Hakan

İsa ona, “Tilkilerin ini, kuşların yuvası var, ama İnsanoğlu'nun başını yaslayacak bir yeri yok” dedi. (Matta 8-20)
Din
Reklam
O kadar ölü vardır ki her yanımda benim -Ölüler içindeyim! ölüler içindeyim!- Örneğin bir bardak su içsem bir ölü kayar şuramdan Su içmeyen bir balık gibi kayar Ölülere takılmış bir uçurtma gibiyim Biraz öyleyim.
Şiir
Faulkner'ın zamanla ilgili meşhur sözüne yapılan vurguya dikkat edin
Dikkat edilmesi gereken ilk şey sadece geleceğin -"geleceğin dalgalarının"- değil, aynı zamanda geçmişin de bir güç olarak görülmesidir; öte yandan geçmişin gücü, neredeyse bütün metaforlarımızın aksine insanın omuzlarına çöken ve geleceğe doğru ilerlemekte olan yaşayan insanların, ölü ağırlığını sırtlarından atabilecekleri, hatta atmaları gereken bir yük değildir. Faulkner'ın deyişiyle "geçmiş asla ölü değildir, hatta geçmiş bile değildir". Üstelik geriye, başlangıç noktası na kadar uzanan bu geçmiş insanı geriye çekmez, ileriye iter ve beklenenin aksine bizi geriye, geçmişe doğru süren, gelecektir. Daima geçmiş ile gelecek arasında varolan o aralıkta yaşamını sürdüren insanın görüş açısından bakıldığında za manda süreklilik yoktur, durmaksızın seyreden kesintisiz bir akış değildir zaman; "O"nun durduğu noktada, ortada bir yerde kopar; ve "O"nun bakış açısı, durduğu ve baktığı nokta, bizim anlamaya alıştığımız anlamda "burası" değil, insanın geçmiş ve geleceğe karşı bitmeyen savaş"ının", karşı koymaları"nın" zaman içinde yer tuttuğu bir yarıktır. Zamanın o kayıtsız akışının belli zaman kiplerine ayrılması, insa nın zamana dahil olmasından ve kendi ayakları üzerinde durmasından ileri gelir; zamanın sürekliliğini, sonradan yönlerini tayin eden parçalara veya bütüne odaklandıkları için birbirleriyle savaşmaya ve insan üzerinde Kafka'nın anlattığı biçimde etkide bulunmaya başlayan güçler halinde dilimlere ayıran, -Augustineci kelimelerle ifade edersek bir başlangıcın başladığı- bu dahil oluştur.
Felsefe

Hakan

, bir kitap okudu
8/10
·89 syf.·
2022 61. kitabı
Melih Cevdet Anday
7.1/10 · 1.261 okunma
Boşuna heveslenmemekte yarar var, insanların aslında birbirlerine söyleyecekleri hiçbir şey yoktur, karşılıklı olarak yalnızca kendi acılarını anlatırlar, bu bövledir. Herkesin derdi kendine, dünyanınki de hepimize. İnsanlar o acılarından kurtulmaya çalışırlar çalışmasına, sevişme sırasında, onu ötekinin sırtına yıkarak, ama beceremezler tabii ve ne yaparlarsa yapsınlar, sonunda tüm acılarıyla baş başa kalırlar ve bir daha denerler, bir kez daha acılarını kakalamaya çalışırlar. "Çok güzelsiniz küçükhanım" derler. Ne ki yaşam onları yeniden yakalayıverir, aynı küçük numarayı bir kez daha deneyinceye kadar. "Ne de güzelsiniz, Küçükhanım! ... "'
Edebiyat