Paris ve Londra'da Beş Parasız

·
Okunma
·
Beğeni
·
4.864
Gösterim
Adı:
Paris ve Londra'da Beş Parasız
Baskı tarihi:
Mayıs 2015
Sayfa sayısı:
248
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750725630
Kitabın türü:
Çeviri:
Berrak Göçer
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
"Beş parasız kalmaktan o kadar çok bahsetmiştiniz ki; eh, işte beş parasız kaldınız ve hâlâ ayaktasınız." Paris ve Londra'da Beş Parasız, 20. yüzyılın en büyük romancılarından George Orwell'in, Avrupa'nın iki büyük şehrinde, Paris ve Londra'da yaşadığı sefaleti olanca gerçekliğiyle anlattığı, son derece önemli bir eser. Bir gün Paris'in orta yerinde meteliksiz kalan genç yazar, yoksulluk ve açlıkla mücadele etmeye başlar. Rehineciler, iş bulma kurumları, umut tacirleri, karın tokluğuna günde on yedi saat çalışılan karanlık otel mutfakları arasında sürüp giden Paris macerası, yazarın güç de olsa kendini Londra'ya atmasıyla sona erer ama Londra'da onu çok daha ağır şartlar beklemektedir.

Orwell, modern insanın ısrarla görmezden geldiği bir dünyanın kapısını aralıyor. İşsizlik, evsizlik, açlıkla damgalanan bu dünyanın insanları izbe pansiyonlarda, berduş barınaklarında yaşıyor, hayata bir ucundan tutunmaya çalışıyorlar. Paris ve Londra'da Beş Parasız, köleliğin hiçbir zaman, modern zamanlarda bile ortadan kalkmadığını, sadece görünüm değiştirdiğini anlatıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
Gerçekten herkesin hayatında bir kere bu kitabı okuması gerektiğini düşünüyorum. Kitabı okurken bambaşka dünyalarda kaybolabiliyorsunuz. O kadar ince ayrıntılarına kadar işlenmiş ki sizi elinizden tutup içine çekiyor resmen.. Dış dünyada gördüğümüz o muhteşem lüks hayatların beş para etmeyen şeyler olduğunu, parasızlığın sizi hangi noktalara kadar düşürebildiğini, insanların böcek gibi sizi nasıl ezdiğine, sırf paranızın olmadığını ve o işe muhtaç olduğunuzu bildiği için sizi nasıl kullanabildiğine ve bunun gibi birçok şeye mükemmel derece güzel ve ince çizgilerle değinilmiş.. George Orwell'in kaleminden gerçek dünyayı, açlığı, değersizliği, yardımlaşmayı ve daha birçok şeye elinizin altında ulaşabilceğiniz koskoca bir kitap aslında.. Yazarın emeğine yüreğine sağlık.. Çevirisini yapan Berrak Göçer'in de emeğine sağlık.. Keyifli okumalar.. :)
Okuduğum ilk Orwell kitabı ve muazzam güzeldi. Yazarın Paris ve Londra sokaklarında hayatta kalma mücadelesini anlatıyor. Kendine özgü bir mizah anlayışı var ve bu kadar hüznün içinde gülümsetiyor insanı. Yazarın 'Berduşlar ' dediği insanları tanıyoruz. Nasıl hayatta kalıyorlar, ne yerler ne içerler, nasıl 'berduş' oldular.. Kitap gerçekten farklı ve ince mesajlar var içerisinde . Okuyunuz :)
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.436 Oy)19.202 beğeni43.813 okunma3.063 alıntı184.813 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.628 Oy)8.905 beğeni28.992 okunma860 alıntı140.987 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.374 Oy)9.339 beğeni25.943 okunma1.865 alıntı120.076 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.968 Oy)8.939 beğeni26.567 okunma2.710 alıntı116.058 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.795 Oy)13.524 beğeni34.857 okunma3.463 alıntı147.523 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.711 Oy)5.813 beğeni19.854 okunma845 alıntı102.307 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.463 Oy)3.958 beğeni13.094 okunma1.255 alıntı53.632 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.629 Oy)9.133 beğeni25.576 okunma1.602 alıntı128.422 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.531 Oy)7.946 beğeni21.545 okunma4.059 alıntı130.754 gösterim
  • Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
    8.6/10 (6.109 Oy)5.815 beğeni17.002 okunma2.118 alıntı90.837 gösterim
Okurken acıkıp midenizin gurultularını duyacağınız, dolapta kalan bayat ekmeğe tarihi geçmiş süte şükredeceğiniz bir kitap. Zaman makinası icat edilirse ilk iş gidip Orwell'e tereyağlı bol yoğurtlu 1,5 iskender ısmarlayacağım..
George ORWELL’ın ‘’Paris ve Londra’da Beş Parasız romanı’’. Paris’in ve Londra’nın 1930’lardaki görünümünü, modern Avrupa’nın da nasıl yoksulların terleri üzerinde yükseldiğini yalın bir dille anlatıyor. Ve yazar bizzat berduşların arasında beş parasız aç susuz yaşayarak, çekmiş oldukları sıkıntılardan da yola çıkarak berduşların hayatlarını daha kolaylaştıracak önerilerini aşağıda açıklandığı gibi çözüm olarak dile getiriyor ve şimdiki uygulanan sistemin rahatlayacağını söylüyor. Ayrıca yazarların hayatlarının ne geçmişte ne de bugün kolay olmadığını da bir bakıma anlatmış oluyor.

