J. M. Barrie’nin ölümsüz karakteri Peter Pan, çoğu kez “hiç büyümek istemeyen masum çocuk” olarak anılır. Oysa hikâyenin satır aralarına dikkatle bakıldığında, Peter’ın tavırlarında yalnızca masumiyet değil, ürpertici bir zekâ ve soğukkanlılık da görülür.
Tinker Bell ona körü körüne sadıktır; kıskançlığı bile sevgisinin kanıtıdır. Fakat Peter, Tink’i unutacak kadar duygusal bağlardan uzaktır. Sadakat onun için hiçbir şey ifade etmez. Kaptan Hook’a gelince, Peter onu alt edip öldürdüğünü bile hatırlamaz: “Öldürdüklerimi hatırlamıyorum.” Düşmanlığın, intikamın anlamı yoktur; çünkü Peter’ın dünyasında geçmiş diye bir şey yoktur. Wendy, ona aileyi, sorumluluğu ve büyümeyi hatırlatır. Peter bir an ona bağlanır, ama kalıcı bir ilişkiyi reddeder. Çünkü bağlılık, büyümenin en güçlü adımıdır. Kayıp Çocuklar ise onun oyun ordusudur; liderliği sorgulanmaz, ama varlıkları da Peter’ın hafızasında kalıcı değildir. Öteki Diyar’da çocuklar kurallara aykırı şekilde büyümeye başladıklarında Peter onların “sayılarını azaltırdı.”
Bütün bu ilişkilerde ortak bir çizgi vardır: Peter hiçbir bağa tutunmaz. Ne dostluğu, ne aşkı, ne düşmanlığı, ne de sadakati kalıcı görür. Onun tek sadakati kendi varoluşuna, yani “hiç büyümemeye”dir. Bunun için hafızasını, vicdanını ve duygularını silip atar. İşte bu yüzden Peter Pan yalnızca hayallerin değil, aynı zamanda soğukkanlılığın ve kusursuz stratejinin de sembolüdür.
Barrie’nin yarattığı bu figür, okura büyüleyici bir ikilem sunar: Peter Pan hem saf bir çocuk hem de mükemmel bir katildir. “Öldürdüklerimi hatırlamıyorum” ve “kurallara aykırı şekilde büyümeye başladıklarında Peter sayılarını azaltırdı” gibi satırlar, onun masumiyetinin ardındaki karanlık zekâyı ve acımasız stratejiyi gözler önüne serer. Masumiyetin ardında gizlenen bu soğukkanlılık,