Hayy İbn Yakzan (Ruhun Uyanışı)

·
Okunma
·
Beğeni
·
4.847
Gösterim
Adı:
Hayy İbn Yakzan
Alt başlık:
Ruhun Uyanışı
Baskı tarihi:
Şubat 2017
Sayfa sayısı:
349
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755742778
Orijinal adı:
Hayy İbn Yakzan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İnsan Yayınları
Baskılar:
Hay Bin Yakzan
Hayy Bin Yakzan
Hay Bin Yakzan
Hayy İbn Yakzan
Hayy İbni Yakzan
Hayy Bin Yakzan
Bu ünlü hikayenin, Hayy'ın varoluşu ve gelişimi çizgisinde insanın gelişim tarihini özetlemekte olan ince anlatım tarzı, bizi Hayy'ın şahsında kendisinden daha başka birşeyleri temsil ettiği konusunda ikna etmelidir. Yalnız başına yaşadığı adada Adem'e benzeyen konumu, ateşin kaşifi olarak üstlendiği Prometeus rolü, ilerleme kaydetmesi ve sapması, ateşle zekice tecrübelere girşimesi ve düşünmeden "ondan bir parça"yı kavramaya çalışması, onun insanoğlunu sembolize ettiğini göstermektedir. Çünkü o da ilk insan gibi her şeyi kendi başına keşfetmek zorundadır. Ayrıca bir insan olarak, ruhun hayat kaynağı olan hayvani yönünden başka bir şey bilmemektedir. Bu, insanın en azından yarı ruhani bir dünyaya girmesinin belirtisidir.
Kitap alamayan çocuklara kitaplar hediye edeceğim Youtube kanalımda, kitaplardaki alıntılar hakkında videolar hazırlıyorum. Destek olmak isterseniz abone olabilirsiniz: http://bit.ly/alintilarlayasiyorum

İlk felsefi roman, Tanpınar'ın deyişiyle "Müslüman aleminin tek romanı", Spinoza'nın çeviri yaptığı bir evrendoğum (kozmogoni) kitabı, bir "ilk" arama kitabı, bir nevi insanlık için bir "ilk" yardım.

Bir kitap düşünün ki, içerisinde hem 4 elementten insanın olgunluğuna erişimine kadar geçirdiği süreç hem evrime göndermeler hem Kur'an motifleri ve tasavvufu savunanlar için ek olarak tasavvufi görüşler hem de evrenin başlangıcına ait bir arayış var. İşte o kitap, bu kitap. Bugüne kadar okuduğum ilk evrendoğum kitabı.

Öncelikle kitapta pek çok yerde geçen özdek tanımından başlamalı. Özdek, bilinçten bağımsız olarak var olan her şeydir. Aldığı ilk biçimler su, hava, ateş ve topraktır. Ama yine de konumuz Avatar değil. Söz konusu olan, hepimizin hayatlarının başlangıcı ve daha doğrusu evrenin başlangıcına doğru zamansız bir fener tutma "id"i.

Kitapta önce İbn Sina'nın Hay bin Yakzan'ı, daha sonrasında da İbn Tufeyl'in Hay bin Yakzan'ı var. Evreni, akıl ile anlamlandırma süreçlerinden geçen çeşitli insanların bir bedende dünyaya getirildiklerinin bilincinde olmalarının sonucunda düşünme süreçlerine indirgenen bir farkındalık anlatılmakta. Etkin bir akılla birlikte, öfke ve kösnü güçlerine hakim olan insanın kendi bedensel güçlerinin akli güçlerinin önüne geçmesinin savaşı ön planda.

Her şeyden önce, özdek konusu evren gibi kitabın da ana hammaddeleri. Özdek ile biçimleşmenin ilk buluşmasından oluşan 4 elementle birlikte maden, bitki, hayvan ve insanın oluşumları akılla duyuların, aklın kendi kendine hükmedebilmesinin açıklamasıyla birlikte aynı zamanda gökbilim açısından göklerin kademelerinin tanımlanması ve imge-akıl karışımında evrenin sorgulanması konularında bilgilerin 170 sayfaya doyurucu bir şekilde sığdırılabilmesi eminim ki pek çok okur için eşsiz bir deneyim olacaktır, bu en azından benim için çok farklı bir deneyim oldu.

İbn Tufeyl'in Hay bin Yakzan'ı zamanında büyük tartışmalara yol açan üç ana sorunu çözümlemeyi amaçlıyor:
1-İnsan kendi başına, hiçbir eğitim ve öğretim görmeksizin, sadece doğayı inceleyerek düşünme yoluyla yetkin insan, üst insan aşamasına ulaşabilir, insani nefs etkin akılla birleşebilir.
2- Gözlem, deney ve düşünme yoluyla elde edilen bilgiler, vahiy yoluyla gelen bilgilerle çelişmez, yani felsefe ile din arasında tam bir uygunluk vardır.
3- Mutlak bilgilere ulaşmak, bütün insanların üstesinden gelebileceği bir şey değil, bireysel bir olaydır.

Yukarıda yazılan 3 tartışma konusu üzerinden gidilerek ve başka bir bakış açısından gerek Nietzsche'nin üst insan konusuna paralellik gösterilebilecek bir konuda gerekse de bir insanın yalnız başına, etrafında kimse olmaksızın sadece sorgulayarak, deney ve gözlem süreçleriyle birlikte Tanrı'yı ve bir Yaratıcı olmasının zorunluluğu konularına eğilmesi anlatılıyor. Bireysel sezgilerin, akıl ve deney ile uyumluluk reaksiyonları aşamalarından sonra her bilginin üstüne bilgi katılmasıyla -bir nevi 4 elementin evreni başlatması gibi- gerçekleşen bu süreçler zinciri İbn Tufeyl'in de Hay bin Yakzan'ı Kur'an'dan pek çok motiflerle bezemesine sebep olmuş.

Varsayımlarla birlikte ilerleyen hikayede, bütün nesnelerin hamurunun 4 elementin çeşitli oranlarda birleşimi olarak belirtilirken bu kısımdan sonrası için hem teist hem ateist okurlar açısından görüş ve bakış açısı farklılıklarına neden olup güzel, verimli tartışmalar çıkabilecek konular başlıyor.

Teizmi savunan insanlar açısından, yaratılışın çamurdan başlayıp bunun verimli koşullarda mayalanmasıyla birlikte kabarcık sürecinden geçmesi ve ardından bir Yaratıcı'nın ona bir amaç, rol belirlemek suretiyle onu salt tesadüfilikten kurtarıp adeta büyütmesi, bana ilk olarak Hacc Suresi 5. ayette geçen nutfe, alak, mudga gibi bir tekamül sürecini, yani evrimi çağrıştırdı. Ayrıca Nuh Suresi 14. ayette de "Oysa O, sizi bu aşamaya kadar aşama aşama yaratmıştır." diye belirtilir, bu da yaratılışı savunan insanlar için bir evrendoğum sebebidir. Bu kitapta da eminim ki kafasında bu konularda soruları olan insanlar, daha çok soru işaretine sahip olacaklardır. Yine de "Neden?" sorusuna eğilmek açısından dini, "Nasıl?" sorusuna eğilmek açısından bilimi kendine yol arkadaşı edinmiş insanlar için kesinlikle keşfedilmesi gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.

Ateizmi savunan insanlar açısından da Çağrı Mert Bakırcı'nın Evrim Kuramı ve Mekanizmaları kitabının 59. sayfasında belirttiği gibi, cansızlıktan canlılığa geçiş aşamaları okyanusların tabanlarında, tıpkı bugün kıtaların üzerinde gördüğümüz gibi volkanik bacaların bulunduğu, evrenin yaklaşık başlangıcı olan milyarlarca yıl öncesine gidildiği ve ilk yaşamın oradaki kabarcıklanmalardan ve çeşitli kimyasal reaksiyonlarla birlikte kimyasal moleküllerin oluşmasının etrafında gelişen bir canlılık süreci var. Engelsiz bir doğal seçilim süreci, doğal koşulların elverişliliği ve aşama aşama türdeşleşme konuları Hay bin Yakzan'ın da beslendiği diğer konulardan.

Apateizmi savunan arkadaşlar buraları okumasalar da olur sanırım? :)

Kitaptan küçük bir örnek vermek gerekirse, Hay bin Yakzan daha çok kabul edilen varsayımda bir çamurun şekillenip mayalanması ve Yaratıcı'nın ona hayat vermesinden oluşuyor, daha sonrasında ise kendi çocuğunu kaybetmiş bir ceylan onu emzirip büyütüyor. Bu aslanların avcılık karakterleri güçlü olan yavruyu diğerlerinden daha çok kollaması gibi bir içgüdü doğuruyor. İçgüdü konusunda yaptığımız tartışma için şu alıntının altındaki yorumlara bakabilirsiniz : #35329239

Özet olarak, Spinoza'nın töz felsefesine yakınsayan bir yaklaşımda özdek, 4 element, evrim ve yaratılış konularının harmanlandığı, evrenin ilk anına gitme idi güden bir sorgulamada, adaptasyon, çevreyi tanıma, sezgi, deney ve gözlemlerin hepsinin bir arada kullanılıp bir insanın bir tümevarım minvalinde düşünce süreçleri sonucunda etrafında bunu sorabilecek ne kimsesi ne de interneti olan bir insan sizce Tanrı'nın var olmasının zorunluluğuna, amaçlılığa mı ulaşır, yoksa bu tam tersi bir tarafta amacın gereksizliğine mi?

İncelemeyi buraya kadar okuyanlar için bir teşekkür mahiyetinde kendi hayat felsefesini, yani evrenin ilk anlarına ait düşüncelerini, inancı ne olursa olsun aşağıya yorum olarak yazmış olan arkadaşlarım arasından bu kitabı isteyenlere, kitabı hediye ettim. Kur'an ve yaratılış, Darwin ve evrim teorisi, hayatın tamamen bir simülasyon olma ihtimali, insan ırkının Anunnaki'ler tarafından yaratılması vs... Ben bu kitapla birlikte kendi hayati görüşlerimi ve amaçlarımı sorgulayıp soru işaretlerime yeni renkler kattım. Tartışmalardan, eleştirilerden kendime o kadar çok şey katıyorum ki kesinlikle tartışmaların etkisini yadsıyamıyorum.

Görüşlerimiz ne olursa olsun bu kitabı okuyup daha çok sorgulayabilir, kimliğimizi oluşturma yolunda belki de büyük adımlar atabiliriz. Gerçek olan şu ki, içinde yaşadığımız evren ve beden hakkında ne kadar fazla çeşitlilikte kitap okuyabiliyorsak bu bizim için kârdır. Bundan dolayı, bu kitap daha çok bilinmeyi ve okunmayı hak ediyor. Sevgiler...
Kendini bilen Rabb'ini bilir.
Nefsini bilen Rabb'ini bilir, hayır hayır, Nefesini bilen Rabb'ini bilir.
Öz'ü bilen töz'e ulaşma gayreti içinde olan Öz'e varır.

Gece vakti ayak ucunda akıl yürütmeler yapalım biraz;
Özlemek nedir? Sözcüğün kökeni öz. Peki insan kimi özler? İnsan evvelden bildiğini özler, salt yakınlık duyduğunu özler. Özlemek, bütünlemek; eksikliği tamamlamak manasına da geliyor. Sana yakın olanı, senin yakın olduğun O zat'ı bilmek, özümlemek, özlemek, özütlenmek... İşte bir biçimde özlemek.

Bir biçimde diyorum zira herkes çok başka yollarda arıyor özünü. Bu dünya sahnesinde malayani işlerle saniyelerimizi dakikalara, dakikaları saatlere ve onları güne; ömre yayıp zayi ediyoruz. Fikretmediğimiz, "fam" etmediğimiz bazı mühim müşkiller var; başta bir öz var.

Evrende bulunan bileşikler, karışımlar, moleküller ve atomlar, hüveler, kuarklar ve daha nicesi bir bir yalnız Bir'i tesbih ederek varlığının ispatı oluyor. Cem'i zıddeyn muhaldir, buna lafz-ı latife göre öyleyse denebilir ki bir şey ya yaratılmış yahut kendi kendine türemiştir. İkisi bir arada bulunamaz. Peki ya "karanlık" öyleyse aydınlığın zıddı değil midir? Küçük bir izah olması bakımından p ise q önermesine varacak, p, q ise q da p'dir önermesine yol alacağım. Aristo mantığına başvuracağım. Değillemeyi seçeceğim burada bilhassa.

Karanlık, aydınlığın zıddı değil; ışığın yokluğudur. Vurgulamak istediğim nokta " aydınlık kaynağının" yokluğu değil, aydınlığın yokluğu olması. Karanlık, ışığın yokluğuysa; cem'i ziddeyn muhaldir önermesini avam diliyle ispatlamış olduk.

Nefesini bilen'e dönmek istiyorum. Evrenin ilk arkhesi kabul edilen "hava"ya. Hava, yaşam kaynağı kabul edilerek özün bir formu kabul edildi Antik Yunan'da. Çok da kadim bir inanış olarak hala bir itibarı vardır. Tek bir an bile nefes almaması düşünülemeyen; katman katman hava içeren bu küçük gezegeni algılama biçimimiz işte bu kadar mikro boyuttaydı. Mikrodan makroya; tikellerden tümellere varmaya çalışıyorduk. Tümel'i, tümellerin bilgisini bilenin, bilginin, hakikatin peşinde oradan oraya sürüklenmemiz de bundan. Bilme; insanı ayakta tutan ara sıra sarsan çokça yoran enerjisi büyük istek.

Kitapta tam da bu manada bir girişimi görüyorum. Bir bilme gayreti, manayı "öz"ümseme gayreti. Daha ilk sayfalarda İbn Sina'nın yazdığı sayfalarda şöyle düşünmeye başladım; gölgeler. Gölgeler ne çok hayatımızı karartmış Allah'ım?! Ne kadar boğulmuşuz vahdeti ararken kesrette. Bu da imtihan elhamdülillah. Eh, biraz mağara alegorisini burada anlatmanın vakti geldi.

Normlarımız, cehaletimiz, sanrılarımız, yaşadım bildim diye bunların zerreleriyle yetindiklerimiz; gölgelerin gölgesi. Karanlığın en şatafatlı en kör eğlencelisi. Zincirlerine bağlı iman özünü yakalayamamış dünyevi zevk ve safahat içinde yaşayan biz biçareler; acizler, fakr kokan cesetler. Sayımızın artışıyla gölgelerimiz esasen kof kirlilik olan gölgeler, içi boş eğlencelerimiz; kendimizi tatmin etme isteğimiz.

Eğlencelerinden kurtulmak istemeyen anut nefslerimiz. Yaka silkip asla kovmaya kıyamadığımız belki bizatihi ahiretine kıymalarımız. Ne yârdan ne serden geçmezliğimiz.

Korkularımız, kabuğuna ve belki mağaralarına; inlerine saklanmış cesareti olmayan kokuşmuş üstü safî şeytani kokularla örtülü giysilerimiz; çevremiz; mağaramız. Dışarıdan gelen hakikat sesine kulak tıkamışlığımız; gözleri açamayacak kadar karanlığa alışmışlığımız, Güneş'i yok saymışlığımız; bizi bilene, bizi görene sırt çevirmişliğimiz ve kahrolası bir nefsimiz var.

Tebliğ ediciler, mesaj göndericiler, Hakk'ı Bir bilip bıkıp usanmadan zincirlerimizin kilidini açan bizi üzmeden, tenimizi; gönlümüzü acıtmadan, kırmadan mağaradan çıkarmak için uğraşan binlerce sese yönelme istidadı olan bir ulu vechimiz var.

Kitap özelinde birkaç şey eklemek istiyorum; İbn Sina'nın ve İbn Tufeyl'in aynı isimli iki eserinin bir arada basımı olan bu kitapta İbn Sina'nın teşbihlerini maalesef yetersiz buldum. Bir zıtlık, ikirciklik durum oluşturma gayretini haddim olmayarak kadın-erkek -zahiri- üzerinden ilerletmesini maalesef yersiz buldum.

İbn Tufeyl'in Hay Bin Yakzan'ı ise tek kelimeyle "enfes"ti. Baştan sona akla yatkın teşbihler, yerinde yararlanılmış Kur'an ayetleri, esinlenmelerin hakikatli bir isnadının olması mükemmele yakındı. İbn Tufeyl'e hayranlık duyma sebebim.

İbn Tufeyl'in Hay Bin Yakzan'ında çok oturaklı bir kombinasyon, çok yerli yerinde bir kronoloji de yer alıyor. Birçok peygamberin yaşantısından misallerin uyarlanması, Hz. Âdem, Hz. Musa hele ki Hz. İbrahim'in arayışına olan o latif göndermeler... Habil Kabil meselesi, ilk ar duygusunun peydah oluşu peyderpey ifade edilişi.

Benim gibi öz'e, asl'a hakikat'e çok meraklı olanların okumasını da salık veririm. Etimolojik sözlük kullanarak Kur'an okumaları yapanların ne demek istediğimi daha iyi anladığını biliyorum.

İyi ki okudum dediğim bir eser.
"Uğrumda mücahede edenleri elbette yollarımıza eriştireceğiz."( Ankebut, 69)

Allah mücahede eden, tefekkür edenlerden eylesin.

Kitap önerisi ve armağanı için Oğuz Aktürk'e çok teşekkür ederim.
İslam dünyasının önemli filozoflarından, İşraki felsefesini Endülüs'te temsil eden İbn Tufeyl'in kaleme aldığı, Müslüman aleminin ilk alegorik öyküsü olmakla şöhret bulmuş bir kitap. Eserde, zamanın filozoflarını derinden meşgul eden, insan nefsi ile faal aklın birleşimini, diğer yandan felsefeyle din arasında bir uyuşma bulunduğunu gösterip ve bu ikisini uzlaştırarak yıllardan beri devam ede gelen felsefe - din münakaşalarına yeni bir biçim vermek maksadı vardır.

Issız bir adada insanlardan soyut bir şekilde tabiatın kucağında yetişen Hay bin Yakzan, aklının tüm etkinliğini kullanarak, tabiatı müşahede ederek, nesnelerin niteliğinden yola çıkarak varlığın ötesinde bir metafizik varlık bulunduğu fikrine varır. Nihayet aklî zorlamayla ve manevi bir takım tecrübeler sayesinde Tanrı bilgisine ulaşır.

Bu teorik gelişimindeki esas vasıtalarıysa duyular, gözlem ve deneysel akıldır. Kısacası kozmolojik delillere dayanarak bir yaratıcı fikrine varır.

bunun yanında, İslam'da alegorik öykü geleneğinin tarihçesi ve farklı bir Hay bin Yakzan öyküsünü kaleme alan İbn Sina'nın eseri de yer alıyor.

Bu eser 14. yüzyıldan başlayarak çeşitli Avrupa dillerine çevrildi. Bacon, Spinoza ve More gibi pek çok düşünür ve sanatçının üzerinde etkisi oldu. Türkçeye çevrilmesi ise 1923 yılında gerçekleşti. Avrupalıların önemle üzerinde durduğu bu eser Doğu'da yeterince ilgi göremedi. Oysa ki birçok tartışmaya ve girift düşünsel problemlere ışık tutabilecek nitelikte bir eser.

Bitirdiğim vakit harika bir kitap okumanın verdiği haz, bu kadar geç rastlamış olmamın verdiği garip-gıcık bir hissiyatla kapağını kapadım.
Kitap, yalnız başına bir adada dünyaya gelmiş bir insanın düşünme ve araştırma yolu ile ilahi hakikatleri anlamaya çalışmasını konu ediniyor. Hem felsefi hem de mistik yönü oldukça kuvvetli olan bir eser. Spinoza'nın ortaya attığı görüşlerin esin kaynağı olduğunu söyleyebileceğimiz düzeyde paralellikler içeriyor. Misalen Spinoza'nın "töz" kavramı, hay bin yakzan'da "öz" ve "özne" olarak karşımıza çıkıyor. Aynı şekilde maddenin devinimine dair görüşler de nerdeyse aynı diyebilirim. Hay bin yakzan'ın Spinoza'nın kitaplarının basıldığı matbada, aynı tarihte hatta aynı cilt yapısı ile çıkarılmış olması ve avrupa baskısının girişinde SDB (Spinoza De Benedict ?) yazması da çevirinin bizzat Spinoza tarafından yapılmış olabileceğini düşündürüyor. Cennet/cehennem, varlık, cisim gibi konularda ortaya konulan fikirlerin Kurtuba'dan çıkan diğer düşünür ve ilim adamlarıyla aynı minvalde olması da dikkati çeken diğer bir husus. Sanırım eserin yazıldığı dönemde Endülüs coğrafyasına vahdet-i vücut olarak tanımlanan ekol hakimdi. Eserin Türkiye'de gereken ilgiyi görmemesi ve tanınmaması ise eserle alakalı üzücü bir durum. Kitabın felsefi açıdan oldukça kıymetli olduğunu düşünüyor ve ülkemizde de en kısa zamanda layıkı ile tanınmasını ümit ediyorum.
Çocukken izlediğim çizgi filmin, İbn Tufeyl'in eserinden uyarlandığını öğrendikten sonra bazı yerleri hızlı geçerek bir çırpıda bitirdim:) Harika bir kurgunun içine yerleştirilmiş varoluş, bilgelik ve tasavvuf yolculuğu... Varoluş felsefesi ve tasavvufla ilgilenenlere özellikle tavsiye ediyorum.
Yalova-yeni kapı feribotuna binmişim. Etrafımda ukraynali yada rus diye tahmin ettiğim turistler var. Tabi yarısı Arap. Ama ben ne yapıyorum. Tabiki İbn Tufeyl reisin kitabını okuyorum kulağımda kulaklıklarla.

Başlarında kitap sıkıcı olsada nedense hayy'ın(ana karakterimiz, hattâ tek karakter var. Çizgi filmdeki eleman) bir adada anasız dünyaya gelebilir mi onu ispatlamaya çalışmış, buralar gerçek sabır istiyor ama devamında bir anda roman havasına bürünüp insanı merak ettiren bir akıcılıkla kitap kendisine bağlıyor.

Bana çok enteresan gelen hayy'a bakan ve büyüten, hayy'in en değer verdiği varlık olan ceylan öldükten sonra hayy'ın hakikati aramaya başlaması. Hayatında belkide en kötü şey başına gelmiş, ama içinde bitmek bilmeyen bir merak duygusunu ateşlemiș.

İşte kitap burdan sonra İslam felsefesinin dibine vuruyor. İlk önce ruhun varlığını az da olsa keşfeden hayy sonrasında yaratanın varlığı derken bir anda tüm anasırın sırrını keşf etmeye başlıyor. Tefekkürde okuyucusuna zirve yaptırmayı hedefleyen yazar, bunu birbirini takip eden fikirler ile okuyucuya takdim ediyor. Doğrusunu söylemek gerekirse zaten dili pek ağır olan kitap birde konunun müşkül olması nedeniyle iyice anlaması ve okuması zor hale geliyor. Fakat anlayarak takip edilebilirse hakikati okuyana gösterebiliyor.

Tabi hiç konuşmayı bilmeyen biri nasıl bu kadar derin felsefik düşüncelere ulaşabiliyor, hala kafamı kurcalasa da kitabı eğer sabırlı ve biraz da kelime hazneniz iyi ise tavsiye ederim. Şimdi gidip çizgi filmini izleyecem.
https://youtu.be/-Xgu9te--Y0
Hakikate ulaşmanın bilgisi incelenmiştir kitapta. Hayy akıl ve sezgi ile Vacib-ul Vücûd’a ulaşan Filozofu, Absal Sûfi’yi(Tasavvuf boyutunu), Salaman ise dinin zahiriyle amel eden alimi(Şeriat boyutunu) temsil eder. Aynı hakikatin farklı tezahürlerini gayet derin bir şekilde anlatıyor İbn Tufeyl. Bilginize.
Sadece İbn-i Tufeyl' in değil İbn-i Sina'nın da yazmış olduğu Hay bin Yakzan öyküsü ilk 78 sayfada M.Şerefeddin Yaltkaya/ Babanzade Reşid tarafından incelemesi var. Filmini izlediğimiz Hay bin Yakzan'ın hayat öyküsü ve olaylar hemen başlamıyor :)
Tek başına olduğu bir adada ceylan tarafından büyütülen bir çocuğun etrafını gözlemleyerek hakikate ulaşma hikayesi. Kitap akıcıydı gerçi çevirilere göre değişebilir ama okunası bir kitap.
Kitabın okuyan için tekrar okunması gerekiyor diye düşünüyorum. Klasik bir dini metin değil daha felsefi bir yanı var. Çok farklı ve derinmişsin diyebilirim. Okuması ve sorulara cevap olması zor olan bir kitap. Anlatım hem olağanın dışında hem de olması gerekenden daha güzel.
Her yaradılanın bilgisi yaratıcının elindedir diyenler için hazırlanmış kitaplar gibi bir dinsel anlatım değil, İşin aslı beni de bu anlatım etkilemişti. En zor ve en üst mertebeye gelindiğinde bile cevap olarak yaratıcı çıkması ve sonrasının olmaması çok düşündürmedi ve rahatsız etmedi. Okuyun derim yâda en azından deneyin
Akıl ve muhakeme yolu ile bilgiye ulaşılabilir, bu kitap bunun en iyi örneği.İbn Tufeyl genel felsefi geleneğin göze çarpan yönlerini ele almistir.kitapta öncelikle ilk bilimsel ve kavramsal gelişimiyle baslar ve zorunlu varlıkla birleşir.kitaptaki karakter yani Hayy zihinde derinleşmiş biridir.Yani ibn tufeyl düşüncelerinu Hayy üzerinden sunar.Aklıselim birisi dış etkilerden arındırıldığında Allahi bulabileceği ve dini ritüellere sahip olmasa bile bir din fikrinin oluşabileceğini bu kitapta rahatlıkla görürüz
Kitabın içeriği İnsanın anlama kabiliyetinin nerelere uluşabileceğini gösteriyor.

İlk kısımda İbn-i Sîna’nın felsefî görüşünü sonrasında İbn-i Tufeyl’in felsefe görüşünü açıklıyor. Tabi üslup bakımından ağır bir dille yazıldığından ve kavramların çokluğu nedeniyle bu kitabı okumak isteyen kişi ve kişilerin öncelikle kelime haznesinin gerçekten geniş olması gerekiyor. Kitabın son kısımlarında doğduğu andan itibaren insanlardan uzak olan Hay’ın, yaşının ilerlemesiyle herşeyi sorgulayışı ve bu Evren’in altında yatan oluşumları görmesini sağlıyor. Gerçekten kendisini bir amaca bağlayarak düşünen insanın Evren’in oluşumunu anlayabileceğini gösteren bir kitap. Bulunduğu adada yalnız kendisi yaşıyor. Bu yüzden konuşmayı da öğrenmesi karşı adadan gelen Absal’ın sayesinde oluyor.

Kitabı okurken sıkılabilirsiniz fakat çok yararlanacağınıza eminim. İyi okumalar :)
Hayattaki bütün gayesi mal toplamak, yemek-içmek, şehvetini tatmin etmek, içindeki kin ve öfkeyi yatıştırmak için insanları azarlamak, makam- mevki peşinde koşmak, dini insanlara gösteriş olsun diye yaşamak gibi değersiz ve aşağılık işlerden öteye gitmeyen bir insandan daha ziyade ziyanda olan bir kimse düşünülebilir mi?
"Bir bilimi öğrenmekte olan kimse, o bilim üzerine yazılmış bir kitabın anlamını olduğu gibi kavradığı zaman, kendisinin o güne değin bulunduğu diğer bir düzeyde kalması mümkün değildir."
İbn Tufeyl
Sayfa 69 - YKY, 2017. 19. Baskı, Çevirenler: M. Şerafettin Yaltkaya / Babanzâde Reşid
İnsani nefse, düşünen nefs de (nefs-i natıka) derler. Bunun görevi de düşünmek, bilgi ve bilimi sevmektir.
İbn Tufeyl
Sayfa 15 - YKY, 2017. 19. Baskı, Çevirenler: M. Şerafettin Yaltkaya / Babanzâde Reşid
“Absal yalnızlığı, toplumdan soyutlanmayı seçti. Düşünmek, araştırmak, ders alınacak şeyler üzerinde durmak, anlamların derinliklerine dalmak onun doğal eğilimleriydi çünkü. Bu eğilimleri de ancak yalnızlıkla gerçekleştirebiliyordu.”

“Salaman ise toplumsal hayatı seçti. Salaman’ın doğasına da bu uygun düşüyordu. Düşünmekten kaçınıyor, dış anlamların yorumlanmasından kaygı duyuyordu. Toplum onun için bir sığınaktı. Kuşkularını, kuruntularını giderecek, şeytanın aldatmacalarından onu koruyacak bir sığınak."
İbn Tufeyl
Sayfa 157 - YKY, 2017. 19. Baskı, Çevirenler: M. Şerafettin Yaltkaya / Babanzâde Reşid
Çile insanı eğite eğite, ahlakını arıta arıta öyle bir noktaya getirir ki, o, uzaktan görünen ve kimi zaman parlayan, kimi zaman sönen bir ışığa döner..
"Oğulcağızım! Yol ikidir. Biri aşağıdan yukarıya çıkmak, di­ğeri de yukarıdan aşağıya düşmektir.''
Türlerin bireylerinde ayrı ayrı bulunan ruh da aslında tek bir ruhun parçalarından başka bir şey değildi. Bunların ayrı gibi görünmeleri yalnızca ayrı yüreklerde bulunmalarından ileri geliyordu. Ayrı yüreklere dağılmış ruhları bir kapta toplamak mümkün olabilse, tümünün aynı ruhun parçaları oldukları görülürdü. Ayrı yüreklerde bulunan ruhun durumu, değişik kaplara bölünen bir suyun durumuna benzetilebilirdi. Bu nedenle ister bölünmüş parçalanmış olsun ister olmasın ruh hep aynı ruhtu. Ruha ilişen çokluk bulunduğu yerlerin çokluğundan başka bir şey değildi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Hayy İbn Yakzan
Alt başlık:
Ruhun Uyanışı
Baskı tarihi:
Şubat 2017
Sayfa sayısı:
349
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755742778
Orijinal adı:
Hayy İbn Yakzan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İnsan Yayınları
Baskılar:
Hay Bin Yakzan
Hayy Bin Yakzan
Hay Bin Yakzan
Hayy İbn Yakzan
Hayy İbni Yakzan
Hayy Bin Yakzan
Bu ünlü hikayenin, Hayy'ın varoluşu ve gelişimi çizgisinde insanın gelişim tarihini özetlemekte olan ince anlatım tarzı, bizi Hayy'ın şahsında kendisinden daha başka birşeyleri temsil ettiği konusunda ikna etmelidir. Yalnız başına yaşadığı adada Adem'e benzeyen konumu, ateşin kaşifi olarak üstlendiği Prometeus rolü, ilerleme kaydetmesi ve sapması, ateşle zekice tecrübelere girşimesi ve düşünmeden "ondan bir parça"yı kavramaya çalışması, onun insanoğlunu sembolize ettiğini göstermektedir. Çünkü o da ilk insan gibi her şeyi kendi başına keşfetmek zorundadır. Ayrıca bir insan olarak, ruhun hayat kaynağı olan hayvani yönünden başka bir şey bilmemektedir. Bu, insanın en azından yarı ruhani bir dünyaya girmesinin belirtisidir.

Kitabı okuyanlar 338 okur

  • Aydolu
  • Feyza Nur
  • Yakzan
  • Nuhun Salyangozu
  • Yasemin
  • Yomisa
  • bi "insan"
  • laz cuk
  • Kürşat
  • Ess

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%1.6 (2)
9
%0
8
%1.6 (2)
7
%0.8 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları