• Yazar: inci
    Hikaye Adı : Askıda Hürriyet ...
    Link: #31551113
    Müzik Parçası : Stationary Traveller

    https://youtu.be/TKW9rIQwHCY

    Mutlu bir şekilde güne başladik.Annem her zamanki gibi tatilin de etkisiyle mükellef bir sofra hazırladi.En sevdiğim patates kızartması ve pizza ohh miss masadaki yerlerini almıştı bile, midemi senlendirmeyi bekliyorlardi.
    Kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalıydi.En çok da annem ,babam ve ikiz kardeşimin birlikteligiyle donatılan sofranın lezzeti bir başkaydı.Aile değil miydi ki mutluluklarınızı pay edip bölüstügünüz; kırıklıklarınızı,sevinclerinizi tek çatı altında toparlayan,sevgisiyle sarıp sarmalayan,huznuyle huzunlendiginiz ,nesesiyle neselendiginiz,nefesiyle nefes aldığınız sıcacık bir yuva.Erkek kardeşimle afacanlikta üstümüze yok.Annemi çok yoruyorduk.Eeee kolay değildi ikiz erkek annesi olmak.Annem bir yandan etrafı toparlayıp duzenlerken, biz de pesinden kardeşimle gizli ittifak edercesine dağıtıyorduk hunharca.Enerjimizi atamiyorduk bir türlü.Ev tüm genisligine rağmen dar geliyordu sanki bize.Öğleden sonra sinemaya,alışveriş merkezine gitmek için hep beraber yola çıktık.Arabayı henüz yeni öğrenen annem kullanıyordu.Normal seyir halinde trafikte devam ederken, annem birden panikleyip frene basacagi yerde gaza basarak kontrolü elinden bıraktı.Önümüzdeki araca hızla çarptı.O şokun etkisiyle sert bir şekilde sarsildik.Hepimiz çığlık çığlığa,neye uğradığımızin şaşkınlığı icerisindeydik.Annem donmus kalmıştı.Babamın alnında süzülmekte olan kan izleri.Kardeşimle beraber kollarimizda ve bacaklarimizda sancı vardi.
    Ambulans,siren sesleri,basimizda uçuşan kalabalıklar derken hastanede soluğu aldik.Şükürler olsun gerekli tedbirlerle, hepimiz ufak siyriklarla atlatmistik.Ciddi bir durum yoktu.Atlatmistik atlatmasina ama öndeki aracın sahibi olan genç kız ise ağır yaraliydi.Kan kaybediyordu sürekli.Doktorlar hastayı kurtarmak için seferber olmuşlardı adeta.

    Hastanedeki islemlerimiz bittikten sonra kapıda cikisimizi bekleyen iki polis memuru,bizi durdurup demir kelepceleri uzatti annemin bileklerine.Kelepceler takıldı anneme.Neye ugradigimin saskinligiyla gözlerimden akan yaşa mani olamıyordum.Annem,kardesim ve ben sûkutun içli bağrına sığınıp ağlıyorduk.Sanki o kelepceler kalbime takılmıştı da kalbimin boynuna asılmış ip misali boğazını sıkıp, nefesini kesiyordu.Annemin yokluğuyla eksilmistim.Tadı yoktu onsuz bir hayatın.Varlığıyla geçirdiğimiz günlerin kıymetini bilememişim.Meğer sukredecek ne kadar çok şeyim varmış.Canım annem... Üşüyordum.Sarıp sarmalayacak,
    üstümü örtecek sinesiyle ısıtacak yüreğinin şefkatli kordonu sıcaklığını cekmisti yüreğimden.Canı kesilmişti içimin adeta.Hasretiyle kaskatı kesilmiştim.
    Üşüyordum.Hiç olmadığım kadar yorgun,hic olmadığım kadar üzgündüm.Üşüyen gariban yüreğimi ısıtacak o şefkatli el çekmişti ellerini üzerimden.Kalbim inzivaya çekmişti adeta kendisini.Annemsiz hiçbir gönüle değmemeye yeminliydi.Hayatımdaki planlarımı,neşemi,enerjimi annemin geleceği güne, hep ileri bir tarihe ertelemek zorunda kaldım.Saatim annemden uzakligim nispetinde ayak diretiyordu adeta mutluluğa gec kalarak.Aramızdaki en güçlü duranimiz babam.Babam herşeye rağmen metanetli bir şekilde davranarak hem annemi hem de bizleri teselli etmeye çalışıyordu.

    Annem hakkındaki sorgulamalardan sonra haksız görülüp cezaevine yatırılmisti.İşte o kabus dolu günden sonra hiçbir şey tat vermemeye başladı.Erkek kardeşimle, o eski afacan bizi görseniz taniyamazdiniz yani.Tarifsiz bir durgunluk,tarifsiz bir suskunluk cöreklenmisti sanki vucudumuzun her bir zerresine.Enerjimiz sanki elektrik süpürgesiyle çekilip ,torbaya atılmıştı.Kimildayacak takati bulamiyorduk kendimizde.Evin her karesi annemi hatırlatıyordu.Yediğimiz yemek,izlediğimiz film,oynadığımız her oyunda annem vardı.Her gece dualar ediyordum Rabbim'e; annemin bir an önce eve gelebilmesi için.Annemin yokluğu çok ağır geldi yüreğime.Yeri asla doldurulamiyordu.Biz de onsuzlukla sanki ayrı bir zindandaydik.
    Karanliktaydik.Güneş adeta perdelerini toparlayıp eteğini çekmişti hanemizden.Gecenin yalnızlığında inzivaya çekilip ,gökteki asılı yıldızlarla dertlesip onlardan ürkek yuregime ışık topluyordum.Keder, lokmalarimizin önünü tikiyordu.Insan sevdikleriyle beraber olunca gönlü gül gülistan oluyormuş meğersem.Canım annem dinmeyen özlemim,kalp ağrım..Evet kalbim ağrıyordu.Sol yanım evet sol yanım çok acıyordu.Bu nasıl bir acı Rabbim.Ne olur annem bir an önce gelse? Eski günlerdeki gibi yarım bıraktığımız mutluluğa kaldığımız yerden devam edebilsek.Geç kalmisliklarimizin yaralarını gelisiyle beraber sarabilsek.Canım annem hadi gel artik.Dindir şu yüreğimin sancilarini.Sensizliğimin feryatlarini duymuyor musun taa derinden,ciğerimden sağır edecek neredeyse kalbimi.Hadi gel artık lutfeenn...

    Babaannem, dedem ve halam annem gideli bizim evimize yerleşmişlerdi.Kardeşimle beni mutlu etmek için ellerinden geleni yaparak, binbir türlü kılığa giriyorlardi.Maddi ve manevi desteklerini esirgemiyorlardi.Yüzümüzdeki en ufak bir tebessümün hatrına herkes ayrı bir mücadele icerisindeydi.Günler,haftalar,aylar geçmişti.1yıl olmuştu annem halen yoktu.Görüş günlerinde annemle buluştuğumuzda o hissiz camekanlari ve yüreğimize saplanıp kanatircasina dikilen telleri ellerimle duvardan duvara yoklayip aşamayinca; anneme bir türlü dokunamamak ,
    kucaklayamamak sizisiyla tortullasiyordu kalbim.Gürültüler arasında hasretimizle hallesecegimiz tenha bir yer arayisindaydik.Ziyarete gelen herkesin yüzünde buruk bir sevinç vardi,gizlediği binbir surat,vuslatin tutsakligina bedel soğuk bir duruş.Sevdiklerine kavuşmak için herkes aralarina barikat kurulan tellere beraberinde getirdikleri özgürlük dolu yasamlarindan 'askıda hürriyet' birakiyordu gözyaşlarıyla mendillerini ıslatarak.Görüş günlerinde binbir ümitle ziyaretine gidip eve annemle beraber dönmenin hayallerini kurarken ,onu demir kapılar ardında bırakıp her defasında yalnız bırakıp dönmek sarsıyordu adeta yüreğimi.
    Eve dönünce babaannem ,halam,dedem ve
    kardeşim içimizde çığlıklar koparan sûkutun koltuğuna yığılıp,bakışlarımızı birbirimizden kaçırarak öylece oturduğumuz yerde kalakalıyorduk.Bir sure atlatamiyorduk,
    cirpiniyorduk yuvasında annesinin yüreğinden lokma bekleyen kuşlar misali.Babaannem elinde tesbihi dualar cekerek içli içli ağlıyordu.Kardeşim ağlıyor,ben ağlıyordum.Allahım ne ağır günler.Insanın annesi, yavrularindan koparilir miydi ?Sefkatinden,kokusundan mahrum bırakılır miydi?

    Her gün bir ümit bekleyiş icerisindeydik.Her kapı tikirtisinda,her telefon calişinda bir rüzgar esintisiyle bile yüreğimizi ayağa kaldiran umutla,heyecanla bekliyorduk.Annem halen yoktu aramızda.Bugün doğum günümüz kardeşimle.Ama sıradan bir gün.Sevdiklerinden ayrı olunca insan doğduğuna bile sevinemiyordu ki.Evet bugün doğum günümüz.Kardeşimle 11 yaşımıza girdik.Geride bıraktığımız pürüzsüz geçen yılların tüm yükü sanki şu bir yılda omuzlarimiza çökmüş ,belimizi bükmüstü. Annem yoktu.10 yıl annemle,1 yıl annemsiz geçmişti.Ama o bir yıl on yıla bedeldi,günler geçmek bilmiyordu.Halamlar bizleri sevindirmek için doğum günümüzü kutlama hazırlığı içerisindeydi.Birkaç akrabamız daha davet edilmişti evimize senlik getirsin,kalabaliklarda kaybolsun hüznümüz diye.Cehremizdeki gülücükler uğruna halam canhiraş kutlama icin çabalıyordu.Beraberce balonları şişirdik.Süsleri, aksesuarları yerleştirdik.Kardeşimle buruk bir heyecan icerisindeydik.Tüm hazırlıklar tamam.Sadece pasta yoktu.Babami ve dedemi bekliyorduk pastayı getirmesi için.Halam çok sevdiğimiz spider man konseptli pastanin siparişini vermişti bizim için.Babamlar da beraberinde getirecekti.Ahh...Keşke annem de yanımızda olsaydı.Yoktu ama.Onsuz geçen ilk doğum günümüz.Halam pencereden babamın arabasının geldiğini işaret edip kapıya doğru hızla panikle koştu.Mercekten bakip gelip gelmediklerini kontrol ediyordu sürekli.Evdeki herkes kapıya yigildik pastayı karşılamak için büyük heyecanla.Halam pasta gelene kadar kapıyı acmamizi istemiyordu.Kapının önünde dikilip nöbet tutuyordu adeta.Kardeşimle o an'lik bile olsa pastanın heyecanına kapılıp kahkahalar atıyorduk.Çok merak ediyorduk pastayi.
    -Halacığım hadi ama gelmediler mi açalım şu kapıyı ?
    Halam ;
    - Pasta gelmedi henüz ...
    Biz;
    -Hala hadii aç şu kapıyı lütfen,çok bekledik.Çok merak ediyoruz su pastayı.Hadi getirsinler artık.
    Halam mercekten tekrar tekrar kontrol ederek anlamsız bir espiriyle;
    -Çocuklar pastanın yarısı gelmiş ,diğer yarısını bekliyoruz.Yarısı daha gelmemiş.
    deyince kapıya yigilan herkes kahkahalarla ,nasil olur dercesine bakışıp gülücükler sacmaya devam ediyorduk.Kardeşimle hadi ama gelsinler artık deyip sabirsizlanip yerimizde duramiyorduk.En son halam işte pasta geldi deyip kapıyı açınca şok olduk kardeşimle beraber gördüğümüz manzara karsisinda.Gözlerimize inanamadik.Annemdi.Evet annemdi gelen.

    -Anneeeeee,Anneeeeee,Canım anneeemmm çok özledik seni.Nerede kaldın güzel annem ?
    diye haykırarak neye ugradigimizin saskinligiyla sarılıp kucaklastik, hıçkırıklarla ağlaşmaya basladik.Annemdi gelen nasıl ağlıyorduk az evvelki attığımız kahkahalar yerini sevinç gözyaşlarına bırakmıştı.Annem ağlıyordu,kardeşim ağlıyordu.Dakikalarca hiç kopmamacasina durduğumuz yerde oylece kucaklasip sadece ağlıyorduk.Bizimle beraber herkes bu tablo karşısında gözyaşlarına engel olamiyordu.Allahım ne büyük mutluluk.Evimize neşe geldi.Canımıza can kattı.Beraberinde götürdüğü o tarifsiz huzur asıl vatanına kavuştu.Canım annem artık yanımızdaydi.Şükürler olsun.

    Mahkeme genç kızın iyileşmesi vesilesiyle,sikayetini geri almasıyla beraatine karar vermişti annemin.Hayatımın en güzel doğum günü sürpriziydi.Dünyalara bedeldi.
  • Sadece O'nu hissettiğimde ve bulmaya çalıştığımda yaşıyor, gerçekten yaşıyorum. "Daha ne arıyorsun?" diye haykırdı içimdeki bir ses. "Bu O. O, onsuz yaşanılamayandır. Yasamak ve Tanrı'yı bilmek aynı şeylerdir. Tanrı var oluştur."
    "Tanrı'yı arayarak yaşadın mı, bir daha Tanrısız yaşayamazsın." Ve her zamankinden daha güçlü bir şekilde, içimdeki ve etrafımdaki her şey aydınlandı ve bu ışık beni bir daha terk etmedi. Böylelikle intihar etmekten kurtuldum.
  • Bütün keskinlikleri körelt,
    Bütün düğümleri çöz,
    Her şeyi birbirine kat.
    Sır olan Ayniyet, işte buradadır.
    Sen, ona yaklaşamazsın,
    Onsuz da yapamazsın.
    Ona bir hayrın olmaz,
    Zararın da olmaz.
    Ona şeref veremezsin,
    Onu aşağılayamazsın da.
    Dünyada hiçbir şey onun kadar asil olamaz.
  • ... onsuz her şey, yalnız her şeydir.
    Sait Faik Abasıyanık
    Sayfa 85 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 5. Baskı: Eylül 2017, İstanbul
  • https://youtu.be/TKW9rIQwHCY

    Mutlu bir şekilde güne başladik.Annem her zamanki gibi tatilin de etkisiyle mükellef bir sofra hazırladi.En sevdiğim patates kızartması ve pizza ohh miss masadaki yerlerini almıştı bile, midemi senlendirmeyi bekliyorlardi.
    Kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalıydi.En çok da annem ,babam ve ikiz kardeşimin birlikteligiyle donatılan sofranın lezzeti bir başkaydı.Aile değil miydi ki mutluluklarınızı pay edip bölüstügünüz; kırıklıklarınızı,sevinclerinizi tek çatı altında toparlayan,sevgisiyle sarıp sarmalayan,huznuyle huzunlendiginiz ,nesesiyle neselendiginiz,nefesiyle nefes aldığınız sıcacık bir yuva.Erkek kardeşimle afacanlikta üstümüze yok.Annemi çok yoruyorduk.Eeee kolay değildi ikiz erkek annesi olmak.Annem bir yandan etrafı toparlayıp duzenlerken, biz de pesinden kardeşimle gizli ittifak edercesine dağıtıyorduk hunharca.Enerjimizi atamiyorduk bir türlü.Ev tüm genisligine rağmen dar geliyordu sanki bize.Öğleden sonra sinemaya,alışveriş merkezine gitmek için hep beraber yola çıktık.Arabayı henüz yeni öğrenen annem kullanıyordu.Normal seyir halinde trafikte devam ederken, annem birden panikleyip frene basacagi yerde gaza basarak kontrolü elinden bıraktı.Önümüzdeki araca hızla çarptı.O şokun etkisiyle sert bir şekilde sarsildik.Hepimiz çığlık çığlığa,neye uğradığımızin şaşkınlığı icerisindeydik.Annem donmus kalmıştı.Babamın alnında süzülmekte olan kan izleri.Kardeşimle beraber kollarimizda ve bacaklarimizda sancı vardi.
    Ambulans,siren sesleri,basimizda uçuşan kalabalıklar derken hastanede soluğu aldik.Şükürler olsun gerekli tedbirlerle, hepimiz ufak siyriklarla atlatmistik.Ciddi bir durum yoktu.Atlatmistik atlatmasina ama öndeki aracın sahibi olan genç kız ise ağır yaraliydi.Kan kaybediyordu sürekli.Doktorlar hastayı kurtarmak için seferber olmuşlardı adeta.

    Hastanedeki islemlerimiz bittikten sonra kapıda cikisimizi bekleyen iki polis memuru,bizi durdurup demir kelepceleri uzatti annemin bileklerine.Kelepceler takıldı anneme.Neye ugradigimin saskinligiyla gözlerimden akan yaşa mani olamıyordum.Annem,kardesim ve ben sûkutun içli bağrına sığınıp ağlıyorduk.Sanki o kelepceler kalbime takılmıştı da kalbimin boynuna asılmış ip misali boğazını sıkıp, nefesini kesiyordu.Annemin yokluğuyla eksilmistim.Tadı yoktu onsuz bir hayatın.Varlığıyla geçirdiğimiz günlerin kıymetini bilememişim.Meğer sukredecek ne kadar çok şeyim varmış.Canım annem... Üşüyordum.Sarıp sarmalayacak,
    üstümü örtecek sinesiyle ısıtacak yüreğinin şefkatli kordonu sıcaklığını cekmisti yüreğimden.Canı kesilmişti içimin adeta.Hasretiyle kaskatı kesilmiştim.
    Üşüyordum.Hiç olmadığım kadar yorgun,hic olmadığım kadar üzgündüm.Üşüyen gariban yüreğimi ısıtacak o şefkatli el çekmişti ellerini üzerimden.Kalbim inzivaya çekmişti adeta kendisini.Annemsiz hiçbir gönüle değmemeye yeminliydi.Hayatımdaki planlarımı,neşemi,enerjimi annemin geleceği güne, hep ileri bir tarihe ertelemek zorunda kaldım.Saatim annemden uzakligim nispetinde ayak diretiyordu adeta mutluluğa gec kalarak.Aramızdaki en güçlü duranimiz babam.Babam herşeye rağmen metanetli bir şekilde davranarak hem annemi hem de bizleri teselli etmeye çalışıyordu.

    Annem hakkındaki sorgulamalardan sonra haksız görülüp cezaevine yatırılmisti.İşte o kabus dolu günden sonra hiçbir şey tat vermemeye başladı.Erkek kardeşimle, o eski afacan bizi görseniz taniyamazdiniz yani.Tarifsiz bir durgunluk,tarifsiz bir suskunluk cöreklenmisti sanki vucudumuzun her bir zerresine.Enerjimiz sanki elektrik süpürgesiyle çekilip ,torbaya atılmıştı.Kimildayacak takati bulamiyorduk kendimizde.Evin her karesi annemi hatırlatıyordu.Yediğimiz yemek,izlediğimiz film,oynadığımız her oyunda annem vardı.Her gece dualar ediyordum Rabbim'e; annemin bir an önce eve gelebilmesi için.Annemin yokluğu çok ağır geldi yüreğime.Yeri asla doldurulamiyordu.Biz de onsuzlukla sanki ayrı bir zindandaydik.
    Karanliktaydik.Güneş adeta perdelerini toparlayıp eteğini çekmişti hanemizden.Gecenin yalnızlığında inzivaya çekilip ,gökteki asılı yıldızlarla dertlesip onlardan ürkek yuregime ışık topluyordum.Keder, lokmalarimizin önünü tikiyordu.Insan sevdikleriyle beraber olunca gönlü gül gülistan oluyormuş meğersem.Canım annem dinmeyen özlemim,kalp ağrım..Evet kalbim ağrıyordu.Sol yanım evet sol yanım çok acıyordu.Bu nasıl bir acı Rabbim.Ne olur annem bir an önce gelse? Eski günlerdeki gibi yarım bıraktığımız mutluluğa kaldığımız yerden devam edebilsek.Geç kalmisliklarimizin yaralarını gelisiyle beraber sarabilsek.Canım annem hadi gel artik.Dindir şu yüreğimin sancilarini.Sensizliğimin feryatlarini duymuyor musun taa derinden,ciğerimden sağır edecek neredeyse kalbimi.Hadi gel artık lutfeenn...

    Babaannem, dedem ve halam annem gideli bizim evimize yerleşmişlerdi.Kardeşimle beni mutlu etmek için ellerinden geleni yaparak, binbir türlü kılığa giriyorlardi.Maddi ve manevi desteklerini esirgemiyorlardi.Yüzümüzdeki en ufak bir tebessümün hatrına herkes ayrı bir mücadele icerisindeydi.Günler,haftalar,aylar geçmişti.1yıl olmuştu annem halen yoktu.Görüş günlerinde annemle buluştuğumuzda o hissiz camekanlari ve yüreğimize saplanıp kanatircasina dikilen telleri ellerimle duvardan duvara yoklayip aşamayinca; anneme bir türlü dokunamamak ,
    kucaklayamamak sizisiyla tortullasiyordu kalbim.Gürültüler arasında hasretimizle hallesecegimiz tenha bir yer arayisindaydik.Ziyarete gelen herkesin yüzünde buruk bir sevinç vardi,gizlediği binbir surat,vuslatin tutsakligina bedel soğuk bir duruş.Sevdiklerine kavuşmak için herkes aralarina barikat kurulan tellere beraberinde getirdikleri özgürlük dolu yasamlarindan 'askıda hürriyet' birakiyordu gözyaşlarıyla mendillerini ıslatarak.Görüş günlerinde binbir ümitle ziyaretine gidip eve annemle beraber dönmenin hayallerini kurarken ,onu demir kapılar ardında bırakıp her defasında yalnız bırakıp dönmek sarsıyordu adeta yüreğimi.
    Eve dönünce babaannem ,halam,dedem ve
    kardeşim içimizde çığlıklar koparan sûkutun koltuğuna yığılıp,bakışlarımızı birbirimizden kaçırarak öylece oturduğumuz yerde kalakalıyorduk.Bir sure atlatamiyorduk,
    cirpiniyorduk yuvasında annesinin yüreğinden lokma bekleyen kuşlar misali.Babaannem elinde tesbihi dualar cekerek içli içli ağlıyordu.Kardeşim ağlıyor,ben ağlıyordum.Allahım ne ağır günler.Insanın annesi, yavrularindan koparilir miydi ?Sefkatinden,kokusundan mahrum bırakılır miydi?

    Her gün bir ümit bekleyiş icerisindeydik.Her kapı tikirtisinda,her telefon calişinda bir rüzgar esintisiyle bile yüreğimizi ayağa kaldiran umutla,heyecanla bekliyorduk.Annem halen yoktu aramızda.Bugün doğum günümüz kardeşimle.Ama sıradan bir gün.Sevdiklerinden ayrı olunca insan doğduğuna bile sevinemiyordu ki.Evet bugün doğum günümüz.Kardeşimle 11 yaşımıza girdik.Geride bıraktığımız pürüzsüz geçen yılların tüm yükü sanki şu bir yılda omuzlarimiza çökmüş ,belimizi bükmüstü. Annem yoktu.10 yıl annemle,1 yıl annemsiz geçmişti.Ama o bir yıl on yıla bedeldi,günler geçmek bilmiyordu.Halamlar bizleri sevindirmek için doğum günümüzü kutlama hazırlığı içerisindeydi.Birkaç akrabamız daha davet edilmişti evimize senlik getirsin,kalabaliklarda kaybolsun hüznümüz diye.Cehremizdeki gülücükler uğruna halam canhiraş kutlama icin çabalıyordu.Beraberce balonları şişirdik.Süsleri, aksesuarları yerleştirdik.Kardeşimle buruk bir heyecan icerisindeydik.Tüm hazırlıklar tamam.Sadece pasta yoktu.Babami ve dedemi bekliyorduk pastayı getirmesi için.Halam çok sevdiğimiz spider man konseptli pastanin siparişini vermişti bizim için.Babamlar da beraberinde getirecekti.Ahh...Keşke annem de yanımızda olsaydı.Yoktu ama.Onsuz geçen ilk doğum günümüz.Halam pencereden babamın arabasının geldiğini işaret edip kapıya doğru hızla panikle koştu.Mercekten bakip gelip gelmediklerini kontrol ediyordu sürekli.Evdeki herkes kapıya yigildik pastayı karşılamak için büyük heyecanla.Halam pasta gelene kadar kapıyı acmamizi istemiyordu.Kapının önünde dikilip nöbet tutuyordu adeta.Kardeşimle o an'lik bile olsa pastanın heyecanına kapılıp kahkahalar atıyorduk.Çok merak ediyorduk pastayi.
    -Halacığım hadi ama gelmediler mi açalım şu kapıyı ?
    Halam ;
    - Pasta gelmedi henüz ...
    Biz;
    -Hala hadii aç şu kapıyı lütfen,çok bekledik.Çok merak ediyoruz su pastayı.Hadi getirsinler artık.
    Halam mercekten tekrar tekrar kontrol ederek anlamsız bir espiriyle;
    -Çocuklar pastanın yarısı gelmiş ,diğer yarısını bekliyoruz.Yarısı daha gelmemiş.
    deyince kapıya yigilan herkes kahkahalarla ,nasil olur dercesine bakışıp gülücükler sacmaya devam ediyorduk.Kardeşimle hadi ama gelsinler artık deyip sabirsizlanip yerimizde duramiyorduk.En son halam işte pasta geldi deyip kapıyı açınca şok olduk kardeşimle beraber gördüğümüz manzara karsisinda.Gözlerimize inanamadik.Annemdi.Evet annemdi gelen.

    -Anneeeeee,Anneeeeee,Canım anneeemmm çok özledik seni.Nerede kaldın güzel annem ?
    diye haykırarak neye ugradigimizin saskinligiyla sarılıp kucaklastik, hıçkırıklarla ağlaşmaya basladik.Annemdi gelen nasıl ağlıyorduk az evvelki attığımız kahkahalar yerini sevinç gözyaşlarına bırakmıştı.Annem ağlıyordu,kardeşim ağlıyordu.Dakikalarca hiç kopmamacasina durduğumuz yerde oylece kucaklasip sadece ağlıyorduk.Bizimle beraber herkes bu tablo karşısında gözyaşlarına engel olamiyordu.Allahım ne büyük mutluluk.Evimize neşe geldi.Canımıza can kattı.Beraberinde götürdüğü o tarifsiz huzur asıl vatanına kavuştu.Canım annem artık yanımızdaydi.Şükürler olsun.

    Mahkeme genç kızın iyileşmesi vesilesiyle,sikayetini geri almasıyla beraatine karar vermişti annemin.Hayatımın en güzel doğum günü sürpriziydi.Dünyalara bedeldi.
  • Merhaba canım insanlar...
    Ah canim insan Poyraz'cim Karayel'in hayat hikayesini okuyacaksınız şimdi. Hem de biyografi kelimesini yeni duymuş biri tarafından kaleme alınan."Acemi cirak'tan Poyraz Karayel biyografisi, okumayan kalmasın" ya da kalsın canım, zaten okuyup unutacaksınız, Poyraz'cimdan öğrendim bunu da "hepimiz unutulmak için yaratılmadık mı? " diyor kitabın sonunda..bu biyografide tıpkı Poyraz'cim'in hayatının her anında Oğuz'cum Atay'dan kopya çektiği gibi -ki bu mahkemece kanıtlandı, savcı sundu, hakim kabul etti. Bknz; syf 55 "savcı: itiraz ediyorum, kitaptan kopya çekiyor!"- ben acemi biyografici de kitaptan kopya çekecektir. İleriki zamanlarda bu konuyla ilgili yapılan itirazlar reddedilecek, dahasi başta belirtildigi halde itiraz edildiği için tazminat davası açılacaktır..

    Poyraz'cim Karayel, Kahpe bizanstan aldığımız sonra her yerine Avm diktiğimiz İstanbul'da doğdu, tabi o zamanlar bu kadar Avm yoktu..annesi öldü, büyüdü..çocukluk dönemini hiç yaşamadan kapatmış oldu, sıpa gözlü kardeşi Meltem ile halasının evinde çamaşır sepetinden daha değersiz hissederek büyüdü. Yetişkin Poyraz Karayel olduğunda, doğası gereği,ki konuyla ilgili detaylı bilgiyi belgesellerden öğrenebilirsiniz, başını beladan hiç çıkarmadı, başı resmen bela olmuştu...yukarda halasının evinde büyümesinin sebebinin babasının onları terk edişi olduğunu söylemeyi unutmuşum, ama dedim size acemi biyografici olduğumu! Kayıtlara göre 10 yaşına kadar sarışın ve mavi gözlüydü sonra ateşli bir hastalık geçirdi ve siyah saçları, kaşları çıkmaya başladı. Gözleri de bunca siyahligin içinde
    dayanamayıp kahverengi olmaya karar verdi. Ateşli hastalık sonucu ateşli silahlara merak salan Karayel, polis oldu...merakı boşa gitmemeliydi...Evlendi, bu evliliğin polis olmadan önce mi sonra mı olduğu tarihe not düşülmedi, düşüldüyse bile acemi biyograficiniz bunu bilmiyor. Gerçi bunun bir önemi yok, olmamalı da çünkü yanlış tercih olan Begüm, havuzlu villada yaşayan acıların çocuğu, Pelin aşkı yanan Sinan-ki kendileri biyografi sahibi Poyraz Karayel'in oğlu- ile Poyraz'cim Karayel'i terk edip alkole zam gelmyen bir ülkeye gitti.Zira Begüm alkolikti. Pek tabi Begüm de tıpkı Poyraz'cim'in babası gibi, sonradan gelip Poyraz'cim'in hayatında yaşamanı idame ettirmek istedi. Fakat başaramadı. Tutunmak isterken tutunamayanları bırakanlar onların hayatlarına tekrar tutunamazlar!
    Ve Poyraz'cim Karayel'in başının her zaman ki gibi belada olduğu bir günde, aşk kuyusunun yanından geçerken,kapağı açık unutulmuş olan kuyunun etrafında uyarı levhası olmaması sebebiyle kuyuya düştü. Bir daha da ordan çıkamadı, iyi ki de çıkamadı çünkü bu dünyada en güzel aşık olan kişi unvanı Poyraz'cim Karayel'e aitti.
    Aşık olduğu kadın Ayşegül, mafya kelimesinden hoşlanmayan ve bahçıvanlık da yapan mafya babası Bahri Bey'in kızı olup, İlhan Berk gibi bir burna, Cemal Süreya gibi saçlara sahiptir. (Bu tanım Poyraz'cim Karayel'e ait olup, velev ki sevdiğinize karşı kullanırsanız telif hakkı istenebileceğini belirtmekte yarar görüyorum.)
    Aşık olduktan sonra da çeşitli belalar peşini bırakmamış ve bu çeşitli belalardan en karmaşığı sebebiyle Ayşegül ile 97 gün ayrı kalmış. Onsuz 2 milyon küsür nefes almış. Fakat bu nefeslerin kalbine battığını ilgili kurumlara bildirmiştir. Bu ayrılığın sonunda I. Poyraz ölmüş ve II. Poyraz dönemi açılmıştır. Geçiş döneminde Poyraz'cim'in Oğuz Atay okuyan romantik bir adamdan maço bir adama dönüştüğü olmuştur. Ama bu onun suçu değildir Hakim Amca. Bu tarz davranışlara onu Ayşegül'e olan aşkı ve Mete'ye olan siniri sürüklemiştir.
    Zaten kör kütük aşık olan Ayşegül II. Poyraz'a geri dönmüştür. Bir çok badire atlatmışlar, her şeye ve herkese rağmen birbirlerini sevmekten vazgeçmemişlerse de her ne kadar kopya çektiğim bu kitapta yazmıyor olsa da ölüm onları ayırmıştır.
    Ayrıca Baba'nin sağ kollarından olan Sefer ve Sema'da ölüm sebebiyle ayrılmışlar, Sefer Sema'ya kavuşmak amacı güderek intihar etmiştir, arkasında bıraktığı mektup kitapta yer almaktadır. (Bknz;syf 313) Bu olayı dramatik diye paylaştığımı itiraf ederek acemi lakin dürüst bir biyografici olduğumu kanıtladığımı düşünmekteyim. Bu davranışından etkilenerek bana biyografinizi yazdırabilirsiniz.

    Son'a yaklaşıyoruz artık, yeter yahu dediğinizi duydum da ondan diyorum. Bu kadar dayandın az daha dayan,bitmek üzere.

    Üzerindeki tüm umutları Aysegül'den borç almış olup, onun ölümüyle bu umutlara gizli devletler tarafından el konulmuştur.Her şeyden birazcık olup asla bir tam olamayan Poyraz'cim Karayel Aysegul'un gidişine dayanamayıp aramızdan ayrılmıştır. Sefer gibi intihar edip etmediği, yahut eli silahlı adamın onu vurup vurmadığı konusunda bir bilgi bulunmamaktadır. Bulanların paylaşması ve acemi biyograficinizin kalfalığa yükselmesinde bir hayrı dokunması tavsiye edilir.

    Poyraz'cim Karayel ve adını zikrettigim zatı muhteremler dışında; iyi komşu
    Ümran Hanım, ödevlerin cocuğu İsa, Genel Kurmay'in kıymetli Albay'i ve Poyraz'cim'in hayali arkadaşı, iyi komşu Cevher Albay, küresel sermaye karşıtı milli devrimcimiz Zülfikar, sıkıntıdan kafasında saç çıkacağından yakınan ve Zülfikar yedek şarjörü olan var mı diye sorduğunda "ince uçlu mu" demek suretiyle espiri yeteneğini ortaya koyan Taş Kafa, diğer taraftaki şubesi şeytan olan Songül, bu dünyada sevgi diye bir şey olmadığını gözleriyle gördüğünü idda eden Sadrettin, IEGM'nin değerli mensupları ve ne olduğu belirsiz Adil Topal, bu biyografi sahibinin hayatının bir parçaları olup aslında Poyraz'cim Karayel hepsini hayatında istememektedir. İstenmeyenler örnek Adil Topal verilebilir.

    Sizi seven biyograficiniz, kitaplı günler diler
  • Sahip olduğum o kadar çok şey var, ama Lotte için duyduklarım, sahip olduğum her şeyi yutuyor; sahip olduğum o kadar çok şey var, ama onsuz her şey bir hiç.