Light In August

William Faulkner
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

10/10
·446 syf.··
2019 20. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 16 Mart 2019 18:17
Ne kadar muazzam bir edebiyat eseri "Ağustos Işığı". Okuması zahmetli, ama yine de büyük keyif veren bir eser. Faulkner eserlerini doğru bir sıralamayla okuduğuma seviniyorum, zira ilk önce bu kitabı okusaydım, olasılıkla diğer eserlerine devam etmezdim, ama Ağustos Işığı'nı doğru zamanda okuduğumu düşünüyorum. Bu kitap da yazarın biçim arayışları açısından kendini hissettiren bir eser: yazarın seçimi birleşik sözcükler, uzun akışlı cümleler, zihin akışı örneği olarak cümleler arasına sıkışmış başka cümleler kitap boyunca sürüyor. Ancak hepsinden önemlisi Ağustos Işığı, Faulkner'ın betimleme gücünün zirvelerini yansıtıyor gibi: çok sayıda karakteri, bu karakterlerin iç dünyasını, sürçmelerini, düşünmelerini, korkularını bütün kitaba yayılan güçlü üslûbuyla ilmek ilmek örerek bu kadar karmaşık bir romanda öylesine net, berrak görülebilen, sezilebilen ruhsal dünyalar ortaya koyabiliyor Faulkner. İşte bu, çok büyük bir tad yaratıyor, ve gerçekten tadına doyulmuyor kitabı okumanın. Öyle ki aslında Joe Christmas, Hightower, Lena, Byron Bunch, Lucas Burch/Brown, Doc Hines vb birkaç karakterle beraber Faulkner birbiri içine sığdırılmış birkaç kitap birden yazıyor diyebiliriz: Faulkner her karakteri kendi iç dünyası, ruhsal yapısıyla güney ve güneyin ahlâki kodlarından oluşmuş mekânlar içerisinde canlı canlı anlatıyor, öyle ki bu karakterler arasında öne çıkan ve temelde kitabın hikâyesini anlattığı Joe Christmas karakteri yarı zenci yarı beyaz oluşuyla kendi kişisel tarihinde çocukluğundan yetişkinliğine dek geçen sürede öğrendiğimiz lanetlenmişliğini ve bunun bedelini ödemesini duru, berrak bir sudan bakar gibi okuyoruz, Joe Christmas'ın yanında Ses ve Öfke'deki yine kötü bir karakter olarak Jason Compton sığ kalıyor denebilir; Joe Christmas bir trajedi karakteri
Ağustos IşığıWilliam Faulkner · İletişim Yayınevi · 2017398 okunma
10/10
·464 syf.··
Beğendi
·
2024 115. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 15 Ekim 2024 22:36
Bir Ağustos ışığıdır hayat; yanıp sönen umutlar, toprağın bağrında kök salmak isteyen ölümsüz arzular gibi... İnsan, yitirdiği her şeyin ağırlığıyla yola düşer, kim olduğunu bilmediği bir yabancının bakışlarında kendini bulmayı umut eder. Kimi Lena gibi, yolun sonunda kendine bir yuva kurmayı düşler, kimi Joe gibi geçmişin gölgesinde kaybolur. Ve her biri, unutulmuş topraklarda, kaderlerinin ötesinde, bir aidiyet kırıntısı arar. Ağustos ışığında eriyen gölgeler, onlara sonsuz bir bekleyişin hatırasını fısıldar, yeniden ve yeniden… Her insan ait olduğu yerle değil, ait olmayı umut ettiği yerle tanımlanır. İnsanın kökü nerede başlar, nerede son bulur? Aidiyet, bir toprak, bir yüz, bir anı mıdır, yoksa anıların gölgesinde saklı, sonsuz bir arayış mı? Faulkner'ın Ağustos Işığı eseri, okuyucuyu bu sorular etrafında bir yolculuğa çıkararak, insanın en derin arzusunu - bir yere, birilerine, hatta kendine ait olma arzusunu - mercek altına alır. Aidiyet, sadece fiziksel bir yer arayışı değil; bireyin kendini bulma yolculuğunda güven, kabul ve anlam bulma isteğidir. Faulkner, Ağustos Işığı’nda bu arayışı doğanın döngüselliği ve insan ilişkilerinin karmaşıklığı üzerinden derinleştirir. Roman, karakterlerin içsel mücadelelerini işlerken, umut ve yenilenme temaları aracılığıyla okuyucuya kapsamlı bir varoluş sorgulaması sunar. Bu ışık, bazen toplumun ağır yükleri altında sönse de, umut ve dirençle yeniden parlayabilir. Karakterlerin aidiyet arayışı, kırık bir aynanın parçaları gibi, her bir karakterin ellerinde farklı şekillere bürünür. Lena Grove, doğmamış çocuğunun babasını aramak için çıktığı yolculukta umut ve saflığı temsil ederken; Joe Christmas, kimliğini toplumun baskıları ve kendi iç çatışmaları arasında kaybetmiş, karmaşık ve trajik bir figürdür. Lena'nın
Edebiyat
Ağustos IşığıWilliam Faulkner · İletişim Yayınları · 2021398 okunma
ZİHNİN DÖKTÜĞÜ KABUKLAR...
