''Evet. Geçip giden yıllar bir rüya gibi - insan uyanmaya ve rüya görmeye devam edebilirse eğer - ama uyanıp da nasıl desem? Belki uyanmak ve hatta acı çekmek, hayat boyu yanılsamaların kurbanı olmaktan iyidir.''
Amerikan edebiyatının değeri ancak ölümünden yıllar sonra anlaşılan yazarlarından Kate Chopin, bağımsızlık özlemi çeken kadınların erkek egemen dünya ile çatışmalarını, döneminde pek de hoş görülmeyecek bir açık sözlülükle işliyordu. Kendi yeteneklerini geliştirmek isteyen, özgürlüğüne düşkün, uyumsuz olmakla birlikte hayatı seven kadın karakterleri ancak 1970'lerde keşfedildi. Modern feminist edebiyatın öncülerinden biri olarak kabul edilen Chopin, Uyanış'ta da özgürlük, aidiyet gibi kavramların üzerinde duruyor. Varlıklı bir adam olan Mr. Pontellier ile evli ve çocukları olan Edna'nın kendini keşfetmesini, ne istediğini, kim olduğunu sorgulayışını ele alıyor. Toplumda bir anne ve evli bir kadın olarak kendisine biçilen yeri, kendisinden beklenenleri yıllar boyu sorgulamadan kabul eden Edna, bunlar üzerine düşünmeye başlamasıyla adeta bir uyanışın içine giriyor. Kendisine daha çok zaman ayırması, yeteneğini ve hobilerini keşfetmesi, uzun yürüyüşlere çıkması onu ruhsal olarak özgürleştiriyor. Özellikle varlıklı, büyük evini bırakarak kendi parasıyla daha küçük bir eve çıkması, onu maddi anlamda da bir başkasına bağlı olmaktan kurtarıyor. Yazarın yalın anlatımını oldukça sevdim. Ancak kitabı benim için daha değerli kılan, Edna'nın toplumun tüm kalıplaşmış normlarına rağmen kendini bulma yolculuğu oldu. Ataerkil düzende bir kadın olarak ne istediğini, ne istemediğini bulabilmek, kendi yolunu çizebilmek oldukça zor. Bu, 1800'lü yıllarda daha da zor. Kadının ancak bir anne olarak var olabilmesi ve değer görebilmesi, eve hapsedilmesi söz konusu. Tüm bunların