Film tavsiyeleri
vivarium (2019) bazı filmler korkuyu canavarla yaratır. vivarium ise korkuyu emlak projesiyle yaratıyor. film boyunca aslında dev bir mahalle izliyorsun. ama o kadar yapay, o kadar steril, o kadar ruhsuz ki zamanla bir kabusa dönüşüyor. başrollerde jesse eisenberg ve imogen poots var. genç bir çift ev bakmak için gittikleri sıradan bir banliyöde kendilerini çıkışı olmayan bir döngünün içinde buluyor. aynı evler. aynı sokaklar. aynı gökyüzü. aynı sessizlik. ve kaçış yok. filmin en güzel tarafı şu:
Fazıllar Toplumu: Erdemin Kolektif Hali
Bu üç kavramı bir araya getirdiğimizde, karşımıza aslında modern "zenginler kulübü" değil, Antik dönemden gelen bir etik ve yönetim felsefesi çıkıyor. Aristokrasi kelimesi kökeni itibarıyla "en iyilerin yönetimi" anlamına gelse de, buradaki "en iyi" olma hali tamamen "fazilet" (erdem) ve "kendini bilmek" üzerine inşa edilmiştir. İşte bu üçlü arasındaki o derin bağ: 1. Aristokrasi: "En İyiler" Kimdir? Kelime anlamı olarak Aristos (en iyi) ve Kratos (güç/yönetim) birleşimidir. Ancak Platon ve Aristoteles gibi düşünürler için gerçek bir aristokrat, maddi zenginliği ile değil, ruhun niteliğiyle ölçülür. * Gerçek aristokrasi, toplumun en bilge ve en erdemli kişilerinin sorumluluk aldığı bir yapıdır. * Buradaki temel amaç kişisel çıkar değil, kamu yararıdır. 2. Fazıllar Toplumu: Erdemin Kolektif Hali "Fazıl", kelime anlamıyla erdemli, bilgili ve ahlaklı demektir. Farabi’nin "Medinetü’l-Fazıla" (Erdemli Şehir) eserinde anlattığı gibi, bir toplumun huzuru ancak bireylerin ortak bir "hayır" ve "erdem" anlayışında birleşmesiyle mümkündür. * İş Birliği: İnsanlar sadece hayatta kalmak için değil, "iyi yaşamak" için bir araya gelirler. * Liyakat: Fazıllar toplumunda makamlar, o işe en layık olan (en faziletli) kişilere verilir. 3. Kendini Bilmek: Temel Taş Yunus Emre’nin "İlim kendin bilmektir" sözü, bu sistemin motorudur. Kendini bilmeyen birinin ne fazıl olması ne de adil bir yönetici (aristokrat) olması mümkündür. * Sınırlarını Tanımak: Kendi eksiklerini, tutkularını ve kapasitesini bilmek, kibri engeller. * İçsel Disiplin: Kendini bilen insan, başkalarını yönetmeden önce kendi arzularını yönetmeyi öğrenir. Özetle: Bir toplumun "fazıllar toplumu" olabilmesi için, onu yönetenlerin (aristokrasinin) sadece teknik bilgiye değil, "kendini bilme" olgunluğuna
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
10 Bilişsel Çarpıtma
1. Bilişsel Çarpıtmaların Tanımları: Hep ya da Hiç Düşüncesi. Bu çarpıtma, kişisel özelliklerinizi siyah ya da beyaz gibi uç noktalarda görmeniz demektir. Örneğin, ünlü bir politikacı bana, "Belediye başkanlığı seçimlerini kaybettim. Ben bir hiçim!" demişti. Her zaman 'A' alan bir öğrenci 'B' aldığında "İşe yaramazın tekiyim" sonucuna varır. Hep ya da hiç düşüncesi, mükemmeliyetçiliğin temelini oluşturur. Herhangi bir yanlış ya da hatadan korkarsınız; çünkü, o zaman kendinizi başarısız, beceriksiz, yetersiz ve değersiz hissedersiniz. Olayları bu şekilde değerlendirmek gerçek dışıdır; çünkü hayat çok seyrek olarak "ya öyle ya da böyle"dir. Örneğin, hiç kimse bütünüyle zeki ya da tamamen aptal değildir. Aynı şekilde, hiç kimse her şeyiyle çekici ya da tamamıyla çirkin değildir. Oturduğunuz odanın yerlerine bakın şimdi. Mükemmel temizlikte mi? Her noktasında kir ve tozlar mı birikmiş? Ya da kısmen mi temiz? Bu evrende "mutlak" yoktur. Eğer yaşantınızı "mutlak"lık sınırlarına doğru zorlarsanız, sürekli bunalımda hissedersiniz; çünkü, algılarınız gerçeklerle örtüşmez. Kendinizi sonsuza kadar övgü almamaya mahkum edersiniz; çünkü, yaptığınız hiçbir şey abartılmış beklentilerinizi karşılayamaz. Bu algısal yanlışlığın teknik adı "kutupsal düşünme"dir. Her şeyi siyah-beyaz olarak görürsünüz ve griler yoktur. 2. Aşırı Genelleme. On bir yaşındayken, Arizona Eyalet Fuarı'nda, 'Svengali Destesi' denilen bir sihirbazlık destesi satın aldım. Belki de bu basit ama etkileyici yanılsamayı siz de görmüşsünüzdür: Size desteyi gösteriyorum, her kart değişik. Rastgele bir kart seçiyorsunuz. Örneğin Maça Valesi. Bana ne olduğunu söylemeden, yerine koyuyorsunuz. Ben "Svengali" diye bağırıyorum. Desteyi çevirdiğimde, tüm kağıtlar Maça Valesi'ne dönmüş oluyor. Aşırı genellediğinizde,
Hikâye: Sükûtun Yankısı / Suat Kıyak
Aras, şehrin gürültüsünde anlamını yitirmiş, başarılı ama mutsuz bir mimardır. Modern dünyada kaybolmuş bir ruhun, eski bir sahaf dükkanında bulduğu yazılarla kendi özüne dönüşü gerçekleştirme mücadelesi yolculuğuna Sadi Bey'in rehberliğinde başlamıştır. Sadi bey Aras'ın yoluna ışık tutan, az konuşan, "nefesin kıymetini" bilen bir sahaftır... ★ Aras, bir akşam yağmurdan kaçarken kendini eski bir dükkanda bulur. Orada, tozlu rafların arasında bir defter keşfeder. Defterin başında "Sükûtun Yankısı" yazmaktadır. Her bölümde bir "kelam" yer alır ve Aras bu sözlerin izini sürerken kendi hayatındaki düğümleri çözer. ★ Şehrin metalik kokusu genzini yakıyordu. Aras, elindeki dosyaları sıkıca tutarak kalabalığın arasında adeta akıntıya karşı kürek çekiyordu. Herkes bir yerlere yetişmeye çalışıyor, ama kimse nereye gittiğini tam olarak bilmiyordu. Tam o anda, sokağın kuytusunda kalmış, vitrini loş bir dükkan çarptı gözüne. Kapının üzerindeki pirinç levhada sadece şu yazıyordu: “Kelam nefesle can bulur, nefes ise sükûtla.” İçeri girdiğinde zamanın durduğunu hissetti. Yaşlı bir adam, gözlüklerinin üzerinden ona bakıp gülümsedi. "Hoş geldin evlat," dedi Sadi Bey. "Tam da nefesin daraldığı bir vakitte geldin." Aras şaşkındı. Sadi Bey masanın üzerindeki yıpranmış defteri ona uzattı. "Bu defterde yazanlar sadece mürekkep değil, birer yol haritasıdır. Okumak yetmez, solumak gerekir." Aras defteri açtı. İlk sayfanın başlığı altındaki ilk satırı okumaya başladı: "Dünya gürültüsü, kalbin fısıltısını duymaman için kurgulanmış bir dekordur. Dur ve sadece nefes al. Çünkü o nefes, sana senden daha yakındır." O gece Aras için dönüşüm başlamıştı. Artık sadece binalar değil, kendi ruhunun mimarisini de yeniden inşa edecekti belki. Ne yazmıştı Sadi bey o defterde: "Huzur içimizde, idrâk ve
Gördüğüm an anladım Mutsuz bir dev gibi Çöreklenmiş hüzün bedenine Devasa bir yalnızlık kederini örtmüş Pelerinin kıpkırmızı Sanki yüreğin gibi..
2025 yılında okuduklarım:
En sevdiklerim arasında birinci sırada Nietzsche Ağladığında ; bol bol alıntı işaretlediğim psikolojinin romanlaştırılmış hali Kral Lear ve Vanya Dayı tiyatro eserleri Uçurum İnsanları ve Yıldız Gezgini Çanlar Kimin İçin Çalıyor; okuduğum 3 Ernest Hemingway kitabından en beğendiğimdi Silahlara Veda; Ernest Hemingway mutsuz sonların yazarı, bu kitapta bunu anladım Momo; çocuk kitabı bu diye başladığım kitap güzeldi ama bence okunmasında popüler kültürün etkisi büyük rol oynuyor Bize Göre ve Bir Seyahatin Notları Palyaço; yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Tükenmişliğin romanıydı. Bozkırkurdu; Toplum ve iç dünyanın derin çatışmasının çarpıcı bir yalnızlık duygusuyla anlatımıydı. Yabancı; kısacık bir kitapta etkili bir son Kelebek; beklentimi çok yüksek tutarak başlamıştım. Yüksek beklentiyle başlamsam daha keyifli okuyabilirdim.
1000Kitap