Üç Mesele

·
Okunma
·
Beğeni
·
18,7bin
Gösterim
Adı:
Üç Mesele
Baskı tarihi:
1984
Sayfa sayısı:
189
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Baskılar:
Üç Zor Mesele
Üç Mesele
Üç Mesele
Üç  Mesele
Üç Mesele
584 syf.
·8/10 puan
Cemil Meriç,Rasim Özdenören,Nurettin Topçu,Dücane Cündioğlu ve İsmet Özel..Düşünce bakımından beyin jimnastiği yapmak istediğimde ilk başvuracağım favori yazarlardır.
İsmet Özelin bu eserini bitirdiğimde iki konu var ki tamam dedim işte aradığım nokta da buydu;
1-Radikalizm ve Ütopya..
İfrat-Tefrit olayı...
2-Teknoloji,medeniyet ve yabancılaşma adı altında 3 zor meseleyi ise;
köklüce,derinlemesine kavrayarak,bizi kulluğumuzun şuuruna varmada daha ileri bir merhaleye ulaştıracaktır.
Tabi sağlam bir itikat ve ibadetle..
İyi okumalar..
584 syf.
·17 günde·Beğendi·9/10 puan
“ÜÇ ZOR MESELE”yi “teknoloji, medeniyet,yabancılaşma” konularında, ülkemiz Müslümanlarına yön vermek amacıyla hazırlanmış bir eser olarak kabul edebiliriz.Kitap; “neyim” sorusuyla “yabancılaşma”yı, “ne yapıyorum” sorusuyla “medeniyet”i, “nasıl yapıyorum” sorusuyla da “teknoloji”yi açıklayarak bunların birbirleri ile olan bağlarını ve bunların birbirlerinden ayrı değerlendirilemeyişlerini izah etmektedir.

Yabancılaşma; insan olarak kendimizi nasıl algıladığımızla ilgili bir kavramdır..Bu kavramı Özel, insanın anlam arayışı sürecinde ele almaktadır.Ona göre,insanın; kendisiyle, hakikatle,gerçeklikle, tabiatla … kurduğu ilişkilerin sıhhati ölçüsünde yabancılaşma gerçekleşir veya gerçekleşmez.Hayata, ahiret ile hayat dışı bir alandan anlam yüklemeyi başaran,varoluş güvenliğini iman ile sağlayan ve sağlamlayan kişilerle; zulüm, küfür ve hiçliğin içerisinde karanlıkta kalanların bu noktadaki durumu bir değildir.Özel, kendi içerisinde bir bütünlük arz etmekte zorlanan günümüz insanının aile,cemaat,millet,medeniyet ilişkilerine ışık tutar.Teknolojinin insanları tek tipleştirmesini vurgular.İnsanların, birbirlerine benzeyen bireyler olarak birbirlerinden uzaklaştığının altını çizer.Hayatı anlamlandırabilmek için ölümü ve hayatı birlikte ele almayı önerir.

Medeniyet;yaşama biçimimiz, insanlarla olan bağlantımız, hayat tarzımızla ilişkili bir kavramdır.Özel,medeniyet kavramını kullanırken daha çok Batı Medeniyet’ine atıfta bulunurken, medeniyetin beşer mahsülü olduğunu,birçok medeniyetin varolduğunu hatırlatır. Medeniyeti bir insan kalıbı olarak görür.Onu,kendi döktüğü kalıplara girmeye çalışmak olarak algılar.İslam’ın medeniyet kavramına ihtiyacı olmadığını söyler.Bu noktada ilahi olana vurgu yaparak İslam’ı; Kur’an ve Sünnet Yolu’nda inanç, düşünce ve davranış bütünlüğü olarak tanımlar. Batı Medeniyeti’ni ise insanlığın sorumluluğunu üstlenmediği için eleştirir.Bir yandan açlık,savaş,hastalık,eşitsizlikle savaşır gözükürken diğer yandan yine(sistemin doğası gereği) açlık,savaş,hastalık ve eşitsizlik ürettiğini söyler.İslam Dünyası’na kendi yaşam tarzlarını dikte etmelerini doğru bulmaz.

Teknoloji;yaşamımızın maddi çerçevesidir.Yabancılaşma ve medeniyet gibi bir kavram olarak karşımıza çıkmaz.Teknolojisiz devam ettirilemeyecek düzeye gelen hayatı yaşamak, günümüz insanı karşısına bir sorun, bir problem olarak çıkmaktadır.İnsanlar teknolojiye kayıtsız kalamayacak hale geldi,getirildi. Özel, bu süreçte tekniğin Batı Medeneiyeti ideallerine uygun olarak Burjuvaziye hizmet etmek amaçlı geliştirildiğini vurgular.Üretilen bilgilerin gerçeği manipüle etme noktasında kullanıldığını belirtir. İsmet Özel böylece modern teknolojinin küresel ölçekte yaygınlaştırılmasıyla kültür farklarını ortadan kaldırarak dünyayı aynı kültür altında yönetmeyi amaçlayan sömürgeci zihniyetin gözükmeyen planlarını gün yüzüne çıkarır. Bilime ve ürettiklerine de eleştirel bakar.Din ve bilimi varsayımları ve yönelimleri itibariyle ayrı oluşlarını vurgulayarak din-bilim çatışmasını reddeder.

“Bu üç mesele neden zor?” diye sorduğumuzda ise bu konuların iç içe geçmişliğini, teker teker karşımıza çıkmayışlarını görürüz. Biraz daha açarsak; yabancılaşma,ancak medeni bir hayat tarzı ile birlikte söz konusu edilebiliyor. Medeniyet, ancak kendi teknolojisiyle ayakta durabiliyor. Teknoloji, hayatını devam ettirebilecek bir medeniyeti türetiyor.Yabancılaşmadan medeni olunamıyor.

