• Güvercin gördü halimi"Lâ tahzen!"dedi.
    Nedir ki dedim"Lâ tahzen"?
    Bu sözü söyleyen görmez dedi ne kuyu ne mağara ne mahzen.
    Örümcek gülümsedi halime,"Üçüncüsü Allah olan iki dosta kimse zarar veremez bilmez misin?"dedi.
  • bu kitabın ilk incelemesini ben yapıyorum bu kitabın neden hiç alıntısının veya incelemesinin olmamasının nedenini şimdi anlıyorum kitabın içeriği bana çok cazip gelmişti ama ilk sayfalardan ibaret sıkıldım belki son sayfalara doğru güzelleşir diye bekledim ama hiç beklediğim gibi değildi eğer bu kitabı merak ediyorsanız ben size burdan konusunu yazıyım çünkü paranıza yazık
    not: buradan sonra spoiler vardır.
    bir kız mezuniyet partisinden sonra kaçırılır gözünü açtığında birkaç güzel kızla kendini küçük odaları olan bir evde bulur ama hiç cam yoktur çünkü burası kaçırıldığı evin bodrumudur kaçıran adam titizlik hastası olduğu için her gün temizlik ve duş alıyorlar ve hep birlikte akşam ve sabah yemek yiyorlar adam bir aile olmak istediği için bu kızları kaçırıyor daha sonraları birkaç kız eklemek istiyor ailesine kızı eve getiriyor ama kız adamın kafasında vazo kırdığı için adam sinirleniyor ve kızı öldürüyor ana kız karakter dışında kızların hepsi fahişe bu yüzden adam hiç sorgulanmıyor sonra bu kızın ailesi bu adamdan işkilleniyor çünkü adam her gün kadın kıyafetleri alıyordu adam yakalanacağını anlayınca aileyi dağıtmak için kızları öldürmeye başlıyor ama sadece bir kızı öldürüyor sonra ana kız kurtuluyor ama şoka giriyor ve hayattan soğuyor.
    (yazım için emeğim için bi beğeninizi alırım :)))) )
  • İnsanlığa hizmet edenler onur ve anımsanmayı hak ederler. Profesörler için bir Panteon inşa edelim. Bu tapınağı Avrupa ya da Japonya'nın yerle bir olmuş kentlerinden birinin kalıntıları arasına yapar ve mahzen mezarın girişinin üzerine, iki metrelik harflerle şu basit sözcükleri kazırdım: EĞİTMENLERİNİN ANISINA ADANMIŞTIR. EĞER ANITINI ARARSAN ETRAFINA BAK.
  • Merhaba Minotor dostlar,
    Bu sıcak Ağustos ayında termometreler cehennemden bir köşeyi işaret ederken, biz 13. buluşmamız için toplanmıştık bile! Geçen ay kararlaştırdığımız, ama yaşadığımız ufacıcık talihsizlik münasebetiyle gidemediğimiz Azize Cafe, bu ay bize kapılarını açtı ve güzel bir köşe sundu. Eskilerden, mahzen benzeri bir yer. Kitaba da uygun hani. Labirentten bir oda gibi.
    Malum seçtiğimiz kitap Hüznün Fiziği, labirent halinde bir kitap. Girişinde ve pek çok yerinde “Minotor” efsanesine değinmekte. Minotor kim mi? Biraz başa alalım.
    Minotor, kafası boğa, gövdesi insan şeklinde olan mitolojik bir karakter. Ama asıl ünü nereden geliyor?
    Girit’te hüküm süren güçlü kral Minos, gücünü kanıtlamak için denizler tanrısı Poseidon’dan ona kurban etmek üzere bir boğa vermesini ister. Poseidon boğayı Minos’a verir. Fakat hayvan, Minos’un hoşuna gider ve Minos, boğayı kurban etmez. Bunun yerine başka bir boğayı kurban eder. Poseidon bunu fark ettiğinde çok sinirlenir ve Eros'tan okuyla Minos’un karısını boğaya âşık etmesini ister. Minos’un karısı Pasiphae, boğayla çiftleşir ve yarı insan yarı boğa bir çocuk doğar.İnsanlar bir süre sonra çocuğa "Minotor" yani "Minos'un boğası" derler. Minotor herkese zarar veren bir yaratıktır ve bunun üzerine mimar Daidalos’un yaptığı Labyrinthos adlı, içinden kimsenin çıkamayacağı yapıya kapatılır.
    Girit kralı Minos’a yenilen Atinalılar, haraç olarak yedi yılda bir en güzel yedi genç erkek ve yedi genç kızı Minotor’a kurban olarak göndermek zorundadırlar. Kurbanları götüren gemi, siyah yelkenlidir. Theseus, Minotor’u yenip, bu kurban işine bir son vermek istemektedir. Babası vazgeçirmeye çalışsa da, sonunda bir şartla buna izin verir. Eğer Theseus, Minotor’u öldürebilirse, Atina’ya dönerken, gemiye siyah yelkenler yerine beyaz yelkenler takacaktır.
    Kurbanlar ve Theseus, Girit’e geldiklerinde, onları labirente götürürler. Minos’un kızı Ariadne, kurbanlar halka gösterilirken Theseus’a âşık olur ve Theseus’a labirentten çıkabilmesi için basit bir strateji önerir. Buna göre Theseus, kızın verdiği ipliği labirentin girişine bağlayacaktır ve dönerken ipi takip ederek çıkışı bulabilecektir. Theseus labirente girdiğinde Minotor ile başa baş bir savaşa girer, Ariadne'nin dediği gibi Minotor'a eski adıyla seslenerek Minotor'u bir süre şaşırtır ve durumdan yararlanarak Theseus, Minotor'u öldürür. Theseus, Atinalı kurbanlar ile ipi takip ederek çıkışa ulaşır ve Ariadne’yi de yanına alıp Atina’ya doğru yola koyulur. Ancak beyaz renkli yelkenleri açmayı unutmuştur. Kıyıdan siyah renkli yelkenleri gören babası Egeus, oğlunun öldüğünü düşünerek aşağıdaki denize atlayarak intihar eder ve sonra insanlar onun adını anmak için atladığı denize onun adı yani "Ege Denizi" denir. Böylece Theseus, Atina kralı olur.
    Bu bilgi için Vikipedi’ye teşekkür ediyoruz.
    Bu konu üzerinde uzun uzun konuşmalarımız oldu. Neticede bizlerinde aslında birer Minotor olabileceğimizi düşünüdük. Nasıl mı? Neticede yukarıda anlatılan olaylarda Minotor’un bir suçu günahı yok ama insanlar onu uzak tutmak için labirente hapsediyor. Günümüzde de istenmeyen insanlara yapılan uygulamalardan biri bu değil mi? Gerçeği söyleyenler, hakkını arayanlar, günah keçisi ilan edilenler vs vs..
    Aralarda yine olmazsa olmazımız, ülkemiz ve eğitim sistemi üzerine konuşmalarımız oldu. Baktık konu dağılıyor hemen toparladık ve rayımıza döndük.
    Kitapta ilgin kısımlardan biri de zaman kapsülleri idi. Yazar anılarını kitaba saklıyordu, o zaman bu kitap, yazarın zaman kapsülü müydü? Belki de. Peki biz zaman kapsülü yapsak içine ne koyardık. Evet bu soruya da gayet ilginç cevaplar verdik. Çoğu yerinde güldük eğlendik.
    Ama en eğlenceli kısım ise şu soru oldu: “Siz, öykü tüccarı olsaydınız hangi öyküleri alırdınız?” Evet bu konuda kitapta olduğu için değindik. Herkes anılarından bahsetti, hepsi birbirinden eğlenceli ve komik anılardı. Oğuzhan abinin anıları ise para geçmez öykülerdendi. Anılarını paylaşan dostlara teşekkür ederiz. Velhasılı güzel zaman geçirdik dostlar bu bölümde.
    Kitabın zihin haritası metoduyla yazılmasından mütevellit, herkesin kafasında farklı çıkarımlar belirdi haliyle. Bu farklı düşünceleri duymak inanılmaz keyifliydi. Bu arada kitabı öneren Şeyma arkadaşımıza da teşekkürümüzü iletelim. Kitapla beraber labirente girip farklı yollara çıkan okuyucular olarak, dün, Azize Cafe’de buluştuk, evet. Azize Cafe belki de bizim labirentten çıkış noktamız oldu. Çaylarımızı limonatlarımızı ve sodalarımızı yudumlarken, bunun hazzına vardık. Kimseyi labirentte mahsur bırakmadık merak etmeyin. Biz Minos muyuz ayol?
    Aramıza yeni katılan dostlarımız oldu, onlarla beraber güzel bir uyum yakaladık. Rotasını bize çeviren ve aramıza misafir olan Osman arkadaşımıza da ayrıca teşekkür ederiz. Öte yandan katılamayan dostlarımız da oldu. Bir yanımız mavi yosun, bir yanımız bahar bahçe anlayacağınız. Kitap değiş tokuş faslının ardından sıra geldi kitap seçimine. Bu ay yeni bir yol izleyerek, gelecek ay için önceden belirlediğimiz “Bilim-Kurgu” alanından kitap kurası yaptık. Bu kurada Hüseyin arkadaşımızın yazdığı “Çarpışma” adlı kitap çıktı. Hemen okuma listemize iliştirdik. Bir sonraki ayın kategorisi olarak, kura ile “Felsefe-Düşünce” kategorisi seçildi. Şimdiden hepimize kolaylıklar diliyoruz.
    Gelecek ay için 15 Eylül tarihini belirledik. Mümkünatı olan her kitap yoldaşımızı bekleriz. Rotası buralardan geçen seyyahlar, biraz ileriden geçen kuşlar, kısacası gözümüzden ırak olsa bile gönlümüzden ırak olmayan herkesi bekliyoruz. Tüm katılımcı dostlarımıza teşekkür ederiz.
    Etkinlik anımızdan bir kaç kare ile sizlere selamlarımızı ve sevgilerimizi iletiriz, labirentimizin en çıkmaz sokaklarından, en aydınlık vadilerine kadar, esen ve sevgiyle kalınız.
    https://i.hizliresim.com/j6N3pD.jpg
    https://i.hizliresim.com/2ao1qd.jpg
    https://i.hizliresim.com/BzbPNQ.jpg
    Katılımcılar
    Ayşe*
    İbrahim (Sisifos)
    Hüseyin T.
    Oğuzhan Yücel
    bhmflzf ( Mehmet )
    Şeyma Öztürk
    Betül Mimar
    yağmur bulut
    Serkan Mutlu
    Kütüphane kedisi
    Osman Y.
    Tuğba
    Aslıı
    Li-3


    Bu ay ki iletimizi hazırlayan dostumuz Li-3‘a ayrıca teşekkürler :) Gelecek ay için duyuru metni yayınlanacaktır.
  • | Lacivert ~ T.Y. Mazer |
    °
    Ailesinin baskısından kaçıp İstanbul'a giden tıp öğrencisi Beren'in yolda bir adama çarpmasıyla başlıyor hikayemiz. Panikle arabadan inip adamın durumuna bakmak istiyor ama ortada bir adam yok. Bu sırada beline değen soğuk metalle neye uğradığını şaşırıyor kızımız. Üstü kanlar içinde lacivert gözlü adamla karşılaşıyor ve bu lacivert gözlü katil tarafından kaçırılıyor. Ama gideceği yere yaklaşırken Beren'i arabadan indiriyor. Parasız ve arabası olmadan ortada kalınca adamı takip etmeye başlıyor.
    Gittiği yer ultra teknolojik bir mahzen. Ama onu en çok şaşırtan bu gizemli adamın mekanik bir sesle konuşup beden değiştirmesi oluyor. Adamımız ajan James Hunter yani Lacivert.
    Isolation Unity adlı birliğin üyesi. Yüksek teknolojiye sahip bu birliğin gizlilik protokolleri nedeniyle Beren'i bir süre yanında tutmak istiyor.
    Okurken o yüksek teknoloji, lacivert gözler, ve o lacivert gözlerin yaptığı kurabiyeler beni benden aldı
    Özellikle mekanik sesimiz Jenny'e bayıldım. Yüksek teknolojinin en güzel kısmı 'Tedaviye başla Jenny', 'Beden değişimi Jenny', 'Yemeği hazırla Jenny' Her eve bir Jenny lazım
    Tabii bunların yanında Beren ve James arasındaki duygu değişimlerini okumak mükemmeldi Beren'in bu gelişmiş teknolojiye alışmaya çalışması, James'in onu koruma çabası ve kitap boyunca hız kesmeden devam eden aksiyon ve macera olağanüstüydü.
    Kitabın yarısından sonra dahil olan birliğin diğer üyeleri -özellikle benim favorim olan Mike - kitaba güzel bir tat kattı. Son derece akıcı, merak uyandırıcı bir kurguydu. Türk yazarların fantastik, bilim kurgu gibi türlere yönelmesine ve böyle güzel şeylerin ortaya çıkmasına bayılıyorum
    Büyük çoğunluğu bilim kurgu biraz aşk biraz macera olan bu mükemmel seriyi şiddetle tavsiye ediyorum! Elimde ikinci kitap olmasaydı çıldırabilirdim.
  • "Ben sana bütün hayatımı, hakiki anlamda ilk defa seni tanıdığım gün başlamış olan o hayatı anlatmak istiyorum. Ondan önce yalnızca bulanık ve karışık bir şeyler vardı, hatırlama çabalarıyla asla derinine inilemeyen bir şeyler, belki toz tutmuş, örümcek ağlarıyla örülmüş, karanlık yüreğimde hiçbirinin bilgisi bulunmayan nesnelerle ve insanlarla dolu herhangi bir mahzen.” (Sayfa 4)
  • Senden öncesi,hafızamın nüfuz edemediği bulanık bir karmaşa,her tarafını örümcek ağları sarmış,tozlu,kalbimin hatırlamadığı belli belirsiz birtakım nesneler ve insanlarla dolu bir mahzen.