İçine şeytan kaçmış bir kadının nefretinin sınırları var mıdır?
Arkadaşın için neleri göze almazsın?
Bir kadının bir saniyelik kaçamak bir bakışı koskoca iki devleti birbirine düşürebilir mi?
Bir adam, sırf sevdiği kadın için ülkesini ve milyonlarca masum insanı savaşa sürükleyebilir mi?
Peki ya bir çocuk, sevdiği kadın için ölümle dans eder mi?
Uzun bir aradan sonra inceleme yazma isteğimi tetikleyen bu kitapta neler yok ki?
Aşk, dostluk, ihanet, entrika, yalan, intihar, savaş, kötülük ve daha onlarca duyguyu 748 sayfalık bir hikayede öyle güzel harmanlamış ki Dumas.
Bir yazar düşünün. 1844'te yani yaklaşık 200 sene önce bir kitap yazıyor. Aslında o kitap yazdığını sanıyor ama yaptığı şeyin zihnindeki bir kurguyu yaşamak
olduğunu bilmiyor. Duyguları kitabına oldukça iyi yansıtan Dumas, dönemin karakteristik yapısını, konuşurken kullanılan hitapları ve üslupları, hikayenin akıcılığını
çok güzel işlemiş. Bu kitaba oturayım bir yarım saat okuyayım diye başlarsanız kendinizi üç saat sonra kitabın ortasında bulursunuz. Çünkü kitap oldukça sade ve
akıcı bir dille yazıldığı gibi, insanı meraktan çıldırtabilecek bir kurguya da sahip. O anda okumakta olduğunuz sayfadayken aklınız bir sonraki sayfaya kayıyor.
Çünkü kitapta durağan hiçbir yer yok, hep bir koşturmaca hep bir entrika hep bir kavga ve hep dostluk kırıntıları. Daha da ileri gidip şunu belirtebiliriz; Dumas,
erkeklerin kadınlar karşısındaki acizliğini, zayıflığını ve bir kadının yeri gelirse bir orduya denk geleceğini muhteşem bir şekilde anlatmış.
Bu kitabı bu kadar güzel kılan etmenlerden birisi de diyalogların oldukça resmi bir hava altında geçmesi. Nefret ettiğiniz ya da sizden nefret eden birisiyle konuşurken
bile oldukça saygılı bir hava içinde konuşulması, dostum diyeceğiniz insanla konuşurken dahi samimi