Bu üç temel mesele karşısında İsmet Özel Müslümanlara sistem karşıtı olmayı değil, sistem dışı olmayı önerir.Zıtlıkları birbirine çatıştırarak kendine zaman ve mekan devşiren sistemi pasifize etmenin yolunun onun ürettiklerine onun isteği doğrultusunda anlam yüklememek olduğunu söyler.”Niçin” sorusunu sıklıkla sormamızı ister.Medeniyetle veya medeniyetlerin ürettikleriyle kendimizi bağlamamız gerektiğini, hayatı ilerleme ve gerileme olarak değil hakikate yakınlık uzaklık ölçüsünde değerlendirmemizin doğru olacağını belirtir. Faal bir hayatı Müslümana yakıştırır.Sanat ve tefekkür ile gündelik meselelerden sıyrılarak gerekli olan bilincin kazanılacağını vurgular.

Keyifle okuduğum bu güzel kitabı, bu zor meselelerin halline talip bütün okur kardeşlerime öneriyorum.İyi okumalar...
584 syf.
·12 günde
Kendimden habersiz olan KENDIMI ve kar altına gömülen kültürümü, ailemi , vatanimi, birligimi, beni Rabbe götüren yolları aramaktayım.. Elbet karanfiller açacaktır. Yeter ki sen yılma Insanoğlu.. ....(ama sen çok manidar kıymetli bir kitaptin...)
160 syf.
·Beğendi·10/10 puan
"İsmet Özel'in Üç meselesinde teknik medeniyet ve yabancılaşma kavramları üzerinde durulmuş, bu kavramlara İslami yönden bakılmış ve doğu ile batı düşüncesini karşılaştırma yoluyla harmanlamıştır. Uzun süredir okumadığım bu tarz kitap bende kalan boşlukları doldurdu ve yeni bir şeyler öğrenmenin mutluluğunu tattırdı. Bu kitapta İslami bir bakış açısının nasıl olması gerektiğini, İslam adına neler yapılabileceğini aslında var olan bir İslamı bizim nasıl yaşamamız gerektiğini öğreten bir kitaptır..."
584 syf.
·Beğendi·10/10 puan
İsmet Özel i okurken sözlük taşımalı insan yanında... ismet özel i anlama klavuzu...
yaşamak debelenir içimde kıvrak ve küheylan... beni artık ne sıkıntı ne rahatlık haylamaz... ve sana bir karşılık vereceğim toprağı deşen boğuk sesim ile.. amansız bir kum fırtınası altında sana bir karşılık vereceğim diyordu... verdi...
bu kitabı işe gidip gelirken okuyup anlamadığını söyleyen bir okura :) ben o kitabı dolmuşta yazmadım diyerek azarlıyordu yazar...
tavsiye ederim...
192 syf.
Üç Mesele, İsmet Özel tarafından 1978 yılında yazılan bir eserdir.

O günlerde Türkiye’yi özellikle düşünce planında kuşatan siyasi vetoplumsal hareketlilik yazarı derinden etkilemiştir. Toplum karşısında duyduğu sorumlulukla yazmaya başlamıştır. Özellikle müslümanlara karşıduyduğu bu vicdani sorumluluk "Üç Mesele'nin" yazılmasında çok büyük biretkiye sahiptir. Bu açıdan yazarın şiiri merkeze almaksızın kaleme aldığı nesirlerden oluşan ilk eseri olmuştur. İlk basımından itibaren üstünde durulan, okunup, tartışılan bir eser olmuştur. Pekala yayınlamasından bu yana üstüne tartışılan Üç Mesele neden bu kadar mühim bir eser olmuştur?

Önsözünde üstünde durduğu temel noktaları açıklar nitelikte bir giriş yapan Özel, modern dönemde içinde bulunulan; teknoloji, medeniyet veyabancılaşmanın her şeyi içine alabilecek nitelikte geniş bir kapsama tekabül ettiğinin üstünde durur. Kabaca tasvir etmeye çalışırsak, okuyucuya medeni bir düzenin gereği olan teknik ve onunla ortaya çıkan yabancılaşma konusunda okura farkındalık kazandırmak istemiştir. Tam manasıyla bu günün dünyasında, tuzakların, dağılmaların ve yok olmanın eşiğinde yaşarken "neyim, ne yapıyorum, ne ile yapıyorum" diye sorulduğu zaman, yabancılaşma, medeniyet, teknikle karşılaşılıyor.

Üç mesele Türkiye'de müslümanlığın anlaşılma biçmine yeni bir bakış niteliği taşımaya başlamıştır bu şekilde. Birinci baskının önsözünde Özel: "Ana eğilim itibariyle bu kitap bir tür ayıklamayı öngörüyor. Müslümanca bir mücadele tarzının muhtaç olmadığı,düşünceye ilişkin bazı noktaların dışta bırakılmasını, bunu sağladıktan sonra müslümana özgü alana geçilebileceğini işaret ediyor. Ama bu kitap yapılması gereken işin yalnızca bir yanıyla ilgileniyor; müslümana ait olmayan düşünce birimlerini reddetmekle kalıyor, daha öteye geçip çağımıziçin geçerli olacak bir İslami kavrayışın nirengi noktalarını sunmaya yanaşmıyor. Kitabın "başlangıç" sayılmasının sebebi de bu özelliğinedayanıyor." (s.20)

Kitap baskıya verilmeden adı "Müslümanca Düşünmeye Başlangıç" olarakdüşünülmüştü. Özel'in müslümanlara yönelik ele aldığı bu eser müslümanca yaşamın temellerinin dayanağı olmuştur. Modern dünyada müslümanların nasılbir strateji geliştirip, içinde bulunduğu durumdan kendi kimliğini, özünü kaybetmeden yaşamını sürdürmesi gerektiğinin üstünde durmaktadır. Kitabın ilk düşünülen ismi de bu noktada bir dayanak olmuştur.

