukça kısa ve kolay okunan bir kitap. Ama bu kadar kısa olması çok da hoşlandığım bir durum değil benim. Öyküler; romanlar kadar tatmin etmiyor beni. İçine girmekte ve kitabı yaşamakta zorlanıyor, daha içselleştirmeyi başaramamışken bitiriveriyorum bir anda. Yine de Zweig okumaya devam edeceğimi düşünüyorum çünkü insan davranışlarına dair isabetli tespitleri var. Ruh çözümlemeyi ve bunu bize aktarmayı ustalıkla başarıyor her kitabında. Yazarın bir sonraki kitabında buluşmak üzere, keyifli okumalar herkese:)
80 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10 puan
Korku genel itibariyle gerçek bir tehlike ya da tehlike olasılığının, düşüncesinin uyandırdığı kaygı duygusu olarak tanımlanır. Daha birçok şekilde tanımlanabilecek, üzerinde derinlemesine inceleme yapılabilecek korku kavramının ne şekilde ortaya çıkabileceği, insan bilincindeki etkilerinin neler olabileceği gibi sorular, Stefan Zweig'ın 70 sayfalık hikayesiyle cevap buluyor. Okuduğum ilk Stefan Zweig kitabı olan "Korku" insanoğlunun en temel duygu durumlarından birini ele alıyor. Çeşitli nedenlerle insanı pençesine alan ve kolay kolay bırakmayan korku hissini. Stefan Zweig vermek istediği mesajı, okurda uyandırmak istediği duyguları sayfa sayısını kısa ve öz tutmasına rağmen kişiye başarılı bir şekilde aktarıyor. Yani kitaplarının geneli az sayfa sayısına sahip olan Zweig, "az cümleyle çok şey nasıl anlatılabilirin" bariz örneklerini veren yazarlardan biri.

Kitabın konusundan kısaca bahsedecek olursam; Irene Wagner, avukat olan eşi ve iki çocuğuyla gösterişli bir hayat süren, maddi kaygı nedir bilmeyen bir kadındır. Bu rahat ve ışıltılarla bezenmiş hayattan sıkılan Irene, kendisini genç bir piyanistin kollarına atar. Ancak Irene'nin yaptığı kaçamaklardan haberdar olan bir şantajcı Irene'yi hayatını alt üst etmekle tehdit etmektedir. Sıkıldığı için kendini acınası bir maceraya atan Irene, şimdi sıkıldığı her şeyi kaybetme riskiyle karşı karşıyadır.

Sahip olduğu birçok şeyin nankörü olan insan, elindeki şeylerin değerini ancak onları kaybettiğinde ya da kaybetme riskiyle karşı karşıya kaldığında anlıyor. Elindekilerle asla yetinmiyor insanoğlu. Karnı doysa ruhunun doymadığından, ruhu doysa karnının doymadığından dem vuruyor. İkisi de tatmin edildiğinde bu kez "Sıkıldım" diyor "Biraz risk iyi  gelir" diyor. Sonuç mu? Maddi-manevi tüm doygunluklarını kaybetme korkusuyla karşı karşıya kalıyor. Peki, kötü bir şey yaptınız diyelim. Ne kadar kötü olduğunun önemi yok,  küçük ya da büyük bir suç işlemiş kişi evindeyken, dışarıda gezerken sanki herkes kabahatinden haberdarmış gibi hissediyor. O his kemiriyor insanın içini. Başka insanların suçlarına, hatalarına mantıklı ve adil bir şekilde yaklaşabilen kişi, konu kendisi olduğunda adil yargı yeteneğini kaybedip yaptıklarına kılıf uydurmaya çalışıyor. Bir de şu durum var: Burun buruna geldiğinde insan zihnini rahat bırakmayan durum, belirsizlik durumu. Yaptığınız eylemlerinin sonucunun iyi mi kötü mü olacağını ya da bu eylemin hayatınızı mahvedip mahvetmeyeceğini düşünürken içinize kazınan belirsizlik durumu. Bazı konularda siyahı beyazı bilmek çok daha rahatlatıcı olurken, griler insanı boğabiliyor.

