Son Kuşlar (Bütün Yapıtları Öyküler)

·
Okunma
·
Beğeni
·
20.332
Gösterim
Adı:
Son Kuşlar
Alt başlık:
Bütün Yapıtları Öyküler
Baskı tarihi:
1 Ekim 2010
Sayfa sayısı:
102
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750804872
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Son Kuşlar
Son Kuşlar
“...Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde, güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarlarında, toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da
göremeyeceksiniz. Bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve yeşillikleri
çok gördük. Sizin için kötü olacak. Benden hikâyesi.”
Sait Faik Abasıyanık’ın “Son Kuşlar” adlı hikâyesinden

“Son devir hikâyecileri içinde en çok beğendiğim bir genç yazardır. Türkçesi de çok mübalağalı değildi, tabii idi. Kendine has bir konuşması ve yazması vardı.”
Halide Edip Adıvar

“Edebi eserler, insanı yeni ve mesut, başka iyi ve güzel bir dünyaya götürmeye yardım etmiyorlarsa neye yarar?” diyen büyük yazarın; ilk kez 1952’de yayımlanan hikâye kitabı Son Kuşlar yeniden
gözden geçirilerek yayına hazırlandı.

Mektuplar, manüskriler ve gün ışığına çıkmamış yepyeni metinler sırada...
144 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Abasıyanık okuyorsanız eğer,
Hüznünüzü yüreğinizden atmanıza imkan yoktur.
Güldürür, düşündürür ama, yorar kalbinizi,
Hüznün metasını hiç elden bırakmaz çünkü.
Abasıyanık okuyorsanız eğer,
İstanbul'u tanırsınız ister istemez,
Mahalleleriyle, insanlarıyla, köprü altlarıyla,
Çünkü tam bir İstanbul öykücüsüdür O.
Zalimlerden, ikiyüzlü açgözlülerden nefret eder öykülerinde,
“Her şey, bir insan sevmekle başlar.” felsefesini benimser.
Abasıyanık okuyorsanız eğer,
Hüznünüzü yüreğinizden atmanıza imkan yoktur.
Tavır, öfke, yenilgi ve kaçış yoldaşınız olur...

Saygılarımla...
144 syf.
Burgazada'da Bir Ayrıksı: Son Kuşlar

Anahtar Kelimeler: Sait Faik, Son Kuşlar, Öykü, Mekân, Ada.


Ada, çoğu yazarın eserinde olduğu gibi, Sait Faik’in öykülerinde de sıkça kullanılan simgesel bir mekândır. Adanın çeşitli özellikleri, yazarlara çeşitli anlatım olanakları sağlar. Adanın özellikleri ve buna bağlı olarak ortaya çıkan anlatım olanakları yapıtın türüne göre farklı şekillerde ele alınır. Bilincin kaçış mekânı olarak algıladığı adaların modern edebiyat öncesinde en çok ütopya ve "robinsonad" olarak adlandırılan macera anlatılarına mekân olarak seçildiği görülür. Modern edebiyatta ise ada, insan bilincine yansıdığı gibi bir kaçış mekânı olarak belirir.

Sait Faik’in, diğer öykü kitaplarında olduğu gibi Varlık Yayınevi tarafından 1952’de yayınlanan Son Kuşlar isimli öykü kitabında da adalara ve adalılara karşı bir hassasiyet geliştirdiği görülür. Diğer öykü kitaplarında da hep var olan ve derinden derine ilerleyen bu hassasiyet Son Kuşlar’da, toplam on dokuz öyküden on dördünde mekânın ada olması bakımından zirveye çıkar.

