Delikanlı bu yabancı odada gece korkusunu, yalnızlıktan duyduğu şu açıklanamaz çocukça kaygıyı gitgide daha ürkütücü bir biçimde hissediyordu, artık inkar edemeyeceği çılgınca bir vatan hasretiydi bu. İçinde milyonlarca yüreğin attığı şu kocaman kentte tek başınaydı ve şakır şakır yağan hain yağmurdan başka ona kulak veren ya da bakan yoktu; oysa o hıçkırıklarla ve gözyaşlarıyla boğuşuyor, bir çocuk gibi davranmaktan utanıyordu, karanlığın arkasında durmuş ona çelik gözleriyle insafsızca bakan bu kaygıdan kendini nasıl kurtaracağını bilmiyordu. Tek bir sözcük duymanın hasretini o an olduğu kadar hiç çekmemıştı.