Adı:
Yol
Alt başlık:
Böyle Gelmiş Böyle Gitmez 1
Baskı tarihi:
Aralık 2016
Sayfa sayısı:
510
ISBN:
9789759038588
Yayınevi:
Nesin Yayınları
Esin perisi denilince gözümün önüne altı balık, üstü kız olan denizkızı gibi bir havakızı geliyor;

Esin perim yok ama, benim de esin cinim, esin cadım, esin devanam var. Benimkilerin yarısı kuş, yarısı kız değil, olsa olsa onda biri insana geri yanı canavar. Omzuma tünememiş, sırtıma binmiş, ben altta iki büklüm, kan ter içinde, yorgun, bitik Hem benim esin cinim, esin cadım bitane değil, sürü sürü İkisi inse, üçü biniyor sırtıma.

Benim sırtıma binmiş, üstüme çullanmış olan esin cadıları, esin cinleri, esin canavarları durmadan buyuruyor, zorluyor, azarlıyor:
Benim esin cinlerim, cadılarım, canavarlarım: Kira isteyenlerim, para isteyenlerim, alacaklılarım, bitürlü bitip tükenmeyen gereksinimler.
Nereden nasıl başlayacağımı bilmiyorum. Nasıl anlatılır ki... Sitede yazarın eserleriyle ilgili ve yazarı tanıtan öyle güzel incelemeler var ki; benim yazacaklarım sadece bir kum tanesi kadar kalır.

Aslında uzun zamandır Aziz Nesin'i tanıma isteği doğmuştu içime. En etkili sebep ise toplumda çokça tanınan ama belli gruplar tarafından itilen yazarları,siyasetçileri tanıma isteğidir. Bu yazarlardan biri de Aziz Nesin'di...
Ve tabii ki, yaklaşık bir yıldır incelemeriyle yorumlarıyla tanıma isteğimi pekiştiren ise Tuco oldu. Var olsun. (:

Nesin'le ilk tanışmam "Bir Sürgünün Anıları" kitabıyla oldu. Okadar acı dolu anıyı mizaha nasıl döktüğünü, bunu nasıl başardığını merak ettim sayfaları çevirdikçe... Ve kafamdaki soruların cevaplarını öz yaşam öyküsünün ilk cildinde buldum. Aziz Nesin diyor ki:
" Neden, nasıl mizahçı olduğumu sorarlar hep... Bilmem. Ama sanırım beni mizahçı yapan kendi yaşamım olacak. Gözyaşları içinden geçip geldim buraya..."(sf:23)

Topluma mal olmuş bir insan için -görüşü ne olursa olsun- olumlu ya da olumsuz yorum yapmadan önce tamımak gerekir. Varsa eğer, bu tanıma,kanaatimce biyografisi ile olur. Kaleme aldığı eserlerin temelini görmemizi sağlar ya da önyargılarımızı yıkar.

Süslü püslü edebi metin beklentisini bir kenara bırakalım. Bazı gerçekleri açık açık ima etmeden söylemek daha tesirli olabiliyor kimi zaman. Karşımızda muhabbet eder gibi, samimi ve akıcı bir üslupla, gülmekten çok hüzünlendiren bir kitap var... Adı "Yol/ Böyle Gelmiş Böyle Gitmez-1"... 3 ciltlik Özyaşam öyküsünün ilk kitabı... Size tavsiyem tek kitap halinde olanı alın. Ben tavsiyeyi dinlemediğim için pişmanım çünkü. :) (Devamını hemen okumak isteyecksiniz. )