Peki müslümanca düşünmek nedir? Özel neden müslümanca düşünülmesini gerekli bulmuştur? "Üç Mesele benim İslam'ı tecrit safhasında kavrayışımınürünüdür." diye yazan Özel, bu itirafı da Kur'an'ın muhkem ayetlerininbirinci derecede güvenilir kaynak oluşunu vurgularken kendisine dair de anlaşılması istenen bir konumlandırma yapmıştır: İslam sayesinde bulduğu güvenliğin ilk adımında Kur'an'ın açık hükümlerini öne sermiş, yoruma ve teşbihe mesafeli olmuştur. Bu durumda güvendiği tek kaynağı müslümanlarcada tek kaynak olmasını, içinde bulunulan çağın medeniyet diye nitelendirdiği durumlardan uzak durmaları gerektiğini vurgulamıştır.Günümüzde müslümanlar kendi dinine göre yaşamak yerine modern çağın atfettiği yeniliklerle şekillenmişlerdir. Bu durum islamiyeti gerçek manasından koparmıştır. Gerçek islam, kuran ve sünnete bağlı olandır. Onun dışındaki diğer tüm yorumlar yeri geldiğinde kendine dönüştürülen, işine geldiği yerden alıp, gelmediği yerde bırakılan aynı zamanda zor durumda kalma anında ihtiyaç duyulan bir hale gelmiştir.

Modern dönemle birlikte İslamın dönüştürülmeye başlanması bu noktada en açık şekilde görülmektedir. Bu dönüşüm İslamı Batı normlarına yaklaştırmıştır aynı zamanda Batı karşısında aşağılık duygusuna kapılmaya başlayan müslüman aydınlar, onlar gibi yaşam standartı taşıdıklarında aşağılanma duygusundanarındıklarını zannetmişlerdir.
"Batılılaşma başladığı zaman, Batıcı kafalar doğrudan İslama saldıramadıklarından, taarruzlarını halkın arasında yaşayan düzmecedeğerlere yönelttiler. Eleştirinin frenk hayranı züppeler tarafından yapılması, dindarları eleştiriden yana çıkarmaktan alıkoyuyordu. Öyle kidindarlar istemedikleri halde hurafe savunucusu konumuna düştüler."(s. 29)

Batı dünyası bilimle birlikte din olgusunu kaybedip yeni bir çağa adım atarken tüm dünyayı etkilemiştir. Din atfedilen değer azalmaya başlamıştır. Bilim diye bir olgu oluşmaya başlanmış..

Temelde "Üç Mesele" dediği kavramlar; Teknik-Medeniyet-Yabancılaşma. Herbiri hem iç içe olacak şekilde birbirine bağlı, hem birbirinden koparılmayacak kadar sağlam. Modern zamanların dünyası inşa olunurken bunlar merkezdeki üç ana unsur olmuştur. Kitaba başladığımız andan itibaren bizi bu üç meseleyle baş başa bırakıp geçmişten günümüze bir yolculuk yapmamıza olanak sağlayıp, günümüzde hangi şartlarda karşılaştığımızı,nasıl bir yöntem izlememiz gerektiğini, hangi çağda olursak olalım her zaman bu meselelerle olacağımızı bizlere anımsatıyor. Eğer insanoğlu teknik-medeniyet-yabancılaşmayı mesele haline getirmezse bir gün bunlar insanımesele haline getireceğini yazar her durumda bizlere hatırlatımaktadır.

ÜçMesele kitabının günümüzde ki baskısı olan Üç Zor Mesele kitabının ikinci önsözünde ki şu cümle bizleri nasıl meseleler beklediğini özetler şekilde:"Kısaca;neyim, ne yapıyorum,diye sorduğumuz zaman karşımıza yabancılaşma, medeniyet, teknik çıkıyor." Pekala bunlar karşımıza nasıl çıkıyor? Yazar bu noktada da bize bir zihin haritası taslağı sunmayı başarmıştır. "Önemle üzerinde durmamız gereken nokta, bunların karşımıza teker teker çıkmadıklarıdır. Yabancılaşma ancak medeni bir hayat tarzıyla birlike sözkonusu edilebiliyor, medeniyet ancak kendi teknolojisiyle ayaktadurabiliyor. Teknoloji, hayatını devam ettirebilecek bir medeniyeti türetiyor. Yabancılaşmadan medeni olunamıyor." yazarında dediği üçmeselenin birbiriyle ilişkileri tam anlamıyla girift...

