Günümüz Türkçesiyle

Sergüzeşt

Samipaşazade Sezai
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

7/10
·120 syf.··
2022 7. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 01 Şubat 2022 18:44
● YAZAR HAKKINDA 1860'ta İstanbul'da doğan Samipaşazade Sezai 26 Nisan 1936'da İstanbul'da yaşamını yitirdi. Babası Abdurrahman Sami Paşa, annesi Kafkasya'dan kaçırılmış köle Gülârâyiş Hanım'dır. Çocukluk döneminde yazar, babasının konağında özel öğrenim gördü. 1880'de ağabeyi Suphi Paşa'nın başında olduğu Evkaf Nezareti Mektub-i Kalemi'ne memur olarak girdi. Ertesi yıl Londra elçiliği ikinci katipliğine atandı. İngiltere'de kaldığı 4 yıl boyunca İngiliz ve Fransız edebiyatlarını inceledi. Elçilikteki görevinden İstifa edip İstanbul'a döndü. İstişare Odası'na memur oldu. İlk romanı "Sergüzeşt" yüzünden göz hapsine alındığını düşünerek 1901'de Paris'e giderek Jön Türkler'e katıldı. Meşrutiyet'in ilanına kadar Paris'te kaldı. İttihat ve Terakki'nin Paris merkezinde görev yaptı. Örgütün yayın organı olan "Şura-yı Ümmet" gazetesinde 2'nci Abdülhamit'in baskıcı rejimini eleştiren yazılar yazdı. 1908'de II.Meşrutiyet'in ilanından sonra İstanbul'a döndü. 1909'da Madrid Büyükelçiliği'ne atandı. Birinci Dünya Savaşı başlayınca Madrit'ten İsviçre'ye geçti, savaşın sonuna kadar burada kaldı. 1921'de emekliye ayrıldı ve İstanbul'a döndü. Yaşamının son yıllarında kendisine, Büyük Millet Meclisi kararıyla "Hidamat-ı Vataniyye Tertibinden" maaş bağlandı. Divan edebiyatına karşı çıkan Namık Kemal, Abdülhak Hamit Tarhan gibi yazarların etkisiyle Batı edebiyatına yöneldi. Alphonse Daudet'den esinlenerek yazdığı kısa öykülerle Batılı anlamda ilk gerçekçi ürünleri verdi. 1874'te "Kamer" gazetesinde yayınlanan söylev türündeki ilk yazılarıyla adını duyurdu. İlk kitabı 3 perdelik tiyatro oyunu "Şir" (=Aslan) 1879'da basıldı. ● SERGÜZEŞT Yazarın 1888 yılında basılan ilk romanı ve kendisine büyük ün sağlayan "Sergüzeşt" Türk edebiyatında romantizmden gerçekçiliğe geçişin başarılı
Edebiyat
SergüzeştSamipaşazade Sezai · Can Yayınları · 202056,4bin okunma
Puan vermedi·120 syf.··
2020 14. kitabı
Tanzimat Dönemi’nden çıkan çok iyi bir eser olduğunu söyleyebilirim. Köle ticaretini anlatan bir konusu var; hayatı boyunca köle olarak oradan oraya sürüklenen Dilber’i anlatıyor.
SergüzeştSamipaşazade Sezai · Can Yayınları · 202056,4bin okunma
Paşazade, Cariyeyi Severse
10/10
·119 syf.··
2021 2. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 10 Ocak 2021 15:42
Kitabı, Can Yayınlarının Günümüz Türkçesi versiyonu ile okudum.119 sayfalık, küçük bir kitap.Ama bir o kadar da anlattığı konu büyük ve derin.Sergüzeşt, dilimize Farsça dan girmiş bir kelime olup, anlamı serüven, maceradır.Kitabımızda, bir paşazade ile bir cariyenin toplum tarafından o dönem için uygun görülmeyen aşk macerasını anlatıyor.1888 yılında yazılmış kitabımız, romantizmden realizme geçiş kitabı olarak da kabul görür.Kitap, 2.Abdulhamid döneminde yazılmış ve göz hapsi kararından dolayı yazar Sezai nin Paris e kaçmasına vesile olmuştur.Kölelik sisteminin yoğun eleştirisi kitapta mevcuttur.Aynı zamanda da 100 temel eserden de biridir.Dilber isimli genç cariye Celal isimli ressam bir paşazade nin yanına para karşılığında satılır.Daha sonra ikili birbirine aşık olur ve olaylar gerçekleşir.Kitabı, eski bir eser olduğu için ve zorlanacağımı düşüneceğimden dolayı Günümüz Türkçesi haliyle okudum ve memnun kaldım.Kitapta, anlatımda geçen yerlerin o dönemki fotoğrafları da mevcut.Kitabın sonunda da 3 sayfalık bir sözlük var.Zorlanmadan okunabilecek bir eser.Kitapta aynı zamanda Can Yayınları günümüz para ve zaman kavramlarını da dipnot olarak eklemiş durumda.Kitabın genel olarak anlatımına bayıldım.Yazarın tek romanı bu kitaptır.Modern kısa hikayelerin kurucularından olan Sezai'nin en meşhur eseri de Küçük Şeyler dir.Puanım 10.
