*Bu inceleme yüklü miktarda spoiler içermektedir*
José Mauro de Vasconcelos tarafından kaleme alınan ve yazarın çocukluk anılarının izlerini taşıyan Şeker Portakalı’nı, önce özetlemek, ardından eserin değerlendirmesini yapmak istiyorum.
José ya da başka bir deyişle Zezé, oldukça haylaz bir çocuktur. İnsanları zor durumda bırakmayı eğlence haline getirmiştir. Yaşadıkları yerin Portekiz’deki küçük bir kasaba olmasından dolayı, bir süre sonra, yapılan her türlü hınzırlık için Zezé suçlu gösterilmeye başlanmıştır. Onun için “şeytanın vaftiz oğlu” tabiri kullanılmaktadır. Maddi açıdan iyi durumda olmayan bu ailenin üyeleri, Zezé’yi döverek adam etmeye çalışmaktadırlar. Yalnızca iki kişi hariç: küçük kardeşi Luis -ki zaten yaşı itibariyle bunu yapmaya uygun değildir- ve ablası Gloria -o da en fazla kulağını çekmektedir-. Bu iki kişi, az da olsa Zezé’nin umudunu korumasına yardımcı olmaktadır. Bir de Edmundo Dayı vardır ki, sorularına cevap alabildiği için onun da yeri ayrıdır. Tüm bu canlı kanlı insanlar bir tarafa, içindeki şarkı söyleyen kuşu ile bahçelerindeki Minguinho ismini verdiği şeker portakalı fidanı onun en yakın arkadaşlarıdır. Bir süre sonra içindeki kuşu, büyüdüğünü kanıtlamak için serbest bırakır ve Zezé için yalnız şeker portakalı kalır.
Zezé, her ne kadar kimseyi inandıramasa da okumayı kendiliğinden öğrenmiştir. Yeni şeylere olan merakı oldukça fazladır. “Aklı erdiğinde hissedeceğini” umarak yaşamakta, küçücük yaşına rağmen büyüklerin işlerine kafa yormakta ve sıkça onları anlayamamaktan yakınmaktadır. Okumayı öğrendiği için onu, yaşı tutmamasına rağmen okula yazdırmışlardır. Çünkü evdekiler, ondan birkaç saat bile olsa kurtulmak istemektedirler. Fakat Zezé halinden memnundur, çünkü evden uzaklaşıyor olmak, onu özgürlüğüne yaklaştırmaktadır. Onun özgürlük