·
Okunma
·
Beğeni
·
135,3bin
Gösterim
Adı:
Korku
Sayfa sayısı:
70
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052321331
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Olimpia Yayınları
80 syf.
·1 günde·10/10
Vicdan azabıyla yaşanır mı bilmem ama korkuyla yaşanmaz. Korkunun insan üzerindeki etkileri yaşamını nasıl da etkilediği hikayenin içinde mevcut.

Avukat eşi ve iki çocuğuyla refah bir hayat yaşayan kadın kocasını bir piyanistle aldatır. Bu durumu farkında olan başka biri sürekli kadına şantaj yapar.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
80 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Korku kitabının da içinde bulunduğu kitaplık turu videomu izleyebilirsiniz:
https://youtu.be/a3ctaLux8B4

"Korkmaktan korkmayalım artık. Ordular ilk hedefiniz kendiniz!" Büyük Ev Ablukada

Fobofobi. Korkmaktan korkmak. Sınırsız bir korku döngüsü içinde kalmak. Belki de neden korkacağını bilememenin verdiği bir korku girdabı.

Çağımızda herkes için bir korku çeşidi var. Bunun içinde yerfıstığı ezmesinin, yerken, damağa yapışmasından duyulan korku çeşidi olarak arakibutirofobi, sakaldan ya da sakallı kişilerden korkmanın çeşidi olarak pogonofobi ya da güzel kadınlardan korkmanın çeşidi olarak venüstrafobi gibi korku çeşitleri de var. Fakat Zweig'ı bilirsiniz. Etiketlendirmelerle vakit kaybetmez bizim Zweig. İnsanın içinde olup biten buhranları en kesif bir şekilde ne yapar ne eder ama anlatmasını bilir.

Sahi neyden korkmuyoruz ki biz artık? Her gün korkacağımız yeni şeyler çıkıyor karşımıza. Korkunun bir süreç olduğunu bildiğimizden ötürü de sonucun soru işaretleriyle dolu olması bizi daha da alt ediyor çoğu zaman. YKS ve SBS'lere giriyoruz geleceğimizden korkuyoruz, pişmanlıklar duyuyoruz geçmişimizden korkuyoruz, anı yaşayamıyoruz şimdiki zamanımızdan korkuyoruz... Sevilecek insanlar çıkıyor karşımıza ve biz sevmekten korkuyoruz, karşımızdaki insanlara onların istediği türden hareketler yapmazsak da sevilmemekten korkuyoruz... Sanki kitaptakine benzer olduğu gibi hayattaki her parçanın bize şantaj yapmaya çalıştığını düşündüğümüz bir ortamda büyüyoruz. Korkarken bile doğru dürüst korkamıyoruz, çünkü korkunun mistikliği arasında kaybolup gidiyoruz.

Damarlarımız genişliyor, kan basıncımız artıyor, kalp atış hızımız artıyor, göz bebeklerimiz büyüyor... Aynı kedilerin nereye gittiklerini bilmeden rastgele yürümeleri gibi biz de rastgele yürüyoruz ölüme kadar. En çok da ölümden korkuyoruz denilir her zaman fakat hiç ölümle barışık olmayı deniyor muyuz? Belki de o zaman korku sürecinin sonunu göreceğiz. Belki de o zaman korkularımızın yersizliğini nice özgürlüklerimizle birleştireceğiz.

Iron Maiden'ın da dediği gibi karanlığın korkusu zaten esas olan. En karanlık olan da insanın nefsiyle, vicdanıyla ve kendisiyle verdiği o savaşın rengi değil mi? Belki de senden habersiz kaç hücre intihar ediyor içinde? Yoksa Zweig bir adrenalin şırıngasının mı içinde? Kitapta bahsi geçen piyanistin, piyanonun tuşlarına vurduğunda seyircilerde oluşan ürperme gibi beynimizin vurduğu tuşlara karşı kalbimizin korkusunu engelleyebiliyor muyuz?

