Kazak Bey'i Taras Bulba ve iki oğlunun destansı bir dille anlatımı diyebiliriz kitap için. Kazakların kültürleri ve savaşçı kişilikleri üzerinde daha çok duruyor. Sonu hazin.
Taras BulbaNikolay Gogol · Oda yayınları · 20002,188 okunma
Bilinçli olarak yapmadım ama kitabı öyle bir dönemde okudum ki, şimdi düşününce bazı şeyler ne kadar da boş geliyor insana. Ukrayna asıllı Rus yazar Gogol'ün bu eserini acı bir iç ezikliği ile okudum. Rusları övmek.. Hem de bir Ukraynalı tarafından. Gogol bugün ki savaşı görse bu kitabı yine bu şekilde yazar mıydı?
Kitaba gelince; Taras Bulba karakterini tıpkı romanda söylendiği gibi çok aşırı buldum. Bu neyin hırsıdır ki iki evladını ve sonunda kendisini feda etti. Değer miydi? Kitabın sonuna kadar bu soruyu sordum kendime. Kendi düşen ağlamaz. Gogol'ün yazarlığı tartışılmaz. Konuyu gerçekten güzel işlemiş ve okuduğum yayınevi çevirisini de gayet başarılı buldum. Tavsiye edebileceğim bir kitap. Iyi okumalar..
Taras BulbaNikolay Gogol · Oda yayınları · 20002,188 okunma
Oldukça akıcı bir klasiği daha bitirmiş bulunuyorum. Hayatı at sırtında savaşlarda geçen, fazlasıyla milliyetçi ve aşırı şekilde Ortodoks Hristiyanlık savunucusu bir profil çizen Taras Bulba için varsa yoksa Ortodoksluğu ve Kazaklığı yüceltmek ülküsü var. Savaşsız duramıyor adeta. Konusunuda, temposunuda, büyük yazar Gogol'un yazım tekniğinide fazlasıyla beğendiğimi söylemeyelim.
Polonyalılara karşı savaşan Ukraynalı Kazak Taras Bulba'nın epik öyküsü. Alt zeminde Sparta'lılar gibi savaşçı olarak yetiştirilen Kazak'ların adetleri, yaşam tarzları, dünya görüşleri eşliğinde, tarihi ve coğrafi olarak okuyanı içine çeken bir destanı okuyorsunuz. Kitapta milliyetçilik ruhu yoğun olarak hissediliyor (bir zamanların Cüneyt Arkın'lı Kara Murat filmleri gibi). Ayrıca kitapta en çok yüklenilenler Leh'liler dışında Yahudiler. Yahudilerle ilgili o kadar çok cümle var ki şu an yazılsa ırkçılıkla suçlanabilir diyebilirim.
2009 yılı yapımı dışında, Yul Brynner ve Tonu Curtis'li 1962 yılı yapımı filmi de bulunmakta.
Taras BulbaNikolay Gogol · Oda yayınları · 20002,188 okunma
Savaş tarih konuluydu belli bi konusu da yoktu bence taras ve savaş maceraları sadece. Zaten sonunda da öldü. Sevmedim rus olsam beğenirdim heralde baya yüceltmiş rusları türkleri de kötüleyip durdu. kitap boyunca gogolu pek sevmedim zaten kitabı yazmış bastırmış toplatıp yakmış iki kere wtf dengesiz a. neyse fena değildi ama bana göre değil. yüksek veriyim anlatım iyiydi 7/10 3.10.2021
1647 yılı tuhaf bir yıldı. Yerde ve gökte çeşitli işaretler, muazzam büyüklükte olayların ve felaketlerin habercisiydi.
Taras Bulba; Polonya-Litvanya'nın yanlış politikalarının yol açtığı savaşları, isyanları ve huzursuzluğu kurgusal bir karakter olan Taras Bulba aracılığıyla anlatan bir roman. Aslen "Mirgorod Öyküleri" kategorisinde bir hikaye olsa da sonrasında romanlaştırılmış, şahsen bu durumdan hoşnut oldum, zira karmaşık bir olayı hikaye olarak görmek kimseyi tatmin etmeyecekti diye düşünüyorum.