Sevgiler...
160 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Öncelikle belirtmek isterim ki, okumaya geç kaldığım bir yazar.
- Konuya yaklaşım tarzı ve karşılaştırmaları yalın ve gerçeğin dili ile okuyucuya aktarmak istemesi sıkılmadan ve düşündürerek okutacak bir kitap.
- Teknolojiyi hepten yok saymakla veya daha doğrusu medeniyet adıyla insana ve dünyasına eksi kanaâti ile sorumlu saymak, insanı tamamen suçsuz kabul ettirir. Sanırım buda insanın hata yapan bir varlık olmasını kabul etmeye ters...
- İçerik itibari ile böyle değerli eserlerin pahalı olması, ulaşılması sıkıntı ve zor olması bir çok okuyucuya ve ulaşmasına engel.
- Uzun inceleme yazmayı ve okumayı sevmem. Kısaca Bu -Üç Mesele yi öğrenip, araştırma üzerine iyi bir başlangıç.
Emeği geçen İsmet Özel ve herkese teşekkürler. Istifadeli ve keyifli okumalar.
599 syf.
·8/10 puan
Teknik-Medeniyet-Yabancılaşma, üç zor mesele kısaca. Her biri hem iç içe olacak kadar birbirine rabıt, hem birbirinden koparılamayacak kadar muhkem, modern zamanların dünyası inşa olunurken merkezdeki üç mefhumu… Mefhumların ehemmiyetine ve Müslümanca düşünme melekesinin Müslümanda var olurken bu mefhumların nereye denk düştüğüne önceki tahlillerimizde değinmiş idik. Dil varlığın evidir diyen Heidegger, insanın varoluşunda dili çok önemli bir noktaya yerleştirerek dilin ehemmiyetine dikkat çekmiştir. Bu anlayışa göre mevziisi dil olan varlığın mevzusu da evinden neşet edip, bu istikamette seyralır. Bu seyralış en sonunda lisanda aksini bulursa lisandan insana bir akış meydana gelir ve böylelikle insan kendi olmaklığına lisan vasıtasıyla erer. İnsanın kendisi olması demek ‘ne için varım’ sorusunu içselleştirerek marifetullaha yolculuk yapmak ve Yusuf Kaplan’ın tarifiyle Bilme-Bulma-Olma merhalelerini aşarak sırasıyla ilmel yakin, ayne’l yakin, hakka’l yakin mevzilerine ayak basmak demektir. En başta tüm yazı boyunca anlatma gayesinde olacağımız meseleyi İsmet Özel’in kitabı ve Yusuf Hocanın mefhumları üzerinden bağımızı kurarak ‘dile getirirsek’ Batı Medeniyeti insanı teslim olmaktan alıkoymak ve kendine teslim almak için:

 ‘Teknik’ vasıtasıyla mevzilerini alt üst ederek araç ve amaçları tağyir,

Medeniyet vasıtasıyla  ‘teslim almak için bilim yapma’ anlayışını insana dayatma,

Ve ‘Yabancılaşma’ ile insanı kendi özünden uzaklaştırma gayesini güderek bir varolma seyri geçirmiş ve Sokrat’la başlayan insanın tanrılaştırılması, Nietzsche’nin deyişiyle üstün insan haline evrilmiştir. (Nietzsche’de bir üst insan bir de üstün insan vardır. Üst insan modern medeniyetin normlarına/köklerine isyan eden ancak batıda olmayan insanı kâmildir, üstün insan ise kendini medeni olarak tesmiye ederek kendi dışındakileri barbar olarak yaftalayan tiptir. Nietzsche ikinci tiple dalga geçerek ve eleştirerek bu anlayışın Batı’da yıkılmasına büyük katkıda bulunmuştur –Tafsilat için Yusuf Kaplan Hocanın Fikir atölyesi 14. Bölüm dersine başvurulabilir-)

  Nietzsche ile beraber Batıda asırlardır ‘üretilmiş’  ‘medeni insan’a nihai darbe vurulmuş ve artık Batı hümanizm devrinden post hümanizm devrine geçiş yapmıştır. Elbetteki bu geçiş entelektüel manadadır, yoksa Batı’da bu tarihi akış içerisinde pek de bir değişiklik mevzubahis değildir. Yazı boyunca bu üç zor mesele bu bağlamda ele alınacak ve Özel’in mezkûr kitabı üzerinden açılımlar yapılacaktır.

Tekniğin Cazibesi Ruhun Muhteşemliğini Alt Edebilir mi?

  İnsanı eşrefi mahlûkat olarak yaratan Allah azze ve celle kendisine iki yol sunarak ona ya esfeli safilin olarak en alt dereceye layık olmasını yahut iman edip salih amel işleyerek kendisinden razı olunan makamı sunuyor. Bu iki makam arasında gitgel bir ömür süren ve son nefeste imtihanın sırrının kendisi için çözüldüğü aşikâr olan insan, nefsani isteklerine boyun eğerek imtihanı kayıp da edebilir yahut ‘hakikate teslim olarak’ kendinden geçip O’na vasıl olmayı da ihtiyar edebilir. Tüm mesele bu imtihanın sırrını bilmek, nefsini tariften sonra kendini bulmak ve O’nunla olma yolculuğuna insan olarak hangi zaviyeden baktığımızla alakalı aslında. Bilim için bilim anlayışı insanı sonu gelmez bir paradoksa sokup, eserler arasında mahkûm kılarken, aynı zamanda insanın eserden müessire geçişine de engeldir. Fıtri olarak inanmaya yatkın yaratılmış insan, natüralizmin çıkmazlarında debelenirken batılı bir filozofun deyişiyle tek tanrı inancını reddederek etrafındaki her şeyi artık tanrılaştırmaya meyyal bir hale de gelmiş olur. Soren Kierkergaard ‘inanç akılla açıklanamaz. İnancın içinde varoluşun gizeminin akıldışılığı vardır’ diyerek inancın mahdutlanmasının namümkün olduğunu ifade etmiştir.

