"Ey başlara Cennetlerin ufkundan inen tâc!
Âlem senin irfanına, İrşadına muhtaç."
İhlas Risalesinde daha çok ehli dâlalet ve ehli hidayet kavramları ön planda okurken de buna çoğu konular altında şahit oluyorsunuz.
Ehli Hidayet: ahirete ait ve ileriye mütteallik semerât-ı uhreviyeye ve kemâlata, kalb ve aklın yüksek düsturlarıyla müteveccih olandır.
Ehli Dâlalet: nefsin ve hevanın tesiriyle, kör akıbeti görmeyen bir dirhem hazır lezzeti ile muaccel bir menfaat içinde olandır.
Ehli dünya ise, yalnız hayat-ı dünyeviyeyi düşündüklerinden, bütün hissiyatıyla ruh ve kalbiyle şiddetli bir surette hayat-ı dünyeviyeye âit meselelere sarılır.
Bütün kuvvetinizi ihlâsta ve hakta bilmelisiniz.
Hâlık-ı Rahim'in hazır, nazır olduğunu düşünüp, O'ndan başkasının teveccühünü aramayarak;
Huzurunda başkalarına bakmak, Meded aramak o huzurun edebine muhalif olduğunu düşünmek ile o riyadan kurtulan ihlâsı kazanır.
Kitabın son sayfalarında Bediüzzaman Hazretlerinin kendini sorguladığını görebilirsiniz.
Şöyle der :
"Risale-i Nur'da ispat edilmiştir ki, bazen zulüm içinde adalet tecelli eder.
Yani insan bir sebeple bir haksızlığa bir zulme maruz kalır. başına bir felaket gelir, hapse de mahkum olur zindana da atılır bu sebep haksız olur. Bu hüküm bir zulüm olur.
Dini, siyasete âlet edecek bir adam olmadığımı bütün İnsaf dünyası da biliyor ya..
Hatta benim bu suçla ittiham edenler de biliyorlar ya..
O halde neden bana bu zulmü yapmakta Israr edip dururlar?
Neden ben suçsuz ve masum olduğu halde böyle devamlı bir zulme ve muannit bir işkenceye Maruz kaldım?
Bana zulüm ve işkence yaptıklarının hakiki sebebini şimdi bildim.
Ben kemâl-i teesürle söylerim ki : benim suçum hizmet-i
Kur'âniyemi maddi ve manevi terakiyatıma,kemâlata âlet yapmakmış.