• "Geceleri, kapı gıcırtılarıyla ses bulurdu çaresizliğimiz.
    Sitemini en iyi, onların sesiyle dile getirirdi kimimiz.
    Titrerdi ışığı mumun, biz de titrerdik...
    Ne garipti bu; titreyen ışığın altında bile, ısınmaya çalışırdı birimiz."
    Kenan Taban
    Alter Yayınları
  • "Mum çevresinde pervaneleri olduğu müddetçe aşka germiyet verir.
    Pervanesi mum, kuru ışıktan gayri nedir ki? Işık güneşte de vardır, ayda da. Amma güneşin ışığı hakiki ateşten olduğu için çevresinde pervaneleri döner durur. Halbuki ayın ışığı sahtedir, güneşten çalınmadır ve tabii bu yüzden ayın etrafında dönen hiçbir yıldız görülmemiştir. Çünkü aşk gerçeğedir, gölgeye değil. Gölgeye aşık olanın, hakikatinden haberi yok demektir. Gerçeğe âşık olan ise ışıktadır.
    Belki bu yüzden olsa gerek, mum, ayın yapamadığını yapar ve varlığı aşksız, ateşsiz, dönüşsüz bırakmamak için gecenin güneşi misali yanar. Ta'ki seher olup güneş yeni bir aşkı, yeni bir ateşi ve yeni bir dönüşü getirsin. Bunu kıyas metoduna vurursak, mumun ateşi Eflâtun'un mağarasındaki gölgeleri kımıldatır, illâ güneşin ateşi, ideler âleminden hakikat korlarını gösterir.
    Mum, kendi mütevazı yanışı içinde muhteşem âşıklar peyda ederken güneşin ihtişamı nice âşıkları tevazu ile büyütür. Onun için güneş gelince mum, aşk nöbetini devreder."
    İskender Pala
    Kapı Yayınları
  • "Mevlânâ diyor ki:
    'Yoklukla övünürüm' hadisinin manevi süsü yokluktur. Yokluğa ulaşan, mumun şulesi gibi gölgesiz bir hâle gelir. Mum baştan ayağa kadar şuledir. Gölge onun çevresine uğrayamaz. Mum, mumu dövenin isteğine uyup kendinden de, gölgeden de kaçtı; şuleye ve nura sığındı.
    Mumcu muma, 'Seni yanıp yakılıp yok olman için dövdüm' der. Mum da mumcuya, 'Senin arzuna uyarak yandım, yakıldım. Ağlayarak yokluğa kaçtım, yokluğa sığındım'
    Şu ölümsüz ışıklar ebedidir. Fani olan mumun ışıkları gibi iğreti değildir.
    Mum tamamiyle yanıp yok olunca, artık onun ne eseri, ne belirtisi, ne maddi varlığı, ne de ışığı kalır.
    Karanlığı gidermek için ateş, mum şeklinde kendini gösterir.
    Beden mumu ise şu görünen mumun aksinedir. Bedenin gücü, isteği azaldıkça can mumu canlanır, can nuru artar.
    Can nurunun alevi baştan başa nurdur; bu yüzden yok olmak ondan uzaktır."
    İskender Pala
    Kapı Yayınları
  • Yazar: özlem
    Hikaye Adı : Gece
    Link: #30365453

    Herkesten ve her şeyden uzak bir çatı katında, bana bu satırları yazmaya iten bir sebep olmalı. Ay ışığı alabildiğine parlak gökyüzünde.. Dünya sahnesinde gibiyim ve seyircilerim sizlersiziniz, Ey İnsanlar..

    Yüzyıllarca ve belki hesap ettiğimizden çok daha fazla bir süredir beraberiz sizlerle ama ömrün buna bedenen ne kadar eşlik etti derseniz, fazla bir rakam veremem sizlere.. Bir tortu, onun sayısı yok.. hesaplamamı da istemeyin benden.


    ***

    Soğuk demirlere tutuna tutuna, belki bir insana tutunur gibi iniyorum o çatı katından şimdi.
    Döne döne.. ve tuhaf, başım dönmüyor,
    Dönen gece sadece…

    Eller diyorum ya hani, ellerimde izleri insanın, kendimin.. Neden soğuktur böyle? Ve şehrin ışıkları bir parça dahi eksilmemişken pırıltısından neden yalnızdır?

