Kitabımı şuan bitirdim ve hemen bir inceleme yazmalıyım. Dex yayınlarının korku klasiklerini teker teker okuyorum. İlk olarak "Drakula'' yı okumuştum ve çok çok beğenmiştim. İkinci olarak ''Frankeinstein'' ı seçtim. Kitap hakkında tek bildiğim şey, farklı ceset parçalarının bir araya getirilip oluşturulan yaratığın hikayesi oluşuydu. Esere Ahmet Mümtaz Taylan'ın ön sözüyle güzel bir giriş yaptım diyebilirim. Dex ile ön sözleri sever oldum. İlk olarak daha kitabı okumadan beni etkileyen durum kitabın yazarı hakkında edindiğim bilgiler oldu. Elimde tuttuğum kitabı bundan 200 yıl kadar önce 18 yaşında bir kadının yazmış olması durumu bile benim için bir roman niteliğinde oldu. Üzerine uzun uzun düşündüm. Vay be dedim. Şimdiyle kıyasladım, ölçtüm biçtim hayran kaldım.
Diğer bir durum kitabın kahramanı olan yaratık tamamen hayal ürünü ve yazarın hayal gücünün enginliği beni etkiledi. Cümleleri, düşünceleri, mantığı, bakış açısı kitabın değerini artıran çok önemli özellikleri. Kitaba ilk başladığınızda hemen hop diye içine çekmiyor sizi bir miktar kendiniz çabalayarak okumalısınız.
Sadece şunu düşünmedim de diyemem. Bazı durumlar zihnimde askıda kaldı, 18 değil de 28 yaşında yazmış olsaydı ortaya nasıl bir eser çıkardı? Yerine oturtamadığım durumlar yerini bulup daha iyi mi olurdu yoksa hayal gücü sönmüş bir eser olarak tarihe gömülürdü bilemedim. Drakula yı bir tarafa koyduğumda ve Frankenstein ı bir tarafa koyduğumda, Drakula daha ağır basıyor. Düşünmeden de edemedim bu durumu.
Değinmek istediğim bir diğer durum ise yaratığa biz Frankenstein diyoruz ama asıl yaratığı meydana getiren doktorun adı Victor Frankenstein. Yaratığı oluşturan doktor bile ondan nefret ediyor. Çirkinliğinden sebeb bir ismi bile hak etmiyor aslında. Bu durum çok elzem. İlk olarak ne kadar
İlk bilimkurgulardan biriymiş. Yani yazıldığı dönemi ve yazarın yaşını düşününce fena değil. Ama bilimkurgu ögelerinden çok bu olayın kahramanlara yaşattıkları üzerine yazılmış kitap. Öyle ki, kendi deyimiyle canavarı nasıl yaptığına açıklık getirmemiş. Tabii Victor'un hissettiklerini gayet ayrıntılı tasvir etmiş. Ama ben dilini çok sevemedim, biraz ağır bir dili var yazarın. Akıcı şekilde ilerlemiyor. Açıkçası bu konu üzerine yapılmış filmlerden daha çok keyif aldığımı söyleyeyim. Özellikle son yapılan film, birçok açıdan kitapla benzerdi ama kitaptan daha iyiydi.Yine de konu anlamında ilk olduğu için okunmaya değer.
FrankensteinMary Shelley · Dex Kitap · 201821,7bin okunma
Kitabını okuyana dek Frankenstein benim için hiçbir özelliği olmayan bir “canavar”dan ibaretti. Küçükken birkaç defa çizgifilmlerine denk gelmiş ve bayılarak izlememiştim. İzlediğim dizilerde “alt metinde geçen mesaj” diye tutturduklarından merak edip aldım. İyi ki okumuşum diyorum şimdi, okumaya bu kadar geç kalmışken. Kitabı çok beğendim. Okurken kalbim ağrıdı, ağlayamayacak kadar üzüldüm. Özellikle kitabın ikinci yarısında heyecan hiç dinmiyor, bir sonraki sayfaya geçtiğinizi fark etmiyorsunuz bile. İşte böyle 18. bölümden itibaren bir çırpıda okudum kitabı. Kitabın ortasında yazar anlattıklarına mola vermek için (sebebi bu değildir ama ne bilmiyorum) Türkler şöyle Türkler böyle dediği bi’ kısım var. O kısımda sinirden okumaya devam edemeyip mola verdiriyor insana. Onun dışında hikaye kalbimi paramparça etti. Frankenstein’a (hem aslına hem diğerine) öfkelenmekle acımak arasında gidip gidip geldim. Duygudan duyguya sürüklendim.
Okurken her an 18 yaşında nasıl böyle bir şey yazabilmiş diye düşündüm. İlk bilim kurgu ve korku romanıymış.
Mütevazı kitaplığımın en’lerine yerleşti. Defalarca okuyacağım kesin.
FrankensteinMary Shelley · Dex Kitap · 201821,7bin okunma
°°°
İlk olarak konusunun ilginçliği bakımından kusursuz bir eser. Yani bu kitabı okuyan bile demiyorum, sadece "İnsana benzer bir yaratık oluşturma" cümlesini okuyan herkes için bile anormal bir anlam barındırıyor... Ama eleştirdiğim bir nokta var ki kitap korku-gerilim kategorisinde geçiyor ve evet bunu bazı bölümlerde aktarıyor, burada sorun yok. Ama kitabın %75'i tamamen hüzün, umutsuzluk ve sanki bir ağıt yeri gibi olmuş, yani korku-gerilim ikileminden çıkıp ağıt kitapçığına dönüşmüş. İnsanı hayattan soğutuyor, heyecanını alıyor, hüznün içine atıyor... Yani kitap, bahsettiğim bu kısımlarda hep duygusal yaklaşıyor.
Evet, eserlerde duygusallık ve ruhsallık arayışım benim hep daim olmuştur, bunlarsız eserlerden çok çabuk sıkılırım. Bir eserin ruhsallık boyutunun arttığı ölçüde başarılı olacağını düşünürüm. Ve fakat ama korku-gerilim gibi kitaplarda duygusallığa çok az yer verilip olay akıl ve psikoloji eşliğinde anlatılmalıki, korku okuyucunun kalbinde kendi oluşumlarıyla belirsin. Duygusallık güzel şeylerde şahanedir ama hüzün ve melankolide berbattır ve üstelik bu tamamen kafadan uydurulmuş, hayal gücüne dayanan eserlerde işkenceden başka bir şey değildir. Biz kitapları zevk alalım diye, gelişelim diye okuruz, işkence görelim diye değil. Tabiki de hüznün de olacak ve gerçek hayatta olan olaylarla ilgili yapılmalı da, insanı sarsmalı ama hayal gücüne dayanan eserlerde hüzün ve melankoli niye? Sanki hayatımızda yeterince ızdırap yokmuş gibi birde kitaplarla çekiyoruz bu duyumu... Ben bu kitabı okuduktan sonrada fikrim yerine oturdu ki bunun gibi eserler insanı umutsuzlaştırıyor ve bir melankoliye sokuyor...
Kitaba 9 puan vermiştim ama şimdi anladımki korku-gerilim konusundan çok ağıt kitapçığı olmuş... Kitabı sevmedim... Fakat birde şu konu varki bunun gibi,
Büyüleyici!
Kesinlikle tavsiye ediyorum.Beni çok etkilemişti. Uzun süre etsinden çıkamamıştım.Şeker Portakalı ve Küçük Prens gibi bunu da 2. defa okumayı düşünüyorum.
Yorumuma başlamadan önce çok bilinen bir yanlışı düzeltmek istiyorum. Frankenstein, canavarın değil yaratıcısı olan Dr. Frankenstein’ın ismidir. Tıpkı yazarın kendisi gibi o da kendi ismiyle değil, yaratıcısının ismiyle anılıyor. Kitabın yazarı olan Mary, annesini doğum sırasında kaybediyor ve babası Mary’e annesinin adını veriyor.
İlk basımı 1818 tarihini taşıyan Frankenstein’e yazarının verdiği isim ‘’Frankenstein ya da Modern Prometheus’’dur. 200 yılı aşkın bir süre önce yazılmasına rağmen hala popülerliğini kaybetmeyen bu kitabı yazdığında Mary henüz 18 yaşındaymış.
Kitabın konusuna gelecek olursak; konumuz, bir adamın hayallerinin peşinden gitme isteğiyle bir gemi kiralayıp Kuzey’e gitmesiyle başlıyor. Orda bir buz gölünün ortasında kalmışken dağların üstünden koca cüsseli bir adamın geçtiğini görüyorlar ve merakla onu izliyorlar. Daha sonra gemilerine donmak üzere olan Frankenstein’i alıyorlar ve o da gemi kaptanına hikayesini anlatmaya başlıyor.
Frankenstein da az önceki gemi kaptanımız gibi çocukluğundan beri hayaller peşinde olan birisi. Okuduğu simya kitapları onu öylesine etkiliyor ki, resmen okuduğu yazarların müritleri oluyor. Fakat üniversiteye başlamasıyla okuduğu bu eski kitaplardaki tüm bilgilerin yanlış olduğunun ispatlanmış olduğu gerçeğiyle çarpılıyor ve yeni araştırmalara başlıyor ve en sonunda aradığı şeyi buluyor: yaşam. Yaşamın sırrını çözen Frankenstein, kadavralardan vs. oluşturduğu deneyine en sonunda can veriyor fakat işler beklediği gibi olmuyor. Kendi yarattığı şeyi kanlı canlı karşısında görünce ondan iğreniyor ve kaçıyor.
Yalnız kalan yaratık kendi kendine öğrenmeye ve kendi kendini geliştirmeye çabalıyor ve başarıyor.
Sanılanın aksine bu kitap bizlere bilim kurgudan öte müthiş bir edebiyat sunmaktadır. Herkese tavsiye edebileceğim,
Korku klasiklerinin en önemli yapıtlarından olan #frankenstein ile Herkese Merhaba. :) Bilimkurgunun başlangıcı sayılan kitap ceset parçalarından diriltilmiş bir ucubenin hikayesini anlatıyor. Genç bilim insanı Viktor Frakenstein yarattığı bu varlıktan iğrenir ve kaçar. Başıboş kalan bu yaratık önceleri iyilik dolu iken karşılaştığı insanlar tarafından kötülüğe, dışlanmaya maruz kalınca intikam almaya yemin eder. Ve böylece gelişir olaylar. Kitabı okuyana dek yaratığın adının frankenstein olduğunu sanıyordum ama sanırım filmle alakali bir yanılgı benim ki. Uzun süre kitaplığım da bekletip okuyamamıştım korku klasiklerine karşı bir korkum vardi haliyle ama beklediğimin aksine yaratığa bir süre sonra acımaya başladım. Çok beğendiğimi söyleyemicem ama yazıldığı dönemi baz alırsam gayet iyi bir kitaptı. FrankensteinMary Shelley
Bir kitabı tekrar okumak, bir filmi tekrar izlemek insanı etkilemediği sürece sıkıcıdır. Her kitap, film de tekrar izleme, okuma isteği uyandıracak kadar başarılı olamaz. Bu kitabıysa tekrar tekrar okunacaklar listesine rahatlıkla yazabilirim. Yazdığım alıntıların yanı sıra altının çizildiği o kadar çok cümle var ki... Keyifli, her kelimesi tane tane okunmaya değecek bir kitap.
Bir canavar olarak bakmanın yanı sıra insanı kendi özüne götürüyor. Günümüzde insanlar fantastik yaratıklardan, mitolojik varlıklardan daha da canavar çünkü. Korku hikayesinin yanı sıra asıl insanlık hakkında düşünmeyi denettiren bir klasik...
Bu kadar kendi kültürüne ve dinine hakaret edilmesi hoşuna gidenden kitapları baş tacı eden bir toplum daha olamaz. Bir Türk ve Müslüman yayınevi sırf klasik diye neden böyle bir eser basar? Türklerin aşağılanmasının bini bin para. Peygamber efendimizden askerlik arkadaşı gibi bahsedilmiş. Türk kadınları köle olarak gösterilmiş. Peygamber efendimizin Müslüman kadınlara ne kadar değer verdiğini bilen bilir. Evet açık fikirli bir insanım ama kültürümü dinimi de aşağılatmam. Direk kitabı yarım bıraktım. Ve şimdi çöpe atmaya gidiyorum.
FrankensteinMary Shelley · Dex Kitap · 201821,7bin okunma
Okudum ilk dex yayınevi kitabıydı. Kitabın konsept tasarımı, ciltli hali fazlasıyla güzeldi lakin daha da önemlisi çevirisi çok iyiydi. Kitaptan hiç kopmadım, hiç sıkılmadım. İşlerimden dolayı saatlerce okuyamadım lakin okuduğum her andan keyif aldım.
Kitabın genel konusuna gelirsek Victor Frankenstein isimli bir doktorun/ bilim insanının, karşı konulamaz hırsı ve duyguları yüzünden kendini yaratıcı yerine koymak istemesi, hiç istemediği bir sonuçla karşı karşıya kalmasına sebep olur. Dünyaya, kendisinin dahi iğrendiği, aşağıladığı bir yaratık getirir. Victor bu yaratığı gördüğü ilk anda terk eder. Yaratık doğuştan ihanete uğraşmıştır..
“Hilkat garibelerinden herkes nefret eder. O zaman, canlılar arasında iğrençlikte bir eşi olmayan benden nasıl nefret edilmesin! Yaratıcım olduğun halde, sen bile ancak ikimizden birinin yok oluşuyla kopabilecek bir bağla bağlanmış olduğun kendi eserini hor görüyor, tiksiniyorsun. Yaşamla nasıl olur da böyle dalga geçersin?"
Victorun ve yaratığın hayatı bu andan itibaren ayrı ama ortak bir ızdırap serüvenine dönüşür. Yaratık alışılmışın dışında bir bedene ve çok korkunç bir yüze sahip olduğu için gittiği her yerde aşağılanır. Öyle ki aşağılarin aşağısına düşer, fareler gibi yaşamaya başlar. Bu süreçte okumayı, konuşmayı hatta düşünmeyi öğrenmek zorundadır. Açlık, aşağılanma, sevgisizlik ve yalnızlık ızdırabı içinde yaşar. Bu ızdırap hayatta tutunacak bir amaç verir ona, kötü bir amaç..
“Benim de sevgi, şefkat hissim vardı ama tek karşılığı aşağılanma ve nefret oldu. Ey insan! Benden nefret edebilirsin ama kulağını dört aç! Bundan böyle ömrün korku ve istirap içinde geçecek ve mutluluğunu sonsuza dek elinden alacak o yıldırımın isabet etmesi yakındır. Ben kahrımdan ölürken, sen mutlu mu olacaksın? Diğer tutkularımı mahvedebilirsin
1797 yılında Londra'da doğdu. Babası William Godwin, radikal siyasal görüşleriyle tanınan bir yazar, annesi Mary Wollstonecraft ise dönemin etkili bir kadın hakları savunucusuydu. Annesi doğumu sırasında ölünce, babası tarafından büyütüldü ve doğal olarak ondan ve arkadaş çevresinden oldukça etkilendi. Bu şartlar altında edebiyat ve felsefe'nin başlıca ilgi alanları olması kaçınılmazdı. Çocukluğunun büyük bölümünü kitap okuyarak, hikayeler yazarak geçiren Mary 1814'de, dönemin en gözde romantik şairlerinden Percy Bysshe Shelley'e aşık oldu. Percy Shelley'in evli olması nedeniyle İsviçre'ye kaçmak zorunda kaldıklarında Mary henüz 17 yaşındaydı. Babası William Godwin bu ilişkiye karşı çıktı. İki sevgili, Percy'nin eşinin 1816'da ölümünden sonra Londra'ya dönüp evlenebildiler. Ardından İtalya'ya yerleştiler.
Frankenstein'in düşüncesi; Mary'de, 1816 yazında yarı uyanık olarak gördüğü bir kabus sebebiyle oluştu ve hikayeyi geliştirmesi için eşi tarafından desteklendi. Frankenstein ya da Modern Prometheus 1818 başlarında yayımlandı. Romanın doğuşunda, İngiltere'deki sanayi devriminin, Locke ve Hobbes gibi düşünürlerin etkisini de görmek mümkündür. 1822 yılında eşini bir tekne kazasında kaybeden Mary, Londra'ya döndü ve 1851 yılında ölünceye kadar profesyonel yazarlık yaptı. Frankenstein; kuşaktan kuşağa bir korku klasiği olarak aktarılsa da, öyküde doğrudan korkuya yapılan bir gönderme yoktur aslında. Katil, canavar denilen yaratık ve yaratıcısı Dr. Frankenstein kurbandır aslında. Modern çağa ve rasyonel aklın egemenliğine karşı romantik başkaldırının metaforudur onlar. Yani toplum dışına itilen, kendi savaşını veren ve bu savaşta yenilen farklı insanların acıklı öyküsüdür.
Daha çok Frankenstein ile anılan Mary Shelley ayrıca, Lodore, Falkner (1837), Perkin Warbeck ve insanlığın yavaş yavaş yok oluşunu inceleyen ve 1826'da yayımlanan apokaliptik bir roman olan The Last Man'in de yazarıdır.