Yoldaki İşaretler

·
Okunma
·
Beğeni
·
12339
Gösterim
Adı:
Yoldaki İşaretler
Baskı tarihi:
Aralık 1986
Sayfa sayısı:
204
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dünya Yayınları
245 syf.
·33 günde·10/10
Dikkat! Bu kitap insanı fena sarsar!

Seyyid Kutup'u genel olarak düşünce yazılarında bulursunuz, İslamca, Müslümanca düşünce.. İşte bu alandaki en başarılı kitabı..

Kendisi Hakkı bildiği kadar batılı da iyi bilen bir Şehid. Bir zamanlar Amerika'da yaşamış ve onların ciğerini bilen bir Müslüman.

Yaşadığınızı, İslâm zannetmeden önce, bu kitabı okumanızda büyük fayda var.

Müslümansanız nasıl bi dairede (İslâm'da) olduğunuzu,

Müslüman değilseniz, nasıl bi İslâm'ı reddettiğinizi bilmeniz açısından güzel bir kaynak, Yoldaki İşaretler.

Sorgulattırır!

Ilımlılıktan kurtuluşun yolunu göstermiş bizlere yazar: Vasatlıktan değil. Vasat (orta yol) Müslüman başkadır, Ilımlı Müslüman bambaşka..

Genel olarak Seyyid Kutup minvalinde insanları okuduğum için beni çok çarpmadı kitap. Ama ne kadar gaflete daldığımı, nereye saptığımı hatırlattı, Allah kendisinden razı olsun..

İlk kez bu kaynaklardan yararlanacak olanların sindirmesi zor olabilir, O yüzden anlaya anlaya okumanız tavsiyemdir.

Şayet bir gün İslâm davasıyla uğraşmaktan yorulursanız, Müslüman olmayanların yolu daha sempatik görünmeye başlarsa bu kitabı okuyun. İlaç gibi gelir. Benzin yüklemiş olursunuz kendinize.

Yazarın bahsi geçtiği için şunu da şuraya bırakıyorum, dileyen alsın: https://youtu.be/L3n_H0Xt1cw