  Peki, bu yüzyılda Teknik insanoğlunun etrafını bu kadar kuşatmış ve ruhu aşağılamış, alt etmişken tekniğin cazibesi ruhun yaratıcı tarafından kendisine bahşedilmiş melekeleri karşısında mutlak manada galip mi olmuştur? Bu sorunun cevabı her ne kadar ilk bakışta zahiren evet ise de tekniğin bu kadar baskın olmasına karşın insan bu makineleşen ve ruhunu yitiren dünyadan bıkmış ve daha şimdiden (henüz biz İslam’ı yeterince temsil ve tebliğ dahi edememişken) Batı’da milyonlar İslam’a doğru akmakta ve kendi oluşlarının sırrını bu pınarda bulmaktadırlar. Özel, insanın nesneleşmesine dikkat çekerek Batı insanının makineleşmesinin nedenini şöyle tavzih ediyor: ‘Bilgi alet olursa insan da nesne olur. Bilgi edinme bir mekanizmadan başka bir şey değilse insan da makinadan başka bir şey değildir.’

  Son yüzyılda İslamofobi propagandaları, Müslümanların İslam’ı yeterince temsil edemeyişlerine rağmen bu ihtida hareketleri bizim kendimize geldiğimiz takdirde yeniden dünyaya refah ve mutluluğu vereceğimizi doğrulamaktadır. Allah azze ve celle tarafından mahfuz bulunan dinini kıyamete kadar ayakta tutacak bir fırkanın daima bulunacağını bize Resuli Ekrem bildirmiştir. Bugün hakiki Müslümanların garipliğinin de yine nebevi haberin sırrında yattığını bilmek ve ‘İslam garip geldi garip gidecek, ne mutlu gariplere!’ hadisini de bilerek hareket etmek faydalı olacaktır.

İsmet Özel Veçhesinden Medeniyetin manası

  Kavramlar önemli olduğu kadar bu kavramlara yüklenen manalar da mühim. Medeniyet deyince aklımıza Batının gelmesi yahut İslam Medeniyetini Endülüs Devleti üzerine hasretmemiz bu kelimenin zihnimizde yalnızca bu noktalara muvafık olmasından kaynaklanıyor. İsmet Özel medeniyet kavramı üzerinden Müslüman bir dünya kurmaya dair eleştirisini şöyle dile getiriyor: ‘Müslümanın kendi tanımına sahip çıkması demek, yalnızca kendisine Allah tarafından gösterilmiş yolun izlenmesi demektir. Müslüman kendi eyleminin sonuçlarından naslar ölçüsünde sorumludur. Onun davranışlarını güden, büyük ölçüde yapıntı, insani tasarımlar değil, emir ve nehiylerdir. Öyleyse ‘medeniyet’ gibi tamamen tarihi ve toplumsal şartların çerçevesinde anlaşılan bir kavram, Müslümanın davranışlarında belirleyici bir öge (unsur) olma imkân ve imtiyazına sahip olamaz.’ ‘İçinde yaşadığımız dünyanın sahip olduğu biçim, adına medeniyet de desek kültür de desek yahut hiçbir ad vermesek de Batı’nın damgasını taşıyor.’ Diyerek de yaşadığımız çağın bize ait olmadığını dolayısıyla medeniyet kavramının içerisinde genellikle Batı odaklı bir anlayışın bulunduğunu söylüyor. Devam eden sayfalarda ise Ebu’l Hasen En Nedvi ’den nakille bizi ilgilendiren meselenin İslam dairesinde bir medeniyetin kurulması ve bunun da ancak vahiy medeniyeti olabileceğine işaret ediyor. İsmet Özel’e göre son noktada medeniyetin neyi ifade ettiğini şu satırlardan anlamak mümkün olacaktır:

‘İslami mücadelenin varacağı noktanın bir İslam medeniyeti olacağını ifade etmek ne kadar iyi niyete dayalı olursa olsun içinde bir yanlışı barındırmaktan uzak değildir.’ (Kitaptaki ‘Bir Medeniyet Kurmak’ adlı yazı bu meseleyi vuzuha kavuşturmaktadır, oraya bakılabilir.)


Yabancılaşmanın Hakikati: Batı aklını reddetmek/Müslümanca Düşünmek

  Esasen genel manada yabancılaşma mefhumu insanın kendine yabancılaşması manasında menfi olarak kullanılır. Ancak Özel meseleyi farklı bir noktadan mütalaa ederken yabancılaşmayı insanın Batının dayattığı akla yabancılaşmak ve Müslümanca düşünme üzerine odaklıyor. Çağ dışı kalma mevzusunda ise müellif şöyle söylüyor: ‘Zaman zaman Müslümanlara yöneltilen ‘çağdışı’ kalma suçlaması eğer Müslümanların çağın çirkefi dışında kaldıklarını vurguluyorsa ne büyük iltifat. Keşke bu iltifata layık olabilsek. Ama hayır, Müslümanlara çağdışı olduklarını ileri sürenler onların çağın düşünce seviyesinin gerisinde veya altında olduğunu işaret etmek istemekte, bir çeşit gelişmemişlik damgası vurmak istemektedirler.’

  Demek ki İsmet Özel ‘yabancılaşma’ kelimesini müspet manada ele alıp onu Müslümanca düşünme üzerindeki engellerden sıyrılarak çağın düşüncelerine yabancılaşma olarak kullanırken aynı zamanda çağın düşünce seviyesinin de altında olmamak gerektiği, hatta çağı tanımak gerektiğini ısrarla vurguluyor. Hayatın her alanında Batının izlerini görmek mümkünken, önce çağın düşüncelerinden sıyrılmak ve çağ ötesine odaklanmak asıl mesele. Bilindiği üzere Batılı tarih anlayışı düz bir hat üzerinde deveran ederken Müslümanların tarih anlayışı ise dairesel tarih anlayışına denk düşüyor. Çünkü Batı aklı bugün dünden her daim iyidir derken Müslüman akıl Asrısaadet ve sonraki iki asrın kıymetini biliyor ve kendilerine yegâne örnek alıyor.