Ada, sonsuzluk algısı yaratan denizin kuşattığı, sınırlı bir mekândır. Bir başka deyişle ada, sonsuzluğun ortasında, sonsuzlukla çevrelenmiş sınırlı bir mekândır. Adanın temel gereği ve gerçeği olan dış dünyadan ayrılmışlık ve dış dünyadan ayrılmışlığın yarattığı içeri-dışarı karşıtlığı insan bilincinde adanın bir kaçış mekânı olarak belirmesine yol açar. Günlük yaşam anakarada seyreder ve günlük yaşamın getirdiği içsel huzursuzluk ve kargaşadan bunalan insan adaya sığınır.

Denizin ada ve anakara arasına set çekmesi bireyin bilincine de yansır. Adayı anakaradan bağımsız kılan denizin, günlük yaşamın getirdiği huzursuzluk ve kargaşa karşısında bireyi de yaşamdan bağımsız kılması beklenir. Bu noktada birey, aradığı mutluluğu ve huzuru bulmak, bir bakıma monoton yaşam ritmi karşısında bağımsızlığını sağlamak için günlük yaşamın sirayet etmediği bir mekân olan adayı seçer.

Dış dünyadan, anakaradan kaçan birey adayı olumlar. Dış dünyada özlemini çektiği duyguları burada yaşayan birey, adadan ayrılmak ve dış dünyaya dönmek istemez. Ancak duruma tersi yönden bakıldığında dış dünyada mutlu olan birey için adanın sınırlanmışlığı ve dış dünyadan ayrılmışlığı olumsuz bir noktadır. Çünkü söz konusu sınırlanmışlık ve ayrılmışlık adada tabiatın kurallarını hâkim kılar. Adada yaşayan birey adanın sunduğu imkânlarla yetinmek zorundadır. Böyle bir durumdaki birey için ada kapalı mekân özelliği gösterir ve birey açık mekâna, dışarıya, anakaraya dönmenin hayalini kurar.

Modern edebiyatta, anakaradan ayrılmışlığının dışında, adalar bilinmezlik ve el değmemişlik gibi özelliklerini yitirir. Dünya üzerinde keşfedilemeyen yerin kalmaması ve insanın ırkının gelişen medeniyeti adalara ulaşmayı, adalarda yaşamayı ve adalardan ayrılmayı kolaylaştırır. Dolayısıyla modern edebiyatta adalar, eski çağ edebi ürünlerinin aksine genel olarak varmanın ve ayrılmanın kahramanın elinde olduğu, şartlarının bilindiği mekânlardır.

Adanın sınırlanmışlığı modern edebiyatın da en çok kullandığı özelliktir. Sınırlanmış bir şey, sonsuz veya geniş olan bir şeye göre daha bilinirdir. Dolayısıyla sınırlanmış bir adada karşılaşılabilecek her duruma ve detaylara hâkim olmak diğer mekânlara oranla daha kolaydır.

Sait Faik, hayatının ilk dönemini Adapazarı’nda geçirmiş, daha sonra İstanbul, Bursa ve Grenoble gibi çeşitli şehirlerde yaşamış bir yazardır. Bunun yanında Sait Faik, 1947’de siroz hastalığına yakalanmasının ardından sağlığına kavuşmak amacıyla perhiz yapmanın yanı sıra İstanbul’un yıpratıcı hayatından kurtulmak için hayatını Burgazada’da geçirmeye karar verir. Mekânın on dokuz öykünün on dördünde mekânın ada olduğu Son Kuşlar’ın 1952’de yayınlandığı göz önüne alınırsa söz konusu öykülerin arka plânında 1947’den 1952’ye kadar uzanan bu dönemin yattığı söylenebilir.

Sait Faik’in Burgazada’ya taşındığı dönemde siroz hastalığına yakalanmış olması şüphesiz ki onun ada ve adalı algısını etkiler. Bu algı biçiminin de öykülere yansıması olağandır. Son Kuşlar’daki anlatıcılar aslında Sait Faik’in kendisidir. Öykü hayatı boyunca insana ve adaya karşı bir hassasiyeti bulunan Sait Faik’te bu hassasiyetin Son Kuşlar’da doruk noktasına ulaştığı daha önce söylenmişti. Son Kuşlar’da yer alan öykülerde dikkati çeken, karakterlerin iç dünyalarının ayrıntılı olarak verilmesi ve hayatın çarpık yanlarına bir başkaldırış tavrının bulunmasıdır. Bu tavır, kitaba adını veren Son Kuşlar ile Haritada Bir Nokta, Pay, Türk Ülkesi ve Ağıt gibi öykülerde belirgindir.

