Merhaba arkadaşlar, yazarı ilk defa okudum. Fas'ın Fes kentinde doğdu. Kendi ülkesinde felsefe eğitimi aldı. Bir süre felsefe öğretmenliği yaptıktan sonra Fransa'ya göç etti. 1987 de Kutsal Gece romanıyla Fransa'nın en saygın edebiyat ödülü Goncourt 'a değer görüldü.
Gelelim kitaba. Beş kez arka arkaya kız babası olan adam artık buna tahammül edemez. Altıncı çocuğu oğlan olarak lanse eder, öyle ki bu sahte oğlan çocuğuna sünnet bile yapılır, daha da ileri giderek saralı Fatıma ile de evlendirilir.
Zehra yirmi yaşında kız bir erkektir. Kadir gecesi baba oğlu /kızı Zehra'yı karşısına alır ve olanları bir bir anlatır. Bir nevi vicdan temizliği. Oğlu olan kızını azad eder, git buralardan artık özgürsün der. O gece baba ölür. Kız /oğlan bir başına kalır. İki kimlik arasında sıkışan Zehra, ne yapacaktır şimdi?
Eski hayatının bütün izlerini ortadan kaldırmak için, erkek kıyafetlerini, kimliğini, evlilik cüzdanını babasının mezarına gömer, üstünü kapatıp arkasını dönmemek üzere doğduğu toprakları terk eder.
Doğduğun ev kaderindir, Zehra için söylenmiş. Kız olarak doğ, yirmi yıl erkek gibi yaşa. Ne acı, ne ağır bir yaşam. Duyguların körelmiş, öfkelisin annene, babana, kardeşlerine.
Baba ölünce de, kız olmaya geri dönüyor. Doğdu şehri, evini, herkesi, her şeyi terk ediyor. Yolda başına korkunç şeyler geliyor, tecavüze uğruyor, aç kalıyor. Bir hamam bulup oraya sığınıyor. Hamamın işletmecisi Oturaklı (ismi yok,öyle hitap ediliyor), evine götürüyor. Kör kardeşi Konsolos ile tanıştırıyor, onlarla birlikte yaşamaya başlıyor. Acıların dindi mi Zehra?
Bu topraklar kadınlar için lanetli, zihniyetleri batsın. Ağzım dolu dolu küfürlerle okudum. Tam bir Ortadoğu klasiği. Erkek çocuğa tapınmak, kız çocuğu yok saymak.
Okumanızı kesinlikle tavsiye ederim.
Kitapla kalın sevgili dostlar