Beni hüzünlendiren kitaplar olmuştur fakat gözlerimin dolup, burnumun direğini sızlatan, kalbimi acıtan çok fazla kitap yoktur. Kitap düşünceler içinde yoğun duygulara bıraktı beni...
Kitaba dair birkaç söz söyleyecek olursam;
Bu kitapta 12 yaşına kadar olan yaşamını anlatıyor. Çocukluğunu yaşamayan, zorluklar içinde bir yaşam... Aziz Nesin yani Mehmet Nusret , yaptığı kusurları yüzüne vurmayan, çocuğuna güven duygusunu aşılayan , kendisini çok seven bir anne babanın elinde büyümüş. Hatta kitapta Aziz Nesin der ki; "Neyim varsa iyi olan, hepsini, her şeyimi anneme borçluyum."(sf:26)
(Annesini anlatmak istemem, bir şeyler düğümleniyor boğazımda ve orada kalıyor... )
Neyse devam edelim...
Biz, İlahiyat Fakültesinde ter dökerek aldığımız eğitimin iki katını oyun çağı diyebileceğimiz çocukluk çağlarında almış. Ayrıca hafız... Bu benim için oldukça yeni ve şaşırtıcı bir bilgidir. Küçük bir çocuğu ağır bi yükün altına sokmak ne denli doğrudur. Dönemin şartlarına göre tartışmaya açık? (Aldığı yoğun dini eğitim daha sonraki yaşamını nasıl etkiledi? Neden farklı bir yol seçti.? Bunu iç ses olarak düşünüp geçiyorum. Satır aralarında bu konuya dair ince detaylar bulabilirsiniz kitapta...Eğer merak ederseniz kitabı okuyup kendi cevabınızı bulmanızı salık veririm:) )

Çocukluk yılları milli mücadele dönemi, cumhuriyetin ilk yıllarında geçmiş; o döneme, devrimlere ve toplumun din anlayışına ışık tutan bilgiler sunuyor Aziz Nesin... Kitapta, korkmadan,çekinmeden yanlış bulduğu şeyleri eleştirmesi takdire şayan. Dürüstlüğü, merhameti, nezakati ile sevilesi bir insan Aziz Nesin...

Kitabı okuduktan sonra sizi bir duygusallık kaplayacak büyük ihtimalle... Üzerinizde Mehmet Nusret etkisi hakim olacaktır... Tarihe de halk gözüyle ışık tutması sebebiyle benim için sayfaları sık sık ziyaret edilesi kitaplardan olmuştur artık...
Serinin İkinci ve üçüncü cildine kavuşup okumanın heyecanı ve merakı üzerime hakim olsa da kendimi bir süre sessize alıyorum. (Göz hastalığım feci nüksetti çünkü...) Sizlere verimli bir Aziz Nesin etkinliği diliyor, Vesile olanlara da çok teşekkür ediyorum. Son olarak Aziz Nesin' i anlamaya dair kitaptan bir alıntıyı çalakalem yazmaya çalıştığım bu yoruma bırakıyorum... İyi okumalar (:

