Büyük ihtimal, adından dolayı nedense hiçbir zaman merak etmeyeceğim dolayısıyla da okumayacağım bir kitaptı kendisi. Okuma kulübümüzün Mart ayı için seçmesi sebebiyle okumaya başladım. Dili ve olay örgüsü gayet akıcı ve sıkmayan bir şekilde.
Konusuna gelecek olursak, birbirinden haberi olmayan 3 farklı kişinin (hatta, biri fransız, biri filipinli diğeri ise türk.) farklı acılar ve dertler yaşamasını ve bunun karşısındaki davranışlarını düşüncelerini okuyoruz. 3'ünün tek bir ortak yönü var, o da dertlerini yemek yaparak unutmaları.
Beni en çok etkileyen kısım son bölüm oldu. Bir anda hiç beklemediğim şeyler oldu hatta benim de boğazım düğümlendi diyebilirim. Yazarımız yıllar sonra bir sonsöz ekliyor ve kitapta bir eksiklik gördüğünü şuan yazsam bu 3 kişiyi bir blog aracılığıyla bir araya getirirdim diyor ve kitabın yayınlanmasından yıllar sonra hikayenin devamını çok minik bir kısımla geliştiriyor ve ekliyor;
"Zaten bir roman bittikten sonra artık yazarına değil okuruna aittir. Siz sonunu nasıl isterseniz öyle yazın."
Benim sanırım bu kitapta en sevdiğim karakter Marc'tı. Saf sevgisini, mücadelesini sevdim. Asli Perker her ne kadar bu kitabi on iki in üç yıl önce yazdığını söylese ve üzerinde düzeltme/ değiştirme yapmasa da begendim kitabi . Evet herkes gibi sanırım üç baş karakterin yollarının kesiseceği yeri bekledim ama o bile beni hayal kırıklığına uğratmadı açıkçası. Kitabi begendim. Kitabi okurken bütün karakterlerin hislerini ayri ayrı hissettim. İlk AsLı Perker deneyimimdi. Pişman olmadım.
Kitabımızda: Lilia-Arnie, Ferda-Sinan, Marc-Clara çiftimiz var. Bu üç birbirinden farklı çiftin ortak bir özelliği var; mutfakla olan ilişkisi, sufle yapma deneyimleri.
Bu deneyim, onlara farklı bakış açıları da kazandıracaktır. Açıkçası sufle tatlı ya da tuzlu bir yiyecekti, bugüne kadar benim için de. Fakat bu kitapla beraber, hiçbir zaman denemekten vazgeçmemek gerektiğini de bir kez daha hatırlattı, bana.
Aynı zamanda kitapta; aile bağlarını, sevgiyi-sevgisizliği, arkadaşlık-dostluk ilişkilerini de okuyoruz.
Kitabın dili sade ve akıcı. İçten cümlelerle bezeli. Merak uyandıran bir yanı var.
Ancak yazarın kendisinin de belirtmiş olduğu üzere, eksik yanları da var. Benim için o eksik yanlardan ikisi: Arnie ve Lilia çifti arasındaki ilişki idi. Arnie'nin davranışlarının nedenlerini ve Ferda'nın annesi Nesibe Hanım'ın neden öyle davrandığını, okumak isterdim, açıkçası.
Biraz daha detaylı bir kitap olabilirdi.
Buna rağmen genede kitabı beğendim. Eğer sizler de Maeve Binchy, Debbie Macomber vb yazarların kitaplarını okuyor ve beğeniyorsanız, bu kitabı da okumanızı tavsiye ederim.
Son olarak; herkese sufle tadında bir bayram diliyorum. Sevgiler...
Bu tarz kitapları özlemişim. Sıcacık, hayatın içinden. Marc, Lillia ve Ferda’nın hayatı tutunmak için kendilerini mutfağa verişleri. Yazarın yıllar sonra eklediği son. Okuyun derim
Kitaptan spoiler vermemek adına 3 kadının aile yaşantılarını ve bunu biraz sufle yapmanın zorluğuyla bağdaştırıp sufle denemelerini ve aile yaşantılarına değiniyor ben romandaki bütün karakterleri çok sevdim ferda lilia marc karakterlerimiz hepsini ayrı ayrı tebrik ettim kitabi okurken kitabı okurken zaman zaman ufak ufak kızdığım yerler oldu ama ferda ve lilia nin hastalara baktığını bilirken onların psikolojilerinin de çok iyi olmadığını görüyorum ondan kaynaklı kızdığım yerleri kitabın sonunda hepsini unuttum bence aslı perker in kalemine sağlık beni çok etkileyen çok düşündüren,sorgulatan bir kitap oldu.
New York, Paris, İstanbul. Üç şehirde üç farklı yaşam.
Lilia Filipinli. Eşiyle New York'ta yaşıyor. Eşinin sağlık sorunları çıkınca evini oda oda kiraya vermiş ve eşine bakıyor.
Marc Paris'te, eşinin ölümüyle yıkılmış, bir şekilde hayatını sürdürmeye çalışıyor.
Ferda alımlı bir kadın. Yaşlı annesi düşüp kalçasını kırıp, yatalak olup başına kalınca hayatı altüst olur.
