Zadig ou la Destinée, yani Türkçede bilinen adıyla "Sadık veya Kader" Voltaire’in hikâye anlatma çabasımdan ziyade; akıl, kader, adalet ve insan doğası üzerine kurduğu adeta düşünce laboratuvarıdır. Metni salt bir Doğu Masalı düşüncesiyle okumak, eserin asıl gerilimini kaçırmak anlamına gelir, çünkü Voltaire, Aydınlanma’nın en sert tartışmalarını anlatıya yerleştirmiş.
"Zadig", yani Sadık karakteri kader kavramının edilgen bir kabulleniş değil, aksine insan aklının sınırlarını test eden bir problem alanı olduğunu gösteriyor. Başına gelen olaylar karşısında edilgen bir yazgı figürü gibi görünse de, aslında Sadık sürekli düşünen, sorgulayan ve neden-sonuç ilişkileri kurmaya çalışan biridir. Anlatılarındaki teslimiyetçi tipolojiden ayrı tutulmalıdır.
Voltaire ince bir ironi kurmuş; kaderin belirleyiciliği savunuluyor gibi görünürken, aslında insan aklının olayları anlamlandırma kapasitesini yüceltiyor.
Sadık'ın yaşadığı her talihsizlik, “kaderin bir cilvesi” gibi düşünülse de derinliğinde toplumsal düzenin irrasyonelliğine yöneltilmiş bir eleştiri olduğu, okurun gözünden kaçmıyor. Özellikle adalet mekanizmalarının işleyişi, Voltaire’in en sert göndermelerinden birini oluşturuyor. Sadık'ın suçsuz olduğu hâlde cezalandırılması, haklı olduğu durumlarda dışlanması ya da tesadüfi şekilde ödüllendirilmesi; adaletin ilahi ya da mutlak bir sistem değil, insan eliyle şekillenen kusurlu bir yapı olduğunu ima ediyor.
Voltaire’in Aydınlanmacı kimliği ön planda. Kaderi metafizik bir zorunluluk olarak sunmak yerine, insanın bilgisizliğinden doğan bir yanılsama olarak tartışmaya açıyor. Sadık'ın başına gelen olayların tümü determinist bir evren anlayışını çağrıştırsa da, aslında anlamı ancak insan aklıyla çözülebilir. Yani kader, var olan bir gerçeklikten çok, insanın anlam veremediği