"(...) Hiçbir insan yalnız kendi bacağından asılmaz; her asılanla biraz da biz asılırız, her açla açız, her tutukluyla tutukluyuz. Mutluluk, başkaları mutsuzken, yalnızlıkla olmaz, toplulukla olur. Aç insanlar olduğunu bilirken, lokmalarım rahatlıkla boğazımdan geçmiyor; soğukta titreşenler varken, odamdaki sobamda ısınamıyorum. (...)
(Sf:500)
Etkinliğe katılıp yorum yapmayınca mızıkçılık yapmış gibi hissetmenin başımın bir kısmını tırmalaması ile Tuco'nun yorumları paylaşmasıyla bu tırmalama kısmının şiddetinin oynak olması nedeniyle başladığım yorumuma. Genel olarak Aziz babanın dili içten ve akıcı rahat okunuyor. Yalnız eskilerden örnekler verirken osmanlıca kısımları var çok az ben gibi tembelseniz okumadan geçmenizde bir sıkıntı oluşmuyor. En azından ben hissetmedim. :D Kurgu konusunda bana anıların sıralı zaman dilimiyle yazmamış gibi hissettirdi. Bazı noktalarda zaman karmaşası hissettim ama çok sıkıntılı bir durum değil. Konu olarak da ilk anısından başlayarak 13 yaşına kadar yaşadıklarını çok içten ve samimi objektife çok yakın bir şekilde okuyucuya aktarmış. O dönemin insan psikolojilerini incelemek için bile okunabilecek nitelikte bir kitap. Bu kitapta bende iz bırakan kısımlara gelirsek. İlk başta Galip amca vardı. Öyle kültürlü, bilgi, karakterli bir insanın kahvehane köşelerinde harcanmasına ve yoksulluk içerisinde ölmesine çok üzüldüm. İnsanlığın böyle değerli insanları harcamasına nefret ediyorum. Gerçi Aziz babanın gelişmesinde önemli bir rol oynaması azımsanmayacak bir durum ama daha büyük işler yapabilecekken kıyıya köşeye itilmesi kanıma dokunuyor. Ondan sonra gelelim Annesine. Benim gözümde melek gibi kadın. Öbür tarafta kesinlikle tanışmak isterdim. Öyle saf öyle naif öyle içten o kadar az bu dünyadan gelip geçiyorlar ki... Babasına gelecek olursak. Babanın sevip sevmediğim huylarını yarı yarıya bölsek(Her ikisi de çok benim için. Bende duygu karmaşası yaratan insandır kendisi.) Sevmediğim kısmını yolda görsem selam bile vermemeyi bırak günahımı bile vermem. Diğer kısmı için saatlerce konuşmak incelemek isterdim. Sevdiğim kısımları ağır bastığı için öbür tarafta tanışmak istediklerim listesinde Aziz babanın hatırı da giriyor tabi. :D Bir amca vardı adını unuttuğum ama ondan bahsetmezsem içim rahat etmez. Hayatının son döneminde köpeklerle geçirdiği için hayvansever amca diyeceğim. Çok enteresan bir saf iyiliği vardı. Çok iyi işi dönmesini sağlayan ekmek teknesini(Seyyar arabada simit gibi birşey satıyordu tam hatırlamıyorum ama o arabayı öyle güzel süslüyordu ki gözümün önüne gelince çok hoşuma gitmişti. Hatta gaza gelip bende süsleyesim gelmişti odamı ama bendeki gaz kısa ömürlü olduğu için hemen sönmüştü. :D) bir fakir benden daha ihtiyacı var diye direk vermesiydi. O fakire çok kızmıştım adam sana ekmek teknesini veriyor ve tek isteği süslerine bakılması onu bile uğraşmıyordu. Böyle yüzsüz insanlar beni deli ediyor. Darüşşafaka anılarında da çok enteresan hocalarla amcalarla tanıştım ama yazarken ben bile sıkıldım okuyanı düşünemiyorum bile ondan onlara toptan selam ederim. Uyuz olduklarımı ise çölde susuz kaldıklarında bile su vermem yada deniz suyu veririm bilemedim. :D Gelelim kitabın baş solistine Aziz Babaya. Bir yanım çok kıskandı o kadar doğal, içtenlikle ve Galip amca gibi bilgi deposuyla karşılaşmasıyla hem de bir yakın çok üzüldü yaşadığı dramlar, çocukluğunu tam yaşayamaması, kardeş ölümünü görmesi, sosyal statünün ezici baskını görmesi gibi birçok şey sayabilirim. Bu kitapla gözümdeki değeri bir kat daha arttı ve öbür tarafta tanışmada öncelikli isimlerden biri haline geldi. Son olarak beni bu kitabı almaya ikna eden Tuco'ya teşekkür ederim. O olmasa büyük olasılıkla almazdım ve büyük olasılıkla böyle kitabın varlığından haberim olmazdı. Birde son etkinlik bükücü çılgın okur Nigra'ya teşekkür ederim. Onun sayesinde bu kitabı okuyacaklar kısmında öne aldım. Büyük olasılıkla 3-4 yıl sonra Tuco'nun dilinden kurtulmak için okurdum. :D