Sınırlarını bilmediğimiz her şey korku doludur. Zweig da insan ruhunun sınırları konusunda Freudspor'lu olduğu için senden korkuyorum Zweig. Zamanında böyle kitaplar yazabilmiş olduğun için korkuyorum. Zira senin de dediğin gibi uzaklarda iyiliksever, kocaman bir güneş gibi iyileşme umudunun olduğunu ben de biliyorum. Fakat ben zaten korkamamaktan korkuyorum. Çünkü bilim adamları yüzlerce korku çeşidi sıralarken korkamamaktan korkmanın tanımını es geçmişler. Daha tanımlandırılmamış bu korkma çeşidini 1934'ten sonra Brezilya'da senin gerçekleştirdiğini biliyorum. Hitler sana ve eşine korkamamaktan korkmayı öğretmişti çünkü. İyi ki zamanında korkmuşsun. Çünkü Allah'ın Amazon Ormanları'nda yeni böcek türleri keşfetmek varken Satranç kitabını o kesif korkuyla yazabilmişsin.

Korku deyip de geçmeyin, bir gün ruhunuzun depresif sınırlarında perende atarken olur ki Korku kitabına rastlarsanız alabildiğinize korkun diye.

Çünkü korku özgürlüktür.
80 syf.
Stefan Zweig insan psikolojisini inanılmaz güzel çözümleyen ve anlatan bir yazar bu kitabında da bu yönünü çok net görüyoruz.
Kocasını aldatan bir kadının yaşadığı vicdan azabı ve sürekli tehdit altında olması giderek psikolojisini darmadağın ediyor.
Yazar bunu o kadar güzel yansıtmış ki oturduğunuz yerden sizde aynı gerginliği yaşıyorsunuz ve kitap bitmeden elinizden bırakamıyorsunuz.
Korkularımız bizi etkisi altına alan ve başka bir şey düşünmeye dahi imkan vermeyen büyük bir güç.
Özellikle yarattığı belirsizliğin getirdiği gerginlik ve huzursuzluk insanı en çok yoran tarafı.
Yazarın da dediği gibi: “Korku cezadan çok daha beterdir, çünkü ceza bellidir, ağır da olsa, hafif de, hiçbir zaman belirsizliğin dehşeti kadar, o sonsuz gerilimin ürkünçlüğü kadar kötü değildir.
”Korkularımızla yüzleşmemiz ve kaçmamamız gerekir bu her ne kadar zor olsada bizi güçlü kılar çünkü kaçtıkça kendimizden uzaklaşır ve kendimiz olmayı unuturuz.
Şimdiden keyifli okumalar :)
80 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Korku genel itibariyle gerçek bir tehlike ya da tehlike olasılığının, düşüncesinin uyandırdığı kaygı duygusu olarak tanımlanır. Daha birçok şekilde tanımlanabilecek, üzerinde derinlemesine inceleme yapılabilecek korku kavramının ne şekilde ortaya çıkabileceği, insan bilincindeki etkilerinin neler olabileceği gibi sorular, Stefan Zweig'ın 70 sayfalık hikayesiyle cevap buluyor. Okuduğum ilk Stefan Zweig kitabı olan "Korku" insanoğlunun en temel duygu durumlarından birini ele alıyor. Çeşitli nedenlerle insanı pençesine alan ve kolay kolay bırakmayan korku hissini. Stefan Zweig vermek istediği mesajı, okurda uyandırmak istediği duyguları sayfa sayısını kısa ve öz tutmasına rağmen kişiye başarılı bir şekilde aktarıyor. Yani kitaplarının geneli az sayfa sayısına sahip olan Zweig, "az cümleyle çok şey nasıl anlatılabilirin" bariz örneklerini veren yazarlardan biri.

Kitabın konusundan kısaca bahsedecek olursam; Irene Wagner, avukat olan eşi ve iki çocuğuyla gösterişli bir hayat süren, maddi kaygı nedir bilmeyen bir kadındır. Bu rahat ve ışıltılarla bezenmiş hayattan sıkılan Irene, kendisini genç bir piyanistin kollarına atar. Ancak Irene'nin yaptığı kaçamaklardan haberdar olan bir şantajcı Irene'yi hayatını alt üst etmekle tehdit etmektedir. Sıkıldığı için kendini acınası bir maceraya atan Irene, şimdi sıkıldığı her şeyi kaybetme riskiyle karşı karşıyadır.

Sahip olduğu birçok şeyin nankörü olan insan, elindeki şeylerin değerini ancak onları kaybettiğinde ya da kaybetme riskiyle karşı karşıya kaldığında anlıyor. Elindekilerle asla yetinmiyor insanoğlu. Karnı doysa ruhunun doymadığından, ruhu doysa karnının doymadığından dem vuruyor. İkisi de tatmin edildiğinde bu kez "Sıkıldım" diyor "Biraz risk iyi  gelir" diyor. Sonuç mu? Maddi-manevi tüm doygunluklarını kaybetme korkusuyla karşı karşıya kalıyor. Peki, kötü bir şey yaptınız diyelim. Ne kadar kötü olduğunun önemi yok,  küçük ya da büyük bir suç işlemiş kişi evindeyken, dışarıda gezerken sanki herkes kabahatinden haberdarmış gibi hissediyor. O his kemiriyor insanın içini. Başka insanların suçlarına, hatalarına mantıklı ve adil bir şekilde yaklaşabilen kişi, konu kendisi olduğunda adil yargı yeteneğini kaybedip yaptıklarına kılıf uydurmaya çalışıyor. Bir de şu durum var: Burun buruna geldiğinde insan zihnini rahat bırakmayan durum, belirsizlik durumu. Yaptığınız eylemlerinin sonucunun iyi mi kötü mü olacağını ya da bu eylemin hayatınızı mahvedip mahvetmeyeceğini düşünürken içinize kazınan belirsizlik durumu. Bazı konularda siyahı beyazı bilmek çok daha rahatlatıcı olurken, griler insanı boğabiliyor.

Psikolojiye, özellikle Freud'a duyduğu ilginin, ortaya başarılı psikolojik tahliller koymasını sağlayan Zweig "Korku" ile beğenimi kazandı.  Bir çırpıda bitirilecek ancak etkisi kendisi kadar kısa sürmeyecek bir kitap okudum. Bir sonraki Stefan Zweig kitabım Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat olacak. Son olarak sizlere şunu söylemek isterim: "Yaptığınız hatalarla yüzleşin, hatanızı kabul edip yüzleşmediğiniz her gün, her saat, her dakika sadece endişenizi ve korkunuzu artıracaktır." Keyifli okumalar.
70 syf.
·4 günde·9/10
Korku; kendini en fazla hissettiren duygulardan biridir nazarımda. Şaşkınlık gibi kısa sürmez, aşk gibi parlayıp sönmez, üzüntü gibi unutulup gitmez... Yıllarca aynı frekansla korkabilir bir insan. Korkmaya uykusunda bile devam edebilir. Korku rüyalara bile sirayet edebilir. Korkuyu alt etmek zordur, öğrenmemiz gereken şey onunla birlikte yaşamaktır belki de. Şayet korkuyla nasıl baş edeceğini bilmezse insan onun tutsağı olur. Artık hayatının geri kalanına kendisi değil korkuları hükmeder. Huzurunu kaybeder, iradesini kaybeder, muhakeme yeteneğini, özgüvenini, neşesini kaybeder. İşte korkunun ne denli güçlü olduğunu bilen Zweig, kitabının merkezine bu duyguyu oturtmuş, ortaya kısa ama etkili bir eser çıkarmıştır.

Kocasını aldatan Irene, sevgilisinin metresinin uyguladığı şantajlar karşısında utanmayla karışık korkuya kapılır. Bu korku onu ele geçirir ve şantajcısına boyun eğer. Her isteğini yerine getirmesine rağmen şantajcı her seferinde daha fazlasını ister. Çünkü bir kere boyun eğmiştir artık. Korktuğunu göstermiş, onu cesaretlendirmiştir. Böylece günden güne hem maddi hem de manevi kayıplar yaşamaya başlamıştır. Sokağa çıkamaz, kocasının her hareketinde ve konuşmasında ima arar olmuştur, kendini neşeli göstermeye çalıştıkça hareketleri sunileşmiştir, değişmiş ve bu değişimi herkes tarafından farkedildiği için üzerinde baskı hissetmeye başlamıştır. Üstelik kocasının kendine karşı şefkatli davranışları ona kendini daha kötü hissettirmiştir çünkü bu onun çektiği azapları azaltmak yerine artırmıştır. İtiraf etmek, af dilemek istemiş ancak bu gücü kendinde bulamamıştır. Korkuyla yaşamayı da beceremeyince son çare olarak ölüme başvurmuştur ve devamında ne olduğunu söyleyerek spoiler vermeyeceğim merak etmeyin.

Irene'nin kocası Fritz... Bu karaktere değinmeden geçmek haksızlık olur çünkü beni çok etkiledi. Duruşu, olaylara yaklaşımı ve düşünme tarzı çok hoşuma gitti. Belki avukat olduğu için bu kadar yakın hşssetmiş ve etkilenmişimdir, bilmiyorum. Ama aynı anda sert ve yumuşak olmasını çok sevdim. Karısına karşı hem saygılı hem şefkatli hem de otoriter ve sert. Bir baba olaraksa prensip sahibi, ilgili, kuralcı ve adil. Az konuşarak insanlar üzerinde etkili olmayı başarabilmiş. Ağırbaşlı. Güven uyandırıcı. Ama aynı zamanda mesafeli ve bazen korkutucu... Bazı kitap karakterlerinin ete kemiğe bürünüp hayatıma girmelerini istiyorum. Sanırım Fritz de onlardan biri.

Oldukça kısa ve kolay okunan bir kitap. Ama bu kadar kısa olması çok da hoşlandığım bir durum değil benim. Öyküler; romanlar kadar tatmin etmiyor beni. İçine girmekte ve kitabı yaşamakta zorlanıyor, daha içselleştirmeyi başaramamışken bitiriveriyorum bir anda. Yine de Zweig okumaya devam edeceğimi düşünüyorum çünkü insan davranışlarına dair isabetli tespitleri var. Ruh çözümlemeyi ve bunu bize aktarmayı ustalıkla başarıyor her kitabında. Yazarın bir sonraki kitabında buluşmak üzere, keyifli okumalar herkese:)
80 syf.
·Beğendi·10/10
Aylar sonra gelmişim, bir inceleme yapmayayım mı dedim ve Korku ile başladım maratona :)
Biliyorsunuz Modern Klasikler Zweig eserlerini bir bir okuyucuyla buluşturmaya devam ediyor. Yanılmıyorsam şu an Modern Klasikler'de 15 eseri mevcut yazarın. Her birinin etkileyici, insanda merak uyandıran, okuyucuyu hiç yanıltmayan kitaplar olduğunu da söylemeden geçmeyeceğim...

Zweig okuyacaklara tavsiyem, yazarın hayatını okumadan kitaplarını okumaya başlamayın. Önce neler yaşadığını okuyun ki kitaplarda karşılaştığınız duygularla bağdaştırın yazarı... (Laurent Seksik - Stefan Zweig'in Son Günleri)

Gelelim Korku'ya... Elinizdeki kitap; boş cümlelerle, uzun ve yorucu tasvirlerle dolu değil dostlarım. O kitap ki, ilk sayfayla birlikte yine sizi içine çekiyor, bir süreliğine hayatla bağınızı koparıyor...
Tek düze yaşamaktan, evliliğinden, çocuklarından, mevcut hayatından sıkılan ve heyecan arayan bir kadın ile karşılaşıyoruz kitapta. Başarılı bir avukat ile sürdürdüğü evliliğinde heyecan olmadığını fark edince, bir gönül macerasına atıyor kendini Leydi Irene. Yine de aradığını bulamıyor bu ilişkide. Ta ki karşısına çıkan şantajcıya kadar...

İşte her şey o zaman başlıyor. Sayfalar ilerledikçe kişilik analizleriyle, ruhsal gerilimlerle, psikolojik tasvirlerle baş başa bırakıyor okuyucuyu Zweig. (Zweig karakterleri yaratırken Freud'un analizlerinden etkilendiği için daha çok temas ediyor hisler ve duygular okuyucuya tabi...)
Bir kadının hayatının korkuları yüzünden nasıl mahvolduğunu, tedirgin ve uykusuz bekleyişlerle dolu gecelerini, baskının bir insanı zamansız yıpratışını okuyoruz eserde.

Okurken, Irene ne hissediyorsa aynısını hissettim; korkularını ben de yaşadım sanki onunla. İnsan ruhunun analizini öyle iyi yapmış ki Zweig, kitap boyunca heyecanlı bekleyişlerim hiç son bulmadı.
Kısacası... Korkunun her şeklini okuyacaksınız dostlarım. Irene ile birlikte heyecanlanacak, pişman olacak, tereddüt edeceksiniz. Hem Irene için üzülecek hem de bunu hak ettiğini düşüneceksiniz. Bir yandan yakalansın, herkes öğrensin yaptıklarını diyecek; bir yandan bu Korku ona yeter hissine kapılacaksınız.
Okuyunuz, tavsiyemdir... :)
93 syf.
·1 günde
Stefan zweig serisine başlamama sebep olan kitaplardan. Irina adında bir kadının burjuvazi yaşamindan sıkılıp kendini daha alt zümreden olan bir piyanistin kollarına atmasıyla olaylar başlıyor.Piyanistin evinden çıkarken kendini eski sevgilisi olarak tanitan bir kadının şantajına uğramaya başlıyor daha sonra ise müthiş bir psikolojik bunalıma giriyor onunla birlikte okuyucuda girmeye başliyor bu psikolojik bunalımları fark eden kocası itiraf etmesi için bir çok kez girişimde bulunsada irina bunu saklıyor en sonunda morfin ile intihar etmeye çalışırken kocası bunu fark ediyor ve herşeyi itiraf ediyor şantajcıyı kendi tuttuğunu onun gibi alt zümreden olan birinin onu haketmediğini.... kitabi okurken çok geriliyorsunuz o psikolojiyi yazar size yaşatıyor...
80 syf.
·Puan vermedi
Sevgili dostlarım eseri bir kaç cümleyle sizlere değerlendirecek olursam , hepimizin içinde kime göre olduğu bilinmez büyük veya küçük korkuları vardır.Çoğu zaman bunlardan kaçar , aklımıza geldiğinde yok olmak hatta ölmek bile isteriz.Yazarımız bunu çok güzel bir şekilde sayfalara teslim etmiş."Azrail bir kez , korku çok kez öldürür"yoldaşlarım.Korkuyu korkutmanız temennisiyle.
80 syf.
·9 günde·Beğendi·8/10
> Almanların en önemli yazarlarından biri olan Zweig, orta sınıf bir yaşam tarzı sürmekteydi ve seyahat etmeyi çok severdi. 1910'da Hindistan ve 1912'de Amerika ziyaretlerinde bulundu. Kendi otobiyografisi olan Dünün Dünyası’nda açıkladığı gibi, askerliği reddettiği için aktif askerlik hizmetine katılmadı ve Birinci Dünya Savaşı sonrasında, 1917 yılında Avusturya’nın izniyle İsviçre’ye giderek, bir yıl boyunca Zürih Gölü tepelerindeki Rüschlikon köyünde, Hotel Belvoir’da yaşadı. Stefan Zweig, 28 Kasım 1881'de Viyana'da doğmuştu ve ruhunun derinliklerinde, mahkûm edildiği yalnızlığın her türlü acısını yaşamış, sıkıntılar içinde boğulmuş ve sonunda zor bir ölümü seçmek zorunda kalmıştır. “Bütün yalnızlar gibi özgür ve bütün özgürler gibi yalnız…” diyen Zweig, eşi Lotte ile birlikte 22 Şubat 1942'de Petropolis, Rio de Janeiro, Brezilya’da intihar ederek yaşamına son verdi.

> Büyük eserlerini ve bunların yanında ünlü biyografileri, anlatılarını ve yazılarını 1919-1934 yılları arasında Salzburg'da kaleme aldı. Nasyonal Sosyalistlerin, Şubat 1934'te iktidara el koymasından ve bu süreç içerisindeki baskılardan, evinin sıkı bir aramadan geçmesinden sonra, pasifist Zweig trene binerek Londra'ya göç etti. II. Dünya Savaşı başladıktan kısa bir süre sonra İngiliz vatandaşlığına geçen yazar, oradan Arjantin’e, Şili’ye ve Şili üzerinden New York'a geçti. En nihayetinde 1940 yılında ebedi durağı olacak olan Brezilya'ya ulaştı.