Ek olarak: Bu kitap Pınar Yayınları'nda neden 206 sayfa görünüyor? Beka Yayınları'nda 245 sayfa. Bu ciddi bir fark. Kuşkulanmamak elde değil.
206 syf.
·6 günde
Kur'an-ı Kerim'le -gerçek anlamda- tanıştıktan sonra, İslam dini hakkında araştırmalar yapmaya başladım ve yaptığım araştırmalar neticesinde birçok kitap okudum. Okuduğum ilk kitaplar tasavvufiydi, zamanla yelpazemi genişlettim ve ilerledim. Yani bu kitaba gelene kadar uzun bir yol katettim, pek çok araştırmamın neticesine ulaştım.
İslam'da bana en karışık gelen ve çevremdekiler tarafından çok fazla soruya tutulduğum konu 'cihad'tı. Bu kitapla o eksiğimi de giderdim. Kitabı genel olarak zaten çok dikkatli okuyun, ama siz de cihad kavramında sıkıntı yaşıyorsanız kitaptaki "Allah Yolunda Cihad" kısmını özellikle daha dikkatli okuyun.
Bu kitabıyla, Seyyid Kutup'u anlamak için öncelikle açık bir kalbe sahip olunmalı, Kur'an hakkında bilgi sahibi olunmalı, en azami şartla Kur'an üslubuna aşina olunmalı.
Peygamberlerin hayatı ve özellikle Peygamberimiz Hz. Muhammed'in hayatı, İslami çağrısı ve bu çağrıyı yapış şekli vb. hakkında tarihi bilgiden önce Kurani bilgiye ihtiyaç vardır. (Lütfen kalbinizdeki kilitleri kırmadan bu kitabı okuyup yargılamayınız.)
Bu kitap sayesinde Seyyid Kutup'la tanıştım. Hakkında olumlu olumsuz birçok şey okudum. Kitabını okuduğumdaysa iyi ki olumsuz yazılara bakıp okumamazlık etmemişim dedim.
Allah'tan başkasına boyun eğmediği için asılan bir insan... Doğru söyleyenin dokuz köyden kovulduğu dünya...
206 syf.
·4 günde
Daha ilk sayfasında 3 cümlenin altını çizdim. Unuttuğumuz İslam ve ümmet şuurunu zihnimize adeta çakıyor Kutub. Ne zamandır yaşadığım 'light' islam bana yetmiyordu. Bende eksik olan nedir diye düşünürken; ihtiyacım olanın yeniden diriliş ve dinimi üzerime hakim kılmam olduğunu anladım. Müslümanların mevcut durumlarından muzdarip olduğunu dile getiriyor müellif. "Ben insanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler diye yarattım" ayeti celilesi insanın yaratılış gayesini açıklayan en güzel düstur. Yeryüzünün halifesi olan insan yüzyıllardır ithal sistemlerle oyalanmakta. Oysa ki hala adından söz edilen 'İslam dünyası' için en güzel sistem İslam'a dönmektir. 13 yıl süren tebliğin Mekke dönemi bizlere ispatlıyor ki, aksiyonun temeli akidedir. Muhakkak okuyun. Kitabın olumsuz yanlarına gelecek olursak belli başlı düşüncelerin mükerrerinden müteşekkil bir metin var sanki elimde. Aynı fikirler farklı kelimelerle dile getirilmiş. Bu okumayı sıkıcılaştırıyor. Hızlı aktığını söyleyemeyeceğim. Sanki yazarın farklı konuşmalarından derlenmiş gibi. Bu hususu da göz önünde bulundurmakta fayda var. Bir de son 30 sayfayı resmen bitsin diye okudum. Hep aynı şeyleri okudum gibi geliyor. En sevmediğim şey bir kitabı işkence gibi bir an önce bitirmeye çalışmak. Ilk 100 sayfa güzel ve okunabilirdi ama sonrası bitsin diye okunuyor maalesef.
206 syf.
·4 günde·10/10
Ne ilginç Seyyid kutup sırf bu kitabı yüzünden idam edilmiş. Sanırım fikir ve düşünceleri onları aşırı derecede tedirgin etti ki bunu yaptılar, oysa bu onun şehadetinin, uğruna öldüğü düşüncelerinin ve onun yansıması olan eserlerinin daha çok duyulmasına ve okunmasına neden oldu. Malcolm'un bir sözü var ya hani ''bazı ölüler yaşayanlardan daha yüksek sesle konuşur' diye Seyyid Kutupta bunu görüyoruz.

Peki 'Yoldaki İşaretlerin' ana teması nedir dersek, bunun cevabı şüphesiz; İslami Mücadelenin nasıl olması gerektiğidir.

kitabın son sayfasında ve son pasajda şöyle yazmış Kutup;

O halde: ''Mü'minler sırf aziz ve hamid olan Allah'a inandıkları için o zalimler onlardan öç aldılar...''

son pasaj Seyyid Kutub'un neden asıldığının cevabını da veriyor..

Seyyid Kutup ölümünden hemen önce bile dersini verip gidiyor, bununla da ilgili küçük bir ek ilave edeyim incelemeye.

Asılmadan önce kendisinin yanına hoca gönderiyorlar, hoca gelip: “Eşhedu ellâ ilahe illallah ve eşhedu enne Muhammeder Rasûlullah de!” diyor.
Bunun üzerine Seyyid Kutup adama: “Sen de bu tiyatroda ki son bölümsün, sen bana “lâ ilahe illallah de” mi diyorsun? Ben ki bu kelime uğruna idam ediliyorum” der..

Rahmetle anıyorum..
224 syf.
Seyyid Kutub, "Bugün insanlık korkunç bir uçurumun kenarında duruyor..." diyerek başlıyor kitabına, bizleri uçurumlara sürükleyen nedenleri birbiri ardına sıralarken, nerelerde, ne tür hata ve yanılgılara (bilerek ya da bilmeyerek) düştüğümüzü de göstermiş oluyor.

Kulluğun kula değil yalnız, Allah'a yapılması gerektiğini, akidenin önemini anlatıyor. Bir İslam davetçisinin izleyeceği yolu, İslam'ı nasıl anlatması gerektiğini açıklıyor.

O eşsiz neslin yaşamını inşa etmek üzere ele aldığı Kur'an ayetlerini, bizlerin sadece okumakla yetinip ya da belli maksatlar çerçevesinde okuyup geçerek onların soluduğu manevi havayı asla soluyamayacağımızı şu satırlarıyla belirtmiş oluyor;
"O nesil sadece o biricik kaynaktan beslenmiş ve tarihteki o eşsiz yerini kazanmıştı. Kur'an'a yaklaşırken kültür ve inceleme maksadıyla yaklaşmazlardı, O'nu okurken zevk alma, eğlenme gayesiyle okumuyorlardı... Ve onlardan hiçbir kimse Kur'an'ı okurken mücerret manada kültürünü artırmak için okumuyordu. İlmi ve fıkhı konulardaki iddialarına yeni bir mesned bulmak ve böylece dağarcaklarını şişirmek için Kur'an'ı ele almazlardı. Onlar Kur'an okurken Allah'ı emrini öğrenmek için okuyorlardı. Gerek kendilerini ve gerekse içinde yaşadıkları cemiyetle ilgili olarak cemiyetin hayat tarzının nasıl olması gerektiği hakkında Allah'ın emrini öğrenmek üzere Kur'an'ı ele alırlardı. Bu Kitabın emirlerini duyar duymaz, yaşamak için öğreniyorlardı. Tıpkı savaş alanında aldığı "günlük emri" duyar duymaz hemen tatbik etmek için faaliyete geçen bir asker gibi Kur'an'a yanaşıyorlardı. Bu yüzden onların hiçbiri bir oturuşta bildirilenden daha fazla emir ve talimat öğrenmek istemezdi. Çünkü biliyordu ki ne kadar çok öğrenirse omuzuna o kadar vazife ve sorumluluk yüklenecekti. İbn Mesud (r.a.)'un rivayet ettiği hadiste varid olduğu üzre onlar on ayetle yetiniyor hemen ezberleyip, amel etmeye başlıyorlardı."

İşte ashabın Kur'an'a yaklaşımı ve yaşantısına yansıtış şekli böyleydi. Bizim yaşam şekillerimizin çok ötelerinde, belki bir daha böyle bir Kur'an topluluğu gelmeyecek, belki dünya böyle bir topluluğu bir daha ağırlayamayacak, misafir edemeyecek; ama o topluluğa bir adım yaklaşmak ne büyük bir bahtiyarlık olur bizler için. Bu konuda bize düşen görev biraz olsun o topluluğa yaklaşmaya çalışmak olacaktır.

Bu güzel eseri okumanızı tavsiye eder, istifadeli okumalar dilerim.
212 syf.
Seyyid Kutub'un islamî mücadele manifestosu olan Yoldaki İşaretler yıllardır olduğu gibi bugün de "tevhid" başlığı altında bir araya gelmiş birçok cemaatin alfabesi niteliğinde bir kitap.

Üstad kitabı ile tüm nizamlara karşı islâm nizamını metodu ile birlikte ortaya koyuyor. Kapitalizm ve sosyalizm gibi dünya düzenlerine meydan okuyor.

Değinilen iki ana başlık var:

İslam toplumu ve cahiliye toplumu. Kutub'a göre İslam toplumu dışındaki tüm toplumlar cahiliye toplumlarıdır. Hepsi kula kulluk ettirir ve tevhidi arka plana iterler.