    Tuhaf, hep küçük deniz fenerleri gibi düşünürüm bu ışıkları, insanların insanlara seslenişi SOS işareti gibi..
    Ve tuhaf kimse duymaz,
    Her gece…



    Yağmur kokusunu alabiliyor musun ey ruhumdaki insan? Ve ben neden böylesine sesleniyorum sana bir sos işareti gibi.. ki bu kelimeleri yazdığıma göre oldukça oldukça acil bir çağrı bu..
    Topuklarımdaki sesler yankılanıyor gecede..
    Ey insan, duyabiliyor musun beni?


    Bir köpekle karşılaşıyorum önce, önce deyişim bu satırlara bir başlangıç bulma çabam.. kelimelerim titreyen bir mumun gölgesinde…
    Bir köpekle karşılaşıyorum ki gözlerinde gözlerim.. öylesine masum, öylesine ürkmüş, yağmurlu.. ve sokakları hiçbir sos işaretini barındırmıyor gecede, adımlarım ulaşıyor tuhaf.. adımlarım acil durum işareti…

    Ellerimle okşuyorum varlığını, taranıyor saçlarım,
    Düzeliyor tüm dağılmışlığım.. ve yağmurunu hapsedince ellerime, hissediyorum ısınıyorum..
    Soğuk karışıyor bilinmeyen bir geceye…



    Sureti suda kırık bir cam gibi birikmiş bir kadınla karşılaşıyorum sonra ve dikkat edin bu karşılaşmanın hiçbirinin başında sokak ibaresi yok.. Sokak benim çünkü, sokak, insan…

    Suretini kırık bir camda izliyor kadın topuk seslerinin eşliğinde, dudaklarında yarısı kalmış bir ruj izi, gözleri akmış bir gece ve tüm bunlar, hisler dahil belli olmaz diye bırakılıyor geceye..

    Parıltılı bir elbisenin gölgesi kalan topuk seslerinde,
    Acil durum sinyali 2?


    İçki şişelerine düşüyor yolum bu sefer,
    Ardıma bakıyorum, kadına ve onunda ardında hiç kıpırdamayan ve belki kadını bir sos işareti gibi karşılayacak olan köpeğe..
    İçki şişesinin sahibi yok.. anlıyorum ki o da tüm bütünlüğüyle bırakılmış geceye...


    **

    Markaların yarıştığı arabalar, lükslerinin ve sefelatlerinin aynı anda ve gecede konuşulduğu evler, tüm bunların ardında uykuda bir hayat;
    geçiyorum geceden yağmuru hissede hissede..
    Bir taç gibi gökyüzümde ay…

    Sahile varıyor yolumun sonu,
    Güneşin doğmasını bekliyorum..
    Halbuki çok var,
    Biliyorum…



    ... Bir çocuk geçiyor tüm o yağmura, işaretlere ve işaretsizliklere rağmen geceden..
    Kimsin diyorum içimden, kelimelerim büyük..
    Kız çocuğu desen değil..
    Oğlan hiç..
    İn cin peri?
    Bu saatte muhtemel..


    Geceyi hissediyorum..
    Ay ışığı iniyor gökyüzünden…


    Kimsin sen?
    Ve cevap veriyor..

    Ben UMUT..
    Ben İnsanın ruhunda daima yanan bir meşale….


    (Ay Işığı,
    Güneş olarak doğuyor..

    Umut olarak,
    Her gece... )
    özlem
  • Herkesten ve her şeyden uzak bir çatı katında, beni bu satırları yazmaya iten bir sebep olmalı. Ay ışığı alabildiğine parlak gökyüzünde.. Dünya sahnesinde gibiyim ve seyircilerim sizlersiniz, Ey İnsanlar..

    Yüzyıllarca ve belki hesap ettiğimizden çok daha fazla bir süredir beraberiz sizlerle ama ömrün buna bedenen ne kadar eşlik etti derseniz, fazla bir rakam veremem sizlere.. Bir tortu, onun sayısı yok.. hesaplamamı da istemeyin benden.


    ***

    Soğuk demirlere tutuna tutuna, belki bir insana tutunur gibi iniyorum o çatı katından şimdi.
    Döne döne.. ve tuhaf, başım dönmüyor,
    Dönen gece sadece…

    Eller diyorum ya hani, ellerimde izleri insanın, kendimin.. Neden soğuktur böyle? Ve şehrin ışıkları bir parça dahi eksilmemişken pırıltısından neden yalnızdır?

    Tuhaf, hep küçük deniz fenerleri gibi düşünürüm bu ışıkları, insanların insanlara seslenişi SOS işareti gibi..
    Ve tuhaf kimse duymaz,
    Her gece…



    Yağmur kokusunu alabiliyor musun ey ruhumdaki insan? Ve ben neden böylesine sesleniyorum sana bir sos işareti gibi.. ki bu kelimeleri yazdığıma göre oldukça oldukça acil bir çağrı bu..
    Topuklarımdaki sesler yankılanıyor gecede..
    Ey insan, duyabiliyor musun beni?


    Bir köpekle karşılaşıyorum önce, önce deyişim bu satırlara bir başlangıç bulma çabam.. kelimelerim titreyen bir mumun gölgesinde…
    Bir köpekle karşılaşıyorum ki gözlerinde gözlerim.. öylesine masum, öylesine ürkmüş, yağmurlu.. ve sokakları hiçbir sos işaretini barındırmıyor gecede, adımlarım ulaşıyor tuhaf.. adımlarım acil durum işareti…

    Ellerimle okşuyorum varlığını, taranıyor saçlarım,
    Düzeliyor tüm dağılmışlığım.. ve yağmurunu hapsedince ellerime, hissediyorum ısınıyorum..
    Soğuk karışıyor bilinmeyen bir geceye…



    Sureti suda kırık bir cam gibi birikmiş bir kadınla karşılaşıyorum sonra ve dikkat edin bu karşılaşmanın hiçbirinin başında sokak ibaresi yok.. Sokak benim çünkü, sokak, insan…

    Suretini kırık bir camda izliyor kadın topuk seslerinin eşliğinde, dudaklarında yarısı kalmış bir ruj izi, gözleri akmış bir gece ve tüm bunlar, hisler dahil belli olmaz diye bırakılıyor geceye..

    Parıltılı bir elbisenin gölgesi kalan topuk seslerinde,
    Acil durum sinyali 2?


    İçki şişelerine düşüyor yolum bu sefer,
    Ardıma bakıyorum, kadına ve onunda ardında hiç kıpırdamayan ve belki kadını bir sos işareti gibi karşılayacak olan köpeğe..
    İçki şişesinin sahibi yok.. anlıyorum ki o da tüm bütünlüğüyle bırakılmış geceye...


    **

    Markaların yarıştığı arabalar, lükslerinin ve sefelatlerinin aynı anda ve gecede konuşulduğu evler, tüm bunların ardında uykuda bir hayat;
    geçiyorum geceden yağmuru hissede hissede..
    Bir taç gibi gökyüzümde ay…

    Sahile varıyor yolumun sonu,
    Güneşin doğmasını bekliyorum..
    Halbuki çok var,
    Biliyorum…



    ... Bir çocuk geçiyor tüm o yağmura, işaretlere ve işaretsizliklere rağmen geceden..
    Kimsin diyorum içimden, kelimelerim büyük..
    Kız çocuğu desen değil..
    Oğlan hiç..
    İn cin peri?
    Bu saatte muhtemel..


    Geceyi hissediyorum..
    Ay ışığı iniyor gökyüzünden…


    Kimsin sen?
    Ve cevap veriyor..

    Ben UMUT..
    Ben İnsanın ruhunda daima yanan bir meşale….


    (Ay Işığı,
    Güneş olarak doğuyor..

    Umut olarak,
    Her gece... )
    özlem

    " https://soundcloud.com/shady-1900/n3m7vhj1zdxl "
  • Fırlatılıp atılan, yerde kıvrılıp kalan ve üzerine basılarak ezilen bir mumun ışığı gibi değil, rastgele tutuşturulan, alev alev yanan bir sevinç yangını gibi gelecekti sonu. Uçuruma dans ederek düşecekti.
  • "Allah’ın Lütfu dışında kalan hiçbir yöne bakma," demiş Abdülkâdir Geylâni, ne de güzel söylemiş. Onun Lütfu'ndan başka sebeplere bağlanıp güvenme. Yalnızca O’ndan um ve O’nun dışındaki varlıklara yum gözlerini. "O zaman nûr, içinden dışına sızar. Tıpkı karanlık bir gecede karanlık bir odada bulunan mumun ışığı gibi. Işık, evin pencerelerinden süzülür ve dışarıyı aydınlatır." Kalk ve şu harâbe evi onar. O’nun Lütfunu istikâmet belle. Nereye gideceğini biliyorsan bütün dünya sana yol verecektir inan. Sadece bir adım.
    Kemal Sayar
    Sayfa 19 - Kapı Yayınları 562 Psikoloji 10 / 1. Basım: Kasım 2017 2. Basım: Aralık 2017