Kişi, sadece Akılcı Kontrol Merkezi (dlPFC) ile hareket eden bir Mr. Spock gibidir. Şu önemli noktayı gözden kaçırmayalım. Düşünce ile duygular arasında ayrım yapan kişiler, genel olarak duyguları güvenilmez bulur ve ilkine yoğunlaşırlar.
Duygular, kişiyi hislere boğar, yüksek sesle şarkı söyletir, süslü püslü giydirir. Bu bakış açısına göre, Duygusal Karar Merkezinden (vmPFC) kurtularak daha akılcı ve fonksiyonel oluruz.
Üzgünüm ama Damasio tarafından da açık ve net bir şekilde ortaya koyulduğu gibi, durum hiç de böyle değil. Duygusal Karar Merkezi hasarına uğrayan kişiler, karar almakta zorlanmanın yanı sıra, kötü kararlar almaya da yatkındırlar. Arkadaş ve partner seçiminde yanılırlar ve negatif geri bildirimlere kulak asmazlar. Örneğin farklı stratejiler için ödül oranlarının değiştiği ama katılımcıların bundan haberdar olmadığı bir kumar oyunu düşünelim. Katılımcılar oyun stratejilerini değiştirmekte serbestler. Kontrol grubundaki kişiler, ödül oranlarının nasıl değiştiğini tam olarak açıklayamasalar da stratejilerini optimal düzeyde değiştirmektedir. Duygusal Karar Merkezi hasarı olan bireyler ise ödül oranlarının nasıl değiştiğini dile getirebiliyor olsalar da stratejilerini değiştirmemektedirler. Duygusal Karar Merkezi olmadığında, negatif geri bildirimin ne olduğunu yine de bilebilirsiniz ancak bunu içinizde hissetmeyi bilmediğiniz için davranışlarınızı değiştirmezsiniz.
Daha önce gördüğümüz gibi Akılcı Kontrol Merkezi olmadığında, metaforik süper ego da olmaz ve aşırı saldırgan ve cinsellik düşkünü bireyler ortaya çıkar. Duygusal Karar Merkezi olmadığında ise davranışlar farklı şekilde uygunsuzlaşır. Mesela bu tür kişiler biriyle uzun süre sonra karşılaştıklarında, "Selam, görüyorum ki biraz kilo almışsın," derler. Bu söze gücenen eşi tarafından ayıplanan
Geçmiş zamanlarda, Cürhüm kabilesinden:
Fadl b. Fadâle
Fadl b. Vedâa
Fadl b. Hâris, veya Fudayl b. Hâris isimlerinde, eşraftan üç kişinin biraraya gelip:
Zalime karşı mazluma yardım etmek; zayıfın hakkını güçlüden, yabancının hakkını yerliden almak; adaleti aralarında hakim kılmak üzere, antlaşmışlardı.
Kureyşliler şekil ve mahiyeti itibarıyla eskisine pek benzeyen bu yeni teşebbüse de; "Fadl adlı kişilerin andı" anlamına gelen "Hılfü'l - fudûl" adını verdiler.
Saf insanların, yani sistemimizde H alanına girenlerin, kural olarak aptal insanların tehlikesini fark etmemelerine şaşmamalı. Bu onların saflığının bir başka görünümüdür sadece. Asıl şaşırtıcı olan, akıllı insanların ve haydutların bile çoğu zaman aptallığın yıkıcı ve yok edici gücünün farkına varamamasıdır. Bunun nedenini açıklamak son derece zordur. Aptal insanlarla karşılaştıklarında haydutlar gibi akıllı insanların da hemen daha yüksek miktarda adrenalin salgılamak ve savunmaya hazırlanmak yerine, genellikle kendini beğenmişlik ve küçümseme duygularına kapılma hatasına düştükleri varsayılabilir.
Ayrıca genellikle aptal birinin sadece kendine zarar verdiğine inanılır, ancak bu aptallıkla saflığı karıştırmaktır. Bazen kişi, aptal birini kendi amaçları için kullanmak amacıyla onunla iş birliğine bile meyledebilir. Böyle bir taktiğin sadece feci etkileri olabilir çünkü:
a) Aptallığın temel doğasının tamamen yanlış anlaşılmasına dayanır;
b) Aptal kişiye yeteneklerini kullanması için daha fazla alan sağlar.
İnsan aptal birini kullanabileceği düşüncesiyle kendini kandırabilir ve hatta bunu bir dereceye kadar başarabilir. Ancak aptal kişinin dengesiz davranışları nedeniyle eylemlerinin ve tepkilerinin tamamı kestirilemez ve onun öngörülemeyen eylemleri akıllı kişiyi kısa sürede yerle bir eder.
Bütün bunlar Dördüncü Temel Yasa'da açıkça özetlenmiştir:
Aptal olmayan insanlar, aptal insanların zarar potansiyelini her zaman hafife alır. Özellikle de aptal olmayan insanlar; her zaman, her yerde ve her koşulda aptal kişilerle iş yapmanın ve/veya ilişki kurmanın kaçınılmaz biçimde pahalıya mal olan bir hata olduğunu sürekli unuturlar.
Kamusal ve özel yaşamda sayısız insan Dördüncü Temel Yasa'yı çağlar boyunca göz ardı etmiş ve bu durum insanlığa hesaplanamaz zararlar
Aptallık ve İktidarYaratılmış tüm insanlar gibi, aptallar da başka insanları çok farklı yoğunluklarda etkiler. Bazı aptallar genelde sadece sınırlı kayıplara neden olurken, öbürleri bir veya iki kişiyle kalmaz, tüm topluluklara veya toplumlara korkutucu zararlar verebilir. Aptal birinin zarar verme potansiyeli iki ana unsura bağlıdır. İlki genetik unsurdur. Bazı bireyler yüksek dozda aptallık genini miras alır ve bu miras sayesinde doğdukları andan itibaren gruplarının elitleri arasında yer alırlar. Aptal birinin potansiyelini belirleyen ikinci unsur, toplumda işgal ettiği otorite ve güç konumudur. Bürokratlar, generaller, politikacılar, devlet başkanları ve din adamları arasında, başkalarına zarar verme kapasiteleri işgal ettikleri (ya da işgal etmekte oldukları) iktidar pozisyonu tarafından tehlikeli bir şekilde artmış (ya da artmakta olan) temelde aptal bireylerin $\sigma$ altın oranını buluruz. Makul insanların kendilerine sık sık sordukları soru, aptal insanların neden ve nasıl güç ve otorite sahibi olmayı başardıklarıdır.(Hem seküler hem dini) sınıflar ve klikler, sanayi öncesi toplumların çoğunda aptal insanların daima iktidar mevkilerine gelmesini sağlayan sosyal kurumlardı. Modern sanayi dünyasında sınıflar ve klikler giderek önemini yitirmektedir. Ancak bunların yerine siyasi partiler, bürokrasi ve demokrasi var. Demokratik bir sistemde genel seçimler, güçlüler arasındaki $\sigma$ kesiminin istikrarlı devamlılığını sağlamak için hayli etkili bir araçtır. Unutulmamalıdır ki, İkinci Yasa'ya göre, oy kullanan insanların $\sigma$ kesimi aptaldır ve seçimler onlara, eylemlerinden hiçbir şey kazanmadan başka herkese zarar vermek için muhteşem bir fırsat sunmaktadır. Bunu, iktidardaki insanlar arasındaki aptalların $\sigma$ seviyesinde korunmasına yardımcı olarak