Edebiyat
SergüzeştSamipaşazade Sezai · Can Yayınları · 202056,4bin okunma
Esir Bir Kız Dilber
7/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2021 8. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 27 Şubat 2021 00:27
Merhaba , bir Türk edebiyatı klasiği ile sizleri selamlıyorum. Sergüzeşt romantizmden realizme geçişin ilk örneği kabul edilmektedir. 1888 yılında yazılmış eserde Kafkasya'dan esir olarak getirilen Dilber'in hayatı anlatılıyor. İlk satıldığı evde kötü koşullarda zalimce çalıştırılan bu küçücük kız, yaşadıklarına dayanamıyor ve evden kaçıyor. Daha sonra başka bir eve satılıyor ve burada evin oğlu Celal Bey 'in tablolarına modellik yapıyor. Bu evde önceki yaşamına nazaran daha rahat koşullarda yaşıyor. Evin basit işlerini yapıyor, evdeki öğretmenden Fransızca eğitimi alıyor, yıllar geçiyor ve genç kız oluyor. 15 yaşına geldiğinde evin oğlu Celal Bey ile aralarında aşk başlıyor. Bu aşk farkedilince de Dilber derhal satılıyor, Celal Bey amansız hastalığa yakalanıyor. Kitabın sonunda da Dilber satıldığı Mısır tüccarının evinden kaçıp Nil nehrine kendini atıyor. Romanda yazar esirlerin yaşamını duygusal ve derin ruh tahlilleri ile uzun cümleler kurarak anlatıyor. Zengin ile fakir arasındaki uçurumun aşka engel olmasını Celal Bey'in sözleri üzerinden eleştiriyor. Bunu çağ dışı bir görüş olarak nitelendiriyor. "Yıldızlar karanlıklar içinde parladığı gibi fakirlik ve sefalet içerisinde de saflık ve yüceliğiyle parlayan ruhlar yok mudur ?" diye soruyor. Herkesin kendi dengi ile evlenmesi düşüncesini de " Asalet teşrifat ve servete, servet asalet gösterisine tapıyor. Ben namus ve aşka." diyerek reddediyor. Eserde eski İstanbul haritası, resimleri ve sözlük bulunuyor. Yazar önsözü ile de kitabı yazma sebebini bizimle paylaşıyor. Ben günümüz Türkçesi ile yazılmış olan kitabı tercih ettim. Bu açıdan okurken zorlanmadım. Eserde uzun cümleler ile bol bol tasvire de yer verilmiş. Bu açıdan bazı okurlara sıkıcı gelebilir. Sevgiler , keyifli okumalar...
