Abdülhak Hâmid Tarhan'a bu eseri yazmada ilham olan hadise, 11 senelik eşi Fatma Hanım 'ın vereme yakalanarak gurbette vefatıdır.
Yazarın, kitabın ilk baskısına ön sözünde söylediği üzere yazılış amacı; "Makber, yok olmuş bir vücudun ölümsüzlüğü için yapıldı. Makber için bir fikr-i şer'i beyan etmek lâzımsa, işte bu kitap bir merhumenin mezarıdır."
"Makber onun hâli, onun resmi, onun hayali, onun heykeli, onun mezarıdır; onun hiç bir beğenilecek yeri kalmayan hayatıdır."
Kitabı günümüz Türkçesi ile hazırlayan İhsan Sâfi başlangıçta Makber'in önemi, şekil özellikleri ve kitap hakkında yazılan görüşler hakkında kısaca bahsetmiştir.
Ölüm, ayrılık, buna gücenme, feryat ve isyan bunun sonrasında gelen teslimiyet, tövbe ve iman gibi konular ana temayı oluşturmakla beraber yazarın vefat eden eşi ile günlük yaşantısı, sevdiği şeyler, ailesi, geçmişteki hoş hatıraları da yer almaktadır.
Bir dizede " Geçmişi anış ne hoş teselli" der.
Benim okurken dikkatimi çeken en derin isyan ve haykırış bulduğum, etkilendiğim dizeler şöyle... syf.249
Sâfil semevâtı cây edinsin.
Teşhîr olunup ecel tepinsin.
Bin velvele, bin kıyamet olsun;
Bin zelzele bir inâyet olsun;
Mahşer tozarak mezara binsin,
Çarpıp kürekler kırılsın, insin;
Yağsın nesi varsa kâinatın...
Lâkin bu derîn sükût dinsin!..
Yahya Kemal bu eser hakkında yalnızca havas zümresini okuyabileceği bir eser demiştir. Eserde manasına varamadığım, kendimce anladığım, anlamadığım pek çok yer vardı. Ama ileride bir zamanda belli bir birikim ve bilgiyle tekrar okumaya niyet ettiğim güzel bir kitap.