Kitap her ne kadar basit bir dille yazılmış olsa da okumadan önce "Ogniem i Mieczem" (Ateş ve Kılıçla) filmini izlemenizi tavsiye ederim. Kazak milletinin yaşantısını, giyim kuşamını, savaş stratejilerini detaylıca görebilir, hayal gücünüzü geliştirebilirsiniz. Ayrıca bu romanda da bahsedilen "Hmelnitski Ayaklanması" hakkında da bilgi sahibi olabilirsiniz.
Gogol'ün roman olarak bu temayı kullanmasını hem Rusya'nın baskıcı ortamından kaçmak için geçmişin fikrine sığınmak, hem de alttan alttan Rus soylularını, bürokratlarını eleştirmek olarak buluyorum. Zira Hmelnitski Ayaklanması'nın lideri Bogdan Hmelnitski, bu olayı bir ülkeye değil, soylulara haddini bildirmek olarak nitelemiştir. Yani tesadüf olduğunu düşünmüyorum. Ayrıca kendisinin Kazak bir aileden geldiği tahmin edilmektedir.
--
İncelemeye başlamadan önce iki şeyi belirtmek isterim:
• Seç olarak adlandırılan şey Zaporojya Siçi'dir. Seç (aslında Siç) kitapta belirtildiği üzere Kazakların bağımsız bir ülkesi olması için çabalayan, askeri faaliyetleri bulunan bir örgüttür. Polonya'ya sadık bir örgüt olarak başlasalar da daha sonrasında Polonyalılar akdine sadık kalmayarak Ortodoksları aşağılamaya başlayınca faaliyetleri isyana dönmüştür.
• Taras Bulba gerçek bir figür değil, Dubno şehri de kuşatılan bir şehir
Kazak ordusunun kahramanlıkları, güçleri, kararlılıkları ve bu yolda verdikleri kan... Milliyetçilik ve azimin altını basa basa çizen bir kitap. Kazak ve hristiyanların atalarına olan benzersiz hayranlığı. Taras Bulba adlı Kazağın bu davada kendi oğlunu bile gözden çıkaracağı kadar kararla yürümesi. Zevk ve sefalarından geri kalmayan fakat savaşmayı, ordularını, ülkesini ve dinini korumaktan çekinmeyen bir Kazak ordusu... Tüm bunlar ışığında kitabın verdiği öğretiler de göz ardı edilemez elbette, anlaşılır ve kahramanlık ağzıyla yazılmış bir eser. Yaşadığınız şu mekanik hayattan bir an olsun çıkıp bozkırın uçsuz bucaksız yollarında cesurca dolaşmak istiyorsanız bir okuyun derim.
Bir savaşı, bir ihaneti, bir aşkı, bir tükenişi, bir direnişi anlatan Gogol'un romanı. Gerçekten de etkileyici bir dille anlatılmış, savaşın tüm boyutları çok iyi işlenmiş diyebilirim. Dinler çatışması, din boğazlaşması, ırksal direniş üzerinden şekillenen roman bir solukta okunacak tarzda.
Taras Bulba, öyle sıradan bir adam değil. Koca yürekli, sert mizaçlı, eski kafalı ama tam bir savaşçı. Kazak’tır bu adam, o eski Ukrayna bozkırlarının yiğitlerinden. Hikâye de onun ve oğullarının başından geçenleri anlatır zaten. Taras’ın iki oğlu var: Ostap ve Andriy. İkisi de eğitimden dönüyorlar, yani Kiev’de okul bitmiş, artık eve geliyorlar. Daha eve adım atar atmaz Taras bir sinirleniyor! Çünkü çocukları biraz şehirli buluyor. “Biz savaşçıyız oğlum, ne bu naz?” der gibi. Ama hemen ardından içindeki baba sevgisi baskın çıkıyor. Seviyor da onları, gurur duyuyor aslında. Sonra ne yapıyorlar biliyor musun? “Okul moku bitti, hadi cepheye!” diyor Taras. Üçü birlikte Kazakların o meşhur birliklerinden Zaporojya’ya katılıyorlar. Yani bozkırın ortasında, tam bir erkek dünyası. Savaş, eğlence, votka, silah... O dönemin savaşçı ruhu yani. Ama işte, bu öyle düz bir kahramanlık hikâyesi değil. Andriy’in gönlü bir kıza kayıyor. Hem de düşman taraftan bir kıza! Bu aşk, onu çok ama çok zor bir tercihe sürüklüyor. Taras için vatan her şeyden önemli; oğlunun aşk uğruna ihanete kayması onun için ölümden bile beter. Ve ne yazık ki... (Spoiler vermeyeyim ama iş ciddileşiyor. Taras’ın verdiği karar çok ağır oluyor.) Ve Taras... En sonunda hem oğullarını, hem dostlarını, hem de o çok inandığı Kazak birliğini kaybediyor. Ama inat ediyor; “Bu dava bitmez,” diyor. Son ana kadar düşmana karşı direniyor.