Psikolojiye, özellikle Freud'a duyduğu ilginin, ortaya başarılı psikolojik tahliller koymasını sağlayan Zweig "Korku" ile beğenimi kazandı.  Bir çırpıda bitirilecek ancak etkisi kendisi kadar kısa sürmeyecek bir kitap okudum. Bir sonraki Stefan Zweig kitabım Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat olacak. Son olarak sizlere şunu söylemek isterim: "Yaptığınız hatalarla yüzleşin, hatanızı kabul edip yüzleşmediğiniz her gün, her saat, her dakika sadece endişenizi ve korkunuzu artıracaktır." Keyifli okumalar.
80 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
"Korku, Avusturyalı yazar Stefan Zweig tarafından 1925 yılında yayınlanan bir roman. Hans Steinhoff’un yönettiği 1928’lik sessiz filmine ve Roberto Rossellini’nin yönettiği 1954 yapımı "Fear" filmine uyarlanmıştır."

Önce kitabımızın konusundan kısaca bahsedelim:
Kitaba giriş yapar yapmaz olaya da giriş yapmış oluyorsunuz. İlk sayfadan itibaren sizi sürüklüyor.
Evli bir kadın olan Irene kocasını aldatıyor, bunu gören bir kadın onu sevgilisiyle birlikte olmaktan dolayı ona şantaj yapıyor ve kendisini kocasına söylemekle tehdit eder. Şantaja uğrayan Irene ne yapacağını bilemez ve korkuya kapılır, kendisine şantaj yapan kadını susturmak için ise elindeki tüm paraları sürekli verir. Korku onu adeta hipnotize etmiştir. Zweig burada korkunun insanı nasıl yiyip bitirdiğini harika bir hikayeyle anlatmaktadır.
Yalnız buradaki korku farklı bir korku. Unutmayalım ki korku farklı farklıdır. Mesela ani korkmalarımız vardır; biri arkanızdan aniden bağırması ya da izlediğiniz korku filminin etkisiyle yaşadığınız korku vb.
Burada ki korku bir suçlunun korkusudur.
Aslında burada vicdana bağlı olarak ortaya çıkan bir korku var. Suçlu aslında vicdan azabı çeker fakat suçunun ortaya çıkmasını istemez çünkü cezalandırılmaktan korkar. Kitapta Irene kocasının kendisini öldüreceğini dahi düşünür çünkü korkusu giderek büyür ve hatta kocasını bir katile benzetmektedir. Bunun yanı sıra Irene vicdan azabı çekmektedir aslında. Dikkatli baktığımız zaman Irene kabus görüyor, terliyor, sürekli huzursuz... Vicdanın rahatsız olduğu o kadar açık ki. Zweig, kitabın kahramanı olan Irene üzerinden bize bir suçlunun korku ve vicdanını anlatmaktadır. Yazar bunu daha iyi açıklamak için baş kahramanın kocasını bir avukat olarak belirler.
Irene ve avukat kocası arasında geçen konuşmayla da bunu göstermekte.

İlginç olan şu ki Irene cezalandırmanın yanı sıra utanç yaşamaktan korkuyor. Kocasına ve insanlara karşı utanç verici bir duruma düşmekten korkuyor. Aslında bir insanın en büyük korkusu sanırım utanç verici duruma düşmektir. Bu yüzden bir suç işlendiğinde insan aslında diğer insanların ne düşüneceğinden de korkuyor.

Her insanın bir korkusu vardır. Hatta süper kahramanlar dahi korkar bir şeylerden.
Bir bebeğin dahi korkusu vardır, annesinden kopmaktan korkar. Doğduğumuzdan beri var olan ve bizimle sürüp gelen bir duygudur, KORKU.

Kitabın sonuda bir o kadar etkileyici olmuş. Yazar bize korkunun verdiği o psikolojiyi çok iyi anlatmış.