Sait Faik’te adayı melez bir kaçış mekânı yapan iki boyut vardır: İnsan ve konum. Öykülerde adalı insanların genellikle sıradan insanlardan ve fakir balıkçılardan seçildiği düşünüldüğünde melez bir kaçış mekânı olan adanın taşra yüzünü insan oluşturur. Melez mekânın merkez boyutu ise adanın merkez mekâna, İstanbul’a olan yakınlığıdır. Nitekim merkeze uzak olan bir ada, melez bir mekânın merkez boyutunu Burgazada’nın üstlendiği şekilde yüklenemez.

Son Kuşlar’da yer alan adalardan en belirgini ve en çok kullanılanı Burgazada’dır. Burgazada öykülerde ne ütopik mekân olarak ne de robinsonad mekânı olarak kullanılmıştır. Burada Burgazada çoğunlukla bir kaçış mekânıdır. Sait Faik, Haritada Bir Nokta isimli öyküde Robinson Crusoe’yu okuduğunun ipucunu verir ve anlatıcı aracılığıyla adalara olan ilgisinin edebiyat eserleri dolayısıyla olmadığını söyler. Son Kuşlar’da yer alan öykülerin hemen tamamında görülen anlatıcının kendi içine sığınması, toplumun içine girmeyip onu bir dış göz olarak izlemesi, geçmişini gözden geçirmesi ve geleceğini yeniden kurgulaması gibi psikolojik süreçler Burgazada’nın bir kaçış mekânı olarak değerlendirilmesini doğrular.

Son Kuşlar’da yer alan öykülerde ada, çoğunlukla olumlanan bir mekândır. Bu olumlamayı zedeleyen iki olgu, balıkçılar arasındaki pay haksızlıkları ve adanın doğal ve mimari dokusunun tahribatıdır. Her iki durumda da adanın olumlanmasını zedeleyen kaynak insanın kendisidir. Buna karşılık bu öykülerde insan her zaman “kötü insan” olarak karşımıza çıkmaz. Adalı bireylerin tek tek ele alındığı öykülerde insan, sevilen, hayranlık duyulan ve özlenen insandır.

Sonuç olarak, Son Kuşlar’da ada kavramı çok boyutlu bir algının yansıması olarak görülür. Adaya; yozlaşma, adaletsizlik, insan sevgisi, doğa ve yabancılaşma gibi çeşitli açılardan yaklaşılır. Çevresine yabancılaşan birey çoğu zaman merkez mekân olan anakaradan kaçarak adaya gelir. Burada kötülüklerden, günlük yaşamın dağdağasından uzak bir yaşam sürmek isteyen birey burada da kötülükleri karşısında bulur. Bu kötülükler, genellikle yozlaşma ve pay adaletsizliğidir. Bu kötülüklerin üstesinden gelemeyen birey kaçış mekânında köşe mekânlar oluşturur.

Eserdeki öykülerde derin bir çevre hassasiyeti de görülür. Son Kuşlar’da doğanın, Barba Antimos’ta mimari yapının ve Türk Ülkesi’nde kültürel yozlaşmanın eleştirisi yapılır. Son Kuşlar’da doğaya bir şey katmayan insan onu yok ederken, Türk Ülkesi’nde kültürü yozlaştıran insanlara yabancılaşılırken yerli ve samimi insanların övgüsü yapılır. Barba Antimos ise insanın orijinal yapılarla donatarak var kıldığı hem de çirkin villalarla yozlaştırdığı bir ada mimarisi çizilir. Yozlaşmanın dışarıdan gelen insanlar tarafından gerçekleştirilmesi, adanın kendiyle sınırlanmışlık ve dış etkilere kapalılık özelliğinin bozulduğunu gösterir.

