Peltek Vaizİbrahim Tenekeci
Peltek Vaiz – Samimi Bir Sesin Yankısı
Bu, okuduğum yedinci İbrahim Tenekeci kitabı oldu. Her seferinde tanıdık ama yine de yeni bir dostla karşılaşmışım gibi hissediyorum. Peltek Vaiz’i bugün tamamen tevafuken elime aldım ve bir saat içinde, 48 sayfalık bu incecik ama dolu dolu eseri bitirdim. Kısa kısa şiirler... Tam da sevdiğim gibi. Uzatmadan, dolandırmadan, ama yüreğe dokunarak.
Kitaba puan verecek olursam, gönül rahatlığıyla 7/10 derim. Çünkü Tenekeci’nin dili zaten bildiğim, sevdiğim bir dil ama bu kitapta bazı bölümler beni diğer kitaplarında olduğu kadar derinden sarsmadı. Yine de o samimiyet, o “yazar-okur” ilişkisini aşıp “iki dostun sohbeti” havası... İşte onu çok sevdim.
Bazı dizeler var ki, not almadan geçemedim. Mesela şu şiiri defalarca okudum:
> "Ne çok günah işledim ben mendilime
Her şeye hâkim oldum, olamadım kalbime
Ördü durdu içimi ateşin bir sarmaşık...
Oh olsun dedim, oturup biraz sitem
Bir şeyler mırıldandım, bazısı mahrem:
Kendi özsuyunda boğulmak ne güzel
Ey tufan, bunu saymam, yine gel
Ölümdür cana nazarlık...
Oh olsun dedim ve üşenmeden
Getirdim dalgaları tutup elinden
Dedim yakışıyor mu bana bu beden
Dedi sus artık..."
Bu şiir kitabın kalbini taşıyor gibiydi. Bir başka alıntıysa beni tam anlamıyla çarptı:
> "Acemidir insanlar, ölümdür en kıdemli."
Ne kadar sade, ne kadar sert bir gerçek. Üzerine uzun uzun düşündüm.
Ve şu iki parça, sanki kitabın ruhunu taşıyor:
Peltek vaiz, hani senin cem’atinBak öteki bülbül gibi şakıyorHele hutbede duruyor saatinİteklesen bir saniye gitmiyor.
Bir ithaf karşılıyor daha kapağı açar açmaz, “Kıymetli ağabeyim Tuncay Kara için…” Okuyup geçemedim, tararken İbrahim Tenekeci’nin bir konuşmasında denk geldim: “Geçen akşam Tuncay Kara ağabeyimle dertleştik biraz. Birkaç yıldır yaşanan olaylar ve gelişmeler üzerine. Şunu sordu bana: Ne zaman bitecek bu? Cevabını burada vereyim: Ağaç yıkılınca, kuruyunca, kesilince. İyiler pes edince…”
“Şimdi ben öksüz bir kitabeyim bir mezarın başında,” dizesiyle başlıyor eser. Bana çarpıp geçiyor günün kambur kuşları… youtube.com/watch?v=XCRa3yt... Çok az şiir var içinde, az konuşup öz konuşan, fısıldarken sesi dağları aşan bir şair o. Hani derler ya, sesini değil, sözünü yükselten… Azar azar okuyayım dedim, bir de baktım bitmiş. Uzun uzun düşündüm metaforları üzerine, her denememde farklı yerlere gittim. “Çünkü yağmur korkutur bir dağı ancak, yaşamak mı, ne yazık ki ben bilemedim.”
Baba yarısıdır ölüm, götürür bizi parka…
Ölüme ilaç ölümdür, diyordu Necip Fazıl KısakürekBir Adam Yaratmak’ında ve ekliyordu, “Kefenimizden evvel çürüyoruz.” Ölüm değil de ötesinde dem vuruyordu Hasan Hüseyin Korkmazgil, “Ölmek bir şey değil doktor, ondan sonrasını düşlemek beter.” Her insan bir parça ölüm taşır, Tarık Tufan’a göre. Hepimiz geleceğin müstakbel ölüleriyiz neticede. “İnsanı çürüten ölüm değil hayattır.” Ölüm bir uyanma der, Lev Tolstoy, Can Yücel’e göre bir eşek şakası, Ahmet Hamdi Tanpınar'a göre üzüntünün şifası. Çok başka bakıyor Elias Canetti, “Ölüm, sahip olduklarımızın en iyisidir.”
Ölümle başlayıp ölümle bitiyor kitap. Arada yaşıyor muyuz derseniz, yürüyen bir mezarlık olarak. “Ömür geçip gidiyor bari uğrasa bize, uğrasa da kurtulsak yürüyen mezarlıktan.” Hayat iki ölüm arasında
Yoksun ya
Güvercin avlıyor avluda kedi
Kızlar gülüşüyor bahçede
Gül üşüyor, gül üşür.
Yoksun ya
Bezden anne yapıyor öksüz
Öpmek için kendisine...
İbrâhim Tenekeci
Yüreğindeki zerâfet, insanlık, şiirlerine akseden bir gönül adamı İbrâhim Tenekeci.
Böyle bir adamın-şâirin hayâtı kavrayışına dâir birkaç iz, birkaç tablo var bu kitapta :)
Güzel okumalar arkadaşlar :)
Kitapların bana ulaşması 1-2 aylık mücadele sonrası oluyor. Bu kitap elime geçer geçmez hatim etmeliyim dedim...
Düşüncesiyle, çoğumuzun gördüğünün aksini görüp, şairane fikriyle dizelere hükmeden adam. Dizelerinin, mısralarının insanın düşüncelerine harp açtığı, “ ben bunu yaşadım ama İbrahim Tenekeci’de yaşamış, yalnız bu adam kelimeleri sanki mum ışığında toplayıp sayfalara dizmiş “ dedirtebilecek bir kitap. Çoğu şiirini okudum. Hatta bu kitaptaki bütün şiirlerini internetten okudum, kendimce seslendirdim, Moskovanın gerçeğinden çok uzak olan yapay bir gölün kenarında elimde telefon okudum şiirlerini. Şunu farkettim Kitaptan okuyunca daha bir siniyor insan içine, bazen gözünden düşen bir kaç damla oluyor kitap. Sayfalarına sinen soluğunun esintisi, avucunda kalıyor. Tekrar tekrar okusam diye kitabı bir kenara bırakmak istemiyorsun....
Atları seven adammış, o hâlde güzel adamdır. İlk defa Tenekeci okumuş olmanın onuru ile..
Özgün üslûp, doyumsuz lezzet gördüm. İmgeler içsel ve dingin. Dizeler hep bir çağrışıma meyilli. Şiirler bizden hatta bizim gibi. Ah hayattan yorulmuşken gelen "Ha gayret!" sesi.. çok derin güzellikler bulmanın rahatlığı içinde olmak isteyenlere güzel bir pusula diyor,
Bütün yaralı hayvanların gözlerinden öpüyorum..
Kitap 46 sayfa ama 35 sayfasında şiir var ve sayfalar çok boş, yani 15 sayfaya da sığardı şiirler. Şiirleri çok sevmeme rağmen neden bilmiyorum bu şiirler bana basit geldi, beklentimin çok altında.
Şair bir kelime işçisi midir yoksa bir yürek işçisi mi! Bu konu bazen çok düşündürür beni. Ama ortak paydada şöyle bir kanaate varırım: şair kelime işçiliğini yüreğindekilerle yapan bir deli adamdır. O normal bakmaz çoğunluğun normal gördüklerine, o en ince ayrıntısına kadar indirger bakışlarını ve yüreğiyle adaş olan halleri yazar sayfalara.
İbrahim Tenekeci de işte bu şairlerden biridir. Yazdıkları ve söyledikleriyle bütün bir şairdir. Tamama eren şiirlerinden çok tamama ermeyen şiirlerinin çoğunlukta olduğunu ve bu tamamlığın hangi eksiklikten doğduğunu bilen bir şairdir. Söyledikleri bazen giderken söylenmiştir, bazen peltek bir vaizin söylediğiyle eşdeğerdi, bazen ağır bir misafir gibi yavaşça gelir. Gelirken kendileriyle bıraktığı cümleler ve duygular önemlidir. İbrahim Tenekeci şiiri işte bunların bir bütününden doğmuş inci taneleri gibidir. Kimi zaman sert bir rüzgar gibi eser söyledikleri, kimi zaman durgun- ama akışkan- bir su gibidir. Usul usul akar derinden ama biz göremeyz. Peltek Vaiz sıralı şiirleriyle oluşmuştur. Satır aralarında Tenekeci'nin hayatına dair çok fazla ayrıntı bulmak mümkün. Bu yüzden, şiirler arasında ister istemez bir bağ kuruyor insan okurken. Bu ise, nispeten hacimsiz bir kitapta, şiirleri birbirine daha fazla bağlıyor.
Kitap daha ismiyle bile manasıyla düşündürdü öyle ki Olması zorunlu, en gerekli ne varsa ondan mahrum kalmanın adıdır Peltek Vaiz. Vaizler için hitabet olmazsa olmazdı bizim içinse sevgi saygı muhabbet... Ondan da mahrum kalanlardanız, bu yüzdendir belki bunca yara bunca yorgunluk.. Sarmak için bir miktar şiir yeterli diyenler buyursunlar. Ne diyordu Şair "Komik bir tarafı var bu sırrı saklamanın" saklamadım ben de. Keyifli okumalar
İbrahim Tenekeci, büyük laflar etmeyen ama insanın kalbine sokunan dizelerin şairi. Şiirlerinde incelik, olgunluk var. Dünyadan incinen ama dünyayı incitmeyen kaleminden dökülen en güzel şiirlerinden bir kısmı da bu kitapta.
Sadece birkaç şiir okumak için almıştım elime oysa. Kendimi o kadar kaptırmışım ki kitabın sonuna geldiğimde kalakaldım. İlk defa İbrahim Tenekeci okudum ve hayran kaldım..
1 Eylül 1970 tarihinde Kastamonu'nun Taşköprü ilçesinde doğdu. Lise eğitimini yarıda bırakıp edebiyata yöneldi. Bir dönem kitapçılık yaptı.
İlk şiiri 1988 yılında yayınlandı. Sonrasında ağırlıklı olarak Dergâh, Kırklar, Derkenar, Merdiven, Endülüs, Kardelen, Düş Çınarı ve Kaşgar dergilerinde göründü. 1998-99 yılları arasında Sağduyu gazetesinde kültür sanat editörü ve köşe yazarı olarak çalıştı. Milli Gazete'de köşe yazarlığı ve düşünce sayfası editörlüğü yaptı. 2000-2005 yılları arasında, 36 sayı yayınlanan Kırklar dergisinin genel yayın yönetmenliğini yaptı. Aynı yıllar içinde, Birey ve Birun yayınlarında dizi editörlüğü yaptı. Kırk civarında şiir, hikâye ve deneme kitabının yayınlanmasına vesile oldu.
Ağır Misafir adlı eseriyle, 2008 yılında, Türkiye Yazarlar Birliği tarafından Yılın Şairi seçildi. Aynı yıl, Yılın Yazarı ödülünü de aldı. Evli ve beş çocuk babasıdır.