Samed Behrengi’nin Küçük Kara Balık’ı, yüzeyde bir çocuk masalı gibi görünür; fakat metnin derinliğinde, itaate dayalı bir dünyada uyanmanın bedelini anlatan sert bir alegori vardır. Hikâye, annesiyle birlikte dar bir derede yaşayan küçük bir balığın, “dere dışında başka sular olup olmadığını” sormasıyla başlar. Asıl mesele, derenin varlığı değil; derenin tek dünya olduğuna inanılmasıdır.
Küçük Kara Balık’ın sorusu masumdur ama tehlikelidir. Çünkü düzen, soruyu sevmez. Diğer balıklar için güvenlik, sınırların içinde kalmakla mümkündür; bilinmeyen ise tehdittir. Annesi, komşular, yaşlı balıklar… Hepsi aynı dili konuşur:
“Biz böyle yaşadık, sen de böyle yaşa.”
Bu cümle kitap boyunca değişmez; sadece konuşan ağızlar değişir.
Balık, dereyi terk ettiğinde yolculuk başlar; fakat bu bir macera değil, bilinç yolculuğudur. Karşılaştığı her canlı (yengeç, kurbağa, kertenkele, pelikan) yalnızca birer engel değil, birer dünya görüşüdür. Kimisi korkuyla yaşar, kimisi çıkarcılıkla, kimisi kör bir bilgelikle. En tehlikelisi ise “çok şey bildiğini sanan”lardır. Özellikle yaşlı kertenkele figürü, bilginin bile nasıl iktidara dönüşebileceğini gösterir.
Deniz, Küçük Kara Balık için bir hedef değil; bir hakikatin ifşasıdır. Dere, küçük ve kontrollü bir evrendir; deniz ise sınırsız ama acımasızdır. Behrengi burada romantik bir özgürlük anlatısı kurmaz. Deniz güzeldir ama güvenli değildir. Özgürlük, huzur vaat etmez; bedel vaat eder.
Hikâyenin en çarpıcı yönlerinden biri, Küçük Kara Balık’ın “kurtuluş” aramamasıdır. O, hayatta kalmak için değil; doğru yaşamak için yola çıkar. Pelikanla karşılaşması ve ölümle burun buruna gelmesi, kitabın en sert kırılma noktasıdır. Çünkü burada kahramanlık değil, bilinçli risk vardır. Küçük Kara Balık ölümü göze alır; çünkü itaat ederek yaşamanın zaten