Benzer kitaplar

Aziz Nesin'in Mehmet Nusret Efendi olduğu 12 yaş dönemine kadar anılarını aktardığı roman. Anılarında 192.'li 193.'lu yıllara ait Türk aile ve Türk toplum yapısına dair de anektodların yer aldığı mükemmel bir biyografi.
Simdiye dek okuduğum en güzel kitap unvanini almıştır.hem güldürdü hem ağlattı.
Mehmet nusret nasil aziz nesin oldu, geçtiği yollari goreceksiniz.
aziz nesin yasamini o kadar samimiyetle anlatmis ki yer yer kendimi bulduğum noktalar da oldu.mutlaka okuyun.yoksa çok sey kaybedersiniz.keske daha once okusaymisim.
Mehmet Nusret, özyaşamından özanılarıyla bugünlerde çokça güzellemeleri yapılan o haşmetlü imparatorluk toplumunun yaşamını, içdünyasını gerçekte ise trajedisini çok canlı ve içten bir dille bizlere aktarmış. Her sayfasını büyük bir heyecan ve merakla okudum (izledim) doğrusu. O kadar canlı bir dil kullanılmış ki bu kitapla ilgili İZLEDİM eylemindense OKUDUM eylemini tercih etmek bende iç çelişki ve iç sıkıntılara sebep oluyor. ;) Türkiye'de doğmuş herkesin, kendisini ve toplumunu gerçekten daha iyi tanıması ve gelecek için gerçekçi planlar yapabilmesi için okunması gereken bir eser.
Büyük ustanın kendi hayatını anlattığı serinin ilk kitabı,belki de beni bu kadar etkileyen başka bir kitap olmamıştır. Osmanlının son yılları ile cumhuriyetin ilk yıllarında İstanbul'un ve Türkiye'nin durumunu da görebileceğiniz harikülade bir yapıt.Yazarın diğer kitaplarındaki mizah bunda yok burada gerçek hayattan manzaralar var.
Birinci kitap Aziz Nesin'in 12 yaşına kadar olan yaşamını anlatıyor.Bazen de günümüzde ki Aziz Nesin'le kıyaslıyor o gün yaptıklarını.Bunun dışında 1915-1927 yılların da ülkemizin,halkımızın durumunu öğreniyoruz.Zikir çeken çok insan varmış mesela,,çocuk evlilikleri çok yaygın(ne yazık ki hala yaygın),cinsel istismar o zaman da çokmuş hatta Aziz Nesin'e göre oran olarak da daha çokmuş...Bu kitap,bu yazar,bu adam size çok şey katar,okumanızı salık veririm.
Aziz Nesin, Türkiye'nin yakın tarihinin bir aynası gibidir. Bu aynaya bakan; acılarla, sevinçlerle,umutlarla dolu bir yaşamın içinde hayata dair tüm aşamaları teker teker görür. Böyle Gelmiş Böyle Gitmez, bu aynanın bir yansımasıdır. Üstelik toplumumuzun dününü, bugününü ve yarınını gösteren bir yansıma...
Bütün anneler, annelerin en güzeli,
Sen, en güzellerin güzeli.
On üçünde evlendin,
On beşinde beni doğurdun,
Yirmi altı yaşındaydın,
Yaşamadan öldün.
Sevgi taşan bu yüreği sana borçluyum.
Bir resmin bile yok bende,
Fotoğraf çektirmek günahtı.
Ne sinema seyrettin, ne tiyatro.
Elektrik, havagazı, su, soba,
Ve karyola bile yoktu evinde.
Denize giremedin,
Okuma yazma bilmedin.
Güzel gözlerin,
Kara peçenin arkasından baktı dünyaya.
Yirmi altı yaşındayken
Yaşamadan öldün...
Anneler artık yaşamadan ölmeyecek...
Böyle gelmiş,
Ama böyle gitmeyecek!
Aziz Nesin
Sayfa 7
...Niçin şehitler adına yoksul, kimsesiz çocukları yetiştirmek için yatılı okullar yapmayız da, parayı taşa, toprağa, betona döküp anıt dikeriz?

Çanakkale Anıtı dikilirken, "Ele güne borç almak için avuç açmış yoksul Türkiye'nin şehitleri için anıt değil, şehitler adına yoksul çocuklar için okullar açılması gerekir," diye yazdığım için ne çok eleştirilere,hatta saldırılara uğramıştım. Türkiye'de insanın yurdunu sevdikçe yurt haini olarak ilanı da kolaylaşabilir. Ama ben bir şehit yüzbaşının eşi ekmekçi bir kadının, her sattığı ekmek başına yirmi para kazanarak, didişe didişe iki kızını yetiştirdiğini, o kadının göz yaşı döktüğünü daha on yaşımdayken görmüştüm. Hâlâ bugün bile, şehitler adına okul değil de, anıt yapılmasını anlayamıyorum.
Aziz Nesin
Sayfa 311 - Nesin Yayınevi
ANNEMİN ANISINA
(“15 Eylül 1927’de annem öldü”)

Bütün anneler annelerin en güzeli,
Sen, en güzellerin güzeli.
Onüçünde evlendin,
Onbeşinde beni doğurdun,
Yirmialtı yaşındaydın,
Yaşamadan öldün.
Sevgi taşan bu yüreği sana borçluyum.
Bir resmin bile yok bende,
Fotoğraf çektirmek günahtı.
Ne sinema seyrettin, ne tiyatro.
Elektrik, havagazı, su, soba
Ve karyola bile yoktu evinde.
Denize giremedin,
Okuma yazma bilmedin.
Güzel gözlerin,
Kara peçenin arkasından baktı dünyaya.
Yirmialtı yaşındayken
Yaşamadan öldün.
Anneler artık yaşamadan ölmeyecek,
Böyle gelmiş,
Ama böyle gitmeyecek!
Aziz Nesin
-1965 "Taşkent-Moskova yolu. Uçakta."-
Çıkacağız bu yokuşu, çıkacağız, çünkü sorunlarımız oranında özgür olabiliyoruz; kaçış, kurtuluş değil.
Aziz Nesin
Sayfa 145 - Nesin
Definecilik, sanırım Türkiye'ye özgü, hastalık denilebilecek bir tutkudur. Niçin Türkiye'ye özgü? Çünkü Türkiye, üstüste altalta tarihsel dönemlerin yığıldığı, karman çorman olduğu bir ülke. Nereyi kazsan toprağın altı boş çıkmaz, bir tarih eseri bulunur. Çünkü Türkiye bütün ünlü istilacıların uğrak yeri olmuş, pekçok savaşlara alan olmuş, nereyi kazsan, bozguna uğramış istilacıların zengin kalıntılarının bulunacağı umudu vardır. Çünkü Türkiye yüzyıllar boyunca çetecilerin, eşkıyanın, başkaldıranların at oynattığı, yeraltına hazine gömdüğü, yolbağcıların vurgunlarını mağaralara sakladığı gepgeniş bir alandır. Çünkü Türkiye, Batılı ülkelerdeki anlamda bireysel mülkiyetin çok geç kurumlaştığı, can ve mülkün güvencesiz olduğu, yarın korkusunun estiği bir ülke olduğundan, kendilerini güvene almak isteyenlerin toprak altına testiyle, küple altın sakladığı biyerdir.
Aziz Nesin
Sayfa 243 - Nesin Yayınevi
Her gece yatağınıza girince, önce bir nefis muhasebesi yapınız. O günkü davranışlarınızın hepsini bir bir gözünüzün önünden geçiriniz. Kimlere iyilik, kimlere kötülük yaptığınızı, kimlere kötü davrandığınızı düşününüz ki, ertesi gün daha iyi bir insan olasınız. Yaşamayı hak edip etmediğinizi, bu güzel dünyada yaşamayı hak etmek için o gün ne işler yaptığınızı, ne kadar çalıştığınızı hatırlayınız. Böylece vicdanınız huzura kavuşur. Ondan sonra da dua ediniz!
Aziz Nesin
Sayfa 401 - Nesin Yayınevi
İktidarlar halkçı, halktan yana oldukça, bütün ilerici sanatçılar da iktidarla bir oranda birlik olurlar. Cumhuriyetin kuruluşunda, ulusal kurtuluş savaşını kazanmış iktidar halkçı görünüşteydi. Onun için de sanatçıların, edebiyatçıların desteğini kazanmıştı. Ama sonradan iktidar halkçılıktan uzaklaştıkça, daha ileriye gideceğine, terse gittikçe, iktidar nimetleriyle beslenmeye alışmış bu eski edebiyatçılar, sanatçılar tutumlarını değiştirmek gereğini duymadılar. Oysa kuşakdaşlarım olan olumlu, değerli, ilerici, toplumcu bütün yazarlar iktidarın karşısındadır; bu durum, sanatçının eksikliği değil, iktidarın halktan uzaklaşmasından, dahası halkı kandırarak halka karşı olmasındandır.

Atatürk'ün ve onun yoluyla iktidarın yanına, odasına, sofrasına girmek, okul kitaplarına, okuma kitaplarına girmek demektir. Ünlenmek demektir, devlet büyükleriyle gazetelerde sık sık resimlerinin çıkması demektir.

Oysa benim kuşağımın yazarları, ölmeden okul kitaplarına, okuma kitaplarına giremezler. Hele benim gibilerinin, sağlıklarında, iktidar elinde bulunan tiyatro, radyo, televizyon gibi kurumlara eserleriyle girmeleri çok zordur; öldükten sonra bile adlarının, bu türlü iktidarlar zamanında, okul kitaplarına girmesi olanaksızdır.

Onların kitapları devletçe bastırılır. Bizim kitaplarımız devletçe toplatılır, yasaklanır.

Onların bastırdıkları kitaplar, devlet bütçesinden verilen paralarla kitaplıklara dağıtılır. Bizim kitaplarımızın kitaplıklara girmesi buyrukla yasaklanır.

Onlar, devlet büyüklerinin yanında dış gezilere çıkarlar. Bizeyse, orospulara, kaçakçılara, hırsızlara bile verilen pasaport çok görülür.

Bunlar yakınma değil, bunlar gerçek. Böyle de olması gerekir, normaldir. Bu, bizim suçumuz değil; halktan ayrılmış, kopmuş iktidarlar böyle yaparlar.
Aziz Nesin
Sayfa 267 - Nesin Yayınevi

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yol
Alt başlık:
Böyle Gelmiş Böyle Gitmez 1
Baskı tarihi:
Aralık 2016
Sayfa sayısı:
510
ISBN:
9789759038588
Yayınevi:
Nesin Yayınları
Esin perisi denilince gözümün önüne altı balık, üstü kız olan denizkızı gibi bir havakızı geliyor;

Esin perim yok ama, benim de esin cinim, esin cadım, esin devanam var. Benimkilerin yarısı kuş, yarısı kız değil, olsa olsa onda biri insana geri yanı canavar. Omzuma tünememiş, sırtıma binmiş, ben altta iki büklüm, kan ter içinde, yorgun, bitik Hem benim esin cinim, esin cadım bitane değil, sürü sürü İkisi inse, üçü biniyor sırtıma.

Benim sırtıma binmiş, üstüme çullanmış olan esin cadıları, esin cinleri, esin canavarları durmadan buyuruyor, zorluyor, azarlıyor:
Benim esin cinlerim, cadılarım, canavarlarım: Kira isteyenlerim, para isteyenlerim, alacaklılarım, bitürlü bitip tükenmeyen gereksinimler.

Kitabı okuyanlar 64 okur

  • Hanife Ertürk
  • beylun akay
  • BilgeSevgi
  • Berfin Güzelsoy
  • belinda
  • Onur Özkan
  • Öznur Kaplan
  • Murat Çelen
  • Erdinç Gümüş
  • mustafa tamer akder

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.3
14-17 Yaş
%2.3
18-24 Yaş
%11.6
25-34 Yaş
%20.9
35-44 Yaş
%30.2
45-54 Yaş
%18.6
55-64 Yaş
%11.6
65+ Yaş
%2.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%47.5
Erkek
%52.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%70.4 (19)
9
%14.8 (4)
8
%0
7
%3.7 (1)
6
%0
5
%0
4
%7.4 (2)
3
%0
2
%0
1
%3.7 (1)