Yedek Parça

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.042
Gösterim
Adı:
Yedek Parça
Baskı tarihi:
Aralık 1991
Sayfa sayısı:
153
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754181104
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Adam Yayınları
Baskılar:
Yedek Parça
Yedek Parça
...
Meret dağ gibi yatıyor. İki fincan benzin dedilerdi. Gaz tenekesiyle mazotu, yağı dayadılar. Oğlan çıktı üstüne. Hep bindik... Traktör tırısa kalktı. Maşallahı var. Üstüne bir eski babuç, bir baş sarmısak, bir mavi gözboncuğu, bir de maşallah astık, deh dedik... Akşamüzeri köye varınca dört döndük köyü, keyfine diyecek yok.

Bizden gören Donatım Kurumu'na seğirtti. Çatırtının Yusuf var ya, köyün alt yanında on dönüm kıraç tarlası var, o bile borç harç edip gitti bir traktör aldı.

Akşam oldu mu, köy yolunda ver ediyorlar traktörleri. Bizim oğlanın şüförlüğüne laf yok. Vurup geçiyor. Memiş'în Hüsiin'in traktörüne bir gıç vurdu, vallaha bir vuruşta herifin traktörünü ıskartaya çıkardı. Goca meret, tosbağa gibi sırtüstü devrildi biyana.

Cümbüşü iyi hoş... Cumartesi oldu muydu, hep biniyoruz üstüne, çek kasabaya... Sinemanın önüne traktörler, çemündüfer gibi diziliyor. Oğlan, bıyıklarını bura bura bir sürüyor cenabeti... Sinema dönüşü, yarış başlıyor. Vuran geçiyor.
...

Bu kitapta Aziz Nesin'in, "Medeniyetin Yedek Parçası", "Yazıdan Karakter Tahlili", "Çapkın Hikâye", "Zamane", "Bir Okul Anısı", "İş Hayatında Kadın", "Uzatmayalım Efendim", "Tarih Boyunca Düello", "Suçlu Nasıl Bulunur?", "Bir Amerikan Rüyası", "Bir Yazı Nasıl Okunur?", "Çiki Çiki Bom", "İntikam", "Eşek Davası", "Kendi Kendimle", "Kasabın Derdi", "Bir Gazete Okunuyor", "Hasan Baba Çeşmesi", "Bir Derginin Adı", "İyi Adam Lafının Üstüne Gelir", "Merhum Papel", "Terbiyem Müsait Değil", "Apartman Peştamaliyesi", "Milletvekili Olacak Vali Nutkundan Bellidir", "Potinbağı Kralı İstanbul'da", "Edebiyat Meraklısı", "Kabadayı", "Kara Lahana", "Kambur Sabri'nin Radyosu", "Metro Ne Piçuke", "İskarpin", "Suç Senin!" ve "Çılgın Bir Aşk" başlıklı öyküleri yer alıyor.
153 syf.
·2 günde·10/10
Yine gülümsemeye ihtiyaç duyduğum bir sırada raftan bir kitabını alarak Aziz Nesin'in o şahane bir eserini daha bitirdim. Birbirinden değerli hikâyelerle kendisine bağlayan bir yapısıyla zaman zaman sesli gülmemi sağlayan güzel bir kitaptı. Her hikayesi keşke skeçler hâlinde güzel oyunculuklarla sinemaya çekilse. Eğer siz de en içten şekilde gülmek istiyorsanız mutlaka bir kitabını alıp okuyun üstadın. Herkese iyi okumalar dilerim.
176 syf.
Hikayelerden oluşmuş sıcak ve samimi bir kitap. Aziz Nesin Vakfı yazarın kitaplarını gruplara göre ayırıp, baskılarını yapıp, set haline getirmişler. İs yerime gelip, faturaları ve belgeleriyle acıklama yaptılar. Çocuklar için yapılacak en güzel hareket bence. Tüm gelir vakıftaki kimsesiz çocuklara gidiyor. 12 kitaplık hikaye setini aldım ve zaman zaman ağır kitaplardan sonra iyi gidiyor. Bence yazarın kitapları mutlaka okunmalı. Hikayeler ders verir nitelikte ve çok etkileyici.
176 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
Aziz Nesin'in 44 öykü kitabından biri olan Yedek Parça 1955 yılına ait bir kitap. İçinde 33 farklı öykü bulunuyor. Kitaba ismini veren Medeniyetin Yedek Parçası öyküsü, kitabın ilk ve iyi öykülerinden biri. Bunun yanında, Yazıdan Karakter Tahlili, Çapkın Hikâye, Zamane, Tarih Boyunca Düello, Suçlu Nasıl Bulunur?, İyi Adam Lafının Üstüne Gelir, Merhum Papel, Terbiyem Müsait Değil, Milletvekili Olacak Vali Nutkundan Bellidir ve Kabadayı isimli öyküler beğendiğim diğer öykülerden oldu. Farkındayım, Aziz Nesin kitaplarıyla tanışmam geç oldu ama bu durum hiç tanışmamaktan iyidir. Günümüzden 60 yıl önce yazılmış öyküleri okurken Türkiye'de pek de bir şeyin değişmediğini düşündüm. Öykülerin çift anlamlı yapısı, Nesin'in ince esprileri, kendine özgü kelimeleri, yine kendine özgü imla kullanımı okumamı güzelleştirdi. Merhumun sağlığına yetişip, bir selam da olsa verip almayı dilerdim.
176 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Vize dönemine denk gelse bile elimden düsüremediğim bir öykü dizisi. Özellikle Medeniyetin Yedek Parçası,Zamane,Suçlu Nasıl Bulunur ve Çiki Çiki Bom benim en beğendiğim mini öyküler oldu. Okunmalı.
176 syf.
Basta tüm hikayeler akıcı ve çok iyiydi fakat sonradan bazı hikayeler zaman zaman sıkıcı olmakla zar zor bitti diyebilirim genede bitti mi bitti ... kalemine sağlık BÜYÜK USTA...
Hani bir laf vardır, öyle bir inek ki, beş yüz kilo ot yer, iki yüz elli gram süt verir, onu da arka ayağı ile devirir, derler ya işte öyle.
Aziz Nesin
Sayfa 87 - Adam
Aile, sürekli zarar edecek olan ve hiçbir zaman birbirine uymayan bir cıvata ile bir somun arasında, aşkla başlayıp kavgayla süren bir ticaret ortaklığıdır.
Üç saattir, dört cip yoldaydı.
Köy kahvesinin önünde cipler durdu.
Vali, öndeki arabadan indi, ikinci arabadan mektupçu, defterdar,
emniyet müdürü, candarma komutanı indiler. Tarım müdürü, sağlık müdürü,
eğitim müdürü, lise müdürü, postane müdürü, tapu kadastro müdürü ve
öbür müdürler de arkadaki arabadaydılar.

Cipleri gören köylüler, kahveden dışarı fırladılar.
Kimi valinin elini öptü, kimi sıktı. Kimisi kucaklaştı.
Vali de onları sevgiyle sardı, bağrına bastı. Yıllardır özlemi çekilen
demokrasinin bu sıcak gösterisi, insanın gözünü yaşartıyordu.
Hep birden kahveye doldular. Vali, kahve ocağının yanına, peykeye
bağdaş kurdu. Ama, köyün en yaşlısı Mahmut Ağa’yı sağma aldı,
o oturmadan oturmadı. Köylüler yaşlarına göre sırayla peykelere
bağdaş kurdular, kimisi de hasır kahve iskemlelerine oturdu.
Vilayet maiyet erkanı, mevki ve kıdemlerine göre kapının sağında solunda,
ayakta sıralanmışlardı.

Hoş geldin Bey...

Hoş bulduk Ağalar!..

Hoş geldin...

Eller göğüslere kondu:
Merhaba!.. Merhaba!..

Vali de tıpkı köylüler gibi, sağ elini kalbinin üstüne bastırıyor,
her köylüye ayrı ayrı, merhaba, merhaba! diyordu.

Çaylar, kahveler geldi. Kendilerine «otur» diye, validen buyruk
çıkmadığı için, memurlar, çaylarını, kahvelerini, dudaklarını
şapırdatmamaya dikkat ederek ayakta içiyorlardı. Yalnız, içlerinde medeni
cesaretiyle tanındığı için on yıldır terfi edemiyen orman müdürü,
romatizmalı bacaklarının sızısına dayanamadı, kuyruk sokumuyla duvara
yaslanmak yürekliliğini gösterdi.

Vali, babacan bir davranışla köylülere sordu:
Nasılsınız bakalım hemşeriler?

Kahveden yer yer sesler yükseldi:

Sağol beğem..

Allah eğsüklüğünü göstertmesün!..

Sayanda çok iyiyik...

Allah senü başumuzdan eğsük itmesün!
Vali, köylüleri aydınlatmak için konuşmasına başladı.

Artık o denli onlardan, o denli halktan biri olmuştu ki, o da tıpkı onlar gibi,
onların dili, onların ağzıyla konuşuyordu. Hele «K» harflerini «G» sesiyle
söylemeye büyük çaba gösteriyordu. Okul sıralarındayken, müsamerelerde
sahneye çıktığı için, köylü taklidinde başarı gösteriyordu:

Ağalar, sizi goresüm geldi...
Ben köyünüze gelmiyeli gaç gun oldu?

İhtiyar bir köylü, dün değel, evvelki gun buradaydın... dedi.

Amanıng... Essah mı diyon irecep Ağa...
Bağa yıl olmuş gibi geldi be!..
Vallaha özlemişim sizi yahu.

Köylülerle senli benli konuşan Vali,
hasır iskemlede oturan köylülerden birine sordu:

Sadık Ağa... Senin işin oldu ya... Pangadan grado aldın ğı?...

Sağol beğeem.. Düneğin şehre vardım, Zirehet Pangasından iki bin
gayme galdırdım...

Ni diyon Sadık Ağa?...
Düneğin şehre vardın da, insan bi yol bağa uğramaz mı?
Bi acı gayfemi ossun içerdin...

irehatsızlık virmiylim didim hani!...

Bah, bah, bah... O nasın laf be Sadık Ağa?..
O vilayet gonağı sizin evünüz...

Sonra vali başka birine döndü:
ö Ismıyl Ağa, dün gece seni üryamda gördüm...
Hayırdır işşallah.. Ahlım fikrim hep sizde...
Acep arkadaşların bi eğsüğü neyi var mı diyerekten düşünüp yatıyom...
Gündüz hülyamda, gece üryamda siz...

Konuşma arasında kahvenin kapısı açılıyor, içeri giren köylü,
doğru valiye gidip, gençse elini öpüyor, yaşlıysa kucaklaştıktan
sonra halhatır soruyordu.
Vali çoğunun adını biliyordu. Memmet, Ehmet, Hüsün...
Adını bilmedikleri olursa,Gusura galma, çıhmış ahlımdan, adın neydi?
diye soruyordu. Satulmuş... Hee ya!... Unutmuşum besbelli...
Otur Satulmuş... öyle ırağa değel... Yamacuma gel!...

Vali, karşısında ayakta duranları köylülere gösterdi:
Bunları tanımıyonuz mu Ağalar?
Vali her köye gidişinde böyle sorar, köylüler de, Tanıyoz Beğeem!... derlerdi.
Ama Vali yine de memurlarını köylülere teker teker tanıtırdı:

Şu beri başta diğelen, uzun zayıf?...

Köylüler, biliyoruz, Nektüpçü Bey... derlerdi.

Onun yanında diğelen şişgo, vergi tahsil müdürü...
Bi işiniz düştü müydü, gapısını vurmadan gireceğiniz...
Oldu oldu, olmazsa dooğru benim gapımı çalın!..

Şu gravatı gaymış, gundurası patlah?.. Onu bilmiyk...
Zirehet mödürü mü yoğsam?

Vali, hepsini teker teker köylülere tanıttıktan sonra, ayakta duran
memurlarına, Oturun!... diye emir verdi. Esküden bunların suratlarını
görmek için, yüz görümlüğü virmek Hazımdı. Sincik hepsünü toparlayıp
ayağınıza getürdüm. Demokrasi diye, işte buğa dirler...

Allah eğsüklüğünü göstetmesün!..

Bi diyeceğiniz, bi şekayetiniz var mı?...

Köylüler isteklerini söyledikçe, Vali hemen ilgili memuruna,
not edin arkadaşın şikayetini... Hemen halledilecek, bana neticeyi bildireceksiniz!..
Diyordu. Vali, memurlarıyla İstanbul ağzıyla konuşuyordu. Köylüler,
«Bizim Vali emme de dil biliyo...» diye Valiyi değerlendiriyorlardı.

Dilekler dinlenirken kapı açıldı. Zayıf, soluk renkli bir genç girdi.
Utangaç, sıkılgan bir halde Valinin yanına gitti. Vali hemen ayağa kalktı.
Bütün köylülere yaptığı gibi, onu da kollarının arasına aldı,
bağrına bastı, alnından öptü.
Nasılsın bakalım? Teşekkür ederim efendim... Sağolun!.. Hayret!...
Bu delikanlının dili başkaydı, İstanbul ağzıyla konuşuyordu.
Adın Inza mıydı senin? Unutmuşum... Hayır efendim, Muslih...
Vali birden toparlandı. Galiba bu ütülü pantalonlu delikanlı köylü değildi.
Yoksa bir yanlışlık mı yapmıştı? Kaşları kuşkuyla yukarı kalktı:

Necisin sen?

Köyün öğretmeniyim efendim!..

Vali kendine geldi. Onu köylü sanarak kucaklamış, alnından öpmüştü.
Suratı birden ekşidi, öğretmeni, bir anlaşılmaz ses çıkararak, Şşuu!..
diye tersledi. Valinin dişleri arasından ıslık gibi çıkan bu tek heceden
öğretmen bişey anlamadığı için ne yapacağını şaşırmıştı. Vali:
Geç şöyle!... Dur şurada!... diye bağırdı.

Köy öğretmeni bir suç işlemiş gibi başı önünde, utangaç döndü,
memurlar sırasının en sonuna geçti. Öğle olmuştu.
Köy odasına gittiler. Vali, köylülerle birlikte, yer sofrasına çöktü.
Sarma yedi. Bakır sahandaki bulgur pilavına, köylülerle birlikte
tahta kaşık salladı... Çenesinden akıta akıta ayran içti.
Yemekten sonra Valiyle memurları ciplere atladılar.

Köylülerin, Gulegule!... Gene gel!... Bekleriz Beğeem!... Sağlıcakla!..
Gibi içten uğurlamaları arasında arabalar yola çıkıp başka bir köyün
yolunu tuttular. Seçim zamanı geldi. O ilden beş milletvekili seçilecekti.
Seksendört aday vardı. Vali de adaylar arasındaydı.
Onun seçileceği yüzde yüzdü. Hangi köylü ona oy vermezdi?
İşte tam dört yılını, onlarla başbaşa, yanyana geçirmişti.
Sayrılarına, sağlarına, dertlisine, borçlusuna koşmuştu.
Ne deseler, ne isteseler yapmıştı. Vali, milletvekili seçileceğine
güvenli alanda toplanan halkın önünde kürsüye çıktı,
töre yerini bulsun diye bir seçim nutku çekti.

Dinleyiciler arasındaki Mevlit Ağayı bir üzüntü almıştı.
Valiye, Misade it... Şu yüksek yirden ben de biriki çift laf idiyim!... dedi.
Vali, Mevlit Ağanın kendisini destekleyeceğini bildiği için, onu kolundan
tuttu, kürsüye çıkardı. Mevlit Ağa, sakalını sıvazladıktan sonra,
mikrofondan kalabalığa doğru konuşmaya başladı:

Hemşehrüler!... Valimiz, adaylığını godu. Biliyorum, ona oy vereceğiniz...
Emme bi yol düşündünüz mü? Ben seksen iki yaşındayım.
Bu vilayete şinciye gader böyle bi vali gelmedi. Yol didik yaptı.
Su didik getüdü. Tohdur didik virdi. Grado didik alın didi.
Okul didik, aha ökul didi. Melmekatı fır dolayı dönsen, bi eşüne daha
ıraslanmaz. Sincik onu da mebus yapar ziyan idersek, halimiz nic’olur?
Mebıslık goley, kim ossa yapıyo... Vilayetten uzahlaştıracak başka
adam mı galmadı?.. Düşünün daşının, ona gore bi garar virin!..

Mevlit Ağa kürsüden indi. Sepsarı olan Vali, hiddetini belli
etmemeye çalışarak, tekrar kürsüye çıktı. Mevlit Ağa’nın kendisini
övmesine teşekkür ettikten sonra eğer kendisini milletvekili seçerlerse,
Meclis kürsüsünden bu halkın hakkını, hukukunu daha iyi
koruyabileceğini yeminler ederek iki saat anlattı.

Mevlit Ağanın dörtbeş cümlelik konuşması bütün köylere birden yayılmıştı.
Bir hafta sonra yapılan seçimlerde seçim sandıklarından Valiye
verilmiş yalnız ikiyüzondört oy pusulası çıktı. Bu pusulaları da,
ondan kurtulmak isteyen ikiyüzon vilayet memuruyla, Valinin dört kişilik kendi
ailesi bireyleri vermişti. Seçimden önce milletvekili olabilmek için valilikten
de istifa eden Vali; şimdi emeklidir, idarecilik zenatindeki bilgisinden,
tecrübelerinden başkalarının da yararlanması için bir kitap yazıyor.
Ondört yıllık çalışmalarından yalnız dilinde bir anı kaldı,
ara sıra «k» ları «g» gibi söylüyor, yazmakta olduğu kitaptan
başını kaldırıp karısına şöyle diyor:
— Garıcığım, bağa bi gayfe bişir, gene gafam duttu!..
Şimdi demir devri, Demirgırat devri demekmiş, dedi. Medeniyet, memleketâ demirnen girermiş, dedi. “İyi hoş diyorsun ama, bu medeniyeti memlete getirdiniz, hani bunun yedek parçası?..” dedim.
İşsiz adam ne yapar? Sesi güzel değil, şarkıcı olsun... Bacağı kuvvetli değil, futbolcu olamaz. Kala kala bir yazarlık kalıyor. Üç parmağının arasına kalemi aldın mı, yazar oldun demektir.
Aziz Nesin
Sayfa 71 - Cem Yayınevi
Kulakları çınlasın Şinasi kore'de bacağını verdi gazi oldu. Ben de birisine kalbimi verdim, yarı şehit sayılırım.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yedek Parça
Baskı tarihi:
Aralık 1991
Sayfa sayısı:
153
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754181104
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Adam Yayınları
Baskılar:
Yedek Parça
Yedek Parça
...
Meret dağ gibi yatıyor. İki fincan benzin dedilerdi. Gaz tenekesiyle mazotu, yağı dayadılar. Oğlan çıktı üstüne. Hep bindik... Traktör tırısa kalktı. Maşallahı var. Üstüne bir eski babuç, bir baş sarmısak, bir mavi gözboncuğu, bir de maşallah astık, deh dedik... Akşamüzeri köye varınca dört döndük köyü, keyfine diyecek yok.

Bizden gören Donatım Kurumu'na seğirtti. Çatırtının Yusuf var ya, köyün alt yanında on dönüm kıraç tarlası var, o bile borç harç edip gitti bir traktör aldı.

Akşam oldu mu, köy yolunda ver ediyorlar traktörleri. Bizim oğlanın şüförlüğüne laf yok. Vurup geçiyor. Memiş'în Hüsiin'in traktörüne bir gıç vurdu, vallaha bir vuruşta herifin traktörünü ıskartaya çıkardı. Goca meret, tosbağa gibi sırtüstü devrildi biyana.

Cümbüşü iyi hoş... Cumartesi oldu muydu, hep biniyoruz üstüne, çek kasabaya... Sinemanın önüne traktörler, çemündüfer gibi diziliyor. Oğlan, bıyıklarını bura bura bir sürüyor cenabeti... Sinema dönüşü, yarış başlıyor. Vuran geçiyor.
...

Bu kitapta Aziz Nesin'in, "Medeniyetin Yedek Parçası", "Yazıdan Karakter Tahlili", "Çapkın Hikâye", "Zamane", "Bir Okul Anısı", "İş Hayatında Kadın", "Uzatmayalım Efendim", "Tarih Boyunca Düello", "Suçlu Nasıl Bulunur?", "Bir Amerikan Rüyası", "Bir Yazı Nasıl Okunur?", "Çiki Çiki Bom", "İntikam", "Eşek Davası", "Kendi Kendimle", "Kasabın Derdi", "Bir Gazete Okunuyor", "Hasan Baba Çeşmesi", "Bir Derginin Adı", "İyi Adam Lafının Üstüne Gelir", "Merhum Papel", "Terbiyem Müsait Değil", "Apartman Peştamaliyesi", "Milletvekili Olacak Vali Nutkundan Bellidir", "Potinbağı Kralı İstanbul'da", "Edebiyat Meraklısı", "Kabadayı", "Kara Lahana", "Kambur Sabri'nin Radyosu", "Metro Ne Piçuke", "İskarpin", "Suç Senin!" ve "Çılgın Bir Aşk" başlıklı öyküleri yer alıyor.

Kitabı okuyanlar 65 okur

  • Mina Tomaç
  • Yasin Bektaş
  • Ramazan
  • Mercan
  • Su

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%4.8 (1)
9
%0
8
%4.8 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0