Zweig yine kısa ve öz bir kitap yazmış, kesinlikle okumalısınız.

Peki sizin en büyük korkunuz nedir?
Cevapları yoruma yazarsanız çok mutlu olurum. :)

Keyifli okumalar. :))
80 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Aylar sonra gelmişim, bir inceleme yapmayayım mı dedim ve Korku ile başladım maratona :)
Biliyorsunuz Modern Klasikler Zweig eserlerini bir bir okuyucuyla buluşturmaya devam ediyor. Yanılmıyorsam şu an Modern Klasikler'de 15 eseri mevcut yazarın. Her birinin etkileyici, insanda merak uyandıran, okuyucuyu hiç yanıltmayan kitaplar olduğunu da söylemeden geçmeyeceğim...

Zweig okuyacaklara tavsiyem, yazarın hayatını okumadan kitaplarını okumaya başlamayın. Önce neler yaşadığını okuyun ki kitaplarda karşılaştığınız duygularla bağdaştırın yazarı... (Laurent Seksik - Stefan Zweig'in Son Günleri)

Gelelim Korku'ya... Elinizdeki kitap; boş cümlelerle, uzun ve yorucu tasvirlerle dolu değil dostlarım. O kitap ki, ilk sayfayla birlikte yine sizi içine çekiyor, bir süreliğine hayatla bağınızı koparıyor...
Tek düze yaşamaktan, evliliğinden, çocuklarından, mevcut hayatından sıkılan ve heyecan arayan bir kadın ile karşılaşıyoruz kitapta. Başarılı bir avukat ile sürdürdüğü evliliğinde heyecan olmadığını fark edince, bir gönül macerasına atıyor kendini Leydi Irene. Yine de aradığını bulamıyor bu ilişkide. Ta ki karşısına çıkan şantajcıya kadar...

İşte her şey o zaman başlıyor. Sayfalar ilerledikçe kişilik analizleriyle, ruhsal gerilimlerle, psikolojik tasvirlerle baş başa bırakıyor okuyucuyu Zweig. (Zweig karakterleri yaratırken Freud'un analizlerinden etkilendiği için daha çok temas ediyor hisler ve duygular okuyucuya tabi...)
Bir kadının hayatının korkuları yüzünden nasıl mahvolduğunu, tedirgin ve uykusuz bekleyişlerle dolu gecelerini, baskının bir insanı zamansız yıpratışını okuyoruz eserde.

Okurken, Irene ne hissediyorsa aynısını hissettim; korkularını ben de yaşadım sanki onunla. İnsan ruhunun analizini öyle iyi yapmış ki Zweig, kitap boyunca heyecanlı bekleyişlerim hiç son bulmadı.
Kısacası... Korkunun her şeklini okuyacaksınız dostlarım. Irene ile birlikte heyecanlanacak, pişman olacak, tereddüt edeceksiniz. Hem Irene için üzülecek hem de bunu hak ettiğini düşüneceksiniz. Bir yandan yakalansın, herkes öğrensin yaptıklarını diyecek; bir yandan bu Korku ona yeter hissine kapılacaksınız.
Okuyunuz, tavsiyemdir... :)
80 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Bu kadar duyguyu, pisikolajinin dibini nasıl yazdı veya nasıl bizi bu kadar kolay etkisi altına aldı bilemiyorum..
Stefan Zweig, sen tek kelimeyle muhteşemsin. Fikrimce bir psikolog...

