Memurlara
"Yavaş yavaş ama her yere kendi insanlarımızı yerleștiriyoruz ya da yerleşik İsveçlilerden iyi insanlar seçebiliyoruz. Yeni şarapları yeni tulumlara doldurmalıyız. Bu zamanın değerini bilin. En başından işlerinizde yeni yöntemler uygulayın. Eski mayanın izi bile kalmasın. Yeni bir Fin geleneği yaratın. Halkın sizi birer kene gibi değil, halk için çalışan bir hizmetkâr olarak görmesine izin verin. Size işi düşeni can sıkıcı sinekler olarak görmeyin, aksine gücünüzün yettiği kadar ve olabildiğince herkese karşılık verin. Halk bir işi yapmadığınızda bunu istemediğinizden değil, yapmamanız gerektiği için tamamlamadığınızı bilsin. Siz memurların da en az rahipler ve ögretmenler kadar halkı eğitme sorumluluğu olduğunu bilin. "Hukuksuzluğun başöğretmenlerinin kim olduğunu biliyor musunuz?" diye sordu Snellman acı bir ironiyle. "Memurlardır, yasanın temsilcisi olan memurlar. Halka yasalara saygı duymamayı öğretirler. Bu yüzden yeni Finlandiya adına siz yasa adamlarından, vatandaşlarımıza bir meşruiyet duygusu aşılamak üzere yardımınızı istiyorum. Dahası, derin bir iç adalet duygusu aşılamanızı da."
Sayfa 22 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
Kitaptan sectiklerim
Modern seküler Meşruiyet yaklaşımının ölçüsü ve ideolojik bir Meşruiyet olduğunu bilmek gerekiyor
Sayfa 92·Kitabı okuyor
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Meşruiyet en inançlı olana değil, mücadelesi halkıyla aynı olana verilir.”
Alıntı
Hatime
“İslam bizi geri bıraktı, Batı karşısında yenilgilerimizin sebebi İslam’dır!” hükmü, giderek bir inanç, bir yaşama biçimi hâlini aldı. Bunu da modernlik kisvesi altında hınç ve taassupla dolu telkinler hâlinde yaydılar; bu tür ideolojilere ve akımlara neredeyse meşruiyet kazandırıldı… Bu yanılgıların ortasında doğdum ve yetiştim. Gerçeğin ise tam tersi olduğunu pek çok bedel ödeyerek idrak ettim. Hayatımın ilk yarısı bir korku filmi gibi geçti… Varoluşuna sahih bir neden bulamayan insan; bilsin yahut bilmesin korku, endişe ve vehim içindedir. Ben bu marazî hâli, bir imtihandan geçiyor gibi ve en ağır derecelerde yaşadım… Allah hepimizi ve özellikle yeni nesilleri böylesi azaplardan esirgesin… Şimdi şu eski koltuklarda oturuyorum ve gücümün yettiğince tefekkür ediyorum... Herkes geleceğe doğru hayal kurar; bense geçmişe doğru… Bir bahçeye yolculuk yapıyorum… Manolyalar, frenk üzümleri, yıldız çiçekleri, çimenler; tam bir cennet bahçesi… Bir zamanlar, yani çocukluğumda öyle bir bahçenin ortasındaydım; ama o nimetin o günlerde şükrünü eda edebilme hassasiyetine sahip değildim. Şimdiki hâlimle; aklım ve gönlümle o güzel bahçeye dönüyorum… Çimenlerin üzerine seccademi serip şükür namazı kılıyorum. Bu benim geçmişe doğru yolculuğum, geçmişe dönük hayalim.
Sayfa 133 - Timaş Yayınları·Kitabı okudu
1000Kitap
" Atatürk bir diktatör mü? Cevap aşikâr: Evet diktatör. Ama dâhice bir yöntemi var, o da şu: 'Ben yaptım, böyle istiyorum', demiyor. 'Ben bunu Şeyh Efendi'den öğrendim', diyor. Şeyh Efendi'de tasdik ediyor. "
Sayfa 127 - İnkılap yayınları·Kitabı okudu
Çağımız, delileri sevimleştirdiği için Dosto'ya tutkun. Cinnet ile cinayet sanatın konusu olunca bir nevi meşruiyet kazanıyor.
Edebiyat