SİLİKON VADİSİ’NİN KARANLIK AYNASI: PETER THIEL, PALANTİR VE TEKNO-FEODALİST "ÇIKIŞ" FELSEFESİ 21. yüzyılın ilk çeyreği geride kalırken, küresel güç dengeleri ulus devletlerin egemenlik alanlarından çıkarak, insanlık tarihinin en büyük veri ve sermaye tekellerini elinde tutan dar bir teknokratik elitin eline geçmiştir. Bu yeni nizamı, kurduğu algoritmik yapılar ve finanse ettiği radikal siyasi figürlerle el altından dizayn eden en hegemonik aktör ise şüphesiz Peter Thiel’dir. Thiel, sadece Silikon Vadisi’nin en güçlü yatırımcılarından biri değil; felsefi temellerini demokrasi düşmanlığı, esoterik seçkincilik ve toplumsal sözleşmenin mutlak reddi üzerine kuran yeni bir ideolojik akımın, yani "Tekno-Feodalizm"in baş mimarıdır. Onun dünyayı algılayış biçimi, kurucusu olduğu gözetim şirketi Palantir’in küresel operasyonları ve son olarak ailesini Arjantin’e taşıyarak gerçekleştirdiği fiziksel kaçış, insanlığın karşı karşıya olduğu totaliter geleceğin entelektüel haritasını sunmaktadır. I. CONFINITY'DEN BEYAZ SARAY'A: PAYPAL MAFYASI VE İKTİDARIN SÖZLEŞMELİ MİMARİSİ Bugünkü küresel teknopolitiğin köklerini anlamak, 1998 yılında Peter Thiel tarafından kurulan şifreleme yazılım şirketi Confinity ile Elon Musk’ın X.com adlı çevrimiçi bankacılık girişiminin birleştiği o tarihsel kırılma noktasına geri dönmeyi gerektirir. Birleşik yapının idaresini üstlenen Elon Musk, sistemin altyapısını Microsoft platformuna taşımak istediğinde, Unix mimarisinde ısrar eden Max Levchin liderliğindeki yazılım mühendislerinin sert direnciyle karşılaşmıştır. Bu teknik çatışma, Thiel’in öncülük ettiği bir iç darbe ile Musk’ın görevden alınması ve şirketin adının PayPal olarak değiştirilmesiyle sonuçlanmıştır. Bu erken dönem kriz, Thiel’in yönetim felsefesinin ilk açık kanıtıdır: Teknik veya
Felsefe
1 Dakika Haziran, Mayıs kitaplarımı selamlar mısın:)
1 aylık süren kitap yolculuğumda kimi yerde harap oldum, kimi yerde gulumsemekten kendimi alamadım; manzaram bana neyi sunduysa duygularım ona göre şekillendi.. Bir tren yolculuğu gibi; rotam öncelikle John Steinbeck'imin Yukarı Mahalle Sardalye Sokağı Tatlı Perşembe Eserleriyle Amerika'nın California şehrindeki Monterey'i gezdi.. Bu eserleri okurken empati yeteneğim gelişti, Mack'le, Doc'la, Danny'le, Pilon'la, Jesus Maria'yla, ve niceleriyle tren yolculuğumun molasında mahalle arasında oturdum.. Sonrasında gitmek istemesemde kitap bitti ama John Steinbeck'i özlemeye başladım, akabinde Krizantemler Alev Alev Eserleriyle Salinas'ta gezindim. Krizantemler için yüksek bir beklentim vardı ama ben bu kitabı okurken yine yazara hasretlik çektim, tadı damağımda kaldı, böyle bitemez dedim, Steinbeck bu değil, ama yine de yaşadım diye sevindim.. Yolculuğumu bitirmeye niyetli değildim, Alev Alev eserinde kimi zaman bir sirk gösterisinde bulundum, sonra bir çiftlikte ve en sonunda limandan seyrettim 4 karakteri.. Onlar orda o kadar acı çekerken araya giremedim, durun diyemedim, neden yolculuğumda engel olamıyorum gördüklerime, haksızlık bu diyerek, kızdım Victor'a.. sonra bir yanım acıdı ona.. Yine de veda etmek zorunda kaldım, canım Amerika'dan çıkıp 1800'lerin İngiltere'sine gitmek istedi; Akıl ve Tutku 'la yoğun duygular yasadım, ablamı özledim, kardeşler arasındaki ilişkinin anlatımıyla sahip olduklarımı daha bir elimde tutmak istedim.. Nerdeyse Trenim, ingiltire'nin bir çok yerinde gezindi; Londra, Norland Park, Dewonshire.. Güzel bir gezintiyle denizler okyanuslar geçip Japonya'da aldım soluğu, en sevdiğim şehri Tokyo. Şişmanlayamayan Sumocu 'la Zen budizmi'ni öğrendim, biraz sancılı geçti, kimi yerde pes ettim, ama verdiği etki öyle nezihti ki.. kahraman adına sevindim, değerlerim gereği öğrenmekle kaldım, ama
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
YANIZLIĞIMIZ YALNIZ KALAMAMAKTAN...
(...) Kalabalık yalnızlığı arttırıyor gibi. Bunu yapması intizâmsızlığından. Düzensizlik parçaları birbirine muarız kılar. Ahbap olanlar da hasımlaşır cehennemde. Çünkü herkes kendi kaosunu cehennemi kılarak oraya taşımıştır. Pir Sultan Abdal'ın dediği gibidir: "Cehennem dediğin, dal-odun yoktur./Herkes ateşini kendi götürür." Ateş demek yakan demek. Yakan demek yıkan demek. Vahdet bağlarını bozan demek. İntizâmını yitirdikçe cemâatten kalabalığa dönüşüyor zaten. Fıtrata aykırılıksa her kargaşanın başı... Îtikaddaki düzensizlik kaosumuzu besliyor. Bir de mimârîdeki sancılarımızı buna ekleyebiliriz. Mimârî karanlığı arttırabiliyor. Mimârîdeki düzensizlik cetvele uyumsuzluk değil, bilakis, belki cetvelin kendisiyle kavgası var. Çünkü ruh cetvele sığmıyor. "Herkese aynı" duvarlara kafa atıyor. Kendine has renklerle boyayacağı şeyler olmalı. İnsan matematik değildir. Rakam olarak 2 "iki insan"ı ifade etmez. Cevherimizde hesap edilebilirlikten fazlası var. O yüzden sosyalbilimler asla fenbilimleri gibi olamadılar. Bir zamanlar Mars'a yolculuğun önündeki en büyük engelin "insanları bir arada tutma güçlüğü" olduğunu okumuştum. Malûm, uzay araçları dar mekânlara sahipler, mecburen. Ve o dar mekânda birçok insanı bir arada tutmak gerekiyor. Astronotların uzayda yaşadığı psikolojik sıkıntıların başında bu geliyormuş. Başka bir insanla o kadar dar bir mekânda bu kadar uzun bir süre yaşamak. Kavga ettikleri oluyormuş sık sık. Dünyadaki âmirleri barıştırmaya çalışıyormuş. Yahut da uzmanlar giriyormuş devreye. Kolay değil. "Çıkıp bir hava alayım!" deseniz çıkılacak yer yok. Hava zaten yok. Ahbap hiç yok. Böylesi bir okumayı mimârâye dâir de işitmiştim. Apartman tarzı iskanın Avrupaî bir tarz olduğunu söylüyordu müellif. Ve ekliyordu: **Avrupalıların mahremiyet
Yalnızlık ve Kalabalık
Jose Saramago
Başka bir gezegene, oradaki kayaların yapısını incelemek için araç gönderebilecek kapasiteye sahip bu şizofrenik insanlık, milyonlarca insanın açlıktan ölmesini umursamayabiliyor. Mars'a gitmek, yanı başındaki komşuya gitmekten daha kolay görünüyor.
Alıntı
Coğrafya kaderdir derler ya aynı o hesap. Bir de zengin olduysan üstüne yok. Biz daha dünyada günü çıkarmak için uğraşırken millet Mars'a gitmek için yarışıyor.
Sanki uzun bir maraton koşmaktayım Ama bir yandan da sanki olduğum yerde durmaktayım Hedefe varamıyorum iki durumda da Söyle bana nereye gideyim pusula Karar verdim gideceğim Samanyolu'na Önce gitmek lazım aslında Mars'a Dönsün dünya, aksın zaman sanki çok umrumda.