belo belo, Osmanlı'nın Kalbini Bekleyenler'i inceledi.
07 May 14:10 · Kitabı okudu · 9 günde · Beğendi · 10/10 puan

Konusu yazarin belirttiği gibi Osmanlı'nın kalbi İstanbul'da medfun; Osmanli'ya hizmet etmiş cesitli devlet buyukleri, aile efradindan bikac isim, bu zatlarin hayatlari, hizmetleri..
Tarihle ve Osmanliyla ilgilenenlerin dikkatini çekeceği kanaatindeyim.Talha Bey'in kitap tarzi olan resimlerle desteklemesi muazzam.gayet ilgi cekici hikayeler kissalar var.
Ha bir de her bölümün sonunda kabirlerinin yerlerini tarif etmesi de Istanbulu gezecekler icin bi rehber niteliğinde.Begendim.

Ince Memed 4 ...32 yıllık bir destanin sonuna gelmiş bulunuyorum.Kitabın tadı damağımda kalsın,bana yansittiklarini sıcağı sıcağına hissedeyim diye her bir eserine inceleme yazmaya çalıştım.Lütfen öncesinde Ince Memed 1-2-3 incelemelerimi de okuyabilirseniz ,size fayda sağlayacaktır .


Ince Memed'i bitirdikten sonra bitirmiş olmanın verdiği rahatliginin yani sıra kocaman bir burukluk oluştu.Bir de üstüne "Hasretinden Prangalar Eskittim" şiirini okudum ,keyifsizligime diyecek yok .Yaşar Kemal'in insanın içini sızlatan "Yazarın acısı işkence değil.Yazarın acısı hapishane değil .Yazarın acısı kendi özel acısıdır ."ölümü arzuladigi bir röportajında dökmeye niyetinin olmadığı içini,hayallerini belki de Ince Memed gibi bir karakterde biriktirip tıkış tıkış sığdırdığı ,büyüttüğü eseriyle siz de onunla birlikte yorulacak ,yokuş çıkacak ,dağ tirmanacak,huzunlenecek ve seveceksiniz .



Gerçekten de Ince Memed dağda olduğu müddetçe ben de yoruldum ,üşüdüm ,aç kaldıkça aç kaldım.Günlerce kirli pasaklı ortalıkta dolandım.Dert ettikçe dert ettim.Hasret bir bıçak gibi yüreğime saplandı.Sıcak bir yuva ,sıcak bir aş,dingin bir yerin özlemini taşıdım .Dağlar üzerime üzerime geldi .Kendimi onunla birlikte nefessiz bıraktım.Bir an önce düz bir yere ,denizin kenarına ,portakal bahçelerine inip nefes almak istedim .



Kitapta genel olarak en çok hissettiklerimden birisi neydi biliyor musunuz? Yazar,insana aşık ...İnsan mukaddes bir sanat-ı Ilahi.Her göz göremiyor maalesef .Ihtiyaçlarına,duygularına hoyratça kayıtsız kalabiliyor .Bakınız ,Yaşar Kemal ne diyor :"İnsan çok güzel bir yaratıktır.Ağlayan ,gülen ,seven hele de seven ..."Allahım ne güzel bir ifadedir ,insanı ne güzel tarif etmiş değil mi ? Birbirimizi görmezden ,duymazdan geldiğimiz ,yolumuzu değiştirdiğimiz bir zamanda ruhunun inceligini çok güzel yansıtıyor .Allah'in sanatına müthiş bir hayranlık duyuyor yazar .Yine diyor ki "İnsan öldürmek çok kötüdür.İnsan Allah'ın yaptığı en güzel binayı yıkar mı? " ne muazzam bir tarif.Lütfen sabırla okuyun ,tum alintilari elbette ki paylasmayacagim.Ama bu ikisine kıyamadım işte .İnsan = Sevgi denklemini eseri boyunca hafizalarimiza kazıyor adeta yazar .



Yazar insana aşık olduğu kadar doğaya ,ağaca,dağa,denize ,ata ,
yılana,bataklığa ,portakal bahçelerine ,pınara
cakirdikenine de bir o kadar da karasevdalı.Yazar Çukurova'yı adeta yeni bir karakter ,kişilik olarak işlemiş .Denizin dalgasiyla Ince Memed'in hircinligini ,öfkesini ;ateşte yaka yaka bitmek bilmeyen cakirdikenleriyle de agalarin bitmek bilmeyeceğini ,yağız atın sakinliğini Ince Memed'in rahatinin yerinde olması gibi yorumlayarak, doğayla karakterler üzerinden kelimelerle resmetmis.Doğanın rengiyle ,insanın kendi içindeki iklimine göre mevsimlere boyamış adeta yazar .



