“Seni sevmeyen birini sarhoşken arayamazsın. Seni sevmeyen birini gece yarısından sonra arayamazsın. Seni sevmeyen birini öğleden sonra bile arayamazsın. Belki akşamüstü mesaj çekersin.”
Lozan, Kemalist hareketin doğudan batıya yönelişinin de ifadesidir.Milli Mücadele’nin İslami ve anti-emperyalist sloganları terk edildiği gibi, Milli Mücadele döneminde kazanılmış olan İslam dünyasının ve Bolşeviklerin desteği Lozan’da bir koz olarak da kullanılmadı. Halbuki en azından İslam dünyasının desteği, yani İngiltere üzerinde Türkiye lehine ciddi baskısı devam ediyordu. Lozan Konferansı’nda Ankara ve Lozan’daki İsmet Paşa heyeti Doğu dünyasına dönük hiçbir mesaj vermediği halde, İslam dünyasının ve Asya milletlerinin desteği devam ediyordu. 24 Mart 1923 gibi bir tarihte bile, Foreign Affairs dergisinde İngiliz Sir Valentine Chirol “İslam ve İngiltere” başlıklı makalesinde şöyle yazıyordu:
Hint Müslümanları da dahil olmak üzere milyonlarca Müslüman tarafından İslam’ın yenilmez kılıcı olarak görülen Türkiye, Müslüman olmayan milyonlarca Asyalı tarafından da desteklenmekte ve Batı’ya karşı isyanın öncüsü sayılmaktadır.Milli Mücadele sırasında bu desteği çok iyi kullanan Mustafa Kemal liderliğindeki kadro, Lozan’da Batılılarla masaya oturduğunda İslam ve Doğu kartını kullanmamış, Batı’yla uzlaşmaya önem vermiştir;
zaten temel tercihi Batı’ya yönelişti.
Ancak Ebu el-Huda'nın daha büyük hırsları vardı ve 1878 yılında sultanın gözüne girmişti bile. Bir rivayete göre, rüyasında Hz. Peygamber'i gördüğünü ve onun Sultan Abdülhamid'e şahsen ve özel olarak iletmesi için kendisine önemli bir mesaj verdiğini söyleyerek İstanbul'daki Yıldız Sarayı'na gelmişti. Ancak anlaşılan o ki hiç Türkçe bilmediğinden ve sultan da Arapça bilmediğinden, Ebu el-Huda sultanın adamları tarafından saraydan kovulmuştu. İki gün sonra ise saraya akıcı bir şekilde Türkçe konuşarak dönmüş ve böylece hiçbir aracı olmaksızın Peygamber'in mesajını iletebilmişti. Sultanın bu değişim karşısında merakı uyanmıştı ve Halep'teki casuslarından da Ebu el-Huda'nın gerçekten de hiç Türkçe bilmediği duyumunu alınça, büyülenmişti. Öyle görünüyordu ki, Peygamber, Ebu el-Huda'nın ezoterik bilgiye dair iddiasının haklılığını göstermek için dilsel bir mucize göstermişti. Bu olaydan sonra, Ebu el-Huda sultana ruhani rehber olarak hizmet etti ve onun Arap topraklarında popüler olan ancak İstanbul'da neredeyse hiç bilinmeyen Rıfaiye tarikatına girmesine önayak oldu. Başkentteki Jön Türk fraksiyonu Ebu el-Huda'yı sultan üzerinde tabi olmayan bir kontrol kurmuş olan dini bir şarlatan olarak gördü. Ayrıca Arapların sözde batıl inanç ve geri kalmışlığını ima ederek, onun Arap kökenlerine yüklendi. Ancak Ebu el-Huda'nın saraydaki pozisyonu güvencedeydi. Kendini sultanın Arap uzmanlarından biri konumuna yükselten Ebu el-Huda, Arap kardeşlerini sultanın cihanşümul halifelik iddiasını onaylamaya teşvik ediyordu.
Ancak, herkes bunu yapmaya hazır değildi.
Özgün olan olumsuz duygu, bedenin
yaydığı önemli bir sinyaldir. Bu mesaj yok sayılırsa, beden kendisini duyurmak için yeni sinyaller yaymak zorunda
kalır.