Kitabın amacı ise bu cahiliye toplumlarını ardında bırakmak üzere yola çıkan ümmete yoldaki işaretleri göstermektir. Her bölüm yoldaki başka bir işarete dikkat çekmekle mü'min kimseyi menzile ulaştırmayı amaçlamaktadır.

Yoldaki işaretler okuyucusuna yeryüzündeki tüm savaşların "akide" savaşı olduğunu birkez daha hatırlatmakta ve insanlığı İslam Birliğinin o ihtişamlı kubbesi altına davet etmektedir.

Bu kutlu amaç için rehberlik yapmış ve davasına canını şâhit tutmuş Üstad Seyyid Kutub'u rahmetle anıyoruz...
246 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10
Rahmetli Seyyid Kutub'un yazdığı bu kitap nedeniyle idam edilmesi tüyler ürpertici... İslam'ı anlatmak için canla başla çalışan bir alimin emek dolu bu kitabı okunmaya değer. Kutub İslam'ı kelime-i tevhid vasıtasıyla La İlahe illallah ile Allah'ın varlığına ve birliğine ve Allah’tan başka kimseye kul olunmayacağına, İslam'ın insanı kula kulluktan kurtadığına; Muhammedür Resulullah ile de hak peygambere inilen dinin İslam olduğu ve onun sünnetine uyulmasıyla Müslümanlığın aslında zor olmadığını güzel bir şekilde dile getirmiştir.
İyi okumalar.
206 syf.
·Beğendi·9/10
İslami düzenin tekrar nasıl sağlanması gerektiği hakkında ipuçları veren önemli bir kitap. Bu eserden sonra üstad mevcut düzene başkaldırı yapıyor bahanesi ile idam edilmiştir.
126 syf.
"Cahilliye toplumu, Müslüman toplumun dışında kalan her çeşit toplumdur."

Kitabın genelinde hakim olan fikirlerin temelinde bulunan iki kavramı barındıran kitaptan bu sözle incelemeye başlayalım. Bu iki kavramdan kastım: Cahilliye Toplumu ile Müslüman Toplumu kavramlarıdır. Öncesinde şunu belirtmek istiyorum: Bu kavramlar, yazarın kullandığı şekil üzerinden ele alinacaktir. Zaten anlaşılmasi gereken de budur.

Yazarın Müslüman toplumunun içine laikliği benimseyen veya kabul eden ve genel olarak Allah'ın kanunlarını uygulamayan herhangi bir toplum dahil değildir. İslam'ın pratik yönünün baskın olduğu vurgulaniyor. İslam şeriatinin insanın hayatını düzenleyen bir yapısının olduğu anlatılıyor. Bu konunun 'Ben Müslümanım' diyen bir insanın uyması zorunlu olduğu söyleniyor. Cahilliye toplumu ise düşünüş tarzında, ibadet kastinda ve hukuki yasalarında Allah'ın kanunlarını dışında olan bütün toplumlar olduğu ifade ediliyor. Kâinatın Allah'ın bir yasası olduğu ve bu kainatın bir üyesi olan insanın da bu yasanın dahilinde olduğu ve bu doğrultuda hareket etmesi gerektiği, kendi yapacağı yasaların doğrultusunda gitmesinin, İslam'ın temel ilkesi olan 'La ilahe illallah'a karşı gelmek olduğu vurgulaniyor.

Yazarın fikirlerinin temelini teşkil eden bu 'La ilahe illallah' ilkesinin tüm Müslümanlarca tam manasıyla özümsenmesi gerektiği üzerinde oldukça duruluyor. Bu ilke yerleşmeden bir İslam toplumuna ilk adımın atilamayacagi soylenmekle beraber, ancak bundan sonra İslam'ın insanın hayatını sekillendirecek konularina geçilmesi gerektiği söyleniyor. Bu ilkeyi içsellestiren Müslümanın dindeki diğer konulara adım adım yaklaşması gerektiği ifade edilir; bu sayede üzerine fazla yük binmesine mani olunacaktir. Böyle böyle üç kişi olduğu vakit artık bir İslam toplumu oluşmaya başlandığının anlaşılmasi gerektiğinin ifade eden yazar, İslam şeriatinin uygulanabilmesi için siyasete de hakim olunması gerektiğini vurguluyor. Nitekim cihad kavramının üzerine egilindigi bölümde de açıklandığı üzere, insanların Allah'a ulaşmalarınin önündeki engellerin ortadan kaldırılması için cihad yapılır. Bu engeller de Allah'ın kanunlarının uygulanmasına düşman olarak görülen tüm siyasi, hukuki ve sosyal sistemlerdir. Engel kelimesi insanda aktiflik algısı oluşturduğu için aslında yanlış anlaşılmaya neden olabilir. Çünkü buradaki engellerin, Müslümanlar veya diğer insanlar üzerinde baskı oluşturmasına gerek yoktur. Nitekim, İslam şeriatınin dışında uygulanan herhangi sosyal, siyasi ve hukuki sistemler hiçbir şey yapmadan birer düşman, tehlike ve hedef olarak görülüyor. Sonuç olarak cihad ile bu sistemler bertaraf edilerek Allah'ın şeriatınin hakim kilinacagi ve bu duzende insanların inanıp inanmama 'hürriyet'ine saygı duyulacagi söyleniyor. Ancak bunla beraber insanların kafalarına göre (Allah dışında) herhangi bir şeye inanmalarina da müsaade edilmemesi gerektiği ifade ediliyor. Haliyle burada oldukça garip bir 'Hürriyet' kavramı ile karşı karsiyayiz. Yazar ve onun fikrindeki insanların dışındaki insanların kelime dagarcigindaki hurriyet ile uyusmayan bu 'Hürriyet' kavramının meali bence şudur: Inanacaksin!

Yazarın İslam'ı tebliğ edecek insanlara verdiği telkinlerin de garipligi dikkatimi çeken başka bir husustu. Çünkü yazar, Müslümanlara başka insanlara dini açıkça anlatmalari gerektiğini söylerken, o insanlara pislik içinde olduklarını ve Allah'ın onları temizleyecegini anlamlarını söylüyor; ilgili pasajin devamında da 'bu şekilde güzel ifade edin' anlamında sözler ediyor. Buradaki pislik hiç öyle mecaza vurulacak bir durumda değildir. Nitekim kitapta Cahilliye toplumları ile pislik ifadesi sadece tek bir yerde yan yana getirilmiyor. Şimdi şunu hayal etmenizi istiyorum: Birisi size gelse ve pislik içinde olduğunuzu söylese ve çağırdığı dinin sizi temizleyecegini söylese bu kişi hakkında ne düşünürsünüz ve bu kişiye tepkiniz ne olur? İşin ilginç yanı yazarın bu oldukça absürd şeyleri gayet doğal bir şeymiş gibi ifade ediyor olmasıdır. Bu açık bir şekilde empati eksikliği ve de irrasyonelliktir.

Yazarın 'La ilahe illallah' üzerine bina edilen dediği sistemin İslam'ın ilk zamanlarında uygulanan metot olduğu ve o 'güzel' zamanları sağlayan gücün bu metot olduğu soyleniliyor; sonraki zamanlarda Bizans, İran, Yahudilerle etkileşim sonucunda insanların bu 'güzel' zamanların atmosferinden çıktığı ifade ediliyor. Şu anki dünyanın da bir Cahilliye atmosferi ile kaplı olduğunu düşündüğü için yazar, 'kurtuluş'un bu metodun uygulanmasında olduğunu söylüyor.

Şimdi bu noktada bu metodun oldukça tehlikeli olacağını vurgulamak istiyorum. Çünkü yazara göre, şu an itibariyle dünyanın çoğunluğu beşer yasaları ile duzenlendigi ve yonetildigi icin birer harp alanıdır. Yine yazara göre bu beşer yasaları insanların Allah'a ulaşmasını önlüyor. Her Müslüman'in aslî vazifesinin Allah'ın şeriatına uyması ve onun önündeki engellerin bertaraf edilerek diğer insanlara Allah'a giden yolların açılması gerektiği ve bu şekilde insanlara o garip inanıp inanmama 'hurriyeti'nin tesis edilmesi olduğu vurgulaniyor. Eğer yazarın fikrinde toplumlar oluşursa, bu toplumların mensubu olduğu devletlerin gözünde tüm dünya cihad yapılacak birer harp alanıdır. Bir de bu fikirdeki devletlerin ellerinde nükleer silah olduğunu düşünün. Boom! sesleri geldi mi oraya da?

*

Son olarak da şuna deginmek istiyorum: 'Hakimiyet Allah'ındır' söylemi meşhurdur. Yazarın da katıldığı bu söylemde birçok problem olmakla beraber en başta sorun şuradadir: Allah tanımı itibariyle zaman ve doğaustu bir şeydir. Haliyle onun bizim içinde bulunduğumuz doğamiz üzerinde hakim olmasi ve bu doğada da uymamiz gereken yasalar yapıp bize bunları vermesi veya göndermesi onu, doğaustulukten doğaya ve zamanustulukten zamana indirgemek veya onun bunlara girdiğini söylemek demektir.

Bu tabi işin sadece bir boyutu; sosyal, hukuki başta olmak üzere daha birçok konuda sorunları da beraberinde getiren bir konudur bir Tanrıdan geldiği iddia edilen yasalarla yönetilme olgusu.

Bu nedenle bu dünyada yaşayacaksak aklın, bilimin ve vicdanin dogrultusunda olusturacagimiz yasalar doğrultusunda ve kuracağımiz düzenlerde yaşayacağız.

Keyifli okumalar..
206 syf.
·Beğendi·10/10
Akıcı, sade , hakikatli bir kitap.. Belki bu kadar net ve prensipli olduğu için uğruna ölünmüş fikirler silsilesinin bir parçası.. Müctehid alimlerimizden olan Seyyid Kutup ihvanı müsliminin güzel kardeşliğinin bir simgesiydi... Ne yazık ki Hasan El Benna'ya suikast tertip eden zihniyet Seyyid Kutubuda darağacına göndermiştir... Rabbim şehadetlerini kabul eylesin.
206 syf.
·Beğendi·10/10
Yıllarca bize ezberletilen kelime-i tevhid'in ne anlamlara geldiğini, yelpazesini genişlettikçe içimize sığmayan o müthiş anlamını bu kitapta yakaladım. Aynı zamanda insanı bir akide sahibi yapan bu kitabı herkesin okumasını istirham ederim.


Kitabı okuduktan sonra twitter'a yazdığım bir tweet sanırım daha açıklayıcı olacaktır;

Hayaller Dar'ul İslam,Hayatlar Dar'ul Harp...
206 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Seyyid Kutub'un zindanda yazmış olduğu kitap... Diline çok hayran kaldığım ve anlatımını beğendiğim çok önemli bir alimdir Seyyid Kutub. Kitapta anlatmış olduğu konu itibariyle bireylerin sapmış olduğu bu dalalet yolunun yanlışlığını anlatan bir kitap.Kesinlikle herkesin kitabı alıp üzerinde düşünerek okuması gerektiği kanaatindeyim.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yoldaki İşaretler
Baskı tarihi:
Aralık 1986
Sayfa sayısı:
204
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dünya Yayınları

Kitabı okuyanlar 1.375 okur

  • Kivi mi suyu

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.3 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları