Mavi Lotus

Mavi Lotus
@lotusblossom
Felsefeye dair attığı her adımla hayatını revize eden ve mimarlığa ‘insan’ ölçeğinde bakmayı kendine amaç edinmiş bir ”neredeyse” mimar. #14222384
Puan vermedi·143 syf.··
Beğendi
·
2021 25. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 04 Ekim 2021 16:16
(Bu inceleme bazı okurlar için 'spoiler' içermesi bakımından rahatsız edici olabilir.) . . . . . . . Yer, İspanya. Kıpırtısızlığın kralı olan bir vali (#140639166) ve onun için suçun ya da erdemin kendisinin değil, yalnızca yasaya uygunluğunun önemli olduğu bir yargıçın (#140640726) başında bulunduğu Kadiz kentinde, Veba tarafından tüm yurttaşlara karşı başlatılan bir sıkıyönetimdir bu. Bir de Diego'ya karşı. Çünkü bu kentte bir düzen yoktur. Çünkü herkes rastgele bir şekilde ölmektedir. Çünkü herkesi sırayla defterden silmek gerekmektedir. Bunu ise her şeyden önce bazı ilkeler ve belgeler sağlayacaktır. İnsanlar, yaşama nedenlerini bildiren bir varoluş belgesi almalı (#140640225); oylamalar, hükümet aleyhine oy kullanan kişilerin, tutkularının kölesi olduklarını ve oylarını özgürlük içinde veremediklerini kabul eden "Güzel İlkeler"e göre yapılmalıdır (#140644072). Bu esnada, halkın daha az anlaması, daha çok söz dinlemesi (#140639495) ve başkaldırmaması için açlığın ve ayrılığın acısını çekmesi (#140645197) tercih edilir. Bu kentte artık insan yoktur, dolayısıyla da insan onuru (#140640803). Her şeyin üstünde görülen tek şey yönetmeliktir artık (#140645368). Tıpkı, Küçük Prens'in gezegenler arası yolculuğu sırasında karşılaştığı ve yönetmeliği baş değer sayan Fenercisi gibi (#292436140.) Ama bu düzen herkes için boyun eğilebilir görünmemektedir. Yalnızca dilsiz sayılamalara önem verilmesine (#140644766), bir miktar metin dışına taşarak söylersek, insanların yüzlerinin silinmesine
Sıkı YönetimAlbert Camus · Yankı Yayınları · 1971620 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
10/10
·632 syf.··
Beğendi
·
2020 37. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 10 Kasım 2020 20:41
*Bu inceleme yüksek miktarda spoiler içermektedir.* Açıkçası okumaya başlarken, Oblomov karakteri hakkında imgesiz değildim. Öncesinde yaptığım konuşmalar, karakter üzerine yoğunlaştırılmış düşünceler ve Rus literatürüne iz bırakmış olan "oblomovluk“ deyimi bana bir hayli ipucu vermişti ne okuyacağım ile ilgili. Fakat Oblomov'un görebilecek gözleri olan, ama bunu başarabilecek iradesi olmayan bir kişi olduğunun, ancak kitabı okurken farkına varabildim. Öncelikle belirtmek gerekir ki, Oblomov karakteri ve bir karakter özelliği olarak Oblomovluk, tembel kişiden ve tembellikten ayrı bir şeydir. Çünkü o her zaman yatıyor olmasına rağmen, bir tür acı içerisindedir (#103531486, #103532597). O gözlerini realiteye, etrafında olup bitenlere karşı kocaman açmıştır; zamanın esiri olmuş ve bir çeşit ölü olan bu insanların acelelerini seyretmiş (#103559758), bir arzudan diğerine aralıksız koşan iştahları ile konfor içinde oldukları rutin yaşamlarını görmüş (#103556431), bir başarı olarak kabul gören "meslek sahibi" olmanın, ruhun birçok yanının kapalı kalmasına yol açtığını ve yaşamaya fırsat bırakmadığını kavramıştır (#103527543, #103530620). Öyle ki, tüm bunları görürken bir çocuk merakı ve hayreti vardır üzerinde. Neticede hayatın anlamını başka bir yerde aramasını gerektiğini anlamıştır (#103531084). Peki bunu başarabilmiş midir? Ya da soruyu Oblomov özelinden çıkararak sorarsak, kişinin gerçekleri böylesine açık seçik bir şekilde görmesi, onun harekete geçmesini sağlamak için yeterli midir? Aslında Oblomov bu yolda yalnız olsa da -çünkü kişi kendisiyle ilgili problemleri
Oblomovİvan Gonçarov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202149,9bin okunma
9/10
·288 syf.··
Beğendi
·
2020 20. kitabı
·
30 günde okudu
·
Okunma: 11 Eylül 2020 14:39
Ön oyunda, ozanın kim ve işinin ne olduğunu açıkça ortaya koyan Goethe, tariflediği ozan kimliğine bürünerek, bilmeye sevdalı bir doktor karakteri çizer okuyucusuna, kulağına ise Faust ismini fısıldar. Onun duyumsaması ve kavrayışı, benzerleri olan, başka bir deyişle, çevresinde bulunan insanlardan çekip ayırır kendisini; Wagner bunun tipik bir örneğidir. Faust'a göre, bir şeyi kavrayabilmek ve yürekten yüreğe bir pencere açabilmek, Demirel'in deyişiyle, "'yürekten yüreğe (#45531815)' ya da 'insandan insana (#52130366)' bir köprü kurabilmek" için duyumsamak şarttır (#84759718). Faust'un bu kişi özelliğinde bir açık vardır ki, bunu, insan dünyasını bitmez tükenmezcesine gözlemleyen Mefistofeles [şeytan] görür. Tanrı'yla, Faust'un da bu insanlardan bir farkının olmadığı konusunda iddialaşır, ardından bunu kanıtlamak üzere insan dünyasına doğru yola koyulur. Goethe, bu karakter aracılığıyla, kitap boyunca sıradan ve akıllı insan tiplerini bir bir serimler (#84666654). Mefisto ve Faust arasında geçen ilk diyalogda, Faust'un dik bir duruşu vardır. Kendisine her türlü hizmeti yapacağını söyleyen ve onu dünyanın nimetlerini tatmaya davet eden şeytana, şu sözlerle karşılık verir: "Bir gün doygunluk içinde, Tembel tembel uzanırsam yatağıma, Sonum gelmiş olsun!" Ancak bu duruşunu fazla sürdüremez, zira Mefisto, daha öncesinde gördüğü o açığı Faust'a karşı kullanır. Sahip olduğu bilgeliğin bir işe yaramadığına inandırır onu, çünkü Faust da tam anlamıyla bir bilge olmadığını, başka bir deyişle, bir Tanrı olmadığını, ruhlarla gerçekleştirdiği konuşmalar esnasında saptamıştır (#84668712 / #84759878 /
FaustJohann Wolfgang Von Goethe · Kolektif Kitap · 201516,9bin okunma
Puan vermedi·112 syf.··
Beğendi
·
2019 70. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 12 Aralık 2019 23:25
Günümüzde insanlar, bir şeylere bağlanmadan yaşayamıyorlar sanki. Kafanızı hangi yöne çevirirseniz, ya bir şeye fanatiklik derecesinde ilgi duyan ya da aynı şeyden lanetli bir şeymişçesine kaçan insanlarla yüz yüze geliyorsunuz. Bunun tek bir sebebi var aslında, ki Mevlana bunu çok güzel bir şekilde ifade ediyor. İnsanlar sağsız solsuz bakamıyor (#49740784). Hal böyle olunca da sürüler sarıyor her bir yanımızı. Sürüleri basitçe ikiye ayırabiliriz aslında: Kin besleyenler ve fanatikler. Bu iki grubu kendi arasında kıyaslamayacağım ve açıkçası aralarında bir fark da görmüyorum. Kin besleyenler insana insanca muamele etmeyi es geçerken, fanatikler sevdiklerini iddia ettikleri şeyi neden sevdiklerini bile bilmezler. İddia ettikleri diyorum, çünkü bu insanlar sevginin ne olduğundan bihaberdirler. Halbuki her şeyden önce, hakkında konuştuğumuz kişi ile ilgili bilgimizin olması gerekir. Burada kulaktan duyma olan her şeyden arınılmalıdır. Bir kişiyi değerlendirmek, değerlendirme türlerinin en zor olanıdır, der Kuçuradi. Bir çırpıda kılıf biçmemek gerekir. Kemal Demirel'i bu bakımdan pek sağlam buluyorum. Tarihin içinde yitip gitmiş kişilerin insanlığını gün yüzüne çıkarma konusunda iyi işler başarmış. Tarihin içinde yitip gidenler derken, sadece unutulanlardan bahsetmiyorum. Popüler hale getirmek de yozlaştırmanın en belirgin hallerindendir. Bu söylediğimi daha iyi anlamak için Hümanist Atatürk'ün yanı sıra, Şeyh Bedrettin veya Kadı Burhaneddin hakkında yazdığı senaryolar okunmaya değerdir. Herhangi bir düşünceye bağlanmadan, önce o kişileri birer insan olarak görmek gerekir. Demirel bu eserinde, insan olduklarının unutulduğu kişiler ile ilgili yazdığı senaryoların dışına çıkarak, Atatürk'ün yakın çevresinde yer alan ve aynı zamanda kendisinin
Hümanist AtatürkKemal Demirel · Pupa Yayınları · 20107 okunma
10/10
·186 syf.··
Beğendi
·
2019 66. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 02 Aralık 2019 18:34
*Bu inceleme yüklü miktarda spoiler içermektedir* José Mauro de Vasconcelos tarafından kaleme alınan ve yazarın çocukluk anılarının izlerini taşıyan Şeker Portakalı’nı, önce özetlemek, ardından eserin değerlendirmesini yapmak istiyorum. José ya da başka bir deyişle Zezé, oldukça haylaz bir çocuktur. İnsanları zor durumda bırakmayı eğlence haline getirmiştir. Yaşadıkları yerin Portekiz’deki küçük bir kasaba olmasından dolayı, bir süre sonra, yapılan her türlü hınzırlık için Zezé suçlu gösterilmeye başlanmıştır. Onun için “şeytanın vaftiz oğlu” tabiri kullanılmaktadır. Maddi açıdan iyi durumda olmayan bu ailenin üyeleri, Zezé’yi döverek adam etmeye çalışmaktadırlar. Yalnızca iki kişi hariç: küçük kardeşi Luis -ki zaten yaşı itibariyle bunu yapmaya uygun değildir- ve ablası Gloria -o da en fazla kulağını çekmektedir-. Bu iki kişi, az da olsa Zezé’nin umudunu korumasına yardımcı olmaktadır. Bir de Edmundo Dayı vardır ki, sorularına cevap alabildiği için onun da yeri ayrıdır. Tüm bu canlı kanlı insanlar bir tarafa, içindeki şarkı söyleyen kuşu ile bahçelerindeki Minguinho ismini verdiği şeker portakalı fidanı onun en yakın arkadaşlarıdır. Bir süre sonra içindeki kuşu, büyüdüğünü kanıtlamak için serbest bırakır ve Zezé için yalnız şeker portakalı kalır. Zezé, her ne kadar kimseyi inandıramasa da okumayı kendiliğinden öğrenmiştir. Yeni şeylere olan merakı oldukça fazladır. “Aklı erdiğinde hissedeceğini” umarak yaşamakta, küçücük yaşına rağmen büyüklerin işlerine kafa yormakta ve sıkça onları anlayamamaktan yakınmaktadır. Okumayı öğrendiği için onu, yaşı tutmamasına rağmen okula yazdırmışlardır. Çünkü evdekiler, ondan birkaç saat bile olsa kurtulmak istemektedirler. Fakat Zezé halinden memnundur, çünkü evden uzaklaşıyor olmak, onu özgürlüğüne yaklaştırmaktadır. Onun özgürlük
Felsefe
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2019275,5bin okunma