#spoiler#
Taras Bulba bir dönem hikayesi ..yerinde duramayan kazak ların lehlere karsi savaşına şahit oluyoruz ..kazaklar oğullarını savaşta kahraman olsun diye yetistiriyorlarmis bunu anladim :) ama şunu bilememisler ki "aşk savaştan da kahramanlık destanlarından da kuvvetli bir fırtına "
Gogol tam bir halk gözlemcisi ,kelimeleri halk ağzıyla yazıyor ve zaman zaman gulumsetiyor :)kitabın 1966 basımını okudum 228 sayfaydi ve en büyük sürprizi "Bir mayıs gecesi "nin de aynı cilt içinde olmasıydı :) kısaca bir taşla iki Gogol hikayesi vurdum ...
Iyi okumalar .
Nikolay Vasilyeviç Gogol (Rusça: Николай Васильевич Гоголь) (31 Mart 1809 - 4 Mart 1852), Ukrayna asıllı Rus roman ve oyun yazarı. En çok tanınan eserleri Palto, Bir Delinin Hatıra Defteri ve Ölü Canlar’dır.
Gogol orta hâlli toprak sahibi bir ailenin çocuğu olarak Ukrayna’da Soroçinski köyünde dünyaya gelir. Gogol’ün çocukluğu köy hayatı ile ve yoğun Kazak kültürü etkisinde geçer. Bu hayatın etkisi ileride yazacağı eserlere de yansıyacaktır.
Gogol, gençlik yıllarında şiir ve edebiyata ilgi duyar. 1828'de Petersburg’a gider. Orada memur olmayı ve bir şekilde geçinmeyi umar ancak işler umduğu gibi gitmez. Gogol, Petersburg’dan Almanya’ya gider ancak orada da parası bitene kadar kalabilir. Tekrar Petersburg’a dönüp iş arayan Gogol bu sefer çok düşük bir maaşla da olsa devlet memuru olarak çalışmaya başlar. Bu görevden de bir sene sonra ayrılır.
1809 yılında günümüz Ukrayna topraklarında yer alan Veliki Soroçintsi’de doğmuştur. Gogol, 1836’da Puşkin’in çıkardığı Sovremennik adlı dergide, yergili öykülerinin en neşelilerinden biri olan Araba’yı ve eğlenceli ve iğneleyici bir üslûpla yazılmış gerçeküstücü öyküsü Burun’u yayınlar.
Yazar, yazı sanatında büyük ölçüde Puşkin’in etkisi altındadır. Öyle ki, onun eleştirileri ve telkinleri olmadan yazamayacağını düşünür. Yazarın Puşkin’le olan arkadaşlığı, onu aldığı acımasız eleştirilerden de koruyan en büyük güçtür.
Gogol’un ilk ciddi ve dikkat çeken eserleri Ukrayna hayatı ile, halk deyişleri ile süslü halk hikâyeleridir.
Gogol 1831 – 1832 yıllarında yazdığı bu hikâyeleri, Dilanka Yakınlarındaki Çiftlikte Akşam Toplantıları adlı kitapta toplar. Bu öyküler Rus edebiyat dünyasında Gogol’ün bir anda parlamasına yol açar. 1835 yılında Mirgorod ve Arabeski adlı eserlerini de yayımladı. Bu kitaplarında da halk hikâyeleri, özellikle Kazak geçmişi işlenmiştir.
Hikâyelerinde günlük hayatı ve bayağı kişilikleri zaman zaman mizahi zaman zaman öfkeye varan bir şekilde yeriyordu.