Edebiyat
SergüzeştSamipaşazade Sezai · Can Yayınları · 202056,4bin okunma
sevmenin günah olduğunu bilseydim yemin ederim sevmezdim - ibo
10/10
·89 syf.·
2020 46. kitabı
Dilber ile Celal'i bu dertlere düşüren yıllar utansın, yollar utansın.. Köle tüccarının eline daha çelimsiz bir çocukken düşen Dilber tıpkı benim gibi ölür bu yaşamaz yaftasıyla kabul görmese de zaman her şeyin ilacı oluyor. E tabi zaman her şeye de gebe oluyor. Zaman bu akıp gider dilber büyür genç kız olur, serpilir güzelleşir tam bir dilber olur. Konaktan konağa sürgün edilirken. Bir ressama model olur kleopatra olur sevda olur maşuk olur hasret olur dert olur yar olmaz da yara olur... Dilber'in acısı acımızdır, sadakati başımızın tacıdır. Ünlü bestekar ve halk ozanı Müslüm Gürses'in şu sözüyle bitireyim "Yarım kalan sevgiye şu emanet gülmeye Yaşamadan ölmeye itirazım var"
1000Kitap
SergüzeştSamipaşazade Sezai · Can Yayınları · 202056,4bin okunma
Aralık ayının 10.betiği (2020 yılında okuduğum 102.betik)
8/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2020 102. kitabı
·
34 saatte okudu
·
Okunma: 29 Aralık 2020 22:42
Kafkasya coğrafyasından Anadolu'ya göç edenlerin tamamını Çerkes olarak adlandırmış Osmanlı. Maalesef bu gelenek bize geçmiştir. Oysa Çerkes, küçük bir Kafkas ulusudur. Kürt baba ve Çerkes annenin evladı olan arkadaşım Baran Damla Aksoy, Çerkes değil Kumuk veya Nogay Türkü'dür. Görünüm olarak Kıpçak Türkleri'ne (Kazak, Kırgız, Tatar, Başkırt, Kumuk, Nogay vs) benziyor. Lütfen bu yanlış geleneğini terk edelim. Osmanlı döneminde İstanbul'daki ziyalılar, köleleri ve halayıkları hep horlamıştır. Bu yanlış bir adettir. Hele de Çerkes ulusu, ulusumuza yağı değil ki! Bu betiği okurken Dağıstan kökenli Rus yırçı Ahmed Ahmedov'un "Çerkes Güzeli" ve "Çerkes Kızı" yırlarına kulak astım. Ah Çerkes Güzeli Dilber, bizden 150 yıl önce yaşadığın halde acılarınla ve esaretinle yüreklerimizi dağladın. Hele de halayık olduğun için oğluna layık görmeyen Zehra Hanım'a ancak cahık (lanet) okuruz çünkü sevinin dil, dini, ırkı ve sınıf ayrımı yoktur. Keşke bu betiği ve devamı günümüze uyarlayarak yazılsaydı böyle yarım kalan sevi mutlu sonsuza kavuşur. Kalemim iyi olsaydı devamını yazmak isterdim. Ayrıca Can Yayınları, paragraf düzenine pek dikkat etmemiştir. İleriki baskılarda bu düzeltebilir. Bu betiği okurken Dilber gözümde Merve Boluğur ve Celal da İbrahim Çelikkol olarak canlandı. Türk romancılığında gerçekçilik akımının ilk örneği sayılır. Sergüzeşt, "macera, serüven" anlamına gelmektedir. Betimlemeleriyle bizi döneme sürüklüyor. Dilber'e zülmedenleri parçalamak istedik. Severek okuduğum bu klasiği sizi de okuyunuz. Böylece Dilber'in yalnız olmadığını ona his ettirmeliyiz. #BetikEli #Sergüzeşt #SamipaşazadeSezai #Asaf #Atiye #Celal #Cevher #Çaresaz #Dilber #İclal #HacıÖmer #Lütfiye
Edebiyat
SergüzeştSamipaşazade Sezai · Can Yayınları · 202056,4bin okunma
Puan vermedi·119 syf.··
2022 7. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 19 Mart 2022 12:26
Recaizade Mahmut Ekrem ve Abdülhak Hamid Tarhan’la birlikte döneminin en önemli edebiatçılarından biri olan Samipaşazade Sezai, Sergüzeşt’te Kafkasya’dan kaçırılarak İstanbul’da zengin konaklarına satılan Dilber’in acı macerasını anlatır. Hüzünlü aşk hikayeleriyle de zenginleşen romanda yazar, toplumumuzda yakın bir zamana kadar sürmüş olan esirlik gerçeğiyle yüzleşmemizi sağlar. Sergüzeşt’i açıklamaları notlar, resimler, haritalarla zenginleştirerek ve günümüz Türkçesine uyarlamıştır Can Yayınları… Sergüzeşt'le okulda hocalarımın önermesiyle tanıştım. İlk başta sıkıcı gelsede daha sonraları akıcı hikayesiyle elimden bırakamama sebep oldu. Sonu beklemediğim gibi bitti ve hüzünlendirdi. Dilber'in yaşadığı çaresizliği sonuna kadar hissettirdi...
