Bunu Betimlemek İçin Kaç Ay Düşündün Be Adam!!!
Kilise, daha sonra Strasbourg'da, Chartres'da, Bamberg'de ve Paris'te gördüğüm kiliseler gibi görkemli değildi. Daha çok İtalya'da gördüğüm, az eğimli, gökyüzüne doğru baş döndürücü bir biçimde yükselen, yere sağlamca oturmuş, çoğu kez genişliği yüksekliğinden fazla olan kiliselere benziyordu, ama bunun birinci katında bir kale gibi, bir dizi dört köşe mazgal vardı; bu katın üstünde de, bir kuleden çok, eğimli bir çatıyla örtülmüş, iç karartıcı pencerelerle delinmiş, ikinci bir kiliseye benzeyen bir yapı daha yükseliyordu. Atalarımızın Provence ve Languedoc'ta yaptıkları kocaman manastır kiliselerinden, gösterişten ve çağdaş üslubun özelliği olan oyma taş süslerin aşırılığından uzak, sanırım ancak son zamanlarda, koro yerinin üstünde gök kubbeye doğru yüreklice yükselen sivri bir kuleyle zenginleştirilmiş ikinci bir kilise. İki düz, süssüz dikme, ilk bakışta tek büyük bir kemer gibi görünen girişin önünde yer alıyordu, ama üstünde birçok başka kemerin bulunduğu iki eğimli pervaz, dikmelerden ayrılarak tıpkı bir uçurumun merkezinde olduğu gibi, bakışları gölgede belli belirsiz seçilen asıl kapıya yöneltiyordu; kapının üstünde, yanlarda, iki üzengitaşı üstüne oturmuş, ortadaysa girişi madenle sağlamlaştırılmış meşe kapıların örttüğü iki açıklığa bölen oymalı bir sütunun desteklediği büyük bir alınlık yükseliyordu. Günün o saatinde solgun güneş ışınları neredeyse dikey olarak çatıya vuruyor; ışık, alınlığı aydınlatmaksızın yapının önyüzüne eğik olarak düşüyordu; öyle ki, iki dikmeyi geçtikten sonra, kendimizi birden payandaları orantılı bir biçimde destekleyen ikincil sıra sütunlardan ayrılan kemerlerin oluşturduğu gümüşümsü tonozun altında bulduk. Gözlerimiz sonunda alacakaranlığa alışınca, insanın gözüne ve imgelemine hem en ulaşabilen (çünkü pictura est laicorum
Edebiyat
Kenan İllerinde Bir Adam Başında kasket, ayakları çıplak Geriye kaykılmış koltukta Düşünüyor kanranlığın içinde Çeşitli şeyler var Çeşitli şeyler var Ama hangisi? Elbisesi kaykılmış, ayakları çıplak Gülümsüyor arada bir bana bakardı Hangisi? Hangisi? Hangisi? Tam doğruya yaklaşır gibi olduğu an Doğru uzaklaşıyor ondan Yüzünde müthiş bir düşünen adam portresi Elini tırtıklıyor sürekli koltuğun kenarında Ah Jacoben, Jacobson, Yakup Hangisisin sen? (Müldür, 2017, s. 346) Sarı Mumya Kovboy şarkıları çalıyordu kafede Sarı mumya sineksavar gibi kendine Çekiyordu her şeyi Biraz ezilmiş Felemenk otu dedim garsona Baktı bana o devşirilmiş gibi Sarı mumyanın etrafındaki bitkiler Gülümsüyor gibiydiler bana
Reklam
Senin yüzünden nereye kaçayım? Eğer göklere çıksam, sen oradasın; ölüler diyarında yatağını sersem, işte oradasın.
En sevdiklerimden...