 Yabancılaşmayı çağın hakikate yabancı kalmasından insan için mecburi gören Özel şöyle yazıyor: Çağa yabancı olma çağdan bihaber olma anlamına gelmez. Tam tersine çağ hakikate yabancı kaldığı için hakikat adına yola çıkanlar, çağın bir unsuru olmayı reddederler ve çağa onun tanımadığı doğruları getirirler.’




Üç Zor Meselenin İlacı: İtikad ve İbadet

 Tahlili, yaklaşık altı yüz sayfalık bu muhteşem eseri telif eden Özel’in bu üç zor meseleyi aşmanın nasıl mümkün olduğuna dair söylediklerine bakarak itmama erdirelim:

  ‘Teknoloji, medeniyet, yabancılaşmayı birer mesele olarak ele alan Batılı düşünce adamları, önerdikleri çözümlerde bu teslisten doğan zorbalığın, başka bir mikyasta yeniden tesisinden başka bir şey söyleyemiyorlar.

  Teknolojiden, medeniyetten ve yabancılaşma düşüncesinden doğan meselelerin teknolojinin, medeniyetin ve yabancılaşma düşüncesinin kendi özgül alanlarındaki çözüme kavuşturulabileceğini sanmak, bir öpücüğü geri almak isteği gibidir. Üç Zor Mesele’nin çözümünü, bu meselelerin dışında, itikat ve ibadette bulabileceğimize inanıyorum. Belki de bu meseleleri köklüce, derinlemesine kavramak, bizi kulluğumuzun şuuruna varmada daha ileri bir merhaleye taşıyacak.’

  Son cümleden önümüze düşen: Çağı tanıma gayemiz kendimizi dolayısıyla kulluğumuzu bilmek ve marifetullaha ermek yolunda mühimdir. Allah bizleri kendini ve çağını tanıyan ve yaşadığı çağı Allah’ın razı olacağı çağa inkılap ettirme yolunda cehd eden ve ömür süren müminlerden eylesin.
584 syf.
·10 günde·Beğendi·9/10 puan
Sosyalizmden yüz çevirip Müslüman olduğumuzu aklımızdan çıkarmamak Batı taklitçiliğinin Müslümanları etkilemeye başladığı bir dönemde Özel kitapta batı hakkında “ya hep ya hiç” tavrını ortaya koymuştur. Yani batının yalnızca tekniğini alalım ahlakı kalsın söylemine karşı çıkmıştır.
“İmdi Müslümanlar hem o müesseseleri reddedip hem de o müesseselerin ürünü olan teknik ve bilimsel yapıyı kendi hayatlarına nasıl adapte edecekler? Açıkça ve şuurla kavramamız gereken nokta, batının inancı, felsefesi, bilimi ve tekniğiyle bir bütün olduğunu reddedilecekse tümden kabul edilecekse tümden kabul edilmesi gerçeğidir.”
160 syf.
Kitaba adını veren üç mesele: Teknik, Medeniyet ve Yabancılaşma kavramlarıdır. Bunlara kısa kısa değinelim.

Yazar, yabancılaşmayı varoluşçuluk felsefesinden hareketle Batı dünyasında, tanrıyı merkezden uzaklaştırarak piyasayı, devleti vb etmenleri tanrılaştırmanın yarattığı bir olumsuz sonuç olarak görmektedir. Prometheus'u Batı fikrinin temeli olarak gören yazar, bilgiyi ve gelişimi Tanrıdan çalınacak, haliyle onunla savaşılacak bir ateş olarak görmenin günümüz dünyasının yaşadığı sorunların temelini oluşturduğunun altını çiziyor. İslam'ın anlayışına göre ise, bilgi ve gelişim, Tanrının kılavuzluğunda onun hikmetlerini keşfetme anlamına geldiği için Batı'daki gibi kötü sonuçların İslamın doğasına aykırı olduğu üzerinde durulmuş. Hümanizmin amacının da kilisenin baskısını kırmak amacıyla tanrıyı dışlayıp, yerine insanı koyma olduğu söyleniliyor. Bunun ardından gelişen uzun süreçte ise insan, kendini "yeryüzüne fırlatılmış" "absürd" bir durumun içinde bulmuş ve "varlığının özden önce geldiği" sanısına kapılarak giderek doğasına ve çevresine yabancılaşmıştır. Bu noktada yazarın, İslam'da tecrid kavramının yabancılaşmaya karşı bir koruma vazifesi gördüğü sonucuna vardığı yorumunu yapabiliriz. Tecrid, İslamın emir ve yasaklarının bütün zamanlar ve yerlerde geçerli olduğunu bilmek; bütün doğruların Kuran'da yer aldığının bilincinde olup, kapalı anlamlara gelen âyetleri bu ilk aşamada geri plana atarak açık âyetleri hayata tatbik etmek anlamlarına geliyor diyebiliriz. Böylelikle insan, kendisine değişmez mutlak doğruların yer aldığı bir yol haritasının izinde gitmenin huzuru ve güveniyle yabancılaşmadan korunmuş olur.

Ancak, bence bir soyutlanmanın içine düşer bu sefer. Çünkü her ne kadar bu inanca mensup insanlar, İslam'ın emir ve yasaklarını bütün zamanlar ve yerlerde geçerli değişmez hususlar olarak görüyor olsalar da, her şeyin değişmekte olduğu dünyada, görüyoruz ki yeterli gelmiyor. Öyle ki, Halife Ömer bile bunun farkına varmış, Kuran'daki miras konusundaki matematiksel hatadan doğan sorunu avliyye yöntemiyle çözmeye çalışmıştır. İnsanlık her geçen yılda farklı alanlarda değişime uğrarken, binlerce sene öncesinde getirilen yasaların buna ayak uydurmasını beklemek bence gerçekleşmesi imkansız bir hayalden öteye gidemiyor. Aslında değişmezlik sadece bir başlık olarak duruyor yorumu da yapılabilir. Çünkü değişim karşısında görüyoruz ki farklı fikirlerden din adamları veya dindar felsefeciler, Kuran ve sünneti veya sadece Kuran'ı baz alarak birtakım değişiklikler öne sürüyorlar. Bunu değiştirme olarak nitelemiyorlar tabiki lakin ortaya çıkan sonuç bu oluyor. Zaten böyle olmazsa, tüm dünya değişirken otomatik olarak bu değişime direnç gösterilmesi, içe kapanmayı beraberinde getirir. Globalleşen dünyada da bu, bizi Kuzey Kore haline sokabilir. Yabancılaşmadan kurtulmanın sevinci, soyutlanmanın yarattığı gerginliğe yerini bırakabilir.

Mehmet Akif, "medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar," diye seslenir ve haklıdır. Çünkü, Batı, kendini dünyanın geri kalanından üstün görerek her yere medeniyet götürme iddiasında bulunmuştur. Aslında medeniyet adı altında yıkım, sömürgeleştirme, köleleştirme de götürmüştür. Tarihsel olarak bakıldığında çok yakın bir zamanda, 1945'ten önce, ırkçılık bilimsel bir temele sahip olarak görülüyor; buna dayanarak Batı, diğer milletleri aşağı ırk olarak görerek onların üzerinde hak iddia ediyordu. Günümüzde ideolojik bir savaş amacıyla anakronik okumaya tabi tutulan Atatürk'ün kafatasları üzerinde Afet İnan'a çalışmalar yaptırması, Batı'nın Türkleri aşağı ırk olarak konumlandırmasının önüne geçmek için atılan stratejik bir adımdır ve başarılı olmuştur. 1945'ten sonra ise hem ırkçılık hem de medeniyet götürme kavramları geride bırakıldı. Ancak gelinen noktada, dünyada hakim olan medeniyetin de Batı medeniyeti olduğunu görmezden gelemeyiz. Kendisini çok muhafazakâr olarak gören bir insanda bile bunun izlerini az veya çok görebiliriz. Bunlardan dolayı İsmet Özel, İslam medeniyeti tabirinden rahatsız olmakta, bunu doğru bulmamaktadır.

Bununla birlikte, bence radikal bir çıkış yaparak, "İslam değerlerinin çağımızın bilim ve teknik kafasıyla birleşip beraber yaşayacağını ummak bir avuntudan ibarettir. Çünkü günümüze hakim olan bilim ve teknik, Batı'da belli bir dönemde belirlenmiş bir kafa yapısının uzantısıdır; belli bir toplumsal yapının sinesinde gelişmiş, vasıfları İslam'a taban tabana zıt bir sınıf eliyle gücünü dünya ölçüsünde yaymıştır. Bilimin ilerlemesi, bilime has özelliklerden değil, o bilim görüşünden en çok faydalanan insanlar yüzündendir. Bu yüzdendir ki bugünkü hayatı biçimlendiren teknik teçhizat değil, o teknik teçhizatın ortaya çıkmasına ve bazı insanların kar ve kuvvet sağlamasına yol açan müesseselerdir," der. Ardından da "İmdi, Müslümanlar hem o müesseseleri reddedip hem de o müesseselerin ürünü olan teknik ve bi­limsel yapıyı nasıl kendi hayatlarına adapte edeceklerdir? Açıkça ve şuurla kavramamız gereken nokta, Batı'nın inancı, felsefesi, bilimi ve tekniğiyle bir bütün olduğu ve reddedilecekse tümden, kabul edilecekse yine tümden kabul edilmesi gerekeceğidir," diyerek ekler.(#102933516) Alıntının yorum kısmında "ne yapmalı" konusunda da fikrini belirten İsmet Özel, kısaca öncelikle toplumun bir İslam toplumu hüviyetine gelmesini, buradan da bir İslam bilim ve tekniğinin meydana geleceğini söylüyor.

Lakin, Amerika'yı yeniden keşfetmenin ne manası var? Eğer bu fikir uygulanmaya çalışılırsa, halihazırda geride olduğumuz Batı'dan yüzlerce sene daha geriye düşeriz. Çünkü bilim ve tekniğe neredeyse sıfırdan başlamanız gerekir. İslam'ın altın çağı diye nitelenen döneme dönelim oradan başlayalım derseniz ki yine yüzlerce sene kayıp yaşamakla birlikte İsmet Özel, o dönemleri de İslam'dan uzak görmektedir: "Bugün İslami müdahedeyi bir medeniyet mücadelesi olarak anlamanın belli başlı iki sakıncası vardır: Birincisi, İslamiyet dairesindeki toplumların medeniyet bakımından parlak kabul edilen dönemlerinin (Abbasi, Endülüs, Osmanlı) örnek kabul edilmelerinden doğacak tehlikedir. Böylece gayr-i İslami bir tarzı model olarak almamız imkan dahiline girer. Sözgelimi, Harun er­Reşid'in yönetimindeki toplum, medeni olduğu oranda İslam'ın yabancısıdır…" Ama İsmet Özel'in başta söylediği şu sözlere katılmamak elde değil, "İslam değerlerinin çağımızın bilim ve teknik kafasıyla birleşip beraber yaşayacağını ummak bir avuntudan ibarettir." Sadece yaklaşımımız farklı. Dinler günümüzde sürekli dillendirildiği üzere tamamen bilimden farklı bir kulvarda değildi. Dünyayı açıklama amaçları da vardı ve kitaplarda vs bunlar görülebilir. Halen bile bilimsel gelişmeleri ayetlerden çıkarmaya çalışan pek çok insan bulunur. Ve artık bilimsel gelişmeler de gösteriyor ki, kutsal kitapların dünya ve evren açıklamalarının geçerliliği söz konusu olamaz. En başta bu nedenlerle bilhassa genç kuşak dinlerden azımsanmayacak sayılarda uzaklaşmaktadır. Bence teknolojinin ve iletişimin zirve yaptığı globalleşmiş bir dünyada, bunun önüne geçmenin bir yolu yoktur.

İsmet Özel'in "İslam öncesi herhangi bir toplumda yürürlükte olan "Milli" kültür, İslam'ın egemenliği ile birlikte yerini Kur'an ve Sünnet'in ilkelerine bırakır. O toplumda yetkenin (otoritenin) alacağı biçimi din tayin eder. O toplumda neye itaat edileceği, neye boyun eğileceği konusunda ilkeleri din koyar. Toplumdaki düşünce ve davranış örgüsünün oluşumu dinin bir düzen olarak egemenliğiyle tamamlanır. İnsanların toplumdaki tek yetkeye karşı olan tavırları sonucu ortaya çıkan durumlarda cezalandırma ve ödüllendirme dinin sınırlan içinde kabul edilir," şeklinde savunduğu gibi bir yol haritası da bir çözüm olamaz ve halihazırdaki durumu daha geriye götürebilir. Özgürlüğün insanın damarlarına nüfuz ettiği bu dönemde, insanları mollaların, hocaların, şeyhülislamların fetvalarına biat eder halde tutamazsın. Böyle bir düzeni insanlar özümseyemezler. 21. yy dünyasında recm cezasını nasıl uygulamayı düşünüyorsunuz? Ekonomiyi nasıl yapacaksınız? vb. Biyolojinin önemli bir temeli olan evrimi görmezden gelerek yalanlayarak nasıl bir eğitim sistemi dizayn edeceksiniz; sadece evrimle sınırlı değil, dine dayalı bir yönetimde, atılan her adım dine uygun mu diye ele alınacak ve bilime uygun olup da dine uygun değilse o, zararlı bulunup gösterilmeyecek. Bu noktada Rasim Özdenören'in "Müslüman çağın gözüyle İslam'a bakmaz. İslam'ın gözüyle çağa bakar," sözünü söyleyebilirsiniz ancak kulağa hoş gelen bir seda olmaktan öteye gitmez bu tarz sözler.

Ayrıca az önce alıntıladığım İsmet Özel'in sözünün başına dikkatle bakmak lazım: "İslam öncesi herhangi bir toplumda yürürlükte olan "Milli" kültür, İslam'ın egemenliği ile birlikte yerini Kur'an ve Sünnet'in ilkelerine bırakır," deniliyor ve devam ediliyor. Bu bir asimilasyondur aynı zamanda. İstenildiği kadar, millet kelimesinin kökü Arapça deyiniz, bu tarz argümanlar bence komiktir. Çünkü, bir kelimenin kökünden yola çıkarak bir sonuca varmak, kelimenin geçirdiği değişimi ve mevcut durumunu görmezden gelerek yanılgıya kendini kaptırmaktır. Size göre İslam mükemmel olabilir lakin bunu yayma girişimi bir asimilasyonu da beraberinde getirir. Bunu Türk toplumu ölçeğinde bile görebilirsiniz. İlber Ortaylı bir anısında bahseder, Türk demek Osmanlı'da hakaret manasına gelir olmuştur.
Buna sadece kişilerin anılarından örneklerle sınırlı bakmak da eksik olur. Kültürümüzün geçmişten günümüze geçirdiği dönüşümlere bakarsak, durum çok daha iyi görülecektir.

Son olarak, yazarın anlatımı yer yer kabalaşsa da akıcıdır. İçerik biraz felsefe okuması yapmış insan için derin değildir. Getirilen çözümler bence birer ütopyadan öteye gidemez. Birtakım tespitleri ise yerindedir.


Keyifli okumalar..
"Hakikat hiç kimseyle paylaşılmasa bile hakikat olma vasfından bir şey kaybetmez. Ama paylaşılmayan hakikat, hiçbir zaman 'tecelli' edemez."
Zaman zaman Müslümanlara yöneltilen "çağdışı" kalma suçlaması eğer Müslümanların çağın çirkefi dışında kaldıklarını vurguluyorsa büyük iltifat.
Müslümanlara yöneltilen "çağdışı" kalma suçlaması eğer Müslümanların çağın çirkefi dışında kaldıklarını vurguluyorsa büyük iltifat.
Keşke bu iltifata layık olabilsek.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Üç Mesele
Baskı tarihi:
1984
Sayfa sayısı:
189
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Baskılar:
Üç Zor Mesele
Üç Mesele
Üç Mesele
Üç  Mesele
Üç Mesele

Kitabı okuyanlar 1.152 okur

  • IایشیقI
  • Muhammed Özdil
  • Kitaplı
  • Ali Berkay Girgin
  • Münferit
  • Şükran
  • Sait Toğrul
  • İbrahim CAN
  • Zeynep Merve
  • Pınar

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%2 (6)
9
%0.3 (1)
8
%1.4 (4)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları