Sürgün

Albert Camus
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

7/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2026 33. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 07 Nisan 2026 08:49
Kitap çok detaylı betimlemelerin yer aldığı altı hikayeden oluşuyor. Bazı hikayeler ee neden burda bitti hissi oluşturuyor:) Herkesten kopuk herkesten başka ya da herkesten yalnız adeta “Sürgün” ve kendi iç dünyamızı tatmin eden o huzur “Krallık” gibi değerli görülerek işlenmiş.
Sürgün ve KrallıkAlbert Camus · Can Yayınları · 20141,738 okunma
Bu kitabı yarım bırakanlar haklı.
5/10
·152 syf.··
2023 8. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 11 Ekim 2023 07:51
O kadar çok incecik betimlemeler de bulunmuş ki çok yordu bu kitap beni. Konuların doğru düzgün hiç özü yok. Sadece okuyucuya betimleme yaparak bir hisleri iletmeye çalışmış ama bu sefer olmamış. Dili anlatışı çok yordu elimde çok uzun süre kaldı bu kitap. Yarım bırakanları tebrik ediyorum. Keşke bende de öyle bir huy olsa. Beğenmedim açıkcası. Tavsiye de etmiyorum. Sürgün ve Krallık Albert Camus
1000Kitap
Sürgün ve KrallıkAlbert Camus · Can Yayınları · 20181,738 okunma
Sürgün ve Krallık
Puan vermedi·152 syf.··
2020 16. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 23 Mart 2020 06:28
Jean-Paul Sartre, Albert Camus'nün ölümünden sonra şunları yazmıştı: "Uzun süre düşünmeden seçimini yapmayan, bir kez seçince de buna bağlı kalan ender insanlardandı... Camus'nün insancılığında, ansızın bastıran ölüme karşı insanca bir davranış varsa; mutluluk yolunda giriştiği o gururlu, katıksız araştırma, insana bu denli aykırı gelen ölüme dayanıyor, ölümle besleniyorsa; Camus'nün yapıtını da, bu yapıttan ayrı düşünülemeyecek yaşamını da, varlığın her anını ölümün elinden kapan bir insanın katıksız, başarılı denemesi olarak görebiliriz. Kırk dört yaşında, 1957 Nobel Ödülünü alan Albert Camus (1913-1960) "Sürgün ve Krallık"ta yer alan altı öyküde, acıma, güçsüzlük, iyilik, kötülük gibi temel insani durumları, insanın davranışlarını güdülendiren "kurban" ve "cellat" ikilemini ele alıyor. Bazı hikayelerini anlamakta güçlük çekmiş olsamda yine de güzel hikayeler olduğunu söyleyebilirim. Albert Camus'u tanımak için başlangıç eseri olabileceğini düşünmüyorum. Eğer hiç Albert Camus okumamış bir birey iseniz başlangıç eseriniz kesinlikle Veba adlı eseri olmalıdır. Şimdiden iyi okumalar dilerim.
Felsefe
Sürgün ve KrallıkAlbert Camus · Can Yayınları · 20181,738 okunma
9/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2020 23. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 17 Mart 2020 04:07
Albert Camus kalemini çok seviyorum. Epey ağdalı, ağır bir dili var, okurken yoruyor biraz ama psikolojik tasvirleri, yazdıklarının bütününe bakınca muazzamlığı okurken yorulduğunuza değiyor. Bu bir öykü kitabı yazarın Nobel Edebiyat Ödülünü almasına kısa bir süre kala tamamladığı 6 öyküden oluşan bir kitap. Öykülerin konuları tamamen birbirinden bağımsız, yazar konulara göre psikolojik açıdan ele almış öyküleri.. Örneğin Resim Yapan Ressam isimli öyküde başarılı bir ressamın çöküşünü, onun psikolojisini anlatmış. Bu öyküyü ojurkrn Wirginia Wolf'un Kendine Ait Bir oda kitabını anımsattı bana. Konuk isimli öykğde bir öğretmenin çaresizliği vardı mesela.. Kitabın genelinde Zweig havası hissettim ara ara. Psikolojik tahlilerde birbirinden başarılı 2 adam. Zweig severlerin Camus seveceğinden şüphem yok..Yazar öykülerin de kısaca Sürgğn ve Krallığın insanın kendi elinde olduğunu anlatmaya çalışmış İlk defa Camus okuyacaksınız kesinlikle bu kitapla başlamayım ama biraz ağır kaçabilir. İlk defa Zweig okuyacaklara Tersi ve Yüzü isimli kitabı önerebilirim. Yazarlar tanışmak için ideal bir eser bence..
Sürgün ve KrallıkAlbert Camus · Can Yayınları · 20181,738 okunma
Kitabı üzülerek yarım bırakıyorum. Camus’un yazım diline aşina olduğum halde bu kitabındaki öyküleri nedense çekemedi beni bir türlü, devamlı gözümde büyüdü. Tekrar dönüp okuyacağımı sanmıyorum.
Sürgün ve KrallıkAlbert Camus · Can Yayınları · 20221,738 okunma
6/10
·152 syf.·
2021 19. kitabı
Bu eserde yazar, felsefesini henüz tanıştığım alışılmadık anlatış biçimiyle ortak sorunlarımız üzerinden kısa öykülerle aktarıyor. Hal böyle olunca eser ne kadar ağır olursa olsun bir şeyler hissettiriyor ama akıcı olmayan bir şekilde. Yazarın analizci olduğunu söyleyebilirim ama bu analizi açık bir şekilde yapmıyor. Görünen katmandaki cümleleri, saklı katmandaki özü anlatmak için öze pek de yakın olmayan bir şekilde yazmış, peki öyleyse nasıl anlaşılıyor? Mesele de orda işte, yazarın anlatmak istediği özün dışında farklı hislere de sürükleyebilen bir eser ki felsefi bir eser, herkes farklı anlayabilir veya anlamayabilir. Bu yüzden de eser hakkında net bir inceleme yazmak zorlaşıyor ama ana temalarda sevgisizlik, özgürlük, yalnızlık, din, suç, hüküm, emek ve sanat işleniyor diyebilirim. Tüm öyküleri doyurucu bir şekilde anladım diyemem ama en çok anladığımı düşündüğüm ve hoşuma giden Jonas ya da Resim Yapan Ressam öyküsü oldu.
Sürgün ve KrallıkAlbert Camus · Can Yayınları · 20181,738 okunma
7/10
·152 syf.··
2021 14. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 28 Şubat 2021 17:19
Albert Camus'nün okuduğum 7. kitabı oldu. Şu ana kadar okuduğum eserleri arasında beni en çok zorlayan ve yıpratan kitabı bu oldu. "Sürgün ve Krallık" adındaki bu kitap, Albert Camus'nün 6 adet öyküsünden oluşuyor. Öykülerin isimleri şu şekilde: Aldatan Kadın, Dönme ya da Karışık Bir Kafa, Dilsizler, Konuk, Jonas ya da Resim Yapan Ressam ve Büyüyen Taş... Yazarın daha önce okuduğum kitapları roman, deneme, inceleme ve felsefe-düşünce türünde eserlerdi. Öyküye benzer birkaç yazısını okumuştum aslında; ama hiçbiri tam olarak öykü kitabı değildi. Bu eserle birlikte, açıkçası Albert Camus'nün öykülerinin pek bana göre olmadığını fark ettim. Çok sevdiğim bir yazar olduğu için de okurken birçok defa kendime kızdım, konsantre mi olamıyorum acaba diyerek kendimi sorguladım; fakat vardığım neticede öykülerinin bana hitap etmediğine karar verdim. Ayrıca kitabın150 sayfa olmasına bakmayın. Öyküler hiç de öyle kolay okunabilen türden öyküler değil. Hepsi büyük dikkat ve çaba istiyor. Yazarın diline aşina olan okurları bile zorlayacağını düşünüyorum. Genellikle Albert Camus'ye hangi kitabıyla başlanılması gerektiği yönünde okurların kafasında soru işareti oluyor. En azından bana çokça sorulan bir soru bu... Albert Camus'ye kesinlikle bu kitapla başlanılmasını önermiyorum. Herkese keyifli okumalar dilerim.
Sürgün ve KrallıkAlbert Camus · Can Yayınları · 20181,738 okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2025 23. kitabı
·
19 saatte okudu
·
Okunma: 10 Mayıs 2025 12:23
Boş kafayla sakin bir yerde, arka planda başka uğraş ya da düşünce olmadan okunması gereken bir kitap. Aksi halde anlaşılması ve takip edilmesi zor. 6 kısa öyküden oluşması, kısmen okunmayı kolaylaştırıyor.
Sürgün ve KrallıkAlbert Camus · Can Yayınları · 20181,738 okunma
5/10
·152 syf.··
2021 10. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 05 Şubat 2021 11:31
Camus'un 6 hikayeden oluşan kitabı. Doğrusu Camus'a bu kitap ile başlamak sanirım bir şanssızlık kendi adıma. Lakin yinede aklımda iz bırakan 3 hikayesi kaldı. Aldatan Kadın; Arap çöllerinde kocasıyla ticari geziler yapan bir Avrupalı kadının iç dünyasındaki çelişkileri, bir gece özgürlüğü çöllere kaçarak hissetmesi. Jonas Ya da Resim Yapan Ressam; bir ressamın yükselişi ve sonrasında düşüşünün kelimelere düşüşüy dü bu hikaye. Büyüyen Taş ise; Afrika kıtasının o kara derili yaşamlarının makus talihiy di belki de. Yinede kitap bitirdikten sonra küçük bir lezzet bıraktı zihnimin derinliklerinde.
Sürgün ve KrallıkAlbert Camus · Can Yayınları · 20181,738 okunma
Puan vermedi·142 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 13 Ocak 2026 23:39
Sürgün ve Krallık, okuru içine alan bir hikâye kitabı değil; okurun karşısına geçip susarak konuşan bir kitap. Camus burada olay anlatmıyor, insanın dünyadaki yalnız konumunu gösteriyor. Kalabalıklar içinde sürgün oluşumuzu, anlam ararken bile mesafeyi koruyuşumuzu, bir yere ait olamamanın sessiz ağırlığını… Hikâyeler soğuk, karakterler uzak, duygular bastırılmış. Bu yüzden insan “okudum ama bana geçmedi” diyebilir— ki bu çok anlaşılır. Çünkü Camus bu kitapta okuru teselli etmiyor, sınavdan geçiriyor. Özetle: Bu kitap sevilmek için yazılmamış. Anlaşılsa bile sarmıyor, dokunsa bile ısıtmıyor. Camus’un en mesafeli, en suskun metinlerinden biri diyebilirim
Sürgün ve KrallıkAlbert Camus · Can Yayınları · 01,738 okunma

Yazar Hakkında

Albert CamusYazar · 44 kitap
Varoluşçuluk ile ilgilenmiştir ve absürdizm akımının öncülerinden biri olarak tanınır; fakat Camus kendini herhangi bir akımın filozofu olarak görmediğinden, kendini bir "varoluşçu" ya da "absürdist" olarak tanımlamaz. 1957'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanarak, Rudyard Kipling'den sonra bu ödülü kazanan en genç yazar olmuştur.Ödülü aldıktan 3 yıl sonra bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Hayatı Çocukluğu ve gençliği 20. yüzyılın en güçlü Cezayirli yazarlarından biri olan Albert Camus, 1913'te Cezayir'in Mondovi kasabasında doğdu. Yoksul bir aileden gelen Camus'nün babası bir Alsaslı, annesi ise İspanyol'du. I. Dünya Savaşı sırasında, 1914'te babasını kaybetti. Annesi evlerde hizmetçilik yaparak oğlunu okutmaya çalıştı. Ancak Camus, daha bağımsız bir hayat sürebilmek için evinden ayrıldı. 1923'te liseye, ardından da Cezayir Üniversitesi'ne kabul edildi. Üniversite eğitimi sırasında sağlığı bozuldu ve 1930'da vereme yakalandı. Hastalığı yüzünden üniversite takımının kaleciliğini bırakmak zorunda kaldı. Bundan sonra çeşitli işlerde çalışmaya başlayan Camus, felsefe eğitimini ancak 1936'da tamamlayabildi. 1934'te Fransız Komünist Partisi'ne katıldı. Bu hareketinin kaynağı, Marksist-Leninist öğretisine (doktrinine) desteğinden ziyade, İspanya'da daha sonra iç savaşla sonuçlanacak politik duruma duyduğu kaygıydı. Ancak üç yıl sonra, Troçkist suçlamasıyla partiden atıldı. Camus 1934'te Simone Hie'yle evlendi. Simone bir morfin bağımlısıydı ve Camus'yle evlilikleri, Simone'nun sadakatsizliğine bağlı olarak son buldu. 1935'te "İşçinin Tiyatrosu"nu (Théâtre du Travail) kurdu fakat bu tiyatro 1939'da kapandı. Aynı yıl, verem hastası olduğundan Fransa ordusuna kabul edilmedi. 1940'ta piyanist ve matematikçi Francine Faure ile evlendi ve 5 Eylül 1945'te Catherine ve Jean adlarında ikiz çocukları oldu. Aynı yıl Paris-Soir dergisi için çalışmaya başladı. Daha henüz "Sahte Savaş" olarak adlandırılan II. Dünya Savaşı'nın ilk zamanlarında bir pasifist olarak kaldı. Ancak bu tutumu Paris'in Alman ordusu tarafından işgali ve 1941'de, komünist gazeteci Gabriel Péri'nin gözleri önünde idam edilmesiyle değişti ve onun da başkaldırmasına neden oldu. Paris-Soir ekibiyle Bordeaux'ya gitti ve aynı yıl ilk kitapları olan "Yabancı" ve "Sisifos Söylencesi"ni tamamladı. Camus, Bordeaux'yu 1942'de terkedip Cezayir'in Oran şehrine gitti ve ardından Paris'e döndü. Edebiyat kariyeri Camus II. Dünya Savaşı sırasında Naziler'e karşı oluşmuş Fransız Direnişi'ne katıldı ve bu direnişin bir parçası olarak "Combat" adında bir gazete yayımlamaya başladı. 1943'te gazetenin editörü oldu; fakat 1947'de "Combat" ticari bir gazete olunca buradan ayrıldı. Jean-Paul Sartre ile tanışması burada gerçekleşmiştir. Savaştan sonra, Sartre ve Beauvoir gibi kişilerin buluştuğu Boulevard Saint-Germain'deki Café de Flore'u ziyaret etmeye başladı. Bu yıllarda, aynı zamanda Amerika'yı turlayarak Fransız varoluşçuluğu hakkında dersler verdi. Politik olarak sol görüşlere yatkın olmasına rağmen komünizme karşı çıkması, ona komünist partilerde arkadaş kazandırmadığı gibi Sartre'dan da uzaklaştırdı. Camus, 1949'da vereminin tekrarlaması yüzünden iki yıl inzivaya çekildi ve "Başkaldıran İnsan"ı yayımladı. Bu kitap, Fransa'daki birçok sol görüşe sahip arkadaşı ve özellikle de Sartre tarafından hoş karşılanmadı ve Sartre'la bütünüyle yollarını ayırdı. Kitabının tatsız yorumlarla karşılanması Camus'yü kitap yazmaktan tiyatro oyunları çevirmeye itti. Camus, 1950'lerde kendini insan haklarına adadı. 1952'de Birleşmiş Milletler, Francisco Franco diktatörlüğündeki İspanya'yı üye olarak kabul edince UNESCO'daki çalışmalarını durdurdu ve kurumdan ayrıldı. Ayaklanmalarda insandışı bir sertlik kullanan Sovyet metodlarını eleştirdi. Pasifistliğini koruyan Camus, İdam cezasına karşı savaşını sürdürdü. Cezayir Bağımsızlık Savaşı 1954'te başladığında, Camus kendini ahlakî bir ikilem içinde buldu. Bunun nedeni, Cezayir doğumlu Fransızları tasvir ederken kullandığı sıfat olan "siyah ayak"tı. Ancak, sonunda, savaşta Fransa hükümetini savunuyordu. Kuzey Afrika'da başlayan isyanın, aslında Mısır önderliğindeki yeni-Arap emperyalizminin ve batıya saldıran Sovyetler Birliği'nin işleri olduğunu düşünüyordu. Cezayir'in özerk, hatta bir federasyon olmasını savunuyor; fakat bütünüyle bağımsızlığını desteklemiyordu. Öte yandan, Araplar'la "siyah ayak"ların beraber yaşayabileceğini düşünüyordu. Bu kriz sırasında ölüm cezasına çarptırılan Cezayirlilerin kurtulması için gizlice çalıştı. Camus, 1955 ve 1956 yıllarında Fransız "L'Express" dergisinde yazdı. Bunların ardından 1957 yılında Camus Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı. Nobel ödülünü aldıktan sonra büsbütün genişleyen ünü, onu XX. yüzyıl dünya edebiyatının başköşesine yerleştirdi. Genel yaklaşım bu ödülün bir önceki yıl yayımlanan "Düşüş" için değil, idam cezasına karşı yazdığı "Réflexions Sur la Guillotine" makalesi için verildiğidir. Stockholm Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşma esnasında Cezayir konusundaki hareketsizliğini savundu. Fakat daha sonra Cezayir'de yaşayan annesinin başına ne geleceği konusunda meraklandığını bildirdi. Çelişkili sayılan bu durum Fransız sol entelektüelleri tarafından tepkiyle karşılandı. Ölümü  Camus, 4 Ocak 1960'ta, Sens yakınlarındaki küçük Villeblevin kasabasında "Le Grand Fossard" isimli bir yerde geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Daha sonra mantosunun cebinde bir tren bileti bulunmuştur. Büyük bir olasılıkla, Camus gideceği yere trenle gitmeyi planlamıştı; fakat arkadaşıyla birlikte arabayla dönmeyi tercih etti. İronik biçimde, Camus daha önce en absürt ölüm şeklinin ne olduğu sorulduğunda, araba kazasında ölmeyi bunlardan biri olarak nitelendirmişti. Kazanın gerçekleştiği Facel Vega marka otomobilin sürücüsü ve yayımcı dostu da Camus'yle birlikte hayatını kaybetti. Camus Lourmarin Mezarlığı, Lourmarin, Vaucluse, Provence-Alpes-Côte d'Azur'de gömülmüştür.  Camus'nün ölümünden sonra telif hakları Camus'nün çocukları olan, Catherine ve Jean Camus'ye devredildi. Ölümünden sonra 1970'te "Mutlu Ölüm", 1995'te de öldüğünde hala bitmemiş olan "İlk Adam" yayımlandı. Camus'ye göre "saçma" Camus'nün felsefeye en büyük katkısı, insanların ne berraklık ne de anlam sunan dünyada bunları aramalarının sonucu olarak oluşan "absürt" fikridir. Filozof bu felsefesini "Sisifos Söylencesi"nde açıklayıp "Yabancı" ve "Veba" gibi romanlarında da işlemiştir. Genelde varoluşçulukla birlikte ele alınan "Absürdizm" (Saçma, uyumsuzluk felsefesi) ile birçok yazar ilgilenmiş ve bu felsefi düşünce akımını kendine göre yorumlamıştır, Camus "saçma"`nın kurucusu değildir fakat bu düşünce akımında önemli bir yer tutar. Camus, makalelerinde okuyanı dualizmle tanıştırır. Mutluluk ve keder, yaşam ve ölüm, karanlık ve aydınlık.. Hayatın çeşitli biçimlerde geçtiğini ve insanın ölümlü olduğu gerçeği de budur. Sisifos Söyleni`de bu dualizm bir çelişki halini alır: Bir yanda yaşayarak hayatlarımıza değer vermekte öte yandan eninde sonunda yok olacağımız gerçeğini de bilmekteyiz. Bu çelişkiyle yaşamak "Absürt"`ün ta kendisidir. Eğer hayatımızın anlamsız ve boşuna olduğunu biliyorsak, kendimizi öldürmeli miyiz? Bu trajedik kısır döngü nasıl aşılabilir? Camus saçma kavramını burada kurar: yaşamın beyhudeliğinin bilincinde olan insan. Fakat Camus intihardan yana değildir, yaşamın anlamsızlığının yok edilemeyeceğinin bilincindedir fakat bununla savaşmaktan kaçınmaz. Varoluşçuluk ve absürdizm hakkındaki görüşleri Bazı eleştirmenler Camus`yü kategorize etmeye çalışarak onun bir varoluşçu ya da absürdist olduğunu söyler. Eleştirmenlerin mi ya da Camus`nün kendi ifadesinin mi doğru olup olmadığı tartışılmakla birlikte, Camus etiketlenmeyi sevmediğini belirterek varoluşçu olduğu tanımına karşı çıkar: "Hayır, ben bir varoluşçu değilim. Sartre ile isimlerimizin yan yana anılmasına hep şaştık. Sartre ve ben kitaplarımızı birbirimizle gerçekten tanışmadan önce yayımladık. Birbirimizi tanıdığımızda ise ne kadar farklı olduğumuzu anladık. Sartre bir varoluşçudur, benim yayımladığım tek fikir kitabı Sisifos Söylencesi`dir ve sözde varoluşçu filozoflara karşı doğrultulmuştur.Camus felsefesini en iyi anlatan sözlerinden biri de; 'hayat hiç bir şey değildir, itina ile yaşayınız.'dir. Hayatın bir anlam aramaya çalışmayacak kadar kısa olduğunu, nihayetinde bir anlamı olmadığı, anlamı olsa bile olmasının hiç bir şey değiştirmeyeceğidir. Bu yüzden insanın yapabileceği en iyi şey hayatını yaşamak olacaktır. Camus hayatın anlamsız olduğunu söylemiştir, fakat anlamsız bir şeyi anlamlı yaşamanın da bir sakıncası yoktur. Bu yüzden Camus'un felsefesi pesimizm veya aşırı bir melankoli değildir. Bir absürdist olup olmadığı hakkında da şunları söyler: "Absürt kelimesinin kötü bir geçmişi var ve bunun beni rahatsız ettiğini itiraf ediyorum. Absürt`ü Sisifos Söylencesi`de ele alırken, bir metod arıyordum doktrin değil. Sistemli bir şüphe pratiği yapıyordum. Daha sonra bir şeyler inşa edebileceği düşüncesiyle "tabula rasa" yöntemini kullanmaya çalışıyordum. Eğer hiçbir şeyin bir anlamı olmadığı varsayarsak, dünyanın absürt olduğu sonucuna ulaşmalıyız. Fakat gerçekten hiçbir şeyin hiçbir anlamı yok muydu? Bu noktada kalabileceğimize hiçbir zaman inanmadım." Camus ve futbol Camus`yle birlikte anılan ve sık sık gönderme yapılan konulardan biri de kaleciliğidir. Bir süre Cezayir Üniversitesi genç takım kaleciliği yapmıştır ve maç raporlarına göre tutkuyla oynayan cesur bir kalecidir. Bir seferinde arkadaşı Charles Poncet "tiyatroyu mu yoksa futbolu mu" tercih edeceğini sorduğunda, "Tereddütsüz futbol" cevabını vermiştir. Tüberküloza yakalanınca futbolu bırakmak zorunda kalmıştır. 1950'li yıllarda bir spor dergisine futbol hakkında bir yazı yazması rica edilince şöyle demiştir:  « Ahlak ve insanın yükümlülükleri hakkında güvenebileceğim ne biliyorsam onu futbola borçluyum.»   Camus, dini ve politik insanların aklımızı karışık ahlaki sistemlerle karıştırmaya çalıştığını böylece aslında basit olan şeylerin olduğundan daha komplike göründüğünü söyler. İnsanlar, politikacılar ve filozofların alanı yerine futbolun basit ahlakına bakmakla daha iyi edebilir.