Eski Zaman Beyleri, Arabeski bu yergi kitaplarının ilkleridir. Arabeski kitabındaki hikâyelerinden biri olan Bir Delinin Hatıra Defteri bir memurun rutin hayatını ve işi yüzünden nasıl sıkıldığını anlatır. Hikayenin sonunda memur akıl hastanesine yatırılır. Portre adlı eseri ise dünyanın kötülüklerden kurtulamayacağı vurgusu ile sonlanır.
Büyük komedisi Müfettiş adlı eseri ile bürokrasiyi alay derecesinde yeren Gogol, eserinin sahnelenmesi ile tüm şimşekleri üzerine çeker. Tepkiler yüzünden Rusya’dan ayrılmak zorunda kalır. Roma’da Puşkin’in tavsiyesi ile en büyük eseri olan Ölü Canlar’ı yazarken Puşkin’in öldüğü haberini alır. Bu haber onun için “Rusya’dan gelebilecek en kötü haber”dir. O zamana kadar Puşkin’i düşünmeden dikkate almadan hiçbir şey yazmayan Gogol için bu haber gerçekten bir yıkım olmuştur. Puşkin’in ölümünün yıkıcı etkisine karşın 1842 yılında iki önemli eseri olan Ölü Canlar’ın 1. cildi ve uzun hikâyesi Palto’yu bitirir ve yayınlar. Ölü Canlar dönemin Rusya’sının çürümüşlüğünü gerçekçi bir biçimde gözler önüne sererken Palto’da sıradan insanların yaşadıkları acılar, maruz kaldıkları haksızlıklar, ve yaşadıkları yoksulluk tüm gerçeklikleriyle, okuyucuyu sarsacak bir ustalıkla gözler önüne serilmektedir. Bu eser de dönemin en büyük eserlerinden biri olarak nitelendirilecektir. Rus edebiyatına sıradan insanların gerçekçi bir girişi olarak da nitelendirilebilir Palto. Öyle ki Dostoyevski hikâyeye hitaben “Hepimiz Gogol’ün Palto’sundan çıktık.” diyecektir. Ancak öykü yayınlaması ile soylu kesimin tepkisini tekrar Gogol üzerine çeker. Dönem aydınlar üzerinde büyük baskıların uygulandığı karanlık I.Nikola dönemidir. Gogol düzen savunucuları tarafından Rus insanını aşağılamakla onun kötü yönlerini göstermekle, halkına ihanetle suçlanır. Ancak onun yapmak istediği halkını aşağılamak değil onu bu hale sokan yozlaşmış düzeni tüm gerçekliği ile gözler önüne sermektir. Maruz kaldığı bu suçlamalar yazarın ruhsal sağlığına da ciddi zararlar vermiştir.
Puşkin’in ölümünden sonra Gogol’ün popülaritesi daha da artar. Bu ilgi Gogol’da bir öncülük hissi yaratır ve kendine toplumu değiştirmek, insanlara yol göstermek gibi misyonlar edinir. Bu dönemde eski yaratıcılığını kaybettiği söylenebilir. Dine karşı ilgisi artar ve daha önce eleştirdiği kiliseyi dahi övmeye başlar. Bu davranış hayranlarının tepkisini çeker ancak o bu tepkilere dinsel yorumlar katar ve Tanrı’nın gönlünü almak için ona daha da yakınlaşır. 1848’de kutsal toprakları ziyaret etmek için Filistin'e gider. Moskova’ya geri dönen Gogol, orada Matvey Konstantinovski adlı gerici bir rahibin etkisi ile 1852 yılında Ölü Canlar romanının ikinci bölümünün el yazmalarını yakarak imha eder. Bu davranışından 10 gün sonra 42 yaşında Moskova’da ölür.
Eserleri
İki Soylu Kişinin Öyküsü
Masallar
Müfettiş
Palto
Ölü Canlar
Burun
Bir Delinin Hatıra Defteri
Portre
Eski Zaman Beyleri
Taras Bulba
Fayton
Kumarbazlar
Dava
Evlenme
Petersburg Hikayeleri
Dikanka Yakınlarındaki Bir Çiftlikte Akşam Toplantıları