• 1910'da arnavutluktaki ihtilalin bastırılmasında Ben de görevliydim karşılaştığım Alman gazetecilerin "Türkiye'de Mason olmayana Hayat Hakkı veriliyormuş, bütün Subaylar Mason olmuş" diye endişeli sualler sorduklarına şahit oldum 'Kazım Karabekir'
  • "Bir şehri bulmak için onda kaybolmak lazım."
  • Birkaç solukta okuduğum ve zevkle bitirdiğim ender kitaplardan biri. Üslup gayet açık,sade ve hoş. Ancak faydalanılan kaynak,belge ve dokümanın arttırılmasının daha da olumlu katkı yapacağını düşünüyorum...
  • Aslında bu kitabın incelenmesini yazmak için çook da geç kaldım.Ama bir yerden de başlamak gerekiyor.Okuduktan hemen sonra yazsam daha da güzel olurdu.
    Serenad...Kitabın ismini duyup içeriğiyle ilgili pek de bilgi sahibi olmayanlar için,kitabın ismi çok da bir anlam ifade etmiyor.Kitabın son sayfalarında, bu ismin ifade ettiği anlamı daha çok anlıyorsunuz. Kitaba böyle bir isim koymak bence çok güzel olmuş.
    Bazı fikirlerimi bana daha çok hatırlatıp pekiştirmek için çok yerinde bir tercih oldu bu kitabı okumak.İyi ki de ertelememiş.Hemen okuyup hafızamın bir yerine kaydetmişim bu eseri.
    Farkında olmadan çevremizdeki ırkçı ifadelere karşı duyarlı davranmadığımızı, umursamadığımızı ben bu kitapta fark ettim.Ve aynı zamanda bu kitapla birlikte Hitler'in Kavgam'ını da okuyordum ben.Çocukluğumuzdan beri ne kadar ırkçı,kinci ve özellikle ön yargılı ifadelere maruz kaldığımızı,maalesef ki bunların da normalleşmiş olduğunu üzülerek bu son yılda farkına vardım.Ve hayatıma ekleyeceğim noktalardan birisi de bu.Bu ırkçılık konusuna daha duyarlı davranacağım,insanlara bunu anlatmakla da uğraşacağım.Tabii bu gibi şeylerin sonucunda, sonumuz; enternasyonel, muhalif ilan etmek oluyor.İnsanlar vicdanını dinlemiyor dünyada.
    Ben inanan bir insanın inandıklarını öne sürerek ırkçılığa bürünüp çeşitli kalıplar uydurmasını da hiç anlamıyorum.Hangi ırktan olacağımızı,hangi coğrafyadan dünyaya bakacağımızı biz belirlemiyoruz.Kur'an,Yahudiler'den bahseden bazı ayetler de bence yanlış yorumlanıyor.Bir Tanrı'nın kendi yaratmış olduğu bir halkla-- ki hepimiz Adem'den geliyoruz-- ayrımcı bir ifade kullandığını düşünmüyorum. İbni Haldun'un söylemiş olduğu gibi ''Coğrafya kaderdir.'' Bu çok sevdiğim, kendime sürekli tekrarladığım bu sözü, Livaneli'nin kitabında yer vermesi beni çok mutlu etti.
    Dünyayı sarıp geçmiş ırkçılığın önüne geçmek sanırsam çok zor.
    Bu kitabı bir arkadaşla aynı zamanda okuyorduk ama tamamen farklı bakış açılarıyla.Onun ilk okuduğu Livaneli kitabıymış benimse altıncı. Ona göre; Livaneli bu kitapta ''rengini belli etmiş'', bana göre ise toplumun yarası olan,toplumla ilgili olan konulardan bahsetmiş,diğer kitaplarında olduğu gibi.
    ''Rengini belli etmek'' ben bu ifadeyi benimsemediğim yazarlar için mesela Mustafa Armağan için bile kullanmadım.İnsanın fikrini ifade etmesi neden rengini belli etme oluyor? Bu taraflılık neden? Bir insan--- sadece haksızlığa uğramış bir insan --- kim olursa olsun,isterse suçlu biri olsun, haksızlığa uğradığı bir konu olduğu zaman,teferruatlar bu kadar önemli mi? İşte bu esnada Livaneli cevap veriyor bize:
    '' -Aramızdaki temel fark ne biliyor musun? Sen insanlara baktığın zaman üniformalar,bayrak ve din görüyorsun.
    - Peki, sen ne görüyorsun bakalım?
    - İnsan sadece insan. Seven, acı çeken, acıkan,üşüyen, korkan bir insan.
    Livaneli, bu kitapta ön yargılardan bahsediyor.Demek ki vicdan bağlı olunca sözler tesirli olmuyor.
    Neyse kitaba dönelim; kitap, birbirinden farkı 3 kadından bahsetse de aynı duyguda buluşuyor.Üçünün de hayatlarının mahvolmasına sebep olmuş aynı duygu: İKTİDAR HIRSI...
    Ve bunu da oluşturan benlik...
    .Bu kadınların hepsi farklı din ve dillerden.Ama ne çok ortak yanları var. Kitapta bize hatırlatılan,benim gibi bazılarının da yeni duyduğu yaşanıp unutulan olaylardan,unutulan 750 insandan,unutulan 6 milyon kişiden bahsediyor: Struma,Kırım Türkleri ve Hitler'in yaptığı katliam.
    Devletlerin çıkarları için masum insanların ölümüne imza attıklarını ortaya koyuyor. Livaneli,şu sözcüklerle isyanın belli ediyor:
    ''Diyorum ki,savaş kararı alacak olan liderin,mesela George Bush'un,bu kararı almak için bir çocuğu elleriyle öldürmesi şartı konsa.Nasıl olsa binlerce çocuğun idam kararını imzalıyor,bunu yapmak için tek bir çocuğun canını alması gerekse.İyi olmaz mı? Çünkü kendileri sıcak ofislerinde bir imza atıyor,bir damla kan bile görmeden yaşıyorlar.Ama bombardımanlarda yüz binlerce kadın ve çocuk ölüyor.Başkanın suçu yok,emir kulu pilotun suçu yok,o zaman suç kimde abi? Bu insanları basılan bir düğme mi öldürüyor? ''
    Çocuklar ölmesin diyoruz,pardon; bu söz bile Türkiye'de ve aynı zamanda dünyanın bazı yerlerinde suç ve terörizm olarak algılanıyor.
    Ben savaşın hiçbir durumda mübah olduğunu düşünmüyorum.İsterse bütün dünya savaş çığırtkanlığı yapsın,ben tek kalayım.Sadece istediğimiz şey;insanların katledilmemesi...

    Kitapta sözü edilen diğer olaylardan biri; Atatürk döneminde Türkiye'ye gelen yabancı akademisyenler...Ve Aynştayn'ın Atatürk'e yazdığı o meşhur mektup.Sürekli haber başlıklarında denk gelip bir türlü ayrıntısına bakamamıştım.Bu kitapta tekrardan karşıma çıktı,çok da iyi bir şekilde. Hitler olmasaydı bu profesörlerin Türkiye'ye gelmesinin zor olacağından bahsediyor kitap.
    Son olarak şunu diyorum:
    Okuyun ve siz de gerçekleri unutmayın hiçbir zaman,unutulanları da anın.
  • Bugün dünya ikiye ayrılıyor sanayileşmiş ülkeler ve sanayileşememiş ülkeler. Sanayileşmiş ülkelerde kapitalist ve sosyalist olmak üzere ikiye ayrılıyor. Ölçü ileri gitmekte ise durum bu. Geri kalmışlık palavra. Sanayileşmek iyi mi kötü mü? 16 Kasım Osmanlısı mı bahtiyar yoksa zamanımızın Amerikalısı mı? Modernliktr ölçü ve örnek nedir? Hakikaten sanayileşmek insanı mutlu kılar mı kılmaz mı ? xvi ve xvii asırlarda Osmanlı bütün ülkelerden daha ileride. Bugünün sanayileşmiş insanların eline sadece oyuncak makineler var o kadar. Bir insan maddi zenginliğiyle insan değildir . İnsan İnsanlığı ile üstündür fedakarlığı ile birlik olması üstündür bunu Osmanlı gerçekleştirmiştir. ( Cemil Meriç)
  • Milletimizin ve devletimizin içinde bulunduğu yakın tehlikeler nelerdir? En büyük tehlike anlaşamamak .Herkes bir adaya sürgün ve adacıklar arasında köprü yok. Kendi kendine konuşan 40000000 Robinson. Ve idrakin boğazına sarılan sloganlar, toplumun yerine namlular konuşuyor. Yaşamak istiyorsak önce bu gördüyse son vermeliyiz.
  • Şevket Süreyya Aydemir’in 1970-72 yılları arasındaki gazete yazılarından oluşan kitap, o dönemden hatta daha önceki zamanlardan günümüze aktarılan toplumsal ve siyasi sorunların kaynaklarını derinlemesine inceliyor. Kimi satırlarda ise usta bir planlamacı gibi geleceği (yani bugünleri) okuyor. Kitap gazete yazısı olduğu için dili çok da ağır değil. Fakat yazılar oldukça derinlikli. Ayrıca bu kitap "Roman" olarak geçiyor. Bildiğiniz anlamda "Roman" değil. Ya da yanlış bir şekilde tasnif edilmiş. Arka kapak yazısı ve içindeki yazıların başlıkları şu (alıntıları peyderpey vereceğim) :

    “Kendini imgelerinin coşkun tutkusuna kaptırmış bir genç... Ülkücü bir öğretmen... «Ebedi ülke : Turan» için savaşmak amacında Doğu cephesinde, Kafkaslarda, Azarbeycanda… binbir serüven! Gencecik bir insan, tarihin amansız patlamalarının göbeğinde durmaksızın kişiliğini oluşturuyor. Cepheler, savaşlar, ihtilâller… Anadolu’da çağımızın ilk bağımsızlık savaşı ve savaşçısı!.. yepyeni bir devrimci: Mustafa Kemal! Ve işte bu kadar zengin anıların, eğitimin, deneyimin içinden süzülüp gelen bir yazar: Şevket Süreyya Aydemir!

    Eğitimci, sosyolog, iktisatçı, ya da bir tarihçi bu yazar. Sezen, bilen, gören ve yorulmayan güçlü bir düşünür… bir kadro adamı, bir uzman bu kişi, ilk plancı ve planlı kalkınma savunucusu. Devrim’e sahip çıkan bir kuramcı.

    Yorgun Anadolu topraklarında eğilmiş tarım devrimiyle ona koşut sanayi devrimini gerçekleştirmek için çırpınan bir eylemci…

    Yönetici kadroyu etkilemek, yurdun insan varlığını ülkücü bir yoğuruşla oluşturmak çabası içinde.

    Bütün bunların yanında usta bir yazarlık, içe işleyen bir anlatım, Yurdumuzun gerçeklerini, olaylarını usta yazarımız Şevket Süreyya Aydemir’in nasıl dile getirdiğini göreceksiniz bu kitapta.” (Arka Kapak yazısı)

    Kitabın içindeki yazıların başlıkları:

    "Önsöz", "Kahramanlar Doğmalıydı", "Nereye Gidiyoruz", "İnkâr Edilmek Kahramanların Yazgısı", "Kahraman, Lider ve Devlet Adamı", "Gamsızlığın Kurbanı Olabilirsiniz", "Faşizm Nasıl Filizlenir", "Üniversite Çağdaş Kanunlara Baş Eğer", "Celalet Şahlanırsa", "Parlamentoda Çoğunluk Her Şey Demek Değildir", "Bir Sahipsizliğin Hikâyesi" , "Anarşizm, Yüz Yıl Geride Kalmıştır", "Emeklilik Fobisi", "Yeniden Yerleşmek", "Komutanın Özlemi", "Bu da bir Aşamadır", "Köyde Mezarı Olmayan Aydın Yalnız Öğretmenlerdir", "Devler Çocuklarını Yerler" , "Yıldız Şehirler!", "Soldaki Boşluk", "Unutulan Şehitler!", "Köyleri Boşaltmayın", "Putlaştırılmak" , "Toptan Zehirlenmek", "Öğretmeni Cesaretlendirmek", "Çıkmaz Sokak", "Mao'ya Armağan" , "Birleşik Amerika'nın Yarınki Yalnızlığı", "Rüzgâr Gibi Geçti", "Orman'ın Hikâyesi" , "Ziya Gökalp ve Milliyetçilik", "Bu Saraylar Kimin?", "Üniversite Gençliği ve Yetişmek İhtirası", "Bir Garip Haysiyet Meselesi", "Fikir Boşluğu", "Türk Düşünce Yaşamının Bir Yoksunluğu" , "Çöldeki Derviş" , "10 Yıl Sonrasını Görmek" , "Doğu'ya Yöneliş", "Küskünler Partileri", "Kahramanlar Dönemi ve Sonu".