Adı:
Ladesçi
Baskı tarihi:
Ocak 2010
Sayfa sayısı:
208
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789751413765
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Remzi Kitabevi
Baskılar:
Ladesçi
Ladesçi
İnsan manzaralarıyla örülmüş şaşırtıcı bir roman…

Toplumsal yaşamımızda en önemli sorun bir bakıma dürüstlük eksikliği. Bu anlamda neredeyse herkes karşısındakini kandırmaya çalışıyor.

Ladesçi’nin kahramanı Cemil Usanmaz da çocukluğunda babasından öğrendiği lades oyununun büyüsüne kapılıp bunu âdeta bir yaşam felsefesine dönüştürüyor. Hayatın bize sunduğu olanaklara ilişkin bir yol haritasının ortaya çıktığı bu romanda ibret verici insan manzaralarıyla da karşılaşacaksınız. Yaşamın kerteriz defterinden insanlık durumları…
Yaşamın kerteriz defterinden bir roman, kesit. Kerteriz defteri balıkçıların rehberidir; hangi balık hangi mevsimde nerede olduğuna dair yol gösterir. Yaşamın kerteriz defteri de hayatlara yol gösterip, gerçek zenginliğin ne olduğunu anlatmaktadır.

Kitabın ana karakteri Âdem’den olma Havva’dan doğma Cemil Usanmaz da lades tutuşmayı çok sever ve ilk kez babasıyla annesinin bir akşam yemeğinde oynayışında görür. Bu ilk görüşte bütün hayatını değiştirecektir. Dürüstlük üzerine yazılmış ve kanmak ile kanmamak gibi yaşamla mücadele, ötekiyle kavga’nın anlatıldığı bir eserdir.


Kerteriz Defterlerine Dair

III. Olta
“Dürüstlükle insan arasındaki en büyük engel insanın kendisidir.”

IV. Olta
“Ahlak hep güçlüden yanaysa, ahlaksız olmak en büyük ahlaktır bu dünyada.”
ades tutuşmayı bir yaşam saplantısı haline getiren baş kişisi Cemil ile Ladesçi, şaşırtıcı, bolca güldürürken düşündüren, merakla okunan sürükleyici bir öykü. İçinde her birimizin kendisinden bir ya da birçok parça bulacağı bu kitapta Üstün Dökmen, yaşamın kerteriz haritasını sunuyor. Balıkçılar için hazırlanan deniz haritalarının benzerini hayat için hazırlıyor. Tehlikeli kayalıkları, sığlıklarla derinlikleri, bereketli balık sürülerinin yerini işaretliyor üzerine. Kitabı bitirdiğinizde elinizde hayatın barındırdığı olanaklar, tehlike ve sık düşülen tuzaklara ilişkin değerli bir "harita" kalmış olduğunu görüyorsunuz
Ben okurken hem güldüm hem de okuduklarım üzerinde düşündüm; sizin de beğeniyle okuyup yararlanacağınızı düşünüyorum.
Kitabın kahramanı Cemil lades oynamayı çok seviyor, bu yüzden adı ladesçiye çıkıyor. Yalnız kitap ilerlemeye başladıkça aslında toplumda herkesin herkesle ve kendisiyle lades oynadığı, birbirini kandırmaya çalıştığı görülüyor.

Birden ünlü ve zengin olma, köşeyi dönme sevdasının yanında dürüstlük kavramının altında ezilmeyi çok güzel ifade etmiş yazar. İnsanın kendiyle olan iç hesaplaşması kelimelere çok anlaşılır ve de basitçe dökülmüş.

Ben okurken keyif aldım, bazı arkadaşlarıma sıkıcı gelmiş ama ben aksini düşünüyorum. Kitaplara dair altını çizdiğim cümleler oldu. En sevdiğim alıntıyla bitireyim yorumumu:

"Öyle zengin bir sofradır ki yaşam, acılardan sonra tatlıları beklemeli insan."
Uzay eğridir; ışık eğriler boyunca yayılır. yani uzayda doğru yoktur; kapalı , bükümlü ve eğridir evren. "Eğri bir evrende nasıl doğru olsun insanlar" diyebilirsiniz ya da demeyebilirsiniz. Belki de en büyük erdem, eğri bir evrende, doğru çizgi çizebilmektir bu dünyada.
-------------------------------------------------------
Üç tür dürüstlük var , doğaya karşı, insanlara karşı, kendine karşı. Bu üç tür dürüstlüğe sahip olan, ne fakirdir ne halinden sızlanır.
Türk edebiyatının sınırları içerisinde bağımsız yazılmış güzel , değişik bir o kadar da ilginç yazıların ilki arasında yer alan bir yapıt benim için. Zira bu tarzda yazılmış eserler in azlığından şikayet etmemiz doğru olur. Bazen "evet güzel bir eser okudum" demekten ziyade "way be buda iyiymiş" diyebileceğiniz bir eser arıyorsanız ve değişik fikirlerinden dile getirilmesinden hoşnut oluyorsaniz kesinlikle tavsiye ederim...
Üstün Dökmen hocamızı severim, küçük şeyler programlarını severek takip etmişliğim vardır, fakat konu romana gelince başarılı bulduğumu pek söyleyemem, diğer yandan kitabı bir kişisel gelişim kitabı olarak görürsek de, daha akıcılarını okuduğumu söyleyebilirim.Benim için ortalama bir kitaptı, kolay okunabilir olması ve ortalama sürükleyiciliğe sahip olması nedeniyle, kitap okumaya yeni başlayanlara tavsiye edebilirim.
Kitap süper ötesi bir dil ve üniversite mezunlarının ve tüm milletini vatanını seven özellikle politikacılara önereceğim bir kitap adının Ladesçi olduğuna bakmayın aslında tam tersi doğruluğu ve dürüstlüğü savunan hayatın bir kerteriz defterinin olmadığını söyler şairane bir dille. Ve sadece KENDİN OL!! der. Okuyucusuna Dikkatimi çeken önemli bir konu ise; yazarın kitabında geçen Kahramanlarını evine davet etmesiydi.
okuduğum ilk roman olduğundan gözümde apayrı bir yer edinmiştir. her ne kadar abimin zoruyla okusam da bu konuda hala kendisine borçlu olduğumu düşünüyorum. kitabı okuyalı cidden uzun zaman oldu aklımda kalan çok fazla bir şey yok ama şunları söylemek isterim hayat her zaman rekabet edilicek bir ortam sunsa da bizler bize akıl veren insanlar sayesinde bu rekabet ortamından yara almadan çıkmayı öğrenmeliyiz
Anlatımı çok sıcak ,sürükleyici.Doğruluğun dürüstlüğün anlatıldığı bu kitapta,kendin olmanın mutluluk getireceği söylenir.Toplumsal dürüstlükten önce bireysel dürüstlüğün gerekliliği anlatılıyor. Günümüze baktığımda politikacıların,yöneticilerin okuması gerekiyor diye düşünüyorum.Yazar bir yerde der ki"Dürüstler uzak kaldıkça yönetimden ,üçkağıtçılar ayrılmaz yerinden.
Yazar romanın sonunda kahramanlarıyla buluşur-veya kahramanları onu bulur- sayfacı sorar "aylarca yıllarca uğraştınız bu roman için bunca zahmete değdi mi?" Hoca söyleşilerinde hassasiyetle durduğu bir konuda cevap verir "... bir tek baba hiç yalan söylemeden bir tek çocuk yetiştirebilirse zahmetime değdi derim yürekten". Dürüstlük üzerine muhteşem bir roman
Anadolu insanını daha yakından tanımanıza yardımcı olacak hem akıcı hem eğlenceli güzel bir roman. Yazarı zaten bir çoğumuz ya kitaplarını okuyarak ya da Tv programlarını, seminerlerini izleyerek bir şekilde tanıyor veya en azından adını duymuşuzdur. En az sohbetleri kadar keyif verici bu romanı bitirdiğinizde ´´İyi ki okumuşum´´ diyeceksiniz muhtemelen.
Bugüne kadar okuduğum en absürd kitaplardan birisiydi maymun ile muz ticaret ne zaman hata yapsam iş hayatımda aklıma kitapta konu edilen maymun ile muz ticareti geliyor o derece yani psikiyatrist olarak belkide işinde adı gibidir ama kitap konusunda keşke bu kitabı yazmasaydı diye düşünüyorum
Bir defasında da Gabri "Bizim Afrino'da bir üstünlüğün, iyi bir şeyin varsa övünmelisin" dedi. Anlamadılar. Şöyle açıkladı: "Eğer şayet araban ya da evin, arkadaşının arabasından, evinden daha iyiyse senin ona 'Benim araba senin-kinden daha iyi' demen lazım. Çocuğun onun çocuktan daha güzel ise 'Benim çocuk seninkinden daha güzel' demen lazım."
"Niye, ne gerek var?" diye sordu Ayvaz. "Adet öyle, söylemezsen görgüsüzlük olur."
Afrino'daki bu adet Ayvaz'a da Cemil'e de çok tuhaf geldi, ancak biraz düşündüklerinde dehşet içinde bizde de benzeri bir adet olduğunu fark ettiler. Biz de resmen övünmek yoktu ama çaktırmadan övünebilirdin. Meselâ evin güzelse, villan varsa, ön cepheye kocaman bir nal, nazar boncuğu asarsın. Eğer sıvası, badanası olmayan bir gecekondu yapmışsan bunları asman gerekmez, çünkü övünülecek, nazar değecek bir şey yoktur ortada. Ya da çocuğun sence güzelse yine bir nazar boncuğu asarsın. Nazar boncuğu asmak üstü kapalı övünmek sayılmaz mı? Üstelik bir de suçlama var çevreye: "Siz kıskanırsız bendeki zenginliği, gözünüz değebilir, şerrinizden selamette olabilmek için şatafatlı bir haset kovucu astım kapıma, destursuz girmeyin diye içeriye."
Ahlak, ahlaksızlık etme gücü olup da etmeyenler için bir lükstür, pahalı bir hobidir, ama ahlaksızlığa gücü olmayanlar için sıradan bir davranıştır. Şimdi bak, sade bir vatandaşın bebeğinin altını değiştirmesi veya bir omlet yapması basit bir iştir. Ama bir kraliçenin mürebbiyelerin baktığı bebeğinin altını arada bir heves edip değiştirmesi veya on yılda bir mutfağa inip omlet pişirmesi, adamları tarafından yıllarca anlatılan ender, lüks bir şeydir. Ahlak da böyle. Tarihte veya günümüzde bir devlet, bir kral düşün. Bu devlet ekonomik ve askeri bakımdan çok güçlü iken, bir zayıf ülkeye saldırıp onu işgal edebilecekken, sadece insanî-ahlakî gerekçelerle bunu yapmazsa, işte bu ahlaktır ve saldırmanın getireceği kazançtan daha pahalı, lüks bir şeydir. Bu lükse herkes sahip olamaz. Güçlüyken saldırmama, çalabilecekken çalmama lüksüne herkes sahip olamaz.
"Bir yerde okudum, çocuklar aynı masal kitabını elli kez okuturlarmış ana babalarına. Bu davranışlarının sebebi dünyanın tutarlı, güvenilir bir yer olduğunu görme isteği imiş. Bilgilerin akşamdan sabaha değişmediğini görmek için, belki de anne babalarının yalan söylemediğini görmek için, ezberledikleri halde aynı kitabı tekrar tekrar okuturlarmış. O halde biz çocuğa yalan söylediğimiz zaman 'Bu dünya güvenilir bir yer değil' mesajını vermiş oluyoruz. Güvenmeyeceksin, babana güvenmeyeceksin, annene, komşulara, 'Bu mala zam yok' diyen, 'Devalüasyon yok' diyen yetkililere güvenmeyeceksin, Türk Lirası'na güvenmeyeceksin, döviz alacaksın, hatta bankaya da güvenmeyeceksin, dövizini evinde saklayacaksın. Bu kadar güvenilmez ortam, üçkâğıtçı yaratır, gemisini yürüten kaptan üretir.
Bendeniz Ahırkapılı Ayyaş Ahmet. Bugüne kadar hiç içki içmedim. Şimdi siz çelişki gördünüz belki, içmeyen ayyaş tuhaf geldi. Ama bütün çelişkiler misali bunun da bir açıklaması var. Ahırkapılı, surdipli bütün yarenlerim ayyaştır. İçlerinde tek içmeyen benim. İçen çok, içmeyen tek olunca, çoğunluktan ayırt edebilmek için bana Ayyaş dediler. Doğru değil ama işlevsel. Birbirlerine ayyaş deseler doğru olurdu ama işe yaramazdı. Benim ayyaşlığım, toplumda en akıllıya deli denmesi veya ne bileyim, bir grup memur içinde bir tane rüşvet kabul etmeyen varsa ona 'şerefsiz' denmesi gibi bir şey. Adil değil ama anlaşılabilir bir durum. İşte ahlak burada başlıyor sanırım. Toplum, ya adil olanı ya kolayı seçer. Toplum ya dürüstlüğü ya işe yarayanı, işine geleni seçer.
Ama bir yandan da düşünüyorum da bu 'Harcadıkça kazan' fikri, hayatımızın özeti belki. İnsan evlâdı, bu dünyaya geldi geleli harcadıkça kazanıyor sürekli. En değerli yıllarımızı harcayıp diplomalar, ekmek paraları kazandık. Anneler hayatlarını, vücutlarını, uykularını verip bebekler kazandılar. Yaşam boyu ne kazandıysak harcadık da kazandık, bu dünyada vermeden hiç almadık. Harcayarak kazanmak ve sona doğru yol almak, bu evrende maddeye sinmiş en temel çelişkidir belki. Madenleri, ormanları, atmosferi harcadıkça kazandığını düşünüyor medeniyet. Kazandıkça yıkıma yaklaşıyor halbuki.
Enver Paşa'nın babası da paşaymış. İkide birde, "Ben hayatım boyunca harama uçkur çözmedim." dermiş. Oğlu Enver Paşa, tek başına Osmanlı'ya en büyük zararı veren kişi. Keyfi bir kararla 1.Dünya Savaşı'na sokmuş devleti, Çanakkale'de kıyıma sebep olmuş. 90 bin canı Sarıkamış'ta dondurmuş ve sonuçta koca imparatorluğu kuşa çevirip Sevr'e teslim etmiş. Bunun babası yine bir gün gururla "Ben harama hiç uçkur çözmedim." dediğinde bir dostu, Enver Paşa'yı kastederek "Paşa hazretleri, keşke helale de hiç uçkur çözmeseydiniz, sevabınız daha büyük olurdu." demiş.
"Burada kadınlar otursa ne olur?" diye sordu.
Ayvaz, "Burada erkekler kadınlara bakar ama yukarıda bakılmama garantisi var" dedi. Cemil ekledi:
"Aile değil, kadın önemli bizde. Erkekler eşlerine 'ailem' der ama hiçbir kadın kocasına 'ailem' demez. Aile yeri aslında kadınlar bölgesi. Aileye önem verseydik, alt katta da üst katta da kadına bakılmazdı sonuçta. Yani kendi kendimizi de suçlamayalım şimdi, bizde sadece kadına değil, ilginç olan her şeye bakılır. Bir sakat çocuğun varsa mutlaka bakar birileri, sonra bir de geçmiş olsun derler mongol çocuğa bile."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ladesçi
Baskı tarihi:
Ocak 2010
Sayfa sayısı:
208
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789751413765
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Remzi Kitabevi
Baskılar:
Ladesçi
Ladesçi
İnsan manzaralarıyla örülmüş şaşırtıcı bir roman…

Toplumsal yaşamımızda en önemli sorun bir bakıma dürüstlük eksikliği. Bu anlamda neredeyse herkes karşısındakini kandırmaya çalışıyor.

Ladesçi’nin kahramanı Cemil Usanmaz da çocukluğunda babasından öğrendiği lades oyununun büyüsüne kapılıp bunu âdeta bir yaşam felsefesine dönüştürüyor. Hayatın bize sunduğu olanaklara ilişkin bir yol haritasının ortaya çıktığı bu romanda ibret verici insan manzaralarıyla da karşılaşacaksınız. Yaşamın kerteriz defterinden insanlık durumları…

Kitabı okuyanlar 422 okur

  • Tuğçe Açıkgöz
  • Sergül Kato
  • İlker ŞİRİN
  • Kübra
  • İlknur Uzun
  • emir
  • Nazmi Kayhan
  • ziya uygun
  • MURAT AYDIN
  • Feyzan Keçeci

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.1
14-17 Yaş
%3.4
18-24 Yaş
%16.6
25-34 Yaş
%28.6
35-44 Yaş
%29.7
45-54 Yaş
%14.3
55-64 Yaş
%1.7
65+ Yaş
%0.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%69.6
Erkek
%30.4

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%18.2 (22)
9
%14.9 (18)
8
%23.1 (28)
7
%26.4 (32)
6
%9.1 (11)
5
%3.3 (4)
4
%0.8 (1)
3
%0
2
%0.8 (1)
1
%0.8 (1)