Lilia, Marc ve Ferda' nın tek ortak noktası hepsinde de Sufle kitabının olması ve mutfakta teselli bulmaları.
Rahat okunan bir kitap.
Birbirlerini tanımayan ve zor dönemlerden geçen üç kişinin, hayatı daha kolay ve yaşanılası bir hale dönüştürmek için kendilerine ayırdıkları bir aktivite var: Sufle yapmak!
Lilia, hayatı boyunca ne kocası ne de çocukları tarafından sevilmemiş bir kadın. Ferda, çocuk yaştan itibaren annesinin ebeveyni olmak zorunda kalmış, kendi hayatını yaşayamamış bir kadın. Marc ise hayatının anlamı olan karısını aniden kaybetmiş bir adam. Üçü de toparlanmak, iyileşmek için yemek yapmayı seçiyorlar ki, bir aşçı olarak mutfağın harika bir şifalanma noktası olduğunu düşünüyorum. Okurken üç karakter ile birlikte üzüldüm, hayal kırıklığına uğradım ve sonra yine onlarla birlikte iyileştim. Bazen hayat bir sufle kadar zor ve karmaşık olabilir, problemleri çözmek tıpkı sufle yapmayı öğrenmek kadar uğraştırıcı olabilir ama hiçbir şey sonsuza kadar sürmez. Ortası çökmemiş bir suflenin verdiği hazzı yaşamın tüm detaylarında bulabilmek dileğiyle...
Kolay okunan, zihni yormayan bir kitap. Eğer yorgun ve kırgın olduğunuz bir dönemdeyseniz bu kitapla birlikte zihninizi meşgul edebilir ve hatta Lilia, Ferda ve Marc ile birlikte mutfak terapilerine başlamayı düşünebilirsiniz.
Üniversitede okul kütüphanesinden almıştım. Kapağı ve adı etkileyici gelmişti. Aldım, okudum. Simdi bakiyorum üç sene geçmiş ama nasıl etkilenmişsem, damağımda nasıl bir tat bırakmışsa hala aklımda. Bugün kitapçıda görünce aklıma ilk gelen karater Lilia oldu. Filipinli olup, Amerikaya eğitim için gittiğinde evlenip oraya yerleşmeye karar vermesi ile başlamisti hayatının zorluğu. Marc ve Ferda kitabın sonunda kendi içlerinde kazanmis olsa da Lilia için her sey geçmişti artık. Ve Lilia bana öğretti ki " ne yaparsan yap kendin için yap."
Sufle, adı gibi tatlı, okuması kolay, keyifli... Mutsuz üç insanın yollarının mutfakta kesişmesini anlatıyor kitap. Okurken çoğu kez, kitabı bırakıp mutfağa koşar adım gitmeyi, bir şey pişirmeyi istedim ama yapmadım, belki siz yaparsınız :)
Amerika, Fransa ve Türkiye’de yaşayan üç ayrı kişinin hayatını sufle üzerinden anlatan bir kitap. Evet, yanlış duymadınız bildiğiniz sufle. Kitap gayet akıcı ve sürükleyici şekilde ilerliyor. Kiminin hayat düzeni var kiminin baştan sona alt üst. Herbiri kitabın bir yerinde sufle yapmayı deniyor, başarıyor ya da tamamen başarısız oluyor. Aslında bunun üstünden anlatılan sanırım hayatta verdiğimiz mücadele, cesaretimiz, başarımız vb. şeyler. Sonra herbirinin hayatına bakıp onların pişmanlıklarını görüyorsunuz ve kendinizden de birçok şey bularak kitabı buruk bir tebessümle bitiriyorsunuz. Romanın sonu bana hep Fransa’da bitecek gibi geldi okuduğum şeylerden sebep. Ama öyle olmadı.
Keyifli okumalar dilerim.
Aslı Perker 1975 yılında İzmir’de doğdu. İlkokul, ortaokul ve lise öğrenimini babasının görevi nedeniyle farklı Anadolu şehirlerinde okuyarak tamamladı. Dokuz Eylül Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Amerikan Kültürü ve Edebiyatı bölümünden mezun olduktan sonra sırasıyla Aktüel dergisi, Radikal, Yeni Binyıl, ve Sabah gazetelerinde gazeteci/röportör olarak çalıştı. 2001 yılında New York’a taşınmasıyla birlikte edebiyat çalışmalarına ağırlık verdi ve ilk romanı Başkalarının Kokusu 2005 yılında yayımlandı. 2009 yılında çıkan ikinci kitabı Cellat Mezarlığı sekiz, 2011’de onu takip eden Sufle yirmi üç dile çevrildi. Perker, Kar İzleri Örttü adlı karma öyküler kitabında Ziu’nun Kar Küresi adlı öyküsüyle yer aldı. Aynı hikaye Almanya’da Random House tarafından yayımlanan ”Einmal werdet ihr noch wach…” isimli suç antolojisinde de yer aldı. On dört kadın yazarın öykülerinden oluşan Alis, Harikalar Diyarı’ndan Tüymüş Bulunuyor’a Terapi adlı kısa hikayesiyle katkıda bulundu. Yazarın son romanı Bana Yardım Et, Eylül 2015’de yayımlandı.