Ne çıkar siz bizi anlamasanız da Evet, siz bizi anlamasanız da ne çıkar Eh, yani ne çıkar siz bizi anlamasanız da Hiçbir şey! Kadınlar geçtiği o kadın kokusu anlarında Yıkanmış, mayhoş ve taranmış duygularıyla Dönüşür içlerimizde az menekşe bir sarmaşık Menekşe hadi neyse, mor deriz sarmaşıklara Mor deriz, mor bilinir çünkü, bir yandan güneşler kurur Her yerde güneşler kurur, sanki yaz günüyledir Bir adam kayboluyordur bir taşra sıkıntısıyla Deriz ki, "şuram ağrıyor" bir de, "başım dönüyor", "yanıyor avuçlarım" Belki de bir çığlık mı bu; bu seziş, bu yakınma Bir çığlık, hem de nasıl: katılmış, donmuş, yaşıyorcasına Uzansak ellerimizde, uzansak avuçlarımızda, bir çığlık Nedir mi ellerimiz? - Korkunçtur bir elin bir köşesinde insan olmalarıyla Korkunçtur insan olmalarıyla kıyısında bir yüreğin Kıyısında gibi yangından, çok karanlıktan geçilmez caddelerin Ve korkunç anlamsız gözlerinde ha dünya ha bir park bekçisinin Korkunçtur insan olmaları; bir ceset, suda bir şapka gibi sallanaraktan Bitmiyen bir selâm gibi: hastayken, inceyken, yalnızlıklarda aranan Korkunçtur -bunu anlıyoruz- bir yüzün en çoğul beyazında Korkunçtur insan olmaları göz ortalarında, eriyen türbe ışıklarında Ve korkunç eriyip kaybolmaların bir köşesinde insan olmalarıyla Korkunçtur korkunç! Diyerek: ben kimim, kime anlatıyorum, neyi anlatıyorum ayrıca Neyim ben, bu olanlar ne, ya kimdir tüketen isteklerimi Tüketen kim? – Hani bir yarışın sonuna varmış gibi
Sayfa 247 - Ne Gelir Elimizden İnsan Olmaktan Başka-1·Kitabı okudu
"Beckmann Çavuş, size yirmi er veriyorum, yirmisinden de siz sorumlusunuz. Gorodok doğusundaki ormanı keşfe çıkacak, mümkünse birkaç düşman askeri ele geçireceksiniz, anlaşıldı mı?" Ben: "Evet, Binbaşım!" demiştim. Sonra yola koyulmuş, yapacağımız keşfi yapmıştık. Sorumluluk bende idi. Sonra bütün gece keşifle uğraşmıştık, sonra ateş açılmıştı. Tekrar sipere döndüğümüzde on bir kişi eksilmişti. Bendim sorumlu... Ölüler cevap vermez. Tanrı cevap vermez. Gelgelelim yaşayanlar, yaşayanlar soruyorlar. Her gece soruyorlar, Binbaşım. Yatağımda uyanmış yatarken geliyor ve soruyorlar. Kadınlar, Binbaşım, yaslı üzgün kadınlar. Ağarmış saçları, katı çatlak elleriyle yaşlı kadınlar. Issız, özlemli gözleriyle genç kadınlar. Çocuklar, Binbaşım, çocuklar, pek çok küçük çocuklar. Karanlıkların içinden sesleniyorlar: Beckmann Çavuş, babam nerde, Beckmann Çavuş? Beckmann Çavuş, kocamı ne yaptınız? Beckmann Çavuş, oğlum nerde, ağabeyim nerde, Beckmann Çavuş, nişanlım nerde, Beckmann Çavuş? Beckmann Çavuş, nerde? Nerde? Nerde? Ortalık ağarana kadar hep böyle fısıldaşıyorlar. Yalnız on bir kadın, Binbaşım, benimkilerin sayısı yalnız on bir. Ya sizinkiler ne kadar, Binbaşım? Bin mi? İki bin mi? İyi uyuyor musunuz, Binbaşım? İki bine ek olarak şu benim on bir kişinin sorumluluğunu da size verirsem ne kaybedersiniz ki! Uyuyabiliyor musunuz, Binbaşım? Geceleri iki bin hayaletle? Uyumayı bırakın, yaşıyabiliyor musunuz, haykırmadan bir dakika yaşıyabiliyor musunuz?
Edebiyat
Yavaşlayıverdik kapılınca huşuya Ayaklarımız gönülsüzce adım attı Karşımızda şehirler gördük ama arada Ölüler ormanı vardı..
Reklam
Reklam