Eserleri boyunca yazarın kullanmış olduğu dile hayran kalmamak imkansız .Anadolu dilinin çok geniş, çok zengin bir dil olduğunu gürül gürül ,coşkulu, saklısız bir o kadar da samimi bir şekilde kullanmıştır.Hatta ister istemez dilinize pelesenk oluyor kelimeler (cunkuleyim ,veryansın,karaçatkı)...Benim hoşuma gitti açıkçası .Yazar yer yer küfür ,argo içeren cümleleri de çıplak bir şekilde işliyor .Özellikle Ince Memed 4 'te kalbim sıkıştı :) Neydi o Anacik Sultan'a ,garibime söylenen laflar ?Benim yüzüm kızardı,başkasının yerine ben utandım açıkçası :))




Yaşar Kemal bu eserinde Kürtçe ifadelere de yer vererek birleştirici rol oynamıştır."Bir dil bulacağız her şeye varan,bir şeyleri anlatabilen ...Böyle dilsiz ,Böyle düşmanca böyle bölük pörcük dolasmayacagiz bu dünyada "ifadesi gibi gönüllere hitap edecek ortak dilin sevgiyle mümkün olabileceğinin mesajını veriyor yine ...



Eserde genel olarak dikkatinizi çeken bir diğer husus kadınlara özellikle Hürü Ana ,Zöhre Ana,Anacik Sultan ,Kamer Ana gibi yaşı büyük ,hatırı sayılır kadınlar umudun,direnişin,baskaldirisin ,
sabrın ,vatanın ,emeğin,bilgeligin vücut bulmuş şekli olarak ayrı bir değer atfedilmis.Kadın elleri öpülesi kadın ...



Yazar kerametler,hurafeler ,yoksul bırakılan ,zulmedilen ,başı ezilen halkın insanı sıkışınca ermislik seviyesine cikarabilecegi ,99.999 ayet,dua,hadis yazılı kurşun işlemez,kılıç kesmez ,hastalık yaklasmaz gömlekle ,tilsimli yüzükle ,halkın yarım Kabe saydığı Kirkgoz Ocağı ,kutsallastirilmis yağız at üzerinden gericiligin ,yobazligin başı ezilmeden bu vatanın kurtulamayacagi mesajını veriyor .



Gelelim zalimlere zaten diyeceğimi dedim .Rüşvet dersen var,fisleme var,halkını sitmadan ,açlıktan tir tir titretme var.Sıkıstıkları zaman sözde savaşlarda ,tarihte göstermiş oldukları kahramanlikları yine sözde asil olduklarını iddia edip, her hakkı kendilerinde bulup yapmadıkları zulüm yok.Uzun uzadıya zalimleri anlatmayacağım yine.Kendimi zor durduruyorum var ya :) Ama şunu iyi biliyoruz ki milletin malına mülküne el koyan haramîlere ve onların bugünkü uzun dillerine, bitmeyen hikâyelerine bakmayın!.. Zulüm ile abad olanın ahiri berbat olur !!!



Son olarak Ince Memed 4 eserinde kerametler yagiz at efsanesinin oldukça uzatilmasi,kadınların fırsattan istifade ederek kendilerine gündem malzemesi bulup günlerce çay sohbetlerine eşlik ettikleri ,ağızlarına sakız ettikleri kerametler,masallar ,abartilar yordu beni açıkçası .Yine bazı dini degerlerimize çok rahat ,arkadascasina kullanılan ifadeler üzdü. Resimlere gösterilen sapıkça davranışlar da cabası .Anadolu insanının dogalligini ,içi dışı bir oluşunu göstermek istedi belki yazar .Ama yine de saygı bekledim .



Sabırla okunması gereken yoğun bir eser .Yazarın dili o kadar zengin ki cümleleri duvarlara asilmalik tablo kiymetinde.Dili o kadar akıcı kı çok çabuk ilerliyor .Sadece bahardan ,okuma isteğimin azalmasindan, kendimi veremememden ötürü okuma seruvenim biraz uzadı gibi :)


Hasretlik zor ...Birikmiş bir özlemi saklamak bir o kadar zor...Avuclarimizda eskitmeye kiyamayacagimiz anılar biriktirmek...Yeter ki insan kendi içinden gocmesin be Ince Memed. "Sen tevekkel et,eden bulur " Her şey olacağına varır...


Not :Yukarıdaki puanlamam tüm eser için geçerlidir .Puanlamam Ince Memed 4 eseri için 7 'dır.


Keyifli okumalar ...

Ceylan Çabas, bir alıntı ekledi.
15 Mar 23:50 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Muazzam bir tarif
İntihar, sıçrama gibi, en son noktasina götürülmüş kabullenmedir. Her şey tükenmiştir, insan temel tarihine geri döner. Geleceğini, biricik ve korkunç geleceğini fark eder ve ona dogru atılır.

Sisifos Söyleni, Albert Camus (Sayfa 68)Sisifos Söyleni, Albert Camus (Sayfa 68)
Poqui, Aynadaki Muamma'yı inceledi.
12 Mar 05:31 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Hiç hisleri olmayan bir meleğe kartopuna dokunmayı tarif etmek ne kadar zorsa, yaşamı anlamaya çalışan ölüm döşeğindeki küçük bir kıza "yaşam ve ötesini" anlatabilmenin de bir o kadar zor olduğunu gözler önüne seren enfes roman. Jostein Gaarder muazzam kurgusu ve hayatı sorgulatan aforizmalarıyla kısacık hikayesinde okuyucuyu hem gülümsetip hem gırtlağında bir yumruyla bırakabiliyor. Keşke bitmese denilen hikayelerden.

Zynp Arı, Kur'an Okumaları 1'ı inceledi.
 10 Mar 21:00 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 10/10 puan

KURAN OKUMALARI 1


“Allahım, Kuran’ı kalbimizin baharı kıl ( Hz. Muhammed s.a.v)


Zaman zaman , bizler de zor kışlara maruz kalmış , umudumuzu yitirmiş baharın geleceğinden ümidimizi kesmiş halde buluruz kendimizi . Halbuki nice elemler , kederler , sevinçler, kırıklıklar yok ki geçmemiş olsun bahar etrafımızı kuşatmamış olsun. İnsan-ı mahluk ; sabırsız ve aceleci olduğundan ne baharı ne de kışı bilmez . Mevsimler gelir geçer ama insan nerde olduğunu yine bilmez . Yaprak misali ordan oraya amaçsız biçare sürüklenir . Rüzgar nereye eserse oraya yelken açar. Yüreklerde kış ağır geçer elbet, yalnızlık ve korkunun ağları arasında kalan gönül bir kuş misali titrek ve mahzun kalır . Ta ki , Allah’ın yüce kelamından bir ayet gelip etrafını sarıp kuşatana dek . İnsan elbette ki başıboş yaratılmış değildir .


İnsanoğlu hem enfüs hem de afak aleminde dolanır . Bu iki gerçeklik arasında kendi varlığını koruma gayreti sarf eder . Kişi her iki alemde de doğru adresi bulmakla yükümlüdür . Bu sorumluluk onun varlığının başlangıcından ta sonuna kadar sürüp gider . Bu sorumluluları dahilinde hareket ederken , yoluna klavuzluk edecek Kuran’ı Hakimi hayatına, ruhuna ve yaşantısına dahil etmekte eksiklikler yaşar. Nitekim bu yüce kitabın her bir ayeti bizlere hayatın nasıl daha doğru , nasıl daha yaşanılır , insan ilişkilerindeki ölçüleri muazzam bir şekilde bize sunar . Her müslümanın okuması gereken bu rehber yoldaş gerektiği kadar anlaşılmamakta , veyahut yanlış anlaşılmakta .
Kuran’ın tarifiyle , alemlerin Rabbinden gelen(1);insanları hidayete eriştiren ve hakkı batıldan ayıran(2)sonsuz hikmetler yüklü (3) ; sonsuz derece de Kerim (4) diye tarif edilen mucizevi bir rehberdir .

1/bkz. Vakıa suresi, 56:80
2/bkz.bakara suresi2:185
3/bkz.yasin suresi 36:2
4/bkz. Vakıa süresi 56:77

Kuran’dan öğrendiğimize göre , ona yönelirken dikkat edilecek ilk husus , recmediliş şeytana karşı , Rabbimize sığınmaktır . Nahl suresinin 98. Ayeti , bize bunu emretmektedir . (S.21)

“Kuran okumaya başladığın zaman , kovulmuş şeytandan Allah’a sığın.” Demek oluyor ki bu noktada kovulmuş şeytandan Allah’a sığınmak büyük önem arz ediyor . Zira bunun tersi durumlarda üzerimizdeki zırh kalkmış ve ona karşı savunmasız kalmış olduğumuzun kanıtıdır. Öyle ki ; başka bir ayet şeytanın kanın damarlarda dolaştığı gibi her an insanı baştan çıkaracak kadar yakınında olmasıdır. Okumak, ilk önce bu hususa dikkat edilerek usûlen uygun yapılırsa anlaşılabilir .
İkinci bir husus ise , ona temiz olarak yönelmektir . Muazzam bir tevhid dersi veren Vâkıa sûresinin 79. Ayetinde , sultanı ezeli şöyle ferman etmektedir . (S.23)
“Temizlerden başkası ona dokunamaz.” Ancak temiz olanlar bedeni ve ruhi kirlerden arınmış olanlar ona dokunabilir şeklinde yorumlanabilir .
Araf sûresinin , 204. Ayetinde mealen şöyle denmektedir.
“O kuran okunduğunda ona kulak verin ve susun ki rahmet edilesiniz .” Nitekim anlamanın ilk şartı dinlemek ve anlamaktır . Onu dinlemeyen birinin yahut sırf okumak için okuyan birinin ,bu mucizevi rehber olan Kuran’ın ruhunu da es geçerek ona gereken ihtimamı göstermediğinin de kanıtıdır. Kuran bize kim olduğumuzu, ne olduğumuzu, nereden gelip nereye gideceğimizi ve ne yapmamız gerektiğini söyler. Yüce yaratıcı direk kendi kelamını biz aciz kullarına yönelterek bizi muhatap kabul eder . Kendinden birşeyi olmayan , sahip olduğu her bir meziyetinin sanatçısı ona kurtuluş reçetesi sunarak gafletten uyanıp , hakikat perdesini aralamasını ister .

Mehmet Akif’in “inmemiştir hele kur’ân şunu hakkıyla bilin / ne mezarlıkta okunmak , ne de fal bakmak için “ sözünü söyleten ve hep bin asırdır Kuran’ı tozlu raflara , işlemeli kılıflara , hatta ve hatta çok yüksekte kimsenin ulaşamayacağı yerlerde muhafaza edilmesi gerektiğine inanılarak yaşanılan bu coğrafya da gittikçe kuran ahlakından uzaklaşılmasının sebebi dairesi içindedir. Hele ki ölülere okunması için herkesin yarıştığı , Perşembe ve cuma geceleri neredeyse yalnızca bu niyetle anlaşılmadan okunarak geçilmiştir . Halbuki bu ezeli rahmet deryası biz yaşayanlar için , büyük çağrılarda bulunup bizi kurtuluşa davet ederek kalplerdeki pası silmeye muktedir bir kitaptır . Onu kendinizden uzak tutarak değil, bilakis sürekli elinizin ulaşabileceği yerlerde hayatınıza dahil etmeniz gerekmektedir . Çünkü bizi yaratan Zülcelal bize tenezzül edip doğrudan doğruya bize konuşuyor . Elbette burda düşünen akıl sahipleri için nice ibretler vardır mealine istinaden düşünelim ve hayatlarımıza onu rehber edinelim . Kurtuluşumuz zira buna bağlıdır .

Sad suresinde anlatılan bir kısadır . Allah Süleyman Aleyhisselam’a , bir çok nimetin yanında safkan koşu atları da İhsan etmiştir . Hz Süleyman ,bir öğlen sonrası , şaha kalkan atlara biner . Öyle yerlere gider ki , gönlü inmeye hiç razı olmaz . Güneş gurub eder . Güneş’in batması demek , Süleyman Aleyhisselam’ın ifa etmesi gereken bir ibadetinin kazaya uğraması demektir. Ayette “ Rabbimin zikri “ diye belirtilen ibadet , kimi müfessirlere göre ikindi namazıdır , kimine göre zikir ve tesbihtir. Süleyman , öyle ya da böyle Rabbine karşı bu görevini unutmuştur . Bu hal Süleyman’ı derinden etkiler ve muhasebeye yöneltir . “Bu mal sevgisi “ der , “ beni Rabbimin zikrinden alıkoydu “. Bu muhasebe içinde, bir anlığına da olsa mal sevgisini Rabbini anmaya tercih ettiğini düşünür. Dedesi İbrahim’in en sevdiği şeyi Rabbine kurban etmesi gibi , o güzelim atları bir bir kurban eder . Sürenin devamında , insan , bu son tavrı dolayısıyla bağışlandığını bekler . Fakat tam tersi olur. Süleyman imtihan edilmiştir . Tahtı elinden alınmış , tahtının üstüne bir ceset bırakılıvermiştir. Hz Süleyman problemin atlar değil, nefsinin ibadetten alıkoyan talepleri olduğunu ihtar ediyor gibidir . Süleyman , “Ey Rabbim “ diyecektir ,” beni bağışla “ ve dua edecektir . “ Bana öyle bir mülk ver ki , benden sonra hiç kimsede olmasın. Muhakkak ki sen verensin , Vehhab’sın. Hz. Süleyman asıl meseleyi ne denli berrak bir şekilde tespit ettiğinin habercidir . Asıl imtihanın kendi içimizde ve nefsimize karşı yaşandığını net bir şekilde gözler önüne serer Sad suresi. O halde , hayatı dışarıda değil iç dünyamızda arayıp , iç dünyamızı tamir etmemiz gerektiğini göstermek ister . Bunca mülkün Süleyman Aleyhisselam’a yaşattığı hal ise , şu mealdeki ayetle anılır : “ Süleyman ne güzel kuldu! Hep Rabbine rücu edendi !” Enfes bir kıssa bize öyle dersler veriyor ki , sanırım hiç birimiz sad suresini bu şekilde okuyup idrak etmedik . Bu kıssayı okuduktan sonra açıp bir Sad suresini bu ışıkta okursak umulur ki , gönlümüze rahmet gözyaşları dökülür . Bu dünyadaki tüm problemlerimizin temeli eşyada değil, bizim bakışımızdadır.
Hayata tutunamayanlar için , tutunacak harika ayetler var . Hepimiz şöyle göz ucuyla bakıp , kıyısından kösesinden, habersizce döndüğümüz, kulağımızı gerçeklere tıkayıp gözlerimize perde çektiğimiz onca ayetin içinde bize rahmet deryaları , inci mercanlar sunuyor Rabbi Rahim .

Yeryüzünde böbürlenerek yürüme !

Ayeti , ne ayağın , ne de ayağın yürüme kabiliyetinin bizden olmadığına dair bir uyarı hükmündedir . Rabbı Rahim bu ihtarıyla “sana ayağı veren ve yürümeyi nasip eden benim . O halde , nefsine uyup o fiili kendinden bilerek yürüme . O fiilin benim ihsanım olduğunu bil , ve bunu bilerek yürü demektedir” .

Sonsöz : Metin Karabaşoğlu’nun Kuran okumaları serisinin ilkini bitirmiş bulunmaktayım. Konu gönüllerin rehberi olunca insan yazacağı her kelimede dikkat etmeye özen gösteriyor . Zira yaptığınız tahlil sıradan bir roman veyahut şiir tahlili değildir . Bu yüzden bütün günümü bu incelemeye adadım umulur ki , gönlünüze , ruhunuza ve aklınıza tesir eder . Karşılığında sadece hayır dualarından başka bir derdi olmayan nice kişiden biriyim . Serinin tüm kitaplarını okuyacağım zira ilkinin tadı dimağımda kalmış beni şöyle hafifçe sarsmış, her daim okuduğum kitabı azimin sırına az da olsa vakıf olmuş bulunmaktayım . Kıssalar muhteşem ayetlerin güzelliği ışığında huzur bulmak istiyorsanız , kalbimizin baharı kuran okumaları 1 kitabını okuyunuz ve etrafınıza da hediye ediniz. Oruçlunun suya susaması misali tatlı bir rayiha bırakıyor etrafta . Bu incelemeyi belki bir çok kişi okuyamayacak ama, temennim dilerim Kuran ayetleri hayatlarınıza rehber olacak şekilde yüreklerinize akseder. İnanıyorum ki ; Rabbe , kutlu Nebiye ve gönüllerin aydınlığı Kuran’a ram olduğumuz sürece insan olmanın şerefine nail olabiliriz .

Keyifli okumalar. Allah kalbimize her dem baharı müjdelesin ayet ayet...

Zü Zü, Uğultulu Tepeler'i inceledi.
09 Mar 19:09 · Beğendi

Ilk başta ne olduğunu pek anlamadım ama sayfalar ilerledikçe çılgınca psikopatça bir hikayenin içine düştüm.. O Heathcliff'in Cathy'ye olan muazzam aşkı.. Tarif edilemez kin öfke.. Bu romanda bir çok duyguyu bir anda bulabilirsiniz.

Emin ÇETİN, Mirdad'ın Kitabı'ı inceledi.
27 Şub 21:26 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 10/10 puan

Piyasada çok fazla sayıda kitap var ancak Mirdad’ın Kitabı hepsini egale edip gönlümde çok güzel bir yer edindi. Bu duyguyu yaşamamı sağlayan ince ruhlu nadide insana teşekkürü bir borç bilirim.
Mikhail Naimy başyapıtın mimarı... Tüm tecrübesini topladığı tek kitap… Bir daha büyük cümleler kurmayacağıma dair kendime söz vermeme rağmen muazzam diyorum eser için. “Kitapların Everest’i” gibi tanımlamalar kurulmasına rağmen ben kendim de Mirdad’ın Kitabı için “Mirdad’la Milattan Önce Mirdad’la Milattan sonra” ifadesini uygun buldum. Tabii bu milat benim için geçerli :)
Kitabı anlamak için kitapta kullanılan kelimelere bakmayınız satır araları onu tarif etmek için daha anlaşılır. Sadece akılla anlaşılacak bir eser değil akıldan ziyade kalbi ile okumalı insan bunu, o yüzden kalbi ile okumayacaklara kitabı tavsiye etmiyorum. Sizi kendinizin de ötesine geçirecek bu eserin özüne ulaşamayanlar başarısızlıklarını kitaba yüklemesinler. Biraz sert oldu ama gerçek böyle :) Çünkü bu kitap çok eski çağlardan kalma en büyük kitaplardan. Şiir gibi müzik gibi bir meditasyon hocasından alınan bir mesaj niteliğinde okumanızı tavsiye ederim. Kitap sizin çevrenizde belirli bir atmosfer yaratmak içindir. Eğer hazırsanız, hazır olursanız, atmosfer yaratılmış olacak ve büyük bir sessizlik kitabı iliklerinize kadar hissedeceksiniz. Ve sessizlik her zaman keyiflidir. Sessizlik demişken yazar eserde aynen şu ifadeyi kullanmaktadır. “Gürültülü bir erdem, sağır bir adaletsizlikten daha kötüdür.” Ne kadar da güzel bir ifade! Ünlü bir düşünürümüzün de belirttiği gibi “Fazla konuşmak, tehlikelidir. Sessizlik ise bazen kötü şansı engellemenin en iyi yoludur. Papağanları düşünün. Konuşabildikleri için kafese kapatılırlar. Konuşamayan diğer kuşlar ise özgürce uçmaya devam ederler.” Sanırım ömrümün kalan kısmında da daha sessiz bir hayat tercih edeceğim. Çünkü sessizlik her zaman mutluluk getiriyor.
Kitap, Nuh tufanının anılarını mistik düşünce tarzı ile ele alıp bir dağın tepesinde ismi Gemi Ev olan bir manastırda başlamaktadır. Her cümlesinin altı çizilmeye değer olan bu eserde Mirdad en başından en sona doğru yaşanmışlıklarını anlatmaktadır. Mirdad’la beraber Shamadam, Noranda, Bennoon, Micayon, Micaster, Zamora ve adlarını hatırlayamadığım kişiler ile olan ilişkisini sevgi, kıyamet, anlayış, otorite, kadın erkek ilişkisi ve daha sayamadığım birçok konu üzerinde fikirlerini zaman zaman esrarengiz bir biçimde zaman zaman da direkt bir biçimle açıklamış. Site üzerinde hoşuma giden alıntılar yaptım ve bunlar üzerinde en çok ilgimi çeken ise şu olmuştur. "Sevgi yaşamın melodileriyle çarpan bir huzurdur. Nefret ölümün şeytani sesiyle sava açmaya can atıcıdır. Siz hangisini seçerdiniz? Sevip, ebediyen huzurlu olmayı mı? Yoksa nefret edip ebediyet kavga içinde olmayı mı?" Konu ile ilgili hemen de Hz. Ali o eşsiz sözü aklıma geliyor. “Gören göze karanlık perde olamaz, görmek istemeyen göze ışık ne yapsın” Sabahları uyanıp aynaya baktığımızda içimizdeki sevginin ya da nefretin yüzümüze yansıdığını görürüz. Öncelik sevgi olduğunda hayatımızın da akışındaki sorunlara daha pozitif yaklaşır ve çözeriz. Bazen de içimizdeki kaynağı farkında olmadan, değişik ruh hallerine kapılarak kurutmaya çalışırız ki bu da sonumuzun pek de iyiye doğru gitmediğini gösterir. Mirdad bu konuların üzerinde detaylıca durmuş olup aydınlatacağı kadar aydınlatmıştır bizleri.
Daha yazılacak çok şey var kitabı okuyun pişman olmazsınız.

Tuco Herrera, Yurt Gezileri'ni inceledi.
 27 Şub 12:43 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 9/10 puan

"UZAK ÇOOOOK UZAK BİR GALAKSİDE..." (NE SANDIN YAA?!?!? TABİİ Kİ STAR WARS !!!! )

Bir İŞSİZ incelemeden daha hepinize selamlar ola ey işsizler.. Lafı uzatmaksızın incelemeye yavaştan giriş yapalım.. Bilenler bilir, iflah olmaz bir Aziz Nesin hayranıyımdır ..Övünmek için söylemiyorum ama bu böyle hakkaten.. Küçüklüğümde bana sorgulamanın elzem olduğunu öğreten , kitapları vasıtası ile kendisidir .. Sorgusuz sualsiz itaatin yanlış olduğunu ben ilk kendisinden duydum , okudum ..Okumayı böylesi seviyorsam yine onun sayesinde.. Anılarının hepsini okuduğum için de biliyorum ki bu adamdaki arşivcilik ve kolleksiyonerlik başka hiçbir yazarda yoktur sanırım .. Günlük notlarından , gazetelere ,dergilere gönderdiği köşe yazılarına , aklına gelen roman senaryolarından tutun da gördüğü rüyalar için tuttuğu notlara , sinema - uçak - tren biletlerine kadar herşeyi klasörleyip saklamış bir isim .. İşin güzel yanı , bu işleri eski asker olduğu için inanılmaz bir disiplin ve nizamla yapmış .. İşte bu sebepten dolayı ölümünden sonra dahi eski klasörleri ve dosyaları aranje edip çeşitli derlemeler basabiliyor Nesin Vakfı .. Öldükten sonra bu kadar kitabı çıkmış başka bir isim daha var mıdır bilmem .. "BABA" yokluğunda dahi üzmez bizi anlıyacağın..
Fazla reklama gerek yok ..Çünkü BABA' nın reklama ihtiyacı yok .. O yüzden bu kısımları kendisini yeni okuyacaklar için yazdığımı belirtip asıl konuya geçiyorum..

Efenim başlıktan da anlıyacağınız üzere şu anki zaman ve mekanla alakası olmayan bir evrende geçiyor az sonra anlatacaklarım ..Leblebileri ile meşhur bir gezegende.. Buranın halkı rebellardan , yani asilerden yana.. İşsizlik falan filan derken çanlarına ot tıkanmış bunların..Secimler geliyor bunlar, "Yeter!" diyorlar, "artık düzen değişsin .." Karşı partiye oy verip senatonun yanına geçiyorlar.. Senato da , madem siz bize oy verdiniz, biz de size hizmet getireceğiz diyerek galaksinin "çimentocular konsülü", çaycılar birliği ve mimarlar odasını görevlendirip bunların olduğu yere muazzam bir "çimento fabrikası" inşa ettiriyor.. İşbu fabrika Cumhuriyetten bu yana LEBLEBİSTAN 'a kurulan ilk fabrika.. Açılış töreninde bütün Leblebistanlılar en ücra federasyonlardan tutuncaya kadar akıyorlar, geliyorlar fabrikanın olduğu yere .. Hemen kozmik koyunlar ,efenime söyliyeyim plazmatik koçlar bulunup getiriliyor mekana kan akıtılıyor kurbanlar kesilip ...İşletmeden nemalanmak isteyenler de birbirini boğazlıyor falan bu arada ..Herşey tamam yani sizin anlayacağınız .. Sevinç tarif edilir gibi değil , mutluluktan ölmek üzere Leblebistanlılar .. Diyorlar ki,
"Hemen üretime geçelim !!"

Öyle ya!! Babayın hayrına yapılmadıya bu çimento fabrikası..Şalterler dönüyor PALDIR KÜLDÜR , kumlar akıtılıyor HALDIR HULDUR ..Su akacak GÜLDÜR GÜLDÜR gel de yar beni GÜLDÜR diye .. Bir bakıyorlar , bir ses : TISSSSSS!!! Su yok !! Şaka falan değil .. Cidden su yok !! Fabrika kurulurken alacakları oyların aksine , fizibilite ve ar-ge yapılmadığı için koskoca fabrikanın gereksinmesi olacak su kaynağı akıllarına gelmiyor..Fabrika kalıyor mu ortada dımdızlak?!?

"Napalım , napalım ?" diyorlar..

Tamam teknoloji ileri falan ama koca fabrika bu! Temele kazık çakılmış .. Masanın üzerinde duran bir tepsi KOL böreği değil ki bu ala da götüreler KOMPOSTO misali bir su kaynağının yanına ?!?! Aralarında tartışma baş gösteriyor..

"Aman!" diyorlar , "birbirimizi yemeyelim!"
"Ne de olsa kol kırılır yen içinde kalır!"
"E napalım yahu !?!?! "

Aralarından bir uyanık , "Ben" diyor "hemen Boğa takımyıldızı civarında 65 ışık yılı uzaklıkta Aldebaran Yıldızına bir gidem gelem , orda işin ehli sondajcı storm trooperlar var..Pazarlık sünnettir ..İşi ucuza halleder gelirim .."

Senin gemi kaç basıyor ? Aman benim iticiler kaç katrilyar beygir ? O yıldızın altından kaç gel! Haydi de Saturn' ün halkasında bir kavurma yiyelim de üstüne bir çay molası verelim diye diye varıyor bizimki Aldebaran' a..

"Ulan" , diyor "utanmıyor musunuz boş boş oturmaya sidikliler!!! Kalkın gidiyoruz !"

Tutuyor bunları kulaklarından getiriyor Leblebistan'a .. Bu arada , aradan tam bir sene geçiyor tabii.. Leblebistanlılar işsizliğin ve suya olan hasretlerinden ötürü yüzyıllar önce gömdükleri Sibel Can - Sen Gelmez OLdun 45 liklerini çıkarıyorlar sandıklardan..Sibel Can yüzyıllar sonra ilk kez Leblebistan' da tekrar bir numaraya oturuyor ..

Ne dediği anlaşılmayan kıllı , maymun gibin bir yiğido da bu arada storm trooperlarla beraber geliyor gezegene .. Sondajcıların başı bu yağız eleman.. İsmi Chewbacca!! Vuruyor sondajı 300 metreye .. Ses yok !! Başka yere atalım diyorlar , bu sefer 420 metreye iniyorlar..Yine ses yok !! Chewbacca diyor ki ,


"ÜÜÜÖÖÖÜÜÜWÜWÜÜÜÖÖÖÖ ... ÖÖÜÜÜÜWW ÜÜEÜÜÜÖÖWW.. WÜÜÖÖÖÖÖ ?"

Meali :
"Bu son çare.. Gelin bir de fabrikanın içine sallayalım .. bakalım ne olacak ?"

Ve mutlu son!! Ulaşıyorlar suya !! Suyun adını da Hüdaverdi koyuyorlar son anda kaçan neşeyi refresh ettiği için !!

Şimdi diyeceksin ki , yahu arkadaş bunların Aziz Nesin ile ne alakası var? İşte Aziz Nesin de bundan yüzyıllar sonra Alacahöyük kalıntıları ve harabelerini görmek , halkın nabzını tutmak için Çorum 'a gidince duyuyor bu TRAJİKOMİK hikayeyi .. Bizlere aktaran da kendisi .. Alıp okursan bu kitap bunun gibi pek çok hikayeyi barındırıyor sevgili işsiz kardeşim .. Jack London kritiklicektim bak nerelere geldim !!

Kim ola bu Chewbacca diyenler :

https://i.hizliresim.com/qGAOoW.png

Kambur, Şule Gürbüz 'ün 18 yaşında yazdığı muazzam bir eser. Yazın hayatına erken başlamış olmasına rağmen ilk romanı Kambur gerçekten farklı bir roman. Yazmaya başlarken farklı başlamak çok cesurca. Ben o yaşlarda koltuk altımda kitaplar, kafamda yasak düşüncelerle sürdürürken hayatımı, Şule Gürbüz'ün bu denli derin felsefik düşüncelere yoğunlaşıp derya deniz düşünceler üretmesi kişisel olarak benim kendisine imrenmemi sağladı.
Bazı yazarlar vardır yaşadıkları ve yazdıkları birbiriyle örtüşmez. Yazdıkları dramken yaşamları şen şakrak... Şule Gürbüz'ü tanımıyor olsam da mevcut imkanlarla yaptığım araştırmalarıma ve içgüdüme güvenerek şunu söyleyebilirim sanırım :"Yaşamayan bunları yazamaz."

“Akıl ideale varamayınca, hicve varıyor” diyen Şule Gürbüz’ün, şiirsel bir bilinç akımı ile yazdığı, metne kara mizahı sızdıran keskin zekası sayesinde şu tarif edilemeyen romanlardan biri Kambur. Bir hilkat garibesi delinin günlüğü, rüya defteri, intihar notu, cinayet ihbarı. Ya da anlatıcı kambur bile değil, kamburu gerçek değil, onun yalanlarını okuyoruz ve kandırılıyoruz. Yoksa sanrıları ve sayıklamaları arasında arada bir tesadüfi doğrulara denk gelen bir idiot savant mı bu karakter? Ama biz akıllılar hak veriyoruz ona, kendi görünmez kamburlarımızı sıvazlayarak. Kesin olan tek şey var. Yaşamın anlamsızlığının fark edilmesi sonucu gelen berraklık, deliliğe çok yakın."

Kitaba gelecek olursak, Kambur, romandaki başkarakter kamburun gazetede ilanını gördüğü cenazeye gitmesini ve vakit gelene kadar sokaklarda gezişini, bize anılarını, kendi felsefesini anlatır.

Kitaptaki her cümlenin düşünülerek yazıldığı çok bariz gün yüzüne çıkıyor. Bana kalırsa kitap defalarca okunmaya değer. Zaten çok naif ve ince bir hacmi var.
" Yaşamınızın neresinde olduğunuza, hangi ruh halinde olduğunuza göre her okumada farklı yorumlayacaksınız. Kaç kere okursanız içinde o kadar farklı bilmece keşfedip yeni yanıtlar vereceksiniz. Nar gibi bir kitap. Çarşıdan aldım bir tane, eve geldim bin tane. "

Resul, bir alıntı ekledi.
14 Şub 01:10 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Üstad'ın ilmî cebhesi:
   Merhum Ziya Paşa, şu:

  Âyinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz,   Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde.

beyti ile, nesilden nesile bir düstur halinde intikal edecek olan çok büyük bir hakikatı ifade etmiştir.
   Evet Müslüman ırkımıza Risale-i Nur Külliyatı gibi muazzam bir iman ve irfan kütübhanesini hediye eden, gönüller üzerinde, mukaddes bir nur müessesesi kuran mümtaz ve müstesna zâtın kudret-i ilmiyesi hakkında tafsilata girişmek, öğle vakti güneşi tarif etmek kadar fuzulî bir iştir.

Tarihçe-i Hayat, Bediüzzaman Said Nursî (Sayfa 17 - Sözler Neşriyat. San. Tic. A.Ş.     (Bu "önsöz" Medine-i Münevvere'de bulunan mühim bir âlim tarafından yazılmıştır)Tarihçe-i Hayat, Bediüzzaman Said Nursî (Sayfa 17 - Sözler Neşriyat. San. Tic. A.Ş. (Bu "önsöz" Medine-i Münevvere'de bulunan mühim bir âlim tarafından yazılmıştır)