Birkaç sayfa okuduktan sonra devam etmek istemedim çünkü eşini aldatan bir kadını okumaya gerek duymadım.
Ama merak ve Stefan'a duyduğum saygıdan devam etmeye karar verdim. Kitabı bitirince de 10/10 puan verdim. :))

Şimdi kitabı anlatayım. =)

Kahramanımız Bayan Irene sekiz yıllık evliliği boyunca elindeki hiç bir şeyin kıymetini bilmeden hayatını yaşamaya devam eder. Karşısına bir piyanist çıkar ve bu adamın ve hayatına heyecan katacağını düşündüğü bir ilişki yaşayana kadar da hiç bir şeyin farkında değildir.
Lakin bu gizli ilişkinin bir tanığı vardır, bu tanık Bayan Irene' ye müthiş bir ders verir.
Aslında monoton olarak devam eden evliliğinin ne kadar değerli olduğunu o zaman idrak ediyor. ve yine bu idrakin temelinde yatan şeyin "KORKU" olduğunu görüyoruz.
Eşini aldatan bir kadının yaşadığı psikolojik yönü ağır olan bir eser.
Korku insana yapmayacağı şeyleri dahi bir çırpıda yaptırıverir. Ve yine aynı korku insanın elindeki şeylerin aslında ne kadar değerli olduğunun da farkına vardırır.

Irene'nin kocasından söz etmeden bitiremeyeceğim kitabı, avukat olduğundan herhalde bilemiyorum bence sağlam bir karektere sahip olduğundan.
Konuları her taraftan ele alıp ona göre hareket etmesi, herşeye rağmen adil, iyimser ve şefkat dolu davranışları beni etkilemedi değil..
Kısacık, akıcı ve müthiş tahlilleri ile sizi sürükleyecek bir eser...
93 syf.
·1 günde
Stefan zweig serisine başlamama sebep olan kitaplardan. Irina adında bir kadının burjuvazi yaşamindan sıkılıp kendini daha alt zümreden olan bir piyanistin kollarına atmasıyla olaylar başlıyor.Piyanistin evinden çıkarken kendini eski sevgilisi olarak tanitan bir kadının şantajına uğramaya başlıyor daha sonra ise müthiş bir psikolojik bunalıma giriyor onunla birlikte okuyucuda girmeye başliyor bu psikolojik bunalımları fark eden kocası itiraf etmesi için bir çok kez girişimde bulunsada irina bunu saklıyor en sonunda morfin ile intihar etmeye çalışırken kocası bunu fark ediyor ve herşeyi itiraf ediyor şantajcıyı kendi tuttuğunu onun gibi alt zümreden olan birinin onu haketmediğini.... kitabi okurken çok geriliyorsunuz o psikolojiyi yazar size yaşatıyor...
80 syf.
·Puan vermedi
Sevgili dostlarım eseri bir kaç cümleyle sizlere değerlendirecek olursam , hepimizin içinde kime göre olduğu bilinmez büyük veya küçük korkuları vardır.Çoğu zaman bunlardan kaçar , aklımıza geldiğinde yok olmak hatta ölmek bile isteriz.Yazarımız bunu çok güzel bir şekilde sayfalara teslim etmiş."Azrail bir kez , korku çok kez öldürür"yoldaşlarım.Korkuyu korkutmanız temennisiyle.
"Korku cezadan daha berbattır, çünkü ceza bellidir, ağır veya hafif; bilinmeyene, sınırlandırılmışa kıyasla ceza, daha az ürkütür. Cezasının ne olduğunu anlayınca kız rahatladı. Ağlaması seni şaşırtmasın: Gözyaşları şimdi dışarıya akıyor, daha önce içeride birikip kalmıştır. İçerdeki gözyaşları dışarı akandan daha fenadır."
Ilımlı bir mutluluk da talihsizlik kadar kışkırtıcı olabilir, umutsuzluğun getirdiği sürekli bir doyumsuzluktan daha tekinsizdir...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Fear
Baskı tarihi:
Mart 2018
Sayfa sayısı:
72
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052943281
Dil:
İngilizce
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Mavi Çatı Yayınları
Finding her comfortable bourgeois existence as wife and mother predictable after eight years of marriage, Irene Wagner brings a little excitement into it by starting an affair with a rising young pianist. Her lover’s former mistress begins blackmailing her, threatening to give her secret away to her husband. Irene is soon in the grip of agonizing fear.

Kitabı okuyanlar 51,4bin okur

  • Cansu Direk
  • Ali Öksüz

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0 (1)
8
%0
7
%0
6
%0 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları