Paris ve Londra'da Beş Parasız

8,2/10  (133 Oy) · 
293 okunma  · 
122 beğeni  · 
3.845 gösterim
"Beş parasız kalmaktan o kadar çok bahsetmiştiniz ki; eh, işte beş parasız kaldınız ve hâlâ ayaktasınız." Paris ve Londra'da Beş Parasız, 20. yüzyılın en büyük romancılarından George Orwell'in, Avrupa'nın iki büyük şehrinde, Paris ve Londra'da yaşadığı sefaleti olanca gerçekliğiyle anlattığı, son derece önemli bir eser. Bir gün Paris'in orta yerinde meteliksiz kalan genç yazar, yoksulluk ve açlıkla mücadele etmeye başlar. Rehineciler, iş bulma kurumları, umut tacirleri, karın tokluğuna günde on yedi saat çalışılan karanlık otel mutfakları arasında sürüp giden Paris macerası, yazarın güç de olsa kendini Londra'ya atmasıyla sona erer ama Londra'da onu çok daha ağır şartlar beklemektedir.

Orwell, modern insanın ısrarla görmezden geldiği bir dünyanın kapısını aralıyor. İşsizlik, evsizlik, açlıkla damgalanan bu dünyanın insanları izbe pansiyonlarda, berduş barınaklarında yaşıyor, hayata bir ucundan tutunmaya çalışıyorlar. Paris ve Londra'da Beş Parasız, köleliğin hiçbir zaman, modern zamanlarda bile ortadan kalkmadığını, sadece görünüm değiştirdiğini anlatıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Mayıs 2015
  • Sayfa Sayısı:
    248
  • ISBN:
    9789750725630
  • Çeviri:
    Berrak Göçer
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:

"..yine de meteliksiz kalmanın bana kesinlikle öğrettiği bir iki şeyi gösterebilirim. bir daha hiçbir zaman berduşların sarhoş birer ahlaksız olduğunu düşünmeyeceğim, bir peni verdim diye bir dilencinin bana minnet duymasını beklemeyeceğim, işsizler uyuşuksa buna şaşmayacağım, selamet ordusuna para vermeyeceğim, giysilerimi rehine koymayacağım, sokakta birisinin uzattığı el ilanını geri çevirmeyeceğim, şık bir restoranda yediğim yemekten tat almayacağım. bu, bir başlangıç."

Romanın en çarpıcı cümlesi budur bana göre ve bir anlamda kitapta anlatılmak istenenin özeti niteliğindedir. Hayvan Çiftliği, 1984, Aspidistra'dan sonra okuduğum 4. Orwell romanı.

#Önce Paris'te ardından Londra'da yaşadıkları insanı sarsıyor ve bu kadar da olabilir mi dedirtiyor. Paris'te parasızlık çeken Orwell, ayak işlerini yapmak üzere zar zor bir iş bulur ve o koşulları öyle bir anlatır ki, insan artık dışarıda- mekan lüks de olsa- yemek yerken Orwell'ın satırlarını düşünür. Paris'te lokanta ve otellerdeki çalışanlar arasındaki kast sistemini müthiş gözlemlemiş. Yazar buna mecbur kaldığından mı böyle yapmış, yoksa o insanların durumunu daha net görebilmek için mi aralarına karışmış bilmiyorum ama yaşadığı yoksulluk, açlık, çalışma koşulları "yok artık" dedirtiyor.


#Koşulların iyileşeceğini umarak Londra'ya giden yazar, burada daha büyük bir hayal kırıklığı yaşar. Şimdi de evsizlerin, berduşların, dilencilerin arasındadır.
Londra bölümü Paris'e nazaran daha durağan ilerliyor.

#Eserde belli bir roman kurgusu yok Daha ziyade karşılaştığı ilginç tipleri anlatmış.

Yine de okuduklarım arasından en sevdiğim Orwell romanı hala "1984".

Keyifli okumalar dilerim.