Spoilerde yazarak bahsedeceğim kitaptan, hatta direkt bolca spoi var, yazmadığım olay kalmadı resmen o yüzden lütfen, spoi yemek istemiyorsanız okumayın.
Öncelikle kitabın dili sade ve sürükleyici.
Zweig zaten benim en sevdiğim yazarlar arasında ve bu kitabında yapmış yapacağını. İlk sayfalarını okurken çok kuvvetli bir kitap olacağını düşünmüyordum. İrene adlı kız karakterimize çok sinir olarak okuyordum. Eşin var ve başka adamla beraber de oluyorsun. Ayrıca sonra bunun utancını yaşıyorsun. Neyse kadınımız böyle devam ederken, şantajcı ile karşılaşıyor. Şantajcı her zaman onu tehdit ediyor, günlerce ondan para alıyor. İrene, kadına asla ama asla sesini yükseltemiyor. Onu gördüğü an korkuyla irkiliyor, konuşamaz oluyor.
Hani madem hata yapıyorsun, hatta bile bile hata yapıyorsun neden sesini çıkarmıyorsun? Neden bu kirli oyuna devam ediyorsun? Gerçekten anlam veremedim.
Neyse ben bu kadının eşini çok beğendim. Şefkatli konuşması, işinde başarılı olması beni çok çekti. Ah, keşke böyle bir adamla evlensem ileride dedim. Lakin, bu olayın altında adamın olduğunu öğrenene kadar. Adam, kadını defalarca takip etmiş hatta şantajcıyı peşine adam takmış. Buna aşırı sinir oldum ama yine de adamın sakin konuşması hem İrene'yi hem beni etkiledi. Adamın bunu yapma sebebi zaten İrene'yi diğer adamdan alıkoymakmış. Anlam verebiliyorum, 8 yıllık eşi sonuçta. Sonunu yazmayayım bari, zaten her olayı anlattım.
Kitap mutlaka okunmalı bence. Vaktiniz varsa gidin ve okuyun. Neden daha önce okumadım diyeceksiniz.
“Korku cezadan daha kötüdür, çünkü ceza bellidir. Ne kadar ağır veya hafif olsun, hiçbir zaman belirsizliğin dehşeti kadar, ürkütücü gerilim kadar kötü değildir”
Romanın içinden romanı bu kadar iyi özetleyen bu cümleleri okuyup da yazmamak olmazdı. Stefan Zweig bu kitabında genç bir kadının imrenilecek hayatını, saman alevi gibi sönen tutkusunu ve içinde bulunduğu çaresizliği, korkuyu çok güzel betimliyor. Kadının yaşadıklarını kendi içinizde hissediyorsunuz. O korktukça siz de tedirgin oluyor, o rahatladıkça siz de rahatlıyorsunuz.
O an’ı yaşarken heyecan duyduğumuz, tutkuyla bağlı olduğumuzu sandığımız bazı şeylerin şartlar değiştikçe aslında ne kadar sıradan olduğunu, hatta kimi zaman kendimizi o ‘an’lara ne kadar yabancı hissettiğimizi bu genç kadın üzerinden anlatıyor.
Romanın sonunda küçük bir de sürprizle karşılaşıyorsunuz. Benim ilgimi genç kadından çok eşi çekti. Adamın olaylara bakışı, empati yeteneği, adilane oluşu vs. birçok özelliği benden tam not aldı.
Bir çırpıda okunabilecek bir kitap !
Hayatını lüks bir şekilde idame ettirebilmek için bütün imkânlara sahip ama hayatla bir türlü barışamayan güzel ve alımlı bir genç kadın olan Irene, bir müzisyenle tanışır. Evliliğinde mutludur ama karşı konulamaz biçimde müzisyeni hayatına dâhil eder. Heyecan, tutku, beğenilme arzusu benliğini ele geçirir. Her şey yolunda giderken korkuyla tanışır Irene. Tanımadığı bir kadının tehdit ve şantajıyla üzerine salınan bu yabancı duygu, hayatını bir anda altüst eder. Kaçtıkça bataklığa saplanır. Halbuki hiçbir kaçış, cezadan daha ağır değildir. Oysa cezaya razı olmak, ruhu özgür bırakır. Irene ise bunu çok geç anlayacaktır. Güzel bir son .
Çok güzel sürükleyici bir kitaptı.
Özellikle kitabın sonunun böyle biteceğini tahmin edemezdim.
Kitapta İrene'nin korku durumu ve bu durumun ona yaptırdıkları, yaşattıklarının yanı sıra İrene'nin bu durumla mücadelesi de kendisine yer buluyor bence gayet güzel hayatımızdan iz bulabileceğimiz bir kitaptı.
İnsan psikolojisinde ,korku çaresizliği gösterir . Korku sadece cezadan değil belirsizlikten doğar.
Kitabın türü ise gerilim. Gayet yalın bir dil kullanılmıştır.
Korkuyu ilk satırdan son satıra kadar hissettiğim kısa ve öz bir kitap oldu. Yetişkin ve her imkana sahip olan Irene, hayatında yeni bir heyecan aramakta ancak bunu yanlış bir yol seçerek gercekleştirmektedir. Eşinden alacağı cezanın yerine vicdan azabı ve huzursuzlukla geçecek günler onu beklemektedir. Irene, kendini günlerdir rahatsız eden kadının peşine düşer. Kadın her şeyini bilmekte ancak Irene onu tanımamaktadır. Hikayenin sonuna geldiğimizde sürpriz bir sonla karşılaşmaktayız. Irene, cezanın bazen vicdan azabından kötü olmadığını ; süreçten sonra uyanacağı güzel sabahta anlayacaktır.
Hayatımda okuduğum en heyecanlı kitap olabilir. Favorilerim arasında artık. Her sayfa da daha da heyecanınız artıyor. Merak uyandırıyor. Sonda ise ağzınız açık kalakalıyorsunuz.
HARİKA! Gerçekten çok severek okudum. İnce ve okuması da bir o kadar keyifli ve bir o kadar kolay bir kitap. Yazarın duyguları büyük bir ustalıkla okura yansıtması ve duyguları ifade ediş șekli gerçekten ustalık eseri olduğu kanıtlar nitelikte. Stefan Zweig şaşırtmayor az ama öz yazan kıymetli kalemiyle gerçekten iyi bir yazar olduğunu bu eserinde de ispatlıyor. Kitap 70 sayfaydı ama 700 sayfa olsa gene okurdum. Spoiler!!! Kitabin sonuna ayrı bir hayran kaldim hic böyle bitmesini beklemiyordum hatta sonunu en çok sevdiğim kitaplardan biri oldu kesinlikle ve tadi damağımda kaldı. Eyyy!!! İrene, Sen kimsin? Ne sevap işledin de böyle bir kocan var? Gerçekten aşırı imrendim. Belki başkası olsa İrene'yi affetmezdi affedilecek bir şey olduğunu da asla savunmuyorum ama bu eser de şunu da bir kez daha gördüm ki seven bırakmıyor işte arkadaş.! Bu da kulağımıza bir küpe olur belki.
Korku, cezadan daha kötüdür çünkü ceza bellidir. Ne kadar ağır veya hafif olsun, hiçbir zaman belirsizliğin dehşeti kadar, ürkütücü gerilim kadar kötü değildir. Kız cezasını öğrenince rahatladı. Ağlaması seni şaşırtmasın. Gözyaşları şimdi dışarı aktı, önceden içinde birikmişti. İçerdeki gözyaşları dışarı akandan daha yakıcıdır.
Kısa olduğu kadar sürükleyici bir kitaptı. Soluksuz tek seferde okudum. Betimlemelerine hayran olduğum Zweig hisleri, okurken yaşatma konusunda çok başarılı bir yazar zaten. Bütün kitaplarını hayranlıkla okuyorum. Korku kitabı bana o korkma hissini saf pür haliyle yaşatabildi. Kitaptaki olayları ben yaşıyormuşum gibi hissederek okudum. Soyut bir kavram bu kadar güzel somutlaştırılabilirdi. Çok başarılı, akıcı, sade dilli, insanın içine işleyen, korkuyu gerçekten hissettirebilen harika kısa bir roman. Kesinlikle herkesin okuması gereken bir eser.
Stefan Zweig, Avusturyalı yazar ve gazeteciydi. Edebi kariyerinin zirvesinde olduğu 1920'li ve 1930'lu yıllarda, dünyanın en çok çevrilen ve en popüler yazarlarından biriydi.
Zweig, Viyana, Avusturya-Macaristan'da büyüdü. Honoré de Balzac, Charles Dickens ve Fyodor Dostoyevski gibi ünlü edebiyatçılar hakkında Üç Büyük Usta (1920) ve belirleyici tarihsel olaylar hakkında Yıldızın Parladığı Anlar (1927) adlı tarihsel incelemeler yazdı. Ayrıca Joseph Fouché (1929), Mary Stuart (1935) ve Marie Antoinette'nin biyografilerini yazdı. Zweig'ın en bilinen kurgu eserleri arasında Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (1922), Amok Koşucusu (1922), Korku (1925), Karışık Duygular (1927), Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat (1927), psikolojik roman Sabırsız Yürek (1939) ve Satranç (1941) yer almaktadır.
1934 yılında Almanya'da Nazi Partisi'nin yükselişi ve Avusturya'da Ständestaat rejiminin kurulmasının bir sonucu olarak Zweig, İngiltere'ye göç etti ve 1940 yılında kısa bir süre New York'a ve daha sonra yerleştiği Brezilya'ya taşındı. Son yıllarında bu ülkeye aşık olduğunu ilan edecek ve Brezilya, Geleceğin Ülkesi adlı kitabında bu ülke hakkında yazacaktı. Yıllar geçtikçe Zweig, Avrupa'nın geleceği konusunda giderek daha fazla hayal kırıklığına uğradı ve umutsuzluğa kapıldı. 23 Şubat 1942'de Petrópolis'teki evlerinde eşi Lotte ile birlikte aşırı dozda barbitürattan ölü bulundu. Eserleri birçok film uyarlamasına temel oldu. Zweig'ın anı kitabı Dünün Dünyası (1942), I. Franz Joseph yönetimindeki Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun çöküş yıllarındaki yaşamı betimlemesiyle dikkat çeker ve Habsburg İmparatorluğu hakkındaki en ünlü kitap olarak anılır.