Kimi öykülerde ise ada, verimsiz toprakların, denizin ve fakir insanların yer aldığı mekândır. Adanın üzerindeki insanları besleyememesi, bireyleri yeni yaşam alanları aramaya yöneltir. Sonuçta yeni yaşam alanı arayışı sonuçsuz kalır ve birey bir döngü sonucunda öz vatanına, adasına geri döner.
Adanın yaratıcı düşünce ile sıradan insan tarafından algılanışındaki farklılıklar da öykülerde izlenir. Yaratıcı düşgücü tarafından şairanelik ve hayranlık hissi uyandıran ada, sıradan insanları temsil eden balıkçılar tarafından aynı şekilde algılanmaz. Sıradan insan somut gerçekten ayrılamaz.
144 syf.
·1 günde·Beğendi·6/10
Genelde bir İstanbul öykücüsüdür yazarımız. Bu eserinde de olaylar Ada ve İstanbul etrafında gelişmekte. Doğa, deniz, hayvan ve insanların dertleri ile dertlenmekte. Ondokuz öyküden oluşan SON KUŞLAR kitabının her evde bulunması gerektiğine inanıyoruz.
144 syf.
·5 günde·10/10
Sığmazsın, çepeçevre sarana kadar rüzgar tüm maviyi, durmazsın.
eda
Bu küçücük cümlecik bendeki Sait Faik'tir.
Kıskanıyorum kuşları buara özleyişimden gelen göğe kanatları değercesine süzülmelerini, kimi zaman deryanın mavi ve yeşili arasındaki rengin özgürlüğündeki hafif yaşayışlarını. İlle de insan demiş, demiş ya o insan içinize kor gibi düşmez sizi yakmaz sizi sınamaz, hayal ya olur olmadık rüyalara daldırmaz ise beni okumaya tenezzül etmeyin demiş.
Hissettiğim şu, Sait Faik Son Kuşlar'da öykünün doğasında olan olay kurgusunun dışana çıkmış ve insanın olay zihnini karakterize etmiş.
Düş kırıklığı, koşarcasına bir solukta varış noktasına ulaşmak istemişte her adımda sanki on adım kadar geri düşmüş, küskün, yorgun, bıkmış, ama inatla bilinçaltı harıl harıl çalışmış bu kavgada durmamış delicesine yazmış bizlere ulaşmış.
Bu zombileşmiş bedenlerimize kartopu ağacı kokan ödünç bile değil kendi yüreğini elimize veren ABASIYANIK...
144 syf.
Sait Faik Abasıyanık’ın Mark Twain Derneği’nin Atatürk’den sonra ikinci ve son Türk onur üyesi olduğunu biliyor muydunuz?

14 Mayıs 1939 yılında kabul edildiği üyeliği bilgisi, 1953 yılında Yaşar Kemal’in onunla yaptığı bir röportaj ile basına yansımıştı. Yaşar Kemal onu Kadıköy'de bir bankta oturup insanları izlerken bulur. Ve sorar:
- Ne var ne yok Sait? Hikaye yazıyor musun?
- Yok, yaşıyorum.
"Hüzünlü, ılık, insan sevgisi dolu hikayelerini Sait yazmaz, yaşar. Sait bir dertli, kötülüklerden, aşağılıklardan, dünyadaki cümle bayağılıklardan, kirden iğrenen bir adem oğludur. O daima iyiliği söylemiştir.
Bu adamın üstünden, başından da yalnızlık akar. Bir de bu adama Kadıköy iskelesinin kanepelerinden birine oturmuş heybetli köylüleri, çıplak ayaklı serseri çocukları, hanımefendileri seyrederken rastlarsınız." der Yaşar Kemal onun için.

Kitabı okurken yukarıda bahsi geçen yalnızlığı iliklerine kadar hissediyor insan. Hatta yapayalnızlık, tarifi imkansız. Pek çok insan arasında olan yalnızlık belki de Sait Faik'in en belirgin özelliklerinden.

Her hikayede deniz var, onun bir ada insanı olmasından mütevellit sanırım. Hayvan, doğa, insan sevgisi var. Yazarken kalbi göğsüne sığmamış hissi veriyor. Yazmalıyım, her güzelliği, insana, dünyaya, iyiliğe dair ne var ise yazmalıyım, der gibi. Minik bir serçe kadar ürkek, çakmak taşı gözleri ile bir atmaca gibi. Eleştirilmeyi sevmiyor hatta kızıyor. Çocuk heyecanı sönmemiş birisi canlandı gözümde.
Her hikayesinde karakterleri şerit gibi betimlemiş. Kilim gibi dokumuş derler ya, o hesap.

Onun okuduğum ilk kitabı idi. Okuduğuma çok memnun oldum. Onun ile tanışmak müthiş bir zevkti. Hayatını da araştırdım biraz. Sürekli annesi ile yaşamış ve İstanbul sokaklarında hep aylak aylak dolanmış. İnsanları gözlemlemiş ve kaleme almış. Üç defa evlenmek istemiş, olmamış. Pek çok arkadaşı olmuş lakin o hep yalnızmış. Belki de bu halinden mutlu idi. "O kadar yalnızım ki o kadar mutluyum" diyordu. Ada insanı, ada kadar yalnız ve cıvıl cıvıl.

Kendisinin de dediği gibi "yazmasaydım deli olacaktım". İyi ki yazmışsın Sait Faik. Seni okumak inanılmaz güzeldi. Teşekkürler.
144 syf.
·3 günde·10/10
Sait Faik'in Alemdağ'da Var Bir Yılan kitabından sonra bu okuduğum ikinci kitabıydı. Hakikaten yazarın içindeki yaşama sevincine ve eşine az rastlanır merhametine hayran kaldım. Sait Faik'i sevmek için öyle çok sebep var ki. Ne demek istediğimi kitaptaki şu kısımla çok daha iyi anlayacaksınız:

"Bıktım doğrusu artık, oturup insanoğlunun çektiğini, çekmediğini anlatmaktan. Bıkmaktan geçtim, Anlatamadım. Yazdım, beceremedim. Kendi kendimi ne aynada, ne düşte, ne hayal de, ne de fotoğrafta göremedim de, tuttum, sarı saçları vardı, dedim. Gözleri yaradana yan bakardı, dedim. Akşamları iki kadeh içerdi, dedim. Şuna güler, şuna üzülürdü, dedim. Ona çok haksızlık ettiler, dedim. Zengine sövdüm. Fakirine enayi gibi acıdım. Neredeyse dünyaya nizamat vermeye kalkacaktım! " (syf 114)
Bu nasıl güzel, ne kuvvetli bir hassasiyet, dünya duyarlılığıdır Tanrım! Hayran olmamak mümkün değil.

Sait Faik, denince aklıma direk olarak Burgazada, Adalar, İstanbul, martılar, Yunan insanlarının hoşgörülü ve mizahsen hayatları, İstanbul'un kaldırım taşlarına vuran soluk insan yüzleri ve yine İstanbul'un zenginlerine savurduğu küfürleri, bunları, sanki tüm bunları gittim gördüm yaşadım. İşte, Sait Faik'i bu denli başarılı bir öykücü yapan da "yaşadıklarını yazması"ydi.

Yaşadıklarını yazıyordu, en çok da hissettiklerini. Hatta şöyle diyordu öyküsünün birinde:

"Söz vermiştim kendime: Yazı bile yazamayacaktım. Yazı yazmak da, bir hırstan başka neydi? Burada namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim. Hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kâğıt aldım. Oturdum. Ada'nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım."

Hakikaten yazmasa bunca kargaşaya karşılık vermese delirecekti bu adam..
Yazara hayranlığım, kitaplarını her okuyuşumda her sayfayı çevirişimde katlanıyor.

Kesinlikle okumalısınız, pamuk gibi bir yüreği, pamuk gibi de bir üslubu var.
İnanıyorum ki, bu kitabı okuyan herkes benim gibi hissediyordur.

Sait Faikler çoğalsın. Dünyamızın böylesine çok ihtiyacı var, 21. Yy'da.

Benden kitapla ilgili birkaç alıntı size:

“Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarlarında toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz. Bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük. Sizin için kötü olacak. Benden hikâyesi. ”

"Ama insanlar tuhaf! Kendilerini sevmeyen, önem vermeyene daha bir büsbütün tutuluyor, kendisini küçük görür gibi olana musallat oluyorlar."


Senede dört kelime konuşmadığım adama nezaketen gülmeye bile mecbur değilim.
Sayfa 119 - Dondurmacının Çırağı


“Artık birbirimize karşılıklı öyle kusurlar kondurmuştuk ki, kusursuzluklar, hatta ufak tefek meziyetler bile bir nevi yapmacık tevazu, bir nevi gösteriş haline gelmişti. ”


“Uzun, acı, zehir gibi acı tecrübelerden sonra, bana şimdi artık kendiliğinden bu müdafaa hali geliveriyor.”
Sayfa 32 - Radyoaktiviteli, Röportajlı Hikâye


Kalanını da siz okuyun artık.
Keyifle olsun...
135 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Dili zor olduğu gibi bazı yabancı kelimeler hakim. Çok fazla akıcı değil çünkü yazar dur durak bilmeden düşüncelerini kağıda geçirmiş. Abasıyanık düşüncelerini kağıda geçirmiş geçirmesine ama bunları en iyi haline getirmeden de kitaplarında kullanmamış tabi. Yazmış sonra atmış, tekrar yazmış. İnsanlar sıkılır demeden yazmış. Son Kuşlar'ın ilk 30 sayfasını okuduktan sonraki ilk tepkim "Ne okudum ben şimdi?" oldu. Daha sonra en baştan tekrar başladım, yine anlamadım. Anlamadıkça okumak istemedim. Yazarın dili beni epey zorladı 80.sayfasına kadar. Sonra yavaş yavaş çözdüm dilini anladım biraz Abasıyanık'ı. İçinde 19 öykü bulunan kitabımız, doğayı; denizi, balığı, kuşları, toprağı, çimeni öptü, kokladı, başına bir de taç yaptı. En sevdiğim öyküleri "Son Kuşlar" ve "Kırlangıç Yuvasındaki Kadın" oldu. Doğayı ve hayvanları bu denli seven Sait Faik Abasıyanık'ı, dilini, gerçekten anlayabilecekseniz okumanızı öneririm. Ben 8/10 vermek durumunda kaldım. Tekrar okunacaklar listeme ekledim, ne zaman ki bütün öykülerini anladım o zaman bırakacağım bu romanı okumayı. Zorlamak istiyorsanız kendinizi, buyrunuz Son Kuşlar'a.
144 syf.
·1 günde·10/10
Havaalanından herkese merhaba :) Yarın okula başlayacak arkadaşlarımı Ve kendime başarılar diliyorum.Güzel bir dönem bizi bekliyor.Havaalanında iken okuduğum bir kitap.Uçağı beklerken zamanın nasıl geçtiğini bilenden okuduğum bir kitaptı.Çok güzeldi.Bizim ülkemizin yazarları güzel yazıyor,bence.Ufak bir not ekleyip spoiler( kitap içeriği hakkında ufak bilgiler) ile kitap incelememi bitireceğim.Tavsiye ederim.Keyifli okumalar.

Ufak bir not;bazı kitapları beğenmesek bile her kitap ufak bir övgüyü hak ediyor,bence.Çünkü yazmak zor değil.Hikaye yazmayı deneyen bir insan olarak zorlandığın için roman,şiir,öykü Ve bir çok diğer edebi eserin yazımının zorluğunu hikaye yazmaya çalışırken anladım.Az önce yazdığım yanlış anlaşılmasın lütfen. :)

Sait Faik,benim için önemli bir yazar.Bu kitabını okurken bir kez daha anladım.Lisede az çok okudum,eserlerinden ama parça parça okudum.Bütünüyle okuma ise yavaş yavaş okumaya başladığım için çok mutluyum.Yazarın bu kitabında Deniz,ada,insanlar,kuşlar,balıklar yer alıyor ama düşündürücü hikayeler.Ayrıca içimi ısıtan hikayeler idi.Kitabın en sonunda Bedri Rahmi'den Sait Faik'ten hatırasını paylaşması ise çok güzeldi.Ve kitabı okurken her hikayede sanki yazarla birlikteymişim gibi geldi.Kitabı sanki yazarla sohbet ediyormuşum gibi hissettim ve yaşadım.
Bu kitabı bir arkadaşım hediye etti Ve gerçekten çok beğendim. Şimdiye kadar okuduğum kitaplar arasında en sevdiğim kitap diyebilirim. Okumuyanların okumasını tavsiye ederim.
144 syf.
·Puan vermedi
İnsanların doğayı nasıl tahrip ettiği ,ileride yeşillik kalmayacağı ta o günlerden anlatılıyor.Mercan Dede ile ayakkabı boyacıları ve yaşam felsefeleri.
144 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Sait Faik Abasıyanık 'ın en güzel hikâyelerinden biridir
Para bedava mı kazanılır?
Bir şey diyeyim mi sana? Para kazanmak kokulu, pis iştir.
Sait Faik Abasıyanık
Sayfa 45 - Yapı Kredi Yayınları
Düşünmeye başlayalı beri bir gün sarhoş olmadan gülmedik ki.
Sait Faik Abasıyanık
Sayfa 25 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarında toprak ananın yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz. Bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük. Sizin için kötü olacak. Benden hikâyesi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Son Kuşlar
Alt başlık:
Bütün Yapıtları Öyküler
Baskı tarihi:
1 Ekim 2010
Sayfa sayısı:
102
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750804872
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Son Kuşlar
Son Kuşlar
“...Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde, güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarlarında, toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da
göremeyeceksiniz. Bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve yeşillikleri
çok gördük. Sizin için kötü olacak. Benden hikâyesi.”
Sait Faik Abasıyanık’ın “Son Kuşlar” adlı hikâyesinden

“Son devir hikâyecileri içinde en çok beğendiğim bir genç yazardır. Türkçesi de çok mübalağalı değildi, tabii idi. Kendine has bir konuşması ve yazması vardı.”
Halide Edip Adıvar

“Edebi eserler, insanı yeni ve mesut, başka iyi ve güzel bir dünyaya götürmeye yardım etmiyorlarsa neye yarar?” diyen büyük yazarın; ilk kez 1952’de yayımlanan hikâye kitabı Son Kuşlar yeniden
gözden geçirilerek yayına hazırlandı.

Mektuplar, manüskriler ve gün ışığına çıkmamış yepyeni metinler sırada...

Kitabı okuyanlar 2.361 okur

  • Sedef Türker
  • Samet
  • Şeyda
  • Anıl Carleone
  • Demet Eraslan
  • Letisya Darksoul
  • Gri
  • Güney Erkurt
  • Duygu Göze
  • c

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%1.1 (6)
9
%0.7 (4)
8
%0.7 (4)
7
%0.9 (5)
6
%0
5
%0
4
%0.2 (1)
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları