Yaranız varsa yanınızda Yaradan’ınız var!
9/10
·144 syf.··
2026 34. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 11 Mayıs 2026 17:43
"Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar,” der Sadık Hidayet, Kör Baykuş’unda, adeta cevap verir Mecit Ömür Öztürk, “Dualar vardır, kayıp düşmemizi engelleyen... Dualar vardır, düşmüşsek hızla kalkmamızı sağlayan... Dualar vardır, musibetlerden muhafaza eden.” Yaranız varsa yanınızda Yaradan’ınız var der gibi! "Kötü zamanlar geçecek," dedi hayat. "Kötü zamanlar geçecek," dedi ölüm. Süpürge-Kadın Destanı Kötü zamanlardayız, Belki zamanlar kötü değil de biz var olan zamanın içinde kötü günler geçiriyoruz. Herkes bir telaş, koşturma içinde, kimsenin kimseye ayıracak zamanı yok, sosyal platformlarda mutluluk pozu veren insanların gözbebeklerinden okunuyor mutsuzlukları, hiçbir ceza caydırmıyor trafikte kavga eden insanları, öğrenci psikolojileri, okullardaki olaylar, kadın cinayetleri… Sanki herkesin her şeyi var ama kimsenin de kaybedecek bir şeyi yok gibi. Yaşadığı hayatın mutsuzu olan insanı neyle durdurabilirsin ki? Çok daha yorucu zamanlardan geçmiştir insanoğlu ama psikolojisi hiç bu denli yorulmamıştır. Bir şeyler hep eksik, maddiyatla tamamlanamayan, doldurulamayan bir boşluk. Topyekûn bir çağ huzursuzluğu… İşte tam bu anda bir ayet koşuyor imdada: "İyi bilin ki kalpler ancak Allah'ı anmakla huzura kavuşur." Hüzün ağır gelir yüreğe ama en güzel duayı ettirir, diyor Cahit Zarifoğlu ve ekliyor, “Evimizde her türlü musibete karşı bir tek doktor ve ilaç vardı: dua ve aspirin. Daima şifa bulduk.” Nazan Bekiroğlu, “Hiçbir uzak, duanın erişemeyeceği kadar uzak değil.” Güne dua ile başlıyor Mevlana Celaleddin-i Rumi, “ Kalk, sabah oldu, dua çağı geldi çattı.” Hangi semavi dine inanırsa inansın herkesin var bir duası, William Shakespeare misali, “Ne yapalım; ben de severim, yazarım, iç çekerim, dua ederim.” Ve bazen insanın tek isteği, John Steinbeck gibi, “Tek istediğim buydu.
Duayı Yeniden KeşfetmekMecit Ömür Öztürk · Hayy Kitap · 202688 okunma
Bir Ağa Ölür, Bir Düzen Yaşar: İnce Memed’in Sessiz Çığlığı
Puan vermedi·459 syf.··
2026 8. kitabı
·
41 günde okudu
·
Okunma: 05 Nisan 2026 15:04
İlk kitapta Memed’in fiili olarak gördüğümüz mücadelesi, bu kitapta zihinsel mücadele şeklinde karşımıza çıkıyor. ‘’Abdi Ağa ölür, Hamza gelir; Hamza ölür yerine başka bir ağa gelir. Zulüm biter sanılır… ama sistem aynı kalır.” Bu, sistem değişmeden hiçbir şey değişmez düşüncesi çerçevesinde yılgınlığa kapılarak kitap boyunca bunun sorgulamasını yaparak umutsuzluğa kapılır. Psikolojik bir savaş içindedir. İlk kitaba göre daha felsefi, sorgulayıcı ve umutsuzluk içerdiği için daha durağan ilerliyor. Sistemin acımasızlığı her yönüyle köylünün ve okuyucunun yüzüne tokat gibi çarpıyor. İnce Memed bir eşkıya olmanın ötesine geçerek bir umut figürü konumuna geçiyor. Zaman zaman umutsuzluk ön plana geçse de bir şeyleri değiştirmek için adım atılmaktan hiçbir zaman vazgeçilmiyor. İlk kitapla karşılaştırdığımızda doğa betimlemelerinin çok daha fazla olduğunu görüyoruz. Bu betimlemelerle epik anlatım korunsa da bazı bazı tekrara düşüldüğü için sıkıldığımı söylemeden edemeyeceğim. … KALICI OLMASI ADINA KISA ÖZETİM … İnce Memed’in dilden dile, kulaktan kulağa dolaşarak efsaneleşmeye başladığı serinin bu ikinci kitabında ağalar ile birlikte devlet kademelerinde görevli kimselerin de menfaatleri uğruna bayağılaştığına midemiz kalkarak şahit oluyoruz. Memed’in roman boyunca fiilen çok fazla boy gösterememesi, sadece ismiyle bile cesaret unsuru olarak yer alması biraz sinirimizi bozsa da bu durumun serinin son iki kitabına sağlam bir hazırlık olduğu kanaatindeyim. Yobazoğlu Hasan’ın köyün ağası Ali Safa Bey’e verdiği tarla karşılığında aldığı yağız atıyla köyde caka satıp arkasından atıp tutması onun evinin ve atının bulunduğu ahırının yakılmasına sebebiyet verir ve onu öldürme amacıyla girişilen bu faaliyet başarısızlıkla sonuçlanınca, çavuş tarafından karakola getirilerek
Edebiyat
İnce Memed 2Yaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202039bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
10/10
·517 syf.··
2026 5. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 23 Ocak 2026 17:43
Jack London'ın “Martin Eden" adlı romanı, bireysel başarı ve toplumsal sınıf çatışmalarını ele alan etkileyici bir eserdir. Romanın başkahramanı Martin Eden, yoksul bir denizcidir. Bir gün Arthur Morse adlı varlıklı bir genci kurtarır ve bu vesileyle Arthur'un kız kardeşi Ruth ile tanışır. Ruth, Martin'in gelişimini tetikleyen bir rol oynar. Ruth'a duyduğu aşk, Martin'i kendini eğitmeye ve yazar olmaya yönlendirir. Martin, eğitimli ve kültürlü olma arzusuyla edebiyata ve felsefeye yönelir. Kendi kendini eğitir ve yazarlık kariyerine adım atar. Ancak, yazarlık kariyerinde başarılı olmak ve Ruth'un sosyal sınıfına ulaşmak, Martin için zorlu bir yolculuk olur. Yoksulluk, reddedilme ve yalnızlıkla mücadele ederken, sınıf ayrımının ve toplumsal beklentilerin baskısı altında ezilmeye başlar.Martin nihayet başarıya ulaşır, eserleri kabul edilir ve maddi zenginliğe kavuşur. Ancak, bu başarı Martin'e mutluluk getirmez; aksine, hayal kırıklığı ve varoluşsal bir boşluk hissi yaşar. Ruth ile olan ilişkisi de zamanla bozulur. Martin, sonunda toplumun ve kendi hayallerinin dayattığı tüm beklentilerin anlamsızlığını fark eder…
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025134,9bin okunma
Puan vermedi·248 syf.··
Beğendi
·
2022 35. kitabı
Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen ne yeri yarabilir ne de boyca dağlara ulaşabilirsin." Mevki sahibi olduğunda yürüyüşü değişen, böbürlenenleri Allah sevmez. Dünya, bütün insanlar seni seviyor, Allah seni sevmiyor ya da bütün dünya sana karşı ama Rabbin seni seviyor. Bu ikisi arasındaki ayrım çok önemlidir. Şirk koşmak çok büyük bir zulümdür. Zulüm nedir? Zulüm; adaletsizce davranmak, bir şeyi hakkından mahrum etmek, vazifeyi ehil olmayana vermektir. Yani Allah’a ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür. Lokman (as), oğluna Allah’ı tanıtmaya çalışarak şöyle buyuruyor: “Oğulcuğum, yapılan iyi veya kötü bir iş, hardal tanesi ağırlığınca da olsa, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa, Allah onu mutlaka çıkarır. Şüphesiz ki Allah latiftir, her şeyden haberdardır.” Bu bilgi ve iman insan hayatını düzene sokar. İç ve dış dünyasını tanzim ettirir. "Bedir Savaşı'nda Allah'a yemin olsun ki ecir ve sevap ümidiyle savaşan ve arkasına dönmeden ilerlerken şehit düşen herkes cennetliktir." ​Her ne olursa olsun umudunuzu kaybetmediyseniz, umut ışığınız hâlâ yüreğinizin içinde yanıyorsa, yeryüzündeki diğer bütün mumlar sönse bile, o yaktığınız tek umut ışığıyla bütün hepsini tekrar alevlendirirsiniz. Bir gencin bu kadar heyecansız, azimsiz olması, cesaretini, ideallerini kaybetmesi ancak yüreksizlikle ifade edilebilir. Riski göze alma cesaretini gösteremeyenlerin risk olmadan rızık olmayacağını bilmeleri gerekir. Umudunuzu, heyecanınızı, coşkunuzu kaybettiğinizde artık sizin işiniz bitmiştir. Siz gönlünüzdeki umut fenerini söndürmezseniz, belki bugün değil ama yarın mutlaka yolunuz aydınlanacaktır. İçinde bulunduğun toplumun âdet ve geleneklerine saygılı ol. ​Ahirette seni rüsvay edecek çirkin âdet ve geleneklerden sakın. Benzi sarı, zayıf
Geleceğe GülümseSıtkı Aslanhan · Çınaraltı Yayınları · 2016467 okunma
Puan vermedi·88 syf.··
2026 3. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 19 Ocak 2026 15:41
Ferdayı Garâm, aşkı yalnızca romantik bir heyecan olarak değil, insanın iç dünyasını derinden sarsan, gururla, fedakârlıkla ve toplumsal baskılarla sınanan güçlü bir kader çizgisi olarak ele alan etkileyici bir romandır; eserin merkezinde yer alan Ferda karakteri, kırılganlığıyla birlikte direnci de temsil eden, duygularıyla mücadele ederken okura hem sevmenin hem de susmanın bedelini hissettiren bir figür hâline gelir ve roman boyunca yaşanan gelişmeler, aşkın her zaman mutluluk getiren bir son vaat etmediğini, çoğu zaman yanlış anlaşılmalar, gurur çatışmaları ve çevrenin yönlendirmeleriyle ağırlaşan bir sınav sürecine dönüştüğünü gösterir; karakterlerin birbirlerine duyduğu hisler, dönemin geleneksel değerleri ve “el âlem” kaygısı nedeniyle açıkça yaşanamazken, bu durum anlatının dramatik gücünü artırarak okurun karakterlerle daha güçlü bir empati kurmasını sağlar, ayrıca romanın duygu yoğunluğu yüksek dili ve atmosferi, olay örgüsünden ziyade karakterlerin iç hesaplaşmalarını öne çıkararak metni sıradan bir aşk hikâyesinden çıkarıp daha derin bir psikolojik boyuta taşır; sonuç olarak Ferdayı Garâm, sevmenin insanı nasıl değiştirdiğini, bazen olgunlaştırıp bazen de yaraladığını sade ama etkileyici bir çizgide hissettiren, aşkın hem umut hem de acı taşıyan yönlerini aynı anda okura yaşatan kalıcı bir anlatı olarak dikkat çeker.
Edebiyat
Ferdâ-yı GarâmMehmet Rauf · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20202,456 okunma
HAYAT GİDENE DEĞİL, KALANA ZORDUR…
10/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2025 7. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 07 Aralık 2025 02:27
Toprak Ana, savaşın ortasında insanın nasıl parçalandığını değil, nasıl ayakta kalmaya mecbur kaldığını anlatan bir roman. Nasıl ki bir ailenin veya bir kabilenin bir reisi vardır, bu romanda da toprak bütün insanlığın reisidir. Tolgonay ise bu düzenin içinde lider ruhun, takım ruhunun temsilidir. İç dünyası kırılgan, yorgun ve insanidir; fakat dışarıya verdiği vibe, her şeye rağmen mücadele etmek zorunda olan güçlü bir karakterin duruşudur. Bu yönüyle Tolgonay, hem takım ruhunun hem de devlet–halk ilişkisinde olması gereken ahlaki tutarlılığın sembolüdür. Savaş, romanda insanların sınandığı büyük bir imtihandır. Ahlakın, erdemin ve insanlık onurunun test edildiği bir sınav… İster bunu Allah–insan–kulluk ilişkisi üzerinden okuyun, ister devlet–millet–milliyetçilik bağı üzerinden. Savaşın ortasında açlıktan, yokluktan, sevdiklerinin ölümünden sonra insanlar başka şeylerini de kaybeder. Bir kısmı ahlakını, erdemini ve sözlerinde, dillerinde anlattığı “kendini” kaybeder. Yiyecek hiçbir şeyin kalmadığı günlerde insanlar, ellerindeki buğdayı ve arpayı sadece kendilerini doyurmak için değil, halkın çıkarı için tohumluk olarak devlete teslim ederken; aynı tohumları sadece kendi menfaati için çalanlar da vardır. O tohumları ve ekecek, biçecek atları çalanlar. Eleştirmekten, konuşmaktan, dilindeki milliyetçilikten başka hiçbir şey yapmayan insanlar vardır, etrafınızda her şeyi bilen veya savaş naraları atan tipler… İşte böyle sıkışık bir durumda ilk önce çökecek, gemiyi terk edecek olanlar onlardır. Buna karşılık, maddi ve manevi birçok şey kaybetmesine rağmen insanlığa, toprağa bağlılığını kaybetmeyen Tolgonay gibi karakterler vardır. Üreten, çalışan, duruşuyla vatanına ve milletine faydalı olmaya çalışan insanlar… Bu durum, romanın içinde milliyetçilik–devlet–menfaat
1000Kitap
Toprak AnaCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 202277,8bin okunma