> Balzac ve Viyana okulunun “Wiener Schule” anlatı geleneğinden gelen -Arthur Schnitzler'i Düşünün-den ve aynı zamanda, her şeyden önce, kendisin çalışmalarında kesinlikle etkilendiğini düşündüğüm, Sigmund Freud’un güçlü psikolojisi hissediliyordu. Bu özellikle Korku adlı romanında, okur tarafından açık ve net bir şekilde hissedilmektedir.

> Stefan Zweig, "Korku" adlı eserini 1910 yılında kaleme almıştır ve orta sınıf hayat sürmekte olan bir kadının gayri ahlaki duygularını ve korkularını göstermektedir. Bu romanın ana karakteri, iyi niyetli bir avukat ile evli ve iki çocuk annesi olan Irene Wagner’dir. Irene, evliliğinden ve hayatının gidişatından, can sıkıntısından kaynaklı ve bir tür çocukluk halinin/duygusunun da vermiş olduğu hislerle genç bir müzisyenle gönül ilişki kurmaya başlar. Her randevusunda, sevgilisinin evinden ayrılırken kontrol altına alamadığı ve dizginleyemediği duygular onun içinde günden güne yükselmektedir. Ve bu tedirginliğin ona vermiş olduğu en büyük korku/düşünce ise, bu tehlikeli aşk ilişkisinin bir gün kocası tarafından anlaşılacağıdır ve; “Belli belirsiz bir tehlikenin yaklaştığını hissediyordu.” S.25

“Bayan Irene, genç aşığının evinin merdivenlerden inerken, bu anlamsız korku ona aniden gene hâkim oldu.”

> Bu öyle bir korkuydu ki, her an sokakta bir yerde, hiç tanımadığı bir kadın tarafından durdurulmak ve kendisinin genç sevgilisi ile olan ilişkisinin boyutunu ele alan suçlamalar ile daha da dayanılmaz hal alıyordu. Korkularına yenik düşen Irene, çaresiz kalmanın eşiğinde, genç sevgilisine kendisini artık görmek istemediğini anlatan bir mektup yazar yazmasına, ama ertesi gün bir kafede onunla tekrar buluşur. Aşığı; “Bilmeden onu incittiyse en azından suçunu anlamak istiyordu.” S.12 Fakat Irene’nin bilmediği şey yakınlarda bir yerde korkusunun kendisini beklediğidir.

“Özenle ölçüp biçip hazırladığı sözcükler dilinin ucundaydı, fakat uyuşmuş gibiydi, ses çıkartacak gücü yoktu.” S.15

> Artık korkusunun ona vermiş olduğu bu duygular ile kendisini bir anda normal yaşantısının dışında bulan bir kadının, farkında olmadan göz ardı ettiği ailesine ve evine misafir olacağız. Aslında Irene ailenin bir parçası olsa da, evinde sanki uzun süredir varlığını kimsenin hissetmediğidir. O’da evine, çocuklarına, eşine ne kadar uzak kaldığını acı duygular ile tecrübe edecektir.

“yıllar boyunca kendi evindeki varlığının ne kadar gereksizleşmiş olduğunu fark etti.” S.21

> Kocası, Irene’nin bu içsel ve ruhsal baskılarını hissetmektedir ve bir gün evde tesadüfen yaşanan ufak bir hadisenin ardından, Irene’ye bazı şeyleri vicdanen itiraf etmenin kişilere ne kadar da iyi geleceğini örnekler. Aradan geçen birkaç gün sonra, Irene’nin korkusu bu sefer en mahreminin kapısına kadar dayanmıştır ve kendisini pişmanlık duyacağı içinden çıkılamaz bir duruma sürükleyecektir. Yoksa; “güzellik tek bir hata yüzünden darmadağın mı olacaktı?” S.38

“Korku cezadan çok daha beterdir, çünkü ceza bellidir, ağır da olsa, hafif de, hiçbir zaman belirsizliğin dehşeti kadar, o sonsuz gerilimin ürkünçlüğü kadar kötü değildir.” S.45

> Irene’nin içinde olan bu korku ve endişe ile hayat daha ne kadar sürebilirdi acaba? Ve; "belki de insan... en büyük utancı... kendine en yakın hissettiklerine karşı duyar." S.47

“İçinde bir şeyler boy atıyor, yeni bir güç yükseliyordu: Yaşama ve ölme gücü.” S.54

> "Korku", temelinde zina konusunu ele alan kısa bir romandır. Ancak eylemin gidişatı, ilk satırdan itibaren dramatik bir hal alır ve bu "kurgunun" beklenmeyen olaylar döngüsü, biz okurları kısa zamanda etkisi altına alarak gerilime kadar gider. Evet, bu romanda psiko-gerilimin gücü okur tarafından rahatlıkla hissedilmektedir. Okur, Stefan Zweig'ın kalemi aracılığı ile Irene Wagner’in ruhsal çöküntüsünü ve içsel korkularını çok açık ve net görür. Fakat aynı zamanda, Zweig'ın kaleminin sihirli bir dille, zekice ve zarif bir şekilde tanımladığı Irene Wagner'in zihinsel işkencelerinin de yıkıcı gücünü algılar.

“Yaşam hâlâ çekici geliyordu oysa.” S.54 ve “Av, şimdi avcısını arıyordu.” S.56

> Zweig, "Korku" adlı eseri aracılığı ile biz okurlara, evlilikte iletişim eksikliğini, kadın ve erkek arasındaki rollerin anlaşılmasını, dürüstlük ve konuşma yoluyla korkunun serbest bırakılması konusunu daha iyi ve daha özlü bir hikâye olarak anlatmaya çalışmıştır. Yazar, yine kitabı ile biz okurların, konunun ana karakterinin psikodinamik gelişmelerine katılmamızı sağladı, aslında bizi neredeyse acılarına ortak etti ve insanı sallantı da bırakan bir yaşam öyküsünü de bizlere miras bıraktı. "Angst - Korku" , Alman edebiyatının müthiş bir dilbilimsel ve psikolojik “bravura – akıllık” parçasıdır!

> "Korku, her şeyin bir karikatür olarak görünebileceği, boyutların feci bir şekilde bozulduğu çarpık görüntülü bir aynadır; bir kez yerinden oynatılırsa görüntüler en çılgın ve en imkânsız ihtimallere dönüşür." S. Zweig

Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

~ A.Y. ~
"Korku cezadan daha berbattır, çünkü ceza bellidir, ağır veya hafif; bilinmeyene, sınırlandırılmışa kıyasla ceza, daha az ürkütür. Cezasının ne olduğunu anlayınca kız rahatladı. Ağlaması seni şaşırtmasın: Gözyaşları şimdi dışarıya akıyor, daha önce içeride birikip kalmıştır. İçerdeki gözyaşları dışarı akandan daha fenadır."
Ilımlı bir mutluluk da talihsizlik kadar kışkırtıcı olabilir, umutsuzluğun getirdiği sürekli bir doyumsuzluktan daha tekinsizdir...
Korku cezadan çok daha beterdir, çünkü ceza bellidir, ağır da olsa, hafif de, hiçbir zaman belirsizliğin dehşeti kadar, o sonsuz gerilimin ürkünçlüğü kadar kötü değildir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Korku
Sayfa sayısı:
70
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052321331
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Olimpia Yayınları

Kitabı okuyanlar 40,6bin okur

  • Dilek torun
  • Kurallar
  • Sümeyra Köse
  • Yüksel
  • Tt
  • Serra Nehir Aydınn
  • NurAgül
  • Emirhan Özcan
  • Aydeniz çekik
  • Engin Yaman

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%13.3
13-17 Yaş
%6.7
18-24 Yaş
%13.3
25-34 Yaş
%6.7
35-44 Yaş
%13.3
45-54 Yaş
%26.7
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%20

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%69.8
Erkek
%30.2

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.1 (9)
9
%0 (1)
8
%0.1 (12)
7
%0 (3)
6
%0 (2)
5
%0 (3)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları