Gelmiş geçmiş en iyi günlerdi,
gelmiş geçmiş en kötü günlerdi;
hem bilgelik çağıydı hem ahmaklık;
hem inancın devriydi hem şüpheciliğin;
hem Aydınlık hem Karanlık bir mevsimdi;
umudun baharı, umutsuzluğun kışıydı;
hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu;
hepimiz ya doğruca Cennete gidecektik ya da tam aksi istikamete
-özetle; şu an içinde bulunduğumuz döneme öyle benzer bir dönemdi ki dönemin, sesi en çok çıkan otoriteleri bu günler hakkında-olumlu anlamda da, olumsuz anlamda da- ancak ve ancak "en" sözcüğü kullanılarak konuşulabileceğini iddia ediyorlardı.
Öyle çabuk geçiyor ki günler.
Hele sen de bir bak hayatına.
Daha dün doğmuşuz sanki.
Yeni okula başlamışız,
Yeni sevmişiz.
Öyle çabuk geçiyor ki günler.
Hele sen de bir bak hayatına.
Yarın bitecek sanki herşey.
Yarın ölecek gibiyiz.
Daha doymamışız yaşamasına.
Günlerimiz dün bir, bugün iki.
Sakın birşey bırakma yarına.
Yarın yok ki.
Bana uymaz arkadaşım! Böyle özel günlere oldum bittim karşıyımdır zaten. Neymiş o öyle Anneler Günü, Babalar Günü... Anası babası olan 364 gün yatacak da o tek günde günahlarının vebalini ödeyecek! Geçiniz...
Ya anası babası öbür dünyaya göçmüş olanlar? Böylesi günler, işkenceden başka nedir onlar için?
Aynı durum, Sevgililer Günü için de geçerli. Gerçek sevdalılar (böylelerinin varlığından da şüpheliyim ya, neyse), kısıtlı zaman dilimine bağlı kalmadan, sarılıp sarmaş dolaş olmuyorlar mı zaten? Ya sevgi(li)sizler? Onları düşünen bir Allah’ın kulu yok! Kalp şeklinde yastıklar, kırmızı güller, vitrinleri dolduran hediyelikler... Kalbi boş ya da kırık garibanları kahretmek için, bilinçli eylem yapıyorlar sanki.
Pazar günleri, hayatın intikam günleri.
Neşeli başlasın ve öyle geçsin diye gayret edildikçe insanı koyu bir yalnızlığa, anlaşılmaz bir kedere iten günler.
Evimizde en şaşırtıcı kavgalar pazar günleri patlardı, ev halkının ortak fanusun içinde birbirini aralıksız solumasıyla. Birbirimizin soluğunu ve tenini, en gevşek halini, yumuşak karnını, acıyacak yanını, sert çehresini, aptal anlarını, hesaplı bakışlarını pazar günleri görürdük. Pazar günleri birbirimizi topluca görürdük.
Ancak muhtemelen, öyle günler gelecek ki doğa, üç beş seçkinin ayrıcalıklı vakit geçirebileceği sözümona keyif alanlarına bölünecek; çitler artacak ve insanları umumi yollara hapsedecek başka mekanizmalar geliştirecek, sonra da bir bakmışsınız ki Tanrı'nın toprakları üzerinde yürümek beyefendilerin hanelerini işgal etmek anlamına gelmiş.