SergüzeştSamipaşazade Sezai · Can Yayınları · 202056,4bin okunma
9/10
·120 syf.··
2025 8. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 05 Mayıs 2025 21:11
Sergüzeşt (spoi) Konusu son derece üzücü, kölelik dönemine dayanıyor.Küçük bir kız anasının sıcak kucağından alınıp, hiç bilmediği tanımadığı insanların tekeline, zulmüne maruz kalıyor.Ve bir gün gerçek özgür insanların hissettiği bir duygu olan aşkı hissettiğinde kaderin acı cilvesi.Bu iki aşığı birbirinden uzaklaştırıyor.Ve sonuç Dilber isimli güzel kızımızın acı sonu oluyor.Bir dönem böyle olayların, vakaların gerçekten olmuş olması çok üzücü.İnsanlığın köle olarak alınıp satılması, hak ve hürriyetlerinin olmaması yürek burkucu bir durum. Kitap bunu çok açık bir dil ile hissettirdi.Sami Paşazade Sezai anlatımı ve dili ile bize esaret ile başlayan ve hürriyet ile son bulan bir eser bıraktı.Okunmaya değer.
SergüzeştSamipaşazade Sezai · Can Yayınları · 202056,4bin okunma
9/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2021 19. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 09 Ağustos 2021 23:44
Başladım ve bırakamadım bir çırpıda bitti. Sınıfsal farklılık aşka engel olmamalı bir insanın statüsü ya da soylu zengin bir aileden gelmesi evlenilecek kişi olduğunu göstermez ya da öyle biriysen kendi denginde biriyle evlenmen gerektiğini de göstermez.Bazen tek bir tebessüm,bir çift masum göz yeter aşka.Ben çok etkilendim yer yer çok duygulandım. Okuyun pişman olmazsınız.
SergüzeştSamipaşazade Sezai · Can Yayınları · 202056,4bin okunma
10/10
·120 syf.··
2020 131. kitabı
1800’lerde yazılmış ve o yıllarda yaşanan esaret, tutsaklık, kölelik ve hatta aşk kavramlarını çok güzel anlatmış çok başarılı bir eser. Sonunu da hürriyete bağlamış olması çok şey ifade ediyor aslında. Hürriyet illa ki azat edilmekle olmaz diyor yazar sonda. Aslında hazin ama bir o kadar da özgürleşmiş bir son. Böyle finaller insana çok şey katıyor ve hatta çok da üzmüyor, yaralamıyor. Özgürlük herkes için aynı anlamı taşımaz diyor kısaca yazar... Çok etkilendiğim ve çok beğendiğim bir kitap oldu.
SergüzeştSamipaşazade Sezai · Can Yayınları · 202056,4bin okunma

Yazar Hakkında

Samipaşazade SezaiYazar · 18 kitap
Sami Paşazade Sezai (Osmanlıca: سامى باشا زاده سزائى), (d. 1859 İstanbul - ö. 26 Nisan 1936 İstanbul) Türk realist öykücü, romancı.rnrnTürk Edebiyatının ilk gerçekçi romanlarından birisi olma özelliğiyle edebiyat tarihinde büyük önem taşıyan “Sergüzeşt” adlı romanın yazarıdır. Türk edebiyatında modern kısa hikâyenin kurucularındandır. Yaşamı 1859 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Tanzimat devrinin ileri gelen isimlerinden, Osmanlı Devleti’nin ilk Maarif Nazırı (Eğitim bakanı) Abdurrahman Sami Paşa ile Paşa’nın ikinci eşi olan Dilarayiş Hanım’ın oğludur. Babasının Taşkasap, Taşkasap’taki konağında özel öğrenim gördü. Konaktaki eğitim yıllarında Farsça, Arapça, Fransızca, Almanca; daha sonra Londra’da görev yaptığı yıllarda İngilizce öğrendi. Yirmi yaşına kadar resmi bir görev almayıp, edebiyat konusundaki bilgilerini artırmayı tercih etti. “Maarif” başlıklı ilk yazısı 1874 yılında “Kamer” adlı gazetede yayımlandı. 3 perdelik bir piyes olan “Şir” isimli ilk eseri 1879’da yayımlandı. 1880'de, ağabeyi Abdüllatif Suphi Paşa’nın başında olduğu Evkaf Nezareti Mektubi Kalemi’ne memur oldu. Babasının ölümünden sonra da Londra elçiliği ikinci kâtipliğine atandı. Orada kaldığı dört yıl boyunca İngiliz ve Fransız edebiyatlarını yakından izledi. 1885’te elçilik görevlerinin şapka giymesi yasağına uymadığı için elçilik kadrosu azledildiğinde İstanbul'a döndü, İstişare Odası’na memur oldu. Bu dönemde Latife Hanım ile kısa süren bir evlilik yaptı. 1885 - 1901 arasında İstanbul’da yaşadı ve edebi açıdan verimli bir dönem geçirdi. Abdülhak Hamit ve Recaizade Ekrem ile yakın dost oldu. 17-18 yaşlarında iken tanıştığı Namık Kemal ile sürekli mektuplaştı. Diğer Tanzimat yazarları gibi çok sayıda eser vermedi; bir roman, iki küçük hikâye kitabı, hatıra ve seyahat yazıları yazdı. 1888’de bir paşazade ile cariyenin aşk öyküsünü anlattığı Sergüzeşt adlı romanı yayımlayarak Şemseddin Sami, Namık Kemal ve Ahmet Mithat Efendi'den sonra Türk edebiyatının ilk romancıları arasına girdi. Alphonse Daudet'den “Jak” romanını Türkçeye çevirdi. 1891’de hikayelerini “Küçük Şeyler” adlı kitapta topladı. 1897'de İkdam Gazetesi'nde makaleler ve hikayeler yazdı. Bazı makale ve hikayelerini “Rumuzü'l-Edeb” (1898) adlı kitapta topladı.rnrnSergüzeşt romanı yüzünden göz hapsine alındığını düşünerek bundan kurtulmak için 1901’de Paris'e gitti ve 1908'de Meşrutiyet'in ilanına kadar da orada kaldı. Yurtdışına kaçışını Servet-i Fünun Dergisi’nde yayımlanan “1901‘e Ait Bir Hatıra” başlıklı yazısında anlattı. Paris’te Jön Türkler’le tanıştı; İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katıldı ve cemiyet içinde saygın bir yere geldi. Cemiyetin 15 Şubat 1902’de yayın hayatına başlayan "Şüra-ı Ümmet" adlı yayın organında Osmanlı Devleti politikalarını ve rejimini eleştiren yazılar yayımladı. Paris yıllarını “1901’den İtibaren Paris’te Geçen Seneler”, “Paris Hatıratından”, “Paris’te Yedi Sene” adlı yazılarında anlattı.rnrnII. Meşrutiyet’in ilanı üzerine İstanbul'a döndü ve Madrid elçisi olarak görevlendirildi. I. Dünya Savaşı başlayınca Madrid'den İsviçre'ye geçti, savaşın sonuna kadar burada kaldı. İspanya yıllarını “Gırnata ve El-Mescidü’l Camia: Elhamra” adlı iki yazıda, İsviçre’de geçirdiği zamanı “İsviçre Hatıratı” başlıklı yazılarında anlattı.rnrnMütareke devrinde 1921 yılında yaş haddi dolmadan hükümet tarafından emekliye sevkedildi ve İstanbul'a döndü.rnrnSon yıllarını Kadıköy’ün Mühürdar semtindeki evinde geçirdi. Çok sevdiği yeğeni İclal'in ölümü üzerine yazdığı mensur bir mersiye ile daha bazı nesir ve hatıralarını 1924’te yayımladığı “İclal” isimli kitapta topladı.rnrn1927'de kendisine Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kararıyla "Hidamat-ı Vataniyye" tertibinden maaş bağlandı. 26 Nisan 1936 tarihinde İstanbul'da zatürreden öldü. Cenazesi, Göksu’daki aile mezarlığına, yeğeni İclal’in yanına defnedildi. Edebi Kişiliği İlk eserini Namık Kemal etkisinde yazdığı “Şir” adlı eseri ile tiyatro oyunu alanında veren sanatçı; roman, hikâye, hatıra, sohbet, makale ve şiir ile üne kavuştu. Tek romanı olan Sergüzeşt, bütünüyle esaret konusunu işleyen ilk roman olarak edebiyatımızda yer aldı; cariyelik ve kölelik siteminin eleştirildiği roman, onun en ünlü eseri oldu. Besim Ömer Paşa tarafından Fransızca’ya çevrildi. Romanının getirdiği ünle hikâyeci yönü gölgede kalmış olsa da hikayecilik yönü çok güçlü bir yazardı. Küçük olayları konu alan hikâyeleri ile kısa hikâye türünü, Türk edebiyatına soktu. Tanzimat döneminin en genç yazarı olan sanatçı, “Küçük Şeyler” adlı kitabı ile Servet-i Fünun yazarlarını etkiledi. Namık Kemal’in etkisiyle bir çok hikayesinin dilini süsledi, uzun cümleler kullandı. Yazılarında romantizm ile realizmi birleştirdi. “Sanat için sanat” anlayışıyla eserler verdi. Konularını her zaman yerli hayattan seçti.