Hermann Hesse'den okuduğum ilk kitap oldu Görkemli Dünya. Şair, elinde bir defterle uzaklara gidiyor, izliyor, kokluyor, gözlemliyor, siz istemeseniz de bu yolculuğun davetlisi oluyorsunuz. Sizinle hayat hakkında sohbet ediyor, uzaklar hakkında, gezmek hakkında, özlemek hakkında, ölüm hakkında... Gezdiğiniz yerleri tatlı sohbetiyle anlattığı yetmiyor, bir de defterine çizdiklerini gösteriyor. Sanırım neden sevdiğimi daha fazla açıklamama gerek yok. Gün yorgunluğunda soluklanmak adına harika bir kitap. Öneren kıymetli dostuma buradan ayrıca teşekkür ediyorum.
Hermann Hesse okumaya bu kitap ile başlamayın. Herman Hesse’nin Siddhartha kitabını yada Demian kitabını falan okuyup anlatım tarzına alıştıktan sonra bu kitabı okuyun. Ben bir Herman Hesse hayranı olabilirim Bu kitap roman gibi değil daha çok Herman Hesse’nin anıları, düşünceleri gibi.
Gezi edebiyatı türüyle kaleme alınmış, Hesse'nin kendi suluboya resimlerinin ve fotoğraflarının da olduğu, doğayla, dünyayla, kendisiyle hesaplaştığı derin bir tefekkür.
Merhaba...
Hermann Hesse bu olağanüstü kitapta bir gezgin, bir şair, bir düşünür olarak çıkıyor karşımıza.
Uzakların çağrısına uyarak evinden ayrılıyor, tek başına doğada dolaşıyor, defterine notlar alıyor, desenler çiziyor, şiirler yazıyor.
Sınırları aşıyor, ötelerin, uzakların, yabancı dillerin, dağların ve güneyin kokusuna kanıyor;
her patika, her yol bir sapmaya dönüşüyor.
Hesse’ye ait şahane fotoğraflarla bezenmiş bir gezi edebiyatı örneği. Onu tanımak için başlanacak bir eser değil kesinlikle, onu tanıdıktan sonra ruhunun naifliğine şahit olmak için, keyif almak için okunabilir ancak. Şiirleri de var üstelik. Çeviri şiirlere karşı olduğum için pek Hesse’nin dilini okur gibi hissedemedim, yapay olduğu çok belliydi ama ilk kez burada şiirleriyle de buluştu gözlerim. Kendi el yazısından notlar serpiştirilmiş aralara kartpostal süslemeleriyle, bu da renk ve bereket katmış bu incecik kitabın doyurucu ruhuna..
Doğaya, tanrıya ve kırmızı evlere tutkun bir kalemin, savaşı protesto ederek terkettiği ülkesinden İsviçre’ye uzanan kaderinin bir yansıması gibiydi her satır.
1920lerde kaç insanın domateslerle yanak yanağa fotoğrafı vardır ki ? Bu tohuma, tohuma can veren yaratıcıya duyulan aşk değil de nedir?
Bu kitaptan sonra Hesse’yi bir şair, bir çiftçi, bir ressam, bir düşünür, bir mümin olarak buldum.
Tanıştığıma da çoook memnun oldum..
Bir kitap, insanın hayatına bu kadar dinginlik verebilirdi sanırım. Yazarın, kendi tabiriyle gezginin, hayatındaki dinginlik, huzur, geleceğe dair plan ve isteklerindeki sadelik benim de kendime "hayatı fazla ciddiye almamak gerekiyor" dememe sebep oldu. Bir şekilde yaşıyoruz ve ömrümüz bir şekilde bitecek. Bunu bilerek yaşamak gerektiğini ve aslında önemli olan huzuru insanın kendi içinde bulabileceği düşüncesini benimsedim. Aslında kitabın konusunun bunlarla alakası yok. Sıradan bir gezginin sade hayatı, yalın dili ve sıradan zevkleri oluşu beni böyle düşünmeye itti diyebilirim. Hermann Hesse'nin okuduğum ilk kitabıydı ve başka kitaplarını da mutlaka okumayı istiyorum.
Kitabı okurken çevirisiyle ilgili hep bir yanlışlık olduğunu düşündürdü bana. Google translate ile çevrilmiş gibi. Acaba yazarın dili gerçekten böyle mi diye aldığım başka bir hesse kitabını okudum hemen (ağaçlar) ancak burdaki dilin gayet anlaşılabilir olduğunu gördüm. Almancam yok bunu kanıtlayamam ancak anlayabilirim. Çevirmenin özgeçmişini araştırınca hobi olarak çevirmenlik yaptığını gördüm. Keşke düzgün bir çevirmen tarafından bir daha çevrilse de okusak. Onun dışında kitabın kapağı ve iç tasarımı gayet güzel olmuş. İçindeki bazı fotoğraflar pikselli olarak basılmış olsa da tasarımı güzel.
Yılın ilk cumasından herkese ve her keşe selam. Yılın ikinci kitabı olarak en sevdiğim yazar Hermann Hesse'den Görkemli Dünya kitabını okudum. Kendisini hem yazar, şair ve ressam olarak hem de karakter olarak çok sevdiğim için bu kitapta yazılanları da sevdim çünkü Hesse'nin karakterini net bir şekilde gözler önüne seren kısa metinlerden oluşuyor. Bir de Everest'in renkli ve bu güzel tasarımı ile daha da haz veriyor kitap. Hesse ile 2020'ye garanti eserler ile güvenli sularda yüzerek başladım. Soft bir başlangıç oldu benim için, pamuk gibiyim. :)
Memleketinden yurdundan uzaklaşmak
Uzaklaştıkça özgürleşmek
Evinden yurdundan işinden tüm hayat denilen tahahhümden toplumdan uzaklaştıkça Kendine yaklaşmak
Ruhunu duygularını düşüncelerini keşfetmek farketmek
Bambaşka bir uyanış yeri geldiğinde yeniden doğmak
Duyuların da uyanması adeta benlik içinde bedenle ruhla kalple duygu ile mantık ile görme duyma hissetme ile bambaşka bir uyanış bahar ayı gibi
Kıştan uzaklaşırcasına dönüşüm mevsimi
İşte farkındalıklar içinde zihne gelen hisler duygular ve garip bir tefekkür
Çiçeklerle ağaçlarla doğa ile konuşma doğanın renklerinin insanda bıraktığı duygu his ve değişim ile ritmik bir frekansa girme doğa sende bir resim çizerken senin de doğada resim çizmen
Yaşını yaşamını deneyimlerini isteklerini görmek onları dile getirmek ev arayışı özgür hissetmek ve gezinlik duygusu ile tezatlardan gelen iç çekişmeler ve ne olduğunu ne olmak istediğini bazen samimi bazen riyakarca dile getirmek şiirlerle özetlenen öz duygular eşliğinde ne idim ne olduma giden yalnızlıkla beraber dünyanın doğal yanı ile kurulan arkadaşlık eşliğinde birazda dindarlık ve tanrı olgusu ile birlikte kimi zamam hava karardığında bir karamsarlık ve melankoli ile kimi zaman göl güneş sıcaklık bir kayın ağacı bazen çiçek eşliğinde istekler üzerinden dünyaya dair kurulan hayallerden sonra arda kalan hislerin paylaşımı ilginç bir tefekkürlü gezi edebiyatı örneği orta avrupadayız avusturyada almanyadan uzaklaştıkça gezginlik ruhuyla sınır dışılığın sınırsızlığın tadıyla kendini bilme aşma olduğunu olmadağını ortaya koyma serüveni bazen ilginç marka puro ve şaraplarla miskinlik tembellik uzanmak yatağa yatmak hatta uyanmama isteği ile karışık sembolik paylaşımlar. Bence harika derin ve bir birkere daha okuyup düşünmeye değer ve yormayan da az sayfalı büyük puntolu bol
Yaşamı bilmekten ziyade hissetmek istiyor Hermann Hesse. Doğa, bilhassa ağaçlar kutsal, en büyük bilge onun için. Yolda amaçlar amaç olmaktan çıkıyor, hep ama hep aramak gerekiyor. Bu yüzden kendi tabiriyle her gördüğünde flörtleştiği kırmızı evden de geçiyor. Tatmin olmak onu mutlu etmiyor ki. O evini de uzaklıkları barındıran yolları da içinde ruhunda taşıyor. Ayrıca sevgiyi, aşkı bir kişiye nesneye bağlamıyor yazar. Dönüşmesi, değişmesi, yayılması gerektiğini savunuyor.
1877'de Almanya'nın Calw Kasabası'nda doğdu. 1962 yılında İsviçre'nin Montagnola Kasabası'nda yaşamını yitirdi. İlk şiirini yirmi beş yaşında yazdı. Ardından Peter Camenzind, Çarklar Arasında, Gertrud, Rosshalde, Demian ve diğer romanları geldi. Birinci Dünya Savaşı'nda Alman militarizmini protesto etmek için İsviçre'ye yerleşti. İkinci Dünya Savaşı'nda hem Naziler, hem de antifaşistler tarafından sert şekilde eleştirildi. Bu eleştiriler, ayrıca sorunlu aile yaşamı ve savaş esirlerine yardım konusundaki yoğun çalışmasının sonucu ağır bir bunalım geçirdi. Jung'un öğrencisi Lang ona psikanaliz tedavisi uyguladı. Lang ile dostluğu ruhbilime ve Jung'a duyduğu ilgiyi körükleyerek şiirsel iç dünyasını zenginleştirdi. İnsancıllığı, barışseverliği ve insan yaşamını irdeleyen felsefesi, Bozkırkurdu, Narziss ve Goldmund ve Siddhartha adlı romanlarında özellikle belirgindir. Boncuk Oyunu adlı romanından sonra 1946'da Nobel Edebiyat Ödülü aldı. Doğu edebiyatına ve mistisizmine düşkünlüğü, ayrıca bireysel bunalımlara çözümü Doğu felsefesinde arayışı, 1960 yıllarında canlanan Budizm ve Zen Budizm akımlarının da yardımıyla özellikle Amerikan hippi gençliği arasında en çok okunan yazarlar arasına girmesini sağladı. Eserlerinin büyük bölümü Türkçe'ye çevrildi.