10/10
·446 syf.··
Beğendi
·
2020 29. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 09 Mayıs 2020 21:04
William Faulkner 25 Eylül 1897 yılında ABD nın Mississippi eyaletinde dünyaya gelmiştir. İlk gençlik yıllarında şiire merak salmış olsa da 23 yaşında vazgeçer bu sevdasından. "Şiirin söylemek istediklerime uygun olmadığının farkına vardığımda mecramı değiştirdim. Yirmi bir yaşındayken şiirlerimin çok iyi olduğunu düşünürdüm. Yirmi iki yaşında fikrim değişmeye başladı. Yirmi üç yaşındaysa şiir yazmayı bıraktım. Ama yazılarımda şiirsel nitelikleri kullanıyorum. Neticede düzyazı da şiir." Böyle söyleyerek yönelir romana, öyküye... Bir yandan da okur ve iş bulur. Posta müdürü olarak çalışmaya başlar. Mississippi Devlet Üniversitesi'nde özel öğrenci olarak bir yıldan fazla zaman geçiren Faulkner, daha sonra posta müdürü olarak döndüğü bu üniversiteden mesai saatlerinde kitap okuduğu için işten atılır. Kendini bütünüyle yazılarına verme fırsatı bulur, kendi deyimiyle, posta pullarıyla uğraşmaktan kurtulmuştur. Eserlerinin genel teması, beyaz- zenci ayrımı içinde debelenen iyi kötü bireylerdir. Ona göre insan ayrım gözetmeksizin insandır. AĞUSTOS IŞIĞI Olayların değil, kişilerinin piskolojik kronolojisi sunar bize Faulkner. Onun eserlerinin benimce en tatlı yanı, inandırılması çok zor , durgun, kıpırtısız o inatçı insanların iç betimlemesini yaparken , bu kahramanların dış dünyalarında gerçekleşen olayları da bir o kadar başarılı bir şekilde, ilişkili kişinin iç dünyasına yansıtabilmesi. Ve bunu yaparken anlatmak için yapmaz, onu bize göstermek için yapar. Kitabındaki kahramanların içini görürüz. Bunalımını, inatçılığını, bazen de umutla yolculuğunu... Christmas kitaptaki modern İsa ' dır. Damarlarındaki kan yarı beyaz yarı siyahtır. Rengi beyaz olsa da damarında o kan olduğu için kendini hep dışlanmış hisseder. Beyazın yanında siyah, siyahın yanında beyazdır. Yaşam onu
Ağustos IşığıWilliam Faulkner · Cem Yayınları · 1983398 okunma
Ağustos Işığı
9/10
·446 syf.··
2023 35. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 29 Haziran 2023 01:10
Faulkner'in okuduğum ilk kitabı Ağustos Işığı. Adı, huzuru çağrıştırsa da huzursuz bir kitap bana göre. Ama anlatımı ve teması baştan sona en sevdiğim tarzlardan olan şiirsel bir anlatıma sahip. Necip Fazıl'ın "Çile" si ve Oğuz Atay'ın "Tutunamayanlar"ının arasındaki bir şiirsellik. Neredeyse tamamını yüksek sesle okudum bundan ötürü. Çok fazla okuyanlar, hiç unutmayacaklarını düşünseler de bir çok kitabı unuturlar bir süre sonra, hiç değilse detaylarını. Çok ve hızlı okumaktır kanaatimce bunun en büyük sebebi. Ama ne Faulkner unutulabilecek bir yazar, ne de Ağustos Işığı unutulacak bir kitap. Zencilik ve beyazlık Amerikan tarihinin en baskın konusu olmuştur yüzyıllardır. Ağustos Işığı'nda da bu tema var. Romanın baş kahramanı ne zencidir, ne beyaz. Ya da hem zencidir, hem beyaz. Bu nedenle daha da sıkışıp kalmıştır bu iki cephenin arasında. Ne olduğunu bilememenin çaresizliği içinde, bir çemberin etrafında dolanıp durmaktadır. Zencilerle beyazlar arasında gider gelir, aslında iki dünyanın da yabancısıdır. Faulkner, romanda olayları kronolojik sıraya göre değil, kişiler için psikolojik önemlerine göre sıralar. Bu yüzden bir geçmişte, bir bugünde olur okur. Ama öyle çarpıcı şekilde bağlar ki birbirine, önce yadırgansa da sonunda tekniğinin ne kadar başarılı ve çarpıcı olduğu görülür. Kelimeleri birleştirmesi, ayrıştırması, değiştirmesi özgün kılıyor Faulkner'i. Olayların şiddetini, sertliğini, yumuşaklığını cümlelerle yaşatıyor okura. Öyleki cümleler bir araç olmaktan çıkıyor, olayın anlatım tarzı olayın kendisi oluveriyor. Yazarın diğer kitaplarını da okuma listeme aldım. Diğerlerinde de aynı teknik var mı yok mu, yoksa tamamen farklı bir üslup mu var doğrusu çok merak ediyorum.
Edebiyat
Ağustos IşığıWilliam Faulkner · İletişim Yayınevi · 2017398 okunma
insan kendisinden kaçamaz
Puan vermedi·384 syf.··
2025 28. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 15 Eylül 2025 23:54
William Faulkner’ın Ağustos Işığı adlı eseri, bireysel kimlik arayışı ile toplumsal değerler arasındaki çatışmayı merkezine alır. Roman, özellikle Güney Amerika’nın tarihsel ve kültürel yapısını arka planda sunarken, bireyin içsel yolculuğunu da güçlü bir biçimde yansıtır. Eserin dikkat çekici yönlerinden biri, Faulkner’ın bilinç akışı tekniğini ustalıkla kullanmasıdır. Karakterlerin zihin dünyaları, zamanın doğrusal olmayan akışı içinde verilir; bu da okuyucunun romanla kurduğu ilişkiyi daha yoğun ve sorgulayıcı hale getirir. Yazar, okuyucuyu pasif bir konumda bırakmaz, aksine onu sürekli olarak düşünmeye ve anlam katmanlarını çözmeye davet eder. Roman boyunca “ışık” imgesi, hem umut hem de kaçınılmaz bir sonun sembolü olarak karşımıza çıkar. Bu imge, bireyin varoluşsal sıkışmışlığını ve aynı zamanda özgürleşme arzusunu temsil eder. Böylece Ağustos Işığı, sadece bir birey hikâyesi değil; aynı zamanda evrensel bir insan deneyiminin ifadesi haline gelir. Sonuç olarak eser, edebiyatın bireysel duyarlılıklarla toplumsal gerçekliği nasıl iç içe geçirebileceğini göstermesi bakımından değerlidir. Faulkner, karakterler aracılığıyla yalnızca bireysel çatışmaları değil, dönemin toplumsal yapısını da derinlemesine sorgular. Bu nedenle Ağustos Işığı, hem estetik hem de düşünsel açıdan güçlü bir roman olarak edebiyat tarihindeki yerini almıştır.
Ağustos IşığıWilliam Faulkner · Cem Yayınevi · 1949398 okunma
10/10
·384 syf.··
2020 106. kitabı
Çağımızın en büyük romancılarından olan William Faulkner, Amerikan yaşantısının iç yüzünü anlatırken yirminci yüzyıl insanının portresini de somutlaştırarak bizi aydınlatıyor. Aydınlatmaktan kastım karanlığın utancı örten perdesini kaldırması... Tüm çıplaklığıyla ortada kalan insanlığın ar damarını çatlatması... Olaylar dizisindeki karmaşıklık bence okumayı zorlaştırmaktan ziyade merak unsurunu çok daha etkili kılmış. İlk 80 küsur sayfada neredeyse hiç adı geçmeyen baş kişisi Joe Christmas, zencilerle beyazlar arasında gidip gelir, iki dünyanın da yabancısıdır. Kim olduğunu, ne olduğunu bilemez ama yazar bize onu o kadar iyi anlatır ki ölümsüz bir kahraman kazandırır edebiyat evrenine ve şöyle unutulmaz replikler çıkar ortaya: “Çünkü bir insan her zaman şimdi çektiği sıkıntılardan çok ileride çekebileceği sıkıntılardan korkar. Bir değişikliği göze alamaz da, alışık olduğu sıkıntılara dört elle sarılır.” Kitapta bizi karşılayan ve uğurlayan ise Lena Grove. Onun hikayesi adeta insanlığın olumlaması gibidir. Mesela elinde hiçbir adres olmadan yola çıkar ama bir şekilde yolunu bulur. Yoluna çıkan herkes ona yardım eder. Adeta doğanın akıp gitmesi gibi sakin ve kendinden emindir her zaman. Onun sayesinde Amerika’nın karşıt, çelişik yönleri görünür hale gelir. Birçok farklı kahraman girer çıkar olay örgüsü içinde ve hemen hemen hepsi belirgin bir özelliği temsil eder. Bu karmaşanın içinde müthiş bir uyum vardır ama. Bir kişinin bile gereksiz olduğunu düşünmedim roman boyunca. Hepsi olması gerektiği yerde, olması gerektiği kadar kaldı ve birçoğu çerçeveye farklı açılardan bakmamı sağlarken bazıları da tabloyu tamamlayan fırça darbeleri oldular. Faulkner, Ses ve Öfke’ye kıyasla daha sade bir üslup kullanmış bu romanda ve Murat Belge de çeviri eserlerde az rastlanır bir
Ağustos IşığıWilliam Faulkner · Cem Yayınları · 1983398 okunma
Toplumun esiri olan zayıf ruhlar
Puan vermedi·446 syf.··
2023 84. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2023 04:08
Bu kıtabı okumak zor oldu, çünkü hiç gitmedi ilerlemedi, arada bıraktım, devam ettim. ''Ağustos Işığı''nda toplumdaki diniy fanatizmi ve ahlak düşüşünün örneklerini görüyoruz, ama ana tema ırkçılık meselesidir bence. Ana karakter Joe Christmas, beyaz gibi görünse de kendisini siyahi olarak görüyor ve kıtabın sonuna kadar doğumunun gizemi çözülmüyor. Yetim Joe, beyazlar için bir yetimhanede büyütülüyor, sonrasında"zenciler" için bir yetimhaneye atılıyor, Noel kendisine neden bu şekilde davranıldığını anlamaz ve herkese küser. Hikaye boyunca kahramanımız kendini tanımlamaya çalışır ama beceremez. Kendini küçük düşürdüğü için "siyahlardan", kendilerini diğerlerinden üstün gördükleri ve hayvani davranışlardan dolayı "beyazlardan" nefret eder. Ancak Joanna Burden adlı kadının evine sığındıktan sonra bir süre sakinleşir. Başkalarının gözünde bu kadın, çoğu kişinin aksine ırkçı değildir. Ancak mutluluğu uzun süremez, çünkü kadının bir nemfoman olduğu ortaya çıkıyor. Bu ilişkide madur olan Noel, depresif durumundan dolayı bir şekilde suça doğru ilerler. Joe Christmas, toplumun ondan beklediği kişiye dönüşüyor - bir siyahi katil, insan kılığına girmiş bir canavar, çapkın, ateist, pişmanlık duymayan bir günahkar. William Faulkner, bu kitabında Joe Christmas gibi insanların kötü, ahlaksız bir toplumun kolektif çalışmasının sonucu olduğunu göstermek istemiştir.
Hayat
Ağustos IşığıWilliam Faulkner · İletişim Yayınevi · 2017398 okunma
Sıradışı bir eser...
7/10
·446 syf.··
2019 21. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 14 Ağustos 2019 17:35
Pek çok ünlü yazarın ilk 10'unda olan bir kitap olduğu için hemen okumak istedim. (Zülfü Livaneli'nin en iyilerindenmiş!) ●Önsözünü okumasaydım kesinlikle zor ilerlerdim ama önsözde çevirmen, yazarla ve eserle ilgili çok önemli notlar paylaşmış. Bu nedenle mutlaka bu yayınevinden okuyun okuyacaksanız! Bilinç akışı tekniği ile yazılmış bir eser. Hatta yazar bu tekniğin ustalarından sayılıyor. "Ses ve Öfke" kitabından önce bununla tanışabilirsiniz. (Ses ve Öfke kitabı en zor okunan eserler arasında sayılıyor edebiyat dünyasında.) 》Çok ilginç bir kitaptı ama akıcıydı, konusu ve kurgusu cok güzeldi ama bitince şöyle dedim: " Şu ana kadar okuduğum en ilginç ve özgün kitaptı!"
Edebiyat
Ağustos IşığıWilliam Faulkner · İletişim Yayınevi · 2017398 okunma
6/10
·446 syf.··
2021 21. kitabı
·
93 günde okudu
·
Okunma: 19 Ekim 2021 22:10
Yıllar önce okumak isteyipte başarılı olamadığım bir kitaptı. Kaç defa yine bırakmak istesem de sonunda okudum bitirdim. Hani bir kitaba başlarsın olaylar bazı kitaplarda önce biraz karışıktır, kitap ilerledikçe açılır akıcı bir şekilde gider. Ama bu kitapta sona kadar olayların karışıklığı hiç bitmiyor. Kitap William Faulkner’ın en iyi eserlerinden biri. Herhalde bir kere daha okumak gerekiyor. Oysa o kadar enerjim yok. Okumak isteyenlere bol şans diyebilirim.
Ağustos IşığıWilliam Faulkner · İletişim Yayınevi · 2017398 okunma
BİR MAHŞER SICAĞI
Puan vermedi
William Faulkner – Ağustos Işığı Faulkner’ın Ağustos Işığı (Light in August), insanın varoluşsal karanlığına yakılmış bir kibrittir. Onun romanlarında zaman düz bir çizgide akmaz; geçmiş, şimdiye siner, gelecek, geçmişin hayaletlerinden doğar. Ağustos Işığı da bu kırık zaman algısının en güçlü örneklerinden biridir. Roman, Amerikan Güney’inin çürümüş vicdanında yankılanan bir ağıttır; ırkçılığın, dinî yozlaşmanın ve insanın kendi kimliğini inkâr etme çabasının iç içe geçtiği bir karanlık yolculuktur. Joe Christmas’ın kimlik arayışı, aslında insanlığın kaybolmuş kimliğinin alegorisidir. Ne tam beyaz ne tam siyah oluşu, onu yalnızca bir ırk çatışmasının değil, bir varoluş açmazının merkezine yerleştirir. Faulkner, Christmas’ı toplumsal bir kurban değil, metafizik bir muamma olarak çizer: O, Tanrı’yı ararken insanın ne kadar canavarlaşabileceğini gösteren bir aynadır. Onun trajedisi, ait olamadığı iki dünyanın arasında ezilmesi değil; “ait olma” fikrinin kendisinin bir yanılsama olduğunu fark etmesidir. Faulkner’ın dili, Güney’in ağır sıcaklığı gibi yoğun, terli ve bunaltıcıdır. Her cümle bir ağırlık taşır; her paragraf, insan ruhunun tortularını kazır. Bu roman, sıradan bir hikâye anlatmaz; insanın içindeki cehennemi betimler. Dışarıda yaz sonunun ağustos ışığı parlar; içeride ise vicdanın karanlığı hüküm sürer. Romanın sonunda okuyucu, yalnız Joe Christmas’ın değil, insanlığın da bir çeşit infazına tanıklık ettiğini hisseder. Ağustos Işığı, Faulkner’ın Tanrı’yla hesaplaşmasıdır. Din, ırk, cinsiyet, toplum gibi kavramlar onun kaleminde birer günah nesnesine dönüşür. Ama bu günah, dışarıdan yüklenen bir kir değil; insanın kendi varlığının içinde saklı bir lanettir. Faulkner, insana ayna tutarken o aynayı paramparça eder; çünkü bilir ki, insanın hakikati ancak kırık
Ağustos IşığıWilliam Faulkner · İletişim Yayınları · 2021398 okunma

Yazar Hakkında

William FaulknerYazar · 31 kitap
Amerikan Modernist yazarların babası sayılan Faulkner, rakip gördüğü Ernest Hemingway'den farklı olarak, uzun ve karmaşık anlatımları benimsemiştir. Uyguladığı teknikler arasında bilinç akışı tekniği ve çoğul anlatı (multiple narration) teknikleri bulunur. 1930'larda Avrupa'daki deneysel geleneği izleyen ilk Amerikan yazarıdır. 25 Eylül 1897'de Mississippi'de doğan Faulkner, buradaki Güney geleneğinden oldukça etkilendiği bir çocukluk geçirdi. Daha sonra hayatının büyük bir bölümünü geçirdiği Oxford'daki Lafayette kasabasına taşındılar. Eserlerinde bahsettiği "Jefferson" Oxford'u, "Yoknapatawpha kasabası" ise Lafayette'i temsil eder. Büyük-büyük babası William Clark Falkner Konfederasyon ordusunda görev yapmış, tren yolu yaptırmış ve adını Tippah kasabası yakınındaki Falkner şehrine verdirmiş Mississippi'nin önemli karakterlerinden biridir. Aile soyadları Falkner olmasına rağmen, büyük ihtimalle görevli memurun hatası sonucu Faulkner olmuştur. Liseyi terkettikten sonra bir işte tutunamayıp "wastrel" (defolu mal) olarak anılmaya başlanmıştır. 1918'de, iki ailenin Faulkner'ın ev geçindiremeyeceğine karar verip ayırdıkları nişanlısı Estella Oldham'ın zengin ve yaşlıca olan Cornell Franklin'le evlenip Çin'e yerleşmesiyle büyük bir üzüntü yaşamış ve Yale öğrencisi olan Oxford'dan arkadaşı Phil Stone'un yanına, New Haven'a gitmiştir. Burada katiplik yapmış, Phil Stone'un onun için hazırladığı okuma programıyla klasikleri ve çağdaş yazarları okumuş, bu sayede Melville, Cervantes, Dostoyevski ve Conrad'ın eserlerine büyük hayranlığı oluşmuştur. Daha sonra Toronto'da yardımcı pilotluk yapıp Oxford'a geri dönen yazar bu sefer Mississippi Üniversitesi'ne girmiş, burada "Marionettes" adlı bir grup kurup aynı adı taşıyan bir oyun yazmaya çalışmış fakat başaramamış ve 1921'de okulu bırakıp New York'a gitmiştir. Burada bir kitapçıda çalışmış ve Sheerwood Anderson'ın ileride eşi olacak olan Elizabeth Prall'la tanışıp arkadaşlık kurmuştur. Aynı yılın Aralık ayında Oxford'a geri dönmüş ve bu sefer de üniversitede postane müdürü olarak çalışmaya başlamıştır. 1924'de The Marble Faun(Mermer Tanrıça) adlı şiir kitabını basmıştır. 1925'de New Orleans'a gidip arkadaşı olan Elizabeth Prall sayesinde Sherwood Anderson'ın "çırağı" olmuş ve onun yönlendirmeleriyle Birinci Dünya Savaşı sonunda entellektüellerde ve toplumda görülen sıkıntı ve büyük üzüntüyü benimseyip, yine Anderson'ın yönlendirmesiyle 1926'da Soldier's Pay'i yazmıştır. 1929'a dek olan yazılarında şeytani özellikler taşıyan karanlık kötü kadın karakterler görülürken, 1928'de Estella'nın boşanıp dönmesi ve William Faulkner'ın onunla evlenmesiyle bu kadın modeli değişmiştir. 1929'da Sartoris'i yazmıştır. Bu eserinin önemli özelliği, Faulkner'ın ünlü Yoknapatawpha kasabası sembolünü ilk kullandığı kitabı olmasıdır. Aynı yıl ünlü eseri The Sound and the Fury'yi (Ses ve Öfke) yazmış ve büyük bir başarı kazanmıştır. 1930'da ise As I Lay Dying'de (Döşeğimde Ölürken) 40 mil ötedeki Jefferson'a gömülmek istediğini söyleyen Addie Bundren'in cenazesinin ailesi tarafında buraya götürülmesi anlatılır. Paraya sıkıştığı bir dönemde, sırf satış yapması için 1931'de yayımlanan Sanctuary'yi (Kutsal Sığınak) yazar fakat beklediği kadar büyük satışı sağlayamaz. Daha sonra devam eden maddi sıkıntıları yüzünden ara ara Hollywood'da senaryo yazarlığı yapar. 1932'de ise Light in August'u (Ağustos Işığı) yazar. Bu eserde, Lena Grave, Joe Christmas ve Peder Hightower'ın geçmişe saptantılı hikayeleri birçok anlatıcı kullanılarak anlatılır. 1936'da Absalom! Absalom!'u yazar. Faulkner eserlerinde genel olarak Güney kültürünün çöküşü ve bozuluşunu, ve aile sevgisi ve gururunun yok oluşunu ele alır. 1949 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandıktan sonra, 1955'de Pulitzer Ödülü'nü alan Faulkner, 1962'de bir kalp krizi sonucu ölmüştür.