"YAZIK, İNSANIN DEĞİŞTİREMEYECEĞİ ŞEYLERİ BİLMESİ NE KORKUNÇ."
Mitolojinin, psikolojiye de konu olmuş ünlü ve de bahtsız karakteri Oidipus'un hikayesiyle karşı karşıyayız. Oidipus mitini daha evvelden, "Tanrıların Masalları" adlı kitapta okumuştum. Yanlış hatırlamıyorsam orada hikayeyi başından itibaren ele alan bir anlatım vardı fakat Sophokles, bazı olaylar olup bittikten sonraki kısımdan başlatmış hikayeyi. Anlatım içerisinde, bir nevi flashback'lerle de olayların evveline dair fikir sahibi oluyoruz okurken. Bu şekildeki anlatımı da beğendim doğrusu.
İçerikle alakalı konuşmak gerekirse, Oidipus'un ülkesi Thebai, veba salgınıyla boğuşurken Oidipus, kayınçosu Kreon'u "git de bir sor soruştur bakalım, bu veba ne diye bize tebelleş olmuş? İçinizde cenabet neyin var da benim mi haberim yok? Hanginiz yine çoluk çocuğa ya da hemcinsinize hallendiniz de başımıza bunlar geldi?" diyerek Pythik evlerine yollar. E malum, bugünkü İstanbul depremini dahi nelere nelere bağladık, o zamanlar da demek ki aynı bakış açısı... Akıllanmaz bu insanoğlu... E tabii Pythik evlerinin kahinleri, adlarında da meymenet olmamasından mütevellit, pek de hayırlı haberler yumurtlamaz. "İçinizde öyle musibet bir kişi var ki, bırakın gusletmeyi, yedi hamamda yedi tas su da dökünseniz, bu pisliği temizleyemezsiniz. Acilen o kişi kimse ondan kurtulun!" minvalinde bir kehanette bulunurlar. Tabii Kral Oidipus krallığını konuşturur, daha kim olduğunu bulmadan asıp keser, hükmü verir o kişi hakkında. Lakin işler öyle bir sarpa sarar ki... Vay yavrum vay... (yukarıya biraz kurgu kattım, ironiden anlamayan nesle aşina değiliz...)
Hikaye kısa olduğu için ve de Thebai Üçlemesi'nin ilk kitabı olduğu için (bunu ben de sonradan öğrendim) daha fazla detaya girmek istemiyorum. Lakin yine de söylemeden