Berduş barınakları kelimenin tam anlamıyla lüks olsa bile (asla olmayacaklar) berduşların yaşamı yinede boşa gidecektir. Yine düşkün olacak, evlilikten ve aile yaşamından uzak kalacak ve toplum için tam bir ziyan sayılacaklardır. Yapılması gereken, düşkünlüklerine son vermek, buda ancak onlara iş bulunarak yapılabilir-sadece çalışmak için yapılan bir iş değil, yararlarını görebilecekleri bir iş. Şu an çoğu barınakta berduşlar hiç çalışmıyor. Bir zamanlar yemek karşılığında taş kırıyorlardı ama bu, gelecek uzun yıllara yetecek kadar çalışıp taş kırıcıları işsiz bıraktıklarında durdu. Bu günlerde boş bırakılıyorlar çünkü görünürde yapabilecekleri hiçbir şey yok. Oysa işe yarayabilecekleri çok basit bir şey var, o da şu; her düşkünler evinde küçük bir çiftlik yada en azından ufak bir bostan olabilir ve eli ayağı tutan her berduş bir günlük mesai yapabilir. Çiftlik ya da bostandan elde edilecek mahsul berduşları beslemek için kullanılabilir ve en kötü ihtimalde bile margarinli ekmek ve çaydan oluşan o pis perhizden daha iyi olur. Elbette berduş barınakları hiçbir zaman tam olarak kendilerine yetmezler ama bu açıdan önemli bir yol kat edebilirler ve muhtemelen vergiler açısından uzun vadede yararlı olurlar. Bu günkü sistemde berduşların ülke için oldukça büyük bir zarara yol açtığını unutmamak lazım; zira sadece çalışmakla kalmıyor, aynı zamanda sağlıklarını bozacak bir perhiz yaşıyorlar; onları düzgün besleyen ve kendi yiyeceklerinin en azından yarısını kendilerinin üretmesini sağlayan tasarı denemeye değer olacaktır.
Okuduğum ikinci George Orwell kitabı... Kesinlikle ilgi çekici,bilgilendirici,hüzünlü,komik.... ve maalesef toplum içinde insanlar tarafından oluşturulan sınıfsal sistemin en alt tabakasında ki dilencilerin,evsizlerin, berduşların yaşamını,karşılaştıkları zorlukları,duygularını,hayal kırıklıklarını,umutlarını ve bu insanlara karşı ne yapılması gerektiğini,onları sosyal hayata yeniden kazandırmak için ne gibi önlemler alınması gerektiğini güzel, akıcı bir dille anlatmış. Özellikle yazarın kitabın son sayfasında kendine çıkardığı sonuç gerçekten beni derinden etkiledi; "Yine de meteliksiz kalmanın bana kesinlikle öğrettiği bir iki şeyi gösterebilirim. Bir daha hiçbir zaman berduşların sarhoş birer ahlaksız oluğunu düşünmeyeceğim, bir peni verdim diye bir dilencinin bana minnet duymasını beklemeyeceğim, işsizler uyuşuksa buna şaşmayacağım, Selamet Ordusuna para vermeyeceğim, giysilerimi rehine koymayacağım, sokakta birisinin uzattığı el ilanını geri çevirmeyeceğim, şık bir restoranda yediğim yemekten tat almayacağım. Bu, bir başlangıç."

Benim için de bu bir başlangıç...Bana bu farkındalığı sağladığı için George Orwell'a ve kitabı bana veren Seray' a en içten teşekkürlerimi sunuyorum.
"Beş parasız kalmaktan o kadar çok bahsetmiştiniz ki; eh işte beş parasız kaldınız ve hâlâ ayaktasınız."
George Orwell'ın Paris ve Londra'da çektiği sıkıntılarını anlattığı muhteşem bir kitap. George Orwell fakirliği öyle bir anlatmıştır ki tam olarak yaşayamasanız bile ne olduğunu, ne olabileceğini az çok tahmin edebiliyorsunuz.
Gerçekten de George Orwell'ın dediği gibi parasız yaşanabilir ama nasıl, ne zorluklarla? İşte bu soruların cevabını en güzel şekilde verebilen bir anı veya otobiyografik roman. Okurken biraz tuhaf hissedebilirsiniz çünkü gerek 1984 ile gerek Hayvan Çiftliği ile bu kadar ün yapmış bir yazarın bu kadar sıkıntıyı nasıl çektiğine inanamıyorsunuz.
‎Son olarak bir tavsiye niteliğinde şunları söyleyebilirim: George Orwell'ı mutlaka okuyun. Hangi kitabı olursa olsun mutlaka okuyun. Çünkü bize vereceği çok şey var. Her kitabında...
"Varlı və kasıb insan arasındakı tək fərq sahib olduğu puldur və hər hansı milyonçu, əslində təzə və dəbdəbəli kostyum geyinmiş adi qabyuyandan başqa bir şey deyil. Bir anlıq bunların yerini dəyişdirin, budur, indi hansı mədəni, hansı oğru oldu?"
"Yəhudiyə etibar edəcəyinə ilana etibar et, yunana etibar edəcəyinə yəhudiyə etibar et, amma erməniyə heç vaxt etibar et".
"Genç bir insan olarak Paris'te yaşayacak kadar şansın varsa geri kalan hayatında nereye gidersen git, Paris senin içinde bir şenlik olarak kalacaktır." demiş Ernest Hemingway.
Sanırım bu, Orwell için hiç de geçerli olmamış.
Cebinizde paranız yoksa Paris bile bir şenlik yerinden çıkıp ıstırap yeri haline gelebiliyor.

Kitap parasızlığın yol açtığı birçok sorunun başında gelen açlığın, insanı nasıl bambaşka birine dönüştürebildiğini anlatıyor. Açlıktan kimliği değişen insan ancak yoğun uğraşlar sonucu iş bulabiliyor (çünkü para kazanmak için iş bulmak için bile bir yerlere para vermek gerekiyor) ve bulduğu bu iş de insani değerlerden yoksun, iş verenin işçilerin çaresizliğini kullanarak onların sırtından mümkün olduğu kadar fazla asalakça para kazandığı türden bir iş oluyor.
Bilindik bu tür konuların yanı sıra kitap açlığın ve işsizliğin psikolojisini derinlemesine anlatıyor.
Son kıyafetine kadar eşyalarını rehin vermeler, her gün ekmek yemek zorunda kalmalar, karnın aç bir halde iş bulabilmek için kilometrelerce yürüyüp her seferinde red cevabı alıp aynı yolu geri yürümek zorunda kalmalar, eğitimli bile olsan sırf paran olmadığından düzgün kıyafetler alamadığın için insanların seni aşağılık görmeleri...
Yazarın bu çilesini okurken aklıma Charlie Chaplin'in Modern Times filmindeki işsiz karakterinin yanlışlıkla hapse düştükten sonra hapisten çıkış günü geldiğinde çıkmamakta direttiği sahne geldi.
"Başlarına talih kuşu konmadığı sürece bu hayattan kurtulmanın tek yolu hapse düşmek."
Çünkü modern kölelikte insanın hapishanedeki gibi karnının doyacağının garantisi yoktur. Hapisteki insan cezasını çeker ama onun cezasını çekmesinin düzene pek bir katkısı yoktur. Oysa yazarın anlattığı modern kölelik düzeninde işsizlerin bile bir görevi vardır:
Berbat koşullarda çalışanların haklarını aramalarına engel olmak için patronlar tarafındandan kullanılmak.
Kitabı o kadar iyi anladım ki size sözcüklerle anlatamam çünkü kitabı oruçluyken okudum. Orwell açlıktan neredeyse nefes alamayacak duruma geldiği günlerini anlatıyor. Paris ve Londra'da tam anlamıyla beş parasız kalıyor. Özellikle Paris'te Boris ile yaşadığı dönemleri anlattığı bölümde o kadar acıktım ki o günlerde yaşasaydım Orwell'ı kesin döner yemeye götürürdüm o kadar hissettirerek anlatmış ki açlığı.. Kitap söylence ve gezi yazısı gibi yazılmış. Herhangi bir kurgu ve entrika yok. Kitap tam anlamıyla gerçek ve Orwell'ın yaşadıklarıyla alakalı bir kitap. Bir bölümde Orwell para kazanmak için bir Komünist gazetecelerin bürosuna gitmeden önce arkadaşına "Ben siyasetten ne anlarım siyaset nedir bilmem" diyor. 1984 ve Hayvan Çiftliği kitaplarını çıkarıyor daha sonra. Kitapların ne kadar siyasi bir boyutta olduğunu söylememe gerek yok sanırım biliyorsunuz. Kısaca Orwell gerçekten zor bir süreçten geçmiş ve bize o günlerden kurtulup olağanüstü eserler vermiş. Orwell'ın değerini bilin gerçekten iyi bir yazar.
Bir roman kurgusu olmayan daha çok yazarın kendisi ile konuşuyormuş havasında yazdığı; anlatımda ki gerçekciliği bakımından bizzat yaşadığını düşündüğüm, Paris ve Londra 'da ki mülksüzler, taban sınıfının gündelik hayatlarını anlatan bir eser.

Lakin içerisinde anlam vermediğim ve beğenmediğim birkaç cümle var. Şöyle ki bazı ırkları aşağılayan, kadının koca bularak bazı yoksulluk sıkıntılarından kurtulduğu, buram buram İngiliz kibri kokan( kanımca dünya halkları arasında İngilizler açık ara kibir ve ırkçılıkta -kibirde açık ara- önde geldikleri su götürmez bir gerçektir.) gibi cümleler vardı.

Kitabın son sayfasında ki son paragrafından çıkardığım sonuç, yazarın görüşlerinin tam oturmadığı, gelişim sürecinde olduğudur. Kim bilir, belki de yazarın toplumda ki sosyal adaletsizlikleri görmeye başlaması, bürokrasinin yoksuldan yana olmadığını fark etmesi ve hergün sokakta karşılaştığımız yoksul insanları inkar etmeyerek onlara tiksinmeden bakmaya başlamasıyla -tabi ki süreç içerisinde- herkesçe malum görüşleri oluşmuştur.

Sosyolojik açıdan insanın hangi şartlar altında olursa olsun, benimde anlam veremediğim kibrini elden bırakmadığına yönelik birçok atıfta buluna pasajlar olması ve asgari ücretle çalışan kesimlerin neden 'cahilleştirildiği' eleştirisi sunması bakımından değerli bir eser benim için.

Son olarak Paris ve Londra 'da ki anlatımlardan sonra getirdiği çözüm önerilerine biraz daha yer verilebilirdi diye düşünmekteyim.

Keyifli okumalar.




Edit: Yazaırın biyografisinde ki tarihsel kronolojik sıralamaya göre yazdığı ilk düzyazı kitabı olduğunu sonradan öğrendim.
Kitabın yazarını ve ismini bilmeden okusaydım yaklaşık yarım saat içinde George Orwell eseri olduğunu anlayabilirdim. Hayatının büyük bir bölümünü ekonomik sorunlar ve bu sorunlara bağlı sosyal sıkıntılarla geçirmiş bir insandan başka konular hakkında yazması da beklenemezdi.
Bana göre Orwell kitabın Paristeki kısmını yaşıyarak yazarken, İngilterede geçen kısmını yaşanılınanlardan ziyade izlenimlerle yazmıştır. Kitapta hemen hemen bir asır önceki Fransada anlatılan otel çalışanları "plangeur"lar modern dünyanın köleleri, günümüzde hiçbir değişime uğramadılar. Bizim coğrafyamızda otellerde "ekstra" ismiyle anılırlar.
Lüks otellere ve şık restaurantlara ihtiyacımız var ya da var olduğunu sanıyoruz. Böyle yerlerin lüks sunması bekleniyor ama işin esasında lüksün ucuz, iğrenç bir taklidini sunuyorlar. Yüzyıllar da geçse, ülkeler de değişse sanırım sistem bir türlü değişmeyecek. On dakika boş durmana müsade etmeyen şefler, 17 saat çalışan üniversite mezunları, sırf yatıcak yerleri olmadığı için 20 saat çalışmaya razı olan insanlar. Sadece düşünmeyi imkansızlaştıran bir rutin içinde hapsolmuş durumdalar.
Orwell'ı her zaman kendime yakın bulurdum fakat bu kitapla birlikte artık uzaklaştıramıyacağım bir noktada kendine ebedi bir yer edindi.
Tatil demek;
zamanı dilediğince okumaya ayırmak demek,
her kitap kapağının ardından bambaşka dünyalarda gezmek demek,
mesela Paris'te ve Londra'da beş parasız dolaşmanın nasıl dipte bir yaşam olduğunu derinden hissederek okumak demek.
Orwell'ı edebi olarak değerli kılan da bu olmalı çünkü koltuğuma yaslanıp okurken yoksulluğun sıkıntılarını, varoşlardaki hayatı, sefilliği, günde yirmi saat çalışmanın zorunluluğu ve zorluğunu, bundan başka bir şey yapamayacak insanların çaresizliğini, net bir şekilde acıta acıta içimde hissettiriyor.
Yıldız gösterisi bedava;
Gözlerini kullanmak için paraya gerek yok.

Ne güzel bir fikir!
Bu daha önce hiç aklıma gelmemişti..
Paranız ne kadar az olursa endişeniz de o kadar az olacağı iddiası aslında belli sınırlar çerçevesinde doğru...
Geliriniz belli bir seviyenin altına düşer düşmez insanların kendilerinde size vaaz verme ya da sizin adınıza dua etme hakkını bulmaları çok ilginç.
"Beş parasız kalmaktan o kadar çok bahsetmiştiniz ki; eh, işte beş parasız kaldınız ve halâ ayaktasınız. Bu birçok endişeyi gideriyor."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Paris ve Londra'da Beş Parasız
Baskı tarihi:
Mayıs 2015
Sayfa sayısı:
248
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750725630
Kitabın türü:
Çeviri:
Berrak Göçer
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
"Beş parasız kalmaktan o kadar çok bahsetmiştiniz ki; eh, işte beş parasız kaldınız ve hâlâ ayaktasınız." Paris ve Londra'da Beş Parasız, 20. yüzyılın en büyük romancılarından George Orwell'in, Avrupa'nın iki büyük şehrinde, Paris ve Londra'da yaşadığı sefaleti olanca gerçekliğiyle anlattığı, son derece önemli bir eser. Bir gün Paris'in orta yerinde meteliksiz kalan genç yazar, yoksulluk ve açlıkla mücadele etmeye başlar. Rehineciler, iş bulma kurumları, umut tacirleri, karın tokluğuna günde on yedi saat çalışılan karanlık otel mutfakları arasında sürüp giden Paris macerası, yazarın güç de olsa kendini Londra'ya atmasıyla sona erer ama Londra'da onu çok daha ağır şartlar beklemektedir.

Orwell, modern insanın ısrarla görmezden geldiği bir dünyanın kapısını aralıyor. İşsizlik, evsizlik, açlıkla damgalanan bu dünyanın insanları izbe pansiyonlarda, berduş barınaklarında yaşıyor, hayata bir ucundan tutunmaya çalışıyorlar. Paris ve Londra'da Beş Parasız, köleliğin hiçbir zaman, modern zamanlarda bile ortadan kalkmadığını, sadece görünüm değiştirdiğini anlatıyor.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 442 okur

  • Barış Demirci
  • gonca meyva
  • Emine Ozturk
  • Alphan50
  • Eyüp Çelik
  • Sîdar Ronahî
  • Çağla
  • Merve Çaypınar
  • Oktay Doğan
  • Betül Yılmaz

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.2
14-17 Yaş
%5.2
18-24 Yaş
%24
25-34 Yaş
%36.4
35-44 Yaş
%25.3
45-54 Yaş
%2.6
55-64 Yaş
%1.3
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%43.5
Erkek
%56.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%23.9 (43)
9
%24.4 (44)
8
%23.9 (43)
7
%16.1 (29)
6
%6.7 (12)
5
%2.8 (5)
4
%1.1 (2)
3
%1.1 (2)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları