Adı:
Son Tanık
Baskı tarihi:
Mart 2018
Sayfa sayısı:
480
Format:
Ciltli
ISBN:
9786052982600
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Last Witness
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi Yayınları
Baskılar:
Son Tanık
Son Tanık
Yugoslavya parçalanmakta, dünyanın Nazilerden sonra verdiği bütün sözlere rağmen Avrupa’nın göbeğinde bir başka soykırım yaşanmaktadır. Koalisyon kuvvetleri, Saraybosna’nın eteklerinde bulunan Omarska Kampı’ndaki katliamdan sağ kurtulmayı başarmış, ancak yaşadığı derin travma yüzünden konuşmaktan bile aciz küçük bir kız bulur. New York’lu bir hukukçu olan Carla Lane’in, yıllar önce Yugoslavya’da yaşanan “etnik temizlik”le ilgili pek az bilgisi vardır. Genç kadın, hamiledir ve müzisyen kocasıyla ideal bir hayat sürmektedir. Ancak kocasının gizemli bir suikastta öldürülmesiyle, Carla’nın zihnini bir süredir meşgul eden garip görüntüler şiddetlenir. Bunların izini süren genç kadın, çocukluğunda ağır bir psikolojik tedavi gördüğünü ve psikiyatristinin ona annesinin günlüğünü vermesiyle, ailesinin 20 yıl önce Bosna’daki bir ölüm kampında, büyük bir vahşetin kurbanları olduğunu öğrenir. Carla’yı zorlu bir sınav beklemektedir. Gerçek kimliklerini saklamak ve kurdukları suç imparatorluğunu muhafaza etmek adına kanlı geçmişlerinden geriye kalan son tanığı da susturmaya kararlı olan suçluları bulmalıdır.
436 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Milletçilik denildiğinde Türk’ü de, Fransız’ı da, İngiliz’i de Amerikalısı da mangalda kül bırakmaz. Çünkü hepsi alnına yapıştırılmış bir bayrakla doğmuştur dünyaya. Sonra da ülkesinin politikalarına göre şekillenir hayatı, hayalleri, kariyeri. Okuduğu kitapların bile ülkesinde basılıp basılamayacağına ülkesinin hükümeti karar verir.

Dünya üzerindeki bazı ülkeler dağların yamaçlarındaki rengarenk çiçekler gibi farklı farklı ırklardan kök salar aynı toprağa. Hepsi için güneş aynı yerden doğar, aynı yerden batar. Renkleri farklı bile olsa, farklı dil bile konuşsalar aynıdır bedenleri, ne eksik, ne fazla.

Dünya kötülüğü körüklemek için doğmuş bir avuç soytarı tarafından yönetiliyor. Tek istedikleri pastanın büyük dilimini değil tamamını almak. Ve korkarımki bunda başarılı oldular. Nefret tüm dünyada revaçta, sokaktaki insanların yüzlerine bakın, bankalardaki, iş merkezlerindeki, esnaf lokantalarındaki, okul önlerindeki bütün bakışlar samimiyetten çok çok uzak. Nefret neslimizi tüketiyor.

Bundan tam 23 yıl evvel 11 Temmuz 1995’de tüm dünyanın seyirci kaldığı (bilerek) büyük bir insanlık katliamı gerçekleşmiştir. 2. Dünya savaşından sonra ikinci en büyük insan kıyımının yaşandığı, akıllara mıh gibi kazınması gereken büyük bir katliam gerçekleşmiştir. Srebrenitsa..

Yugoslavya devletinin parçalanacağı anlaşıldığında, ülkedeki Sırp çoğunluk dizginleri ele alıp tüm dünyanın gözünün içine baka baka Bosna’lı, Katolik, Yahudi, Müslüman, Ortadoks, Ateist inansın yada inanmasın hangi dine mensup olursa olsun, insanları acımasızca katletmiştir. Bu sayede bir çok mafya baronu ceplerini doldururken, onların deyimiyle büyük bir etnik temizlik gerçeklemiştir.

Yıkımın boyutu bugün bile tam olarak tespit edilememektedir, toplama kapmlarındaki tecavüzler, akıl almaz işkencelerden geçmiş yüzlerce insan savaş sonrası aleyhte şahitlik edememesi için iş makinalarıyla toplu mezarlara gömülmüşlerdir. Halen ülkede toplu mezarlarda yakın mesafeden kurşuna dizilmiş, çocuk, kadın, erkek iskeletlerine rastlanmaktadır.

Katliamda yakınlarını kaybedenler bugün bile DNA örneklerinden annesinin, babasının, evladının bir mezar taşı olsun diye kemiklerini aramaktadır. Bu ne demek arkadaşlar, tahayyül edebiliyor musunuz? Çok sevdiğiniz ailenizin, sevdiklerinizin, yan komşumuzun, akıl almaz işkenceler yaşayıp toplu bir mezara gömüldüğünü tahayyül edebiliyor musunuz?

Tüm dünyanın ülkemiz dahil (dönemin Başbakanı Çiller kınama mesajı göndermekle yetinmiş-lütfetmiş-) , hele hele 2. Dünya savaşından çıkmış AB ülkeleri, BM (Birleşmiş yılanlar demeliyim ), İnsan hakları savunucusu ileri demokrasi ülkesi iki yüzlü Batı! Emperyalist Amerika hepsi bu katliamı destekler nitelikte sessiz kalmış HEPSİ! BM 600 kişilik Hollandalı bir asker grubu gönderiyor, halka güvenli bölgeler oluşturmak için, Sırplar geldiğinde taburlar halinde ülkelerine geri dönüyorlar! O insanları ölüme terkettiklerini bile bile!

Söylemek istediğim çok şey var aslında, içimde günlerdir kaynayan bi kazanla yaşıyorum. Gazze şeridinde İsrail tanklarına karşı dimdik duran ve bir buldozerin ezmesi sonucu 24 yaşında hayatını yitiren Barış aktivisti Rachel Corrie kadar cesur olamadığım, böyle bir dünyada pasif-agresif bir hayata kendimi mahkum bıraktığım için, mücadeleye müdahil olmadığım için bu kitabın tokadı sert oldu.

Şimdilerde bütün dünya ülkelerinden gönüllülerin katılımıyla 11 Temmuz tarihinde katliamın yıl dönümünde anma törenleri düzenleniyor. Ne büyük iki yüzlülük!! İnsanlar turlar halinde, ellerinde son model telefonlar, fotoğraf makinaları, ayakta terlik güle oynaya kampları geziyor, kurşunlanmış köyleri dolaşıyor. Dünya bir şekilde yine yolunu buluyor. Ölen onca insan kaç saniye hafızamızda yer kaplıyor?

“Milliyetçilik”, “Etnik kimlik”, “Din”, “Mezhep”, “Ten rengi” “İdeoloji”

İnsan bu yargılardan sıyrılırsa, daha çok insana benzer. Bırakın kim neye inanıyor, nasıl yaşıyor, nasıl giyiniyor,teni ne renk diye tartışmayı. Bu savaşın kimseye faydası yok!


Bu kitapta sizi 23 yıl öncesinin tarihi bekliyor. Bu kitaba polisiye demek bu kitabı geçiştirmek olur. Tarihi bir katliam ancak bu kadar etkileyici romanlaştırılırdı, Glenn Meade gerçekten bu işin uzmanı ve tabi Ali Cevat Akkoyunlu çevirisi, yazarın hemen hemen bütün kitaplarını çevirdiği için yazarla özdeşleşmiş bir çevirmen ve gerçekten çok başarılı. Muazzam bir kitap okudum, tavsiye ederim.

İnsanların savaşlarda ölmediği bir dünya dileğiyle.
480 syf.
Bu değerlendirme ile ilgili ilk cümlemin ne olması gerektiği konusunda bir türlü karar vermedim. Nihayetinde ilk cümlem, karar vermemek oldu. Evet, açıkçası kitabı beğenip beğenmemek konusunda da kararsızım. Kitap bir polisiye, aksiyon, yüksek tempo, macera ve sair adına kendini okutabilen, başarılı bir kitap ancak bence edebiyat yok, tarih zayıf, bakış açısı ise taraflı!

Bosna konusunda donanımlı birisi olduğum kanısındayım. O coğrafyayı dolaşmanın yanı sıra Aliya İzetbegoviç’ten, İvo Andriç’e, İsnam Taljiç’ten, Mehmed Selimoviç’e kadar pek çok yazarı, bunların dışında Bosna ile ilgili bir sürü roman yahut akademik kitabı okumuş biriyim. Seyrettiğim belgeseller ve filmler ile görüştüğüm Boşnak dostlarım da cabası…

1992-95 yılları arasında cereyan eden Yugoslavya İç Savaşı'nı ve Bosna katliamlarını çok iyi biliyorum. Hatta bir yazar olarak Aida Spahiç karakteri üzerinden Bosna soykırımında Saraybosna kuşatmasını da anlattığım bir romanım var: Yola Düşen Gölgeler

Bütün bunları yazmamın sebebi, aslında kitabı okumamın da sebebidir. Yani, daha önce yazarının hiçbir kitabını okumadığım bu romanın, Bosna’daki katliamlarla ilgili olduğunu öğrenmemle birlikte kitabı temin ettim.

Evet, kitap muhtemelen Glenn Meade tarzına çok uygun. Hacimli bir eser olmasına kaşın kendini okutabilen, tipik modern Amerikan/Avrupa edebiyatı yapısına yatkın; edebiyattan uzak. Çabuk anlatıma dayalı, art arda diyalogların serpiştirildiği, fast food bir romandı. Dan Brown havası vardı diyebilirim. Grange’ın ise daha alt seviyesinde.

Neticede romanı bir Hollywood filmi seyreder gibi okudum. Zaten karakterler de filmlerden çıkıp gelmiş gibilerdi. Çoğunun gerçekçi tipler olmadığı kanısındayım.

Romanı tavsiye etmeyecek olmam ise tarihi, teknik ve sosyal sebeplere dayanıyor.

Soykırıma uğrayanların çok büyük bir kısmı Boşnaklar olmasına ve olayların hemen hepsinin Bosna’da vuku bulmasına rağmen, ilginçti kitapta bir tane bile Boşnak karakter yok!

Sanırsınız Sırplar, o soykırımı Hırvatlara ya da karma bir halka yaptılar.

Yazarın, hikayesine Dubrovnik’ten başlaması ve orada bile Hırvat merkezli bir anlatım üssü belirlemesi ilk işaretti aslında. Zaten romanda da sık sık Dubrovnik’e gitmiş. ( Romanın sonunda yazar, eseri yazma fikrinin ve ilhamının bir Dubrovnik tatilinde geliştiğini anlatıyor. ) Halbuki roman bir Saraybosna, olmasa bile Konjiç, Mostar merkezli olmalıydı. Üstelik Saraybosna'da kuşatma altında kalan aile, oralı bile değildi. Şehirle bir bağları yoktu. Bu ciddi bir hikaye eksikliğidir bence.

Şimdi kısa bir bilgilendirme arası verelim ki, neyi niçin eleştirdiğim, ya da kimin, niçin soykırıma tabi tutulduğu anlaşılsın.

Boşnak, Sırp ve Hırvat denen halklar aslında aynı milletler. Aralarındaki fark din ve mezheptir. Hatta neredeyse aynı dili konuşurlar. Müslümanlara Boşnak, Ortodokslara Sırp, Katoliklere ise Hırvat denir. Yani orada dindar olsun olmasın, herkesin kimliği din üzerinden şekillenir. Bunu da isimler belirler. Yani birinin isminden onun dinini/halkını anlarsınız.

Kitapta gerçekten Boşnak yani Müslüman ismi taşıyan hepi topu bir kişi vardı. Yaşlı kadın Alma! İlginçtir, yazar Boşnak gerçeğini o kadar görmezden geliyor ya da bunun o kadar uzağında ki, bu tek Boşnak isminin bile soyadı Dragoviç! Yani kocası bir Sırpmış. Çocuklarının adları da Sırp, mesela Slavolyub Dragoviç. Ancak ilginçtir, kocası ve diğer oğlu da Çetnikler tarafından öldürülüyor! Yani, Sırplar Boşnaklara değil, de, yine Sırplara soykırım uygulamış oluyor!

Romanda Boşnak olduğu iddia edilen anne Lana teknik olarak Boşnak değil. Herhangi bir dine inanmadığı söyleniyor ancak bir Amerikalı ile kilisede evlenebiliyor! Soyadı da Tanoviç. Karma bir soyad zaten. Katledilen babasının Boşnak olduğu yazılsa da, öldürülme sebebi soyu değil, başka bir düşmanlık.

Keza roman kahramanı, son tanığımız Carla Lane de teknik olarak bir Boşnak değil. Babası Amerikalı, kardeşinin adı ise Luka! Nasıl oluyor da öyle bir aile o kampa düşebiliyorlar, inanılır gibi değil. Şavik'in huzuruna çıkana dek, kampta aylarca tecavüze uğramaması falan da hiç gerçekçi değil.

Omarska Ölüm Kampı'nın fotoğraflarına bakabilirsiniz. Oradakilerin neredeyse tamamı Boşnak idi. Adları Adem, Fikret, Mehmet, Süleyman, Eldin, Elvir ya da kadınların Emina, Lejla, Ajla, Nimeta, Halida falandı… Ancak dediğim gibi gerçekte soykırıma tabi tutulanlar adeta romanda soykırıma tabi tutulmuş gibiler!

Yazarın Hırvat yanlısı bir bakış açısı olduğunu da düşündüm. Mesela, Mostar Köprüsü’nü Sırp topçusunun yıktığını yazmış. Halbuki köprü 1993 yılında Hırvatların top atışlarıyla yıkılmıştı. Bu tarihi bilgiyi bile çarpıtıp roman boyunca tek suçlu Sırplarmış gibi yazması doğru değildi.

Hatta bir yerde Sırp, Hırvat ve Boşnakların benzer soykırımları yaptığını iliştirmiş, bu eşitleme çabası da büyük bir kötü niyet bence. Sırpların ve Hırvatların birbirlerine ve Boşnaklara yaptıkları katliamlar çok canlı, Toplu mezarlar duruyor. Ancak Boşnakların birkaç münferit hadise dışında böyle bir suçları yok. O yüzden “eşitleme çabası” çok ayıp bir şey. Burada yazarın, maalesef Boşnak yerel kaynaklar ya da anlatıcılar yerine Hırvatlardan istifade ettiği kanısındayım. Öyle ki, teşekkür kısmında da bir tane bile Boşnak adı geçmiyor. Romandaki bazı isimlerin de tartışmalı olduğunu söylemem lazım.

Bu arada şunu ifade etmem gerekiyor, bir Müslüman olarak bu konuda taraf tutmuyorum. Gerçeğin yazılmasını istiyorum. Eğer Boşnaklar aynı şeyleri ötekilere yapsa idi tepkim yine aynı olurdu. Benim için mazlumun ve zalimini dininin, milliyetini bir önemi yok; insanlık önemli olan.

Romanın kurgusu, finali, diyaloglar hepsi "newage batılı roman" tipiydi. Benim gibi teknik, tarih ve coğrafya bilgisi çok iyi olan okurlar için, ortalama bir Boşnak için pek bir şey ifade etmeyecek ancak sıradan bir okur için iyi bir macera kitabı olabilecek bir eserdi.

Yazara tavsiyem, daha iyi çalışması...
436 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Son Tanık, İrlandalı romancı ve oyun yazarı Glenn Meade'ın, Saraybosna'daki soykırımı anlattığı romanı. Yakın tarihimizde, Nazi soykırımından sonra ve dünyanın gözü önünde gerçekleşen, tarihimizin yüz karası bir soykırım. İkiyüzellibin erkek, kadın ve çocuğun katledildiği bir soykırım. Ortodoks, Katolik ve Müslüman nüfusun yüzyıllarca barış içinde yaşadığı coğrafyayı kana bulayan güç delisi bir diktatörün, etnik ve dini ayrımcılığı kışkırtması ile insanlığın yok edildiği bir soykırım.
Son Tanık, toplama kampında yaşadığı ve tanık olduğu cinayetleri, tecavüzleri ve kıyımları sonradan hatırlayan bir kadının öyküsüdür. Annesi, babası ve küçük erkek kardeşinin ölümünü araştırırken, acımasız Sırp mafyası ile de yolları kesişen kadının başından geçenler anlatılmaktadır.
Son Tanık, soykırımın insanlık tarihimizin en kara lekesi olduğunu gözler önüne serdiğinden, okunması gereken bir eser olarak değerlendirilmelidir...
436 syf.
Glenn Meade' ın okuduğum ikinci romanı. Bu kitabından sonra diğerlerini de okumaya büyük bir heves ve merakla karar verdim. Tüm dünyanın gözünü kapattığı Bosna katliamı tanığı 12 yaşındaki Carla Lane, yıllar sonra unuttuğu katliamı kocasının öldürülmesiye birlikte tekrar hatırlamak zorunda kalır. Kaybettiği ailesinin intikamını almaya karar veren Carla'dan saklanan ancak okurların öğrendiği gerçekler ile sürükleyici ve beğeneceğiniz umduğum bir kitap..
436 syf.
·Puan vermedi
Bir kitap okumaktan çok sanki bir film izliyormuşum hissine kapıldım kitap boyunca. Akıcı, sıkmayan, temposu bir an düşmeyen sayfalar çok çabuk aktı gitti.
Yakın bir tarihin utanç dolu insanlık tarihine gidiyoruz yolculuk boyunca. Yugoslavya'nın parçalanmakta olduğu, 2. Dünya Savaşı'ndan sonra tekrar yaşanmaması adına verilen sözlere rağmen, yine bir toplama kampı ve yine akıl almaz, kan donduran, insan olmaktan utandiran işkencelere, tecavüzlere, toplu katliamlara tanıklık ediyoruz.
Saraybosna Omarska Kampı'ndan, katliamdan kurtulmuş, yaşadığı derin tramva ile yıllar sonra hamileyken tekrar karşılaşmak zorunda kalan Carla Lane'in hikayesini takip ediyoruz.
Akıcı, temposu düşmeyen, bir film izler tadında okuma yapacağınız bir kitap arıyorsanız bu kitabı tavsiye ederim. Hem akıcı, hem de derinden sarsan , tarihin ve insanlığın utanç yıllarını su yüzüne çıkaran , yer yer derinden yaralayan ve o döneme ait kitaplara kapı açan bir yolculuk oldu benim için. Sevgi ve saygılarımla.
479 syf.
Yakın Tarihe ilgi duyanlar için güzel Bi eser.
Glenn Meade ilk tanışıklığım ve hayranlığım "Kar Kurdu" adlı eseriyle olmuştu.
Güzel Bi kitaptı.
Gerçek olaylardan esinlenerek yazılan romanlara bayılıyorum.

Peki 'Son Tanık' nasıl?

Öncelikle şunu söyleyim baştan sona sürükleyici bi kitap olmasına kitap ama ne yalan biraz beni biraz hayal kırıklığına uğrattı gibi.

Başlangıç kısmı fırından yeni çıkmış, kenarı kızarmış, kıtır kıtır Bi pide tadında.

Ortasına doğru kitaptan aldığınız zevk o pidenin içine yerleştirilen bol acılı Bi kaç şiş kuşbaşılı kebap tadı veriyor. Sonun başlangıcı ise yemekten sonra yenilen hakiki Hatay künefesi tadında...

Ama her şey işte o künefeden sonra başlıyor, yani sonun başlangıcı ile birlikte... Hani karnın tıka basa doymuşturda, ikram edilen meyve tabağına hiç ilişesin gelmez ya,
Hem gözün doymuştur hemde karnın,
Ah işte kitabın son kısmı da öyle..!

Kitabın devamı Bi şekilde bitirilsin de nasıl biterse bitsin kıvamında zorlama şekilde yazılmış gibi.
Keşke tüm hadise Balkanlar 'da geçmiş olsa,
Hiç Amerika' ya taşınmamış,
Hollywood esinlemerinden uzak kalınmış olsaydı,
Eminim daha gerçekçi ve sürükleyici olurdu.
Ama her şeye rağmen kitap güzeldi.


Bilge Kral Aliya İZZETBEGOVİÇ :

"Bizi toprağa gömdüler fakat tohum olduğumuzu bilmiyorlardı."

‘’Bize yapılan soykırımı unutursak bunu bir daha yaşamaya mecburuz, size asla intikam peşinden koşun demiyorum, ama yapılanları da asla unutmayın’’

Ve bu soykırımı bizlere yazdığın bu eser ile unutturmadığın için, teşekkürler "Glenn Meade"...

Ve unutmadan,

Bilge Kral Aliya ile birlikte tüm şehitlerimizin ve vefat eden gazilerimizinde ruhları şad olsun, inşallah.
Amin.

El-Fatiha
436 syf.
Sırpların Bosna'da yaptıkları zulümleri Ali Cevat Akkoyunlu'nun çevirisi Glenn Meade'nin kaleminden çıkan cümlelerle okuyacak, Avrupa'da yaşanan bu insanlık vahşeti sırasında yaşanan dramatik olaylara şahit olacaksınız. Ayrıca Carla Lane adlı kitap kahramanının yaşadıklarını okuduğunuzda kimi yerde duygu dünyanıza yenik düşecek ve belki de orada olmadığınıza dua edeceksiniz ya da onun yerinde olmadığınıza.
436 syf.
·10/10
Daha önce de Romanov Komplosu romanını da okuyup çok keyif aldığım yazarın seçtiği konuuları çok ilgi çekici,merak uyandırıcı ve keyifli olduğunu düşünüyorum.Bittikten sonra bile düşündüğünüz 'acaba' diyeceğiniz bir kitap...Elinizden bırakamayacaüınız ve zaman zaman gözyaşlarınızı tutamayacağınız bu güzel kitabı tavsiye ediyorum, asla pişman olmayacaksınız...
436 syf.
·10/10
İlk sayfasından başlayıp sonuna kadar temposu hiç eksilmeyen bir kitaptı.
Yine bir soykırım, kaybolan benlikler ve geçmişler, tarifi yapılamayacak kadar ağır ve zor acılar.
Sayfalar boyu hiç bitmeyen hüzün, heyecan ve merak. Ve geçmişten gelen bir sır. Beni şok etti.
Gerçek kimliklerini saklamak ve kurdukları suç imparatorluğunu muhafaza etmek adına kanlı geçmişlerinden geriye kalan son tanığı da susturmaya kararlı olan suçluları bulmaya çalışmak, tanıklar, gelen telefonlar, geçmişten gelen ipuçları epey bir adrenalin yaşadım
Glenn Meade okuyanlar bilirler tempoyu aman diyim kalbe dikkat!

Kitaplarla kalın

#alıntı
Bir çocuk sadece şimdiki zamanı görürken, ona 500 yıllık bir tarihi nasıl anlatırsın?
Kötülük içimizde yanan iyilik ışığını nasıl yok edebilir?
Dünyada küçücük bir mumun ışığını boğmaya yetecek kadar bile karanlık yokken...
436 syf.
Glenn Meade`in tüm kitaplarında yakın tarih hakkında çok önemli bilgiler alırken, gerilim ve heyecan üst düzeydedir. Bu kitabında Bosna katliamını, Yugoslavya`nın parçalanmasını konu almış. Yugoslavya`nın parçalanmadan önceki güzel günlerini görebilirsiniz. Savaşın başlaması, birinci ağızdan anlatılan işkenceler, özellikle kadın ve çocukların gördüğü zulüm. Savaşın son tanıklarından birinin günümüzde hala hayatta olması ve savaştan sonra Avrupa ve Amerika `da hala gizlenen Sırp mafyasının bunu öğrenmesi olayların ana zinciri. Olaylar Amerika ve Bosna, geçmiş ile günümüz arasında gidip geliyor. Tek solukta okuyabilirsiniz. Yazarın hak ettiği üne hala kavuşamadığını düşünüyorum mutlaka bir kitabını deneyin derim.
436 syf.
·15 günde·10/10
Herkese günaydın.Nasılsınız?Hepinize güzel bir pazar diliyorum.Ben bu gece büyük bir keyifle bu kitabı okudum.Blogumdan alarak paylaşıyorum,yorumumu.Spoi içerir. :) Keyifli okumalar. :)

Açıkcası bana bu kitap,yazarın diğer kitabı olan 'Ramanov Komplosu' kitabına biraz yakın bulsam da güzel bir kitap idi.1940'lı yıllarda Nazilerin yaptığı soykırım,tüm ülkelerde lanetlenirken Bosna'da yaşanılan soykırım 50 yıl sonra Avrupa'nın göbeğinde tekrar yaşanır.Ve bu Birleşmiş Milletlerin gözü önünde 1992-1995 yıllarında yaşanır.Tüm dünya bu soykırıma nasıl sevirci kaldığı anlatılıyor.

Yugoslavya'nın parçalanmasından sonra Bosna'da,Sırpların kamplarda yaptıkları tecavüzler ve işkenceler anlatılıyor.Bunları okurken tüylerim ürperdi diyebilirim.Ana karakterimiz Carla Lane,12 yaşında bir çocuk.'Şeytan Tepesi' ismi verilen kampa kapatılmış ve tecavüze uğramıştır.Bu tecavüz sonrasında yaşadığı travma nedeniyle geçmişini hatırlamıyorum.Ve bu kitabın benim okuduğum psikoloji bölümü ile ilişkili olduğunu fark ettim.Çünkü bazı insanlar travma yaşadıktan sonra 'travma sonrası stres bozukluğu' yaşarlar ve geçmişlerini hatırlamazlar.Carla'ya da böyle olur.Carla hayatını Amerika geçirir ve güzel bir hayatı olur.Ama bu güzel hayat eşinin ölmesiyle son bulur.Eşinin ölümünün nedenini araştırırken geçmiş ile karanlık bir yolda kendini bulmaya çalışır.
Bahtsızlığım yüzünden Tanrı'yı suçladığım anlar oldu. Yardımı için yalvardığım, umutsuzluk içinde ona seslendiğim. Ve ondan yardım gelmeyince ona kahrettim. Oysa Tanrı'nın suçlanmaması gerektiğini öğrendim.
Toplama kamplarında insanın insana uyguladığı zulümle ilgili bir soruyu hatırladım. Soru soruldu: "Söylesenize, Auschwitz'de Tanrı nerdeydi ?"
Ve yanıt geldi :"İnsan nerdeydi ?"
Çocuklar, kendi çocukları olana kadar bir anne veya babanın onları korumak için hayatlarını feda edeceğini anlayamaz.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Son Tanık
Baskı tarihi:
Mart 2018
Sayfa sayısı:
480
Format:
Ciltli
ISBN:
9786052982600
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Last Witness
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi Yayınları
Baskılar:
Son Tanık
Son Tanık
Yugoslavya parçalanmakta, dünyanın Nazilerden sonra verdiği bütün sözlere rağmen Avrupa’nın göbeğinde bir başka soykırım yaşanmaktadır. Koalisyon kuvvetleri, Saraybosna’nın eteklerinde bulunan Omarska Kampı’ndaki katliamdan sağ kurtulmayı başarmış, ancak yaşadığı derin travma yüzünden konuşmaktan bile aciz küçük bir kız bulur. New York’lu bir hukukçu olan Carla Lane’in, yıllar önce Yugoslavya’da yaşanan “etnik temizlik”le ilgili pek az bilgisi vardır. Genç kadın, hamiledir ve müzisyen kocasıyla ideal bir hayat sürmektedir. Ancak kocasının gizemli bir suikastta öldürülmesiyle, Carla’nın zihnini bir süredir meşgul eden garip görüntüler şiddetlenir. Bunların izini süren genç kadın, çocukluğunda ağır bir psikolojik tedavi gördüğünü ve psikiyatristinin ona annesinin günlüğünü vermesiyle, ailesinin 20 yıl önce Bosna’daki bir ölüm kampında, büyük bir vahşetin kurbanları olduğunu öğrenir. Carla’yı zorlu bir sınav beklemektedir. Gerçek kimliklerini saklamak ve kurdukları suç imparatorluğunu muhafaza etmek adına kanlı geçmişlerinden geriye kalan son tanığı da susturmaya kararlı olan suçluları bulmalıdır.

Kitabı okuyanlar 270 okur

  • Melis Y
  • Zeynep
  • sevim bicer
  • Süleyman Onur Avcı

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.7 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0