Bir yazarın notları
8/10
·134 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
Sadece Nuri Pakdil’in değil bir kuşağın notları gibiydi. 80’lerde çağın gebe olduğu buhranları görüp hüzünlenmeye, öğrenilmiş çaresizliğe alternatif olarak ortaya koyduğu özgürlük anlayışı ve emek eksenindeki dünya görüşlerini aykırı biçimlerle kaleme almış. Yazarın Maraş’tan İstanbul’a uzanan iç seslerinin derlemesi. Okumaya değer. Nuri Pakdil Bir Yazarın Notları 1
1000Kitap
Bir Yazarın Notları 1Nuri Pakdil · Edebiyat Dergisi Yayınları · 2014746 okunma
Puan vermedi·136 syf.··
2022 87. kitabı
Cahit Zarifoğlu (tam adı Abdurrahman Cahit Zarifoğlu, 1940-1987), Türk edebiyatının önemli şair ve yazarlarından biridir. Aslen Kahramanmaraşlı olan Zarifoğlu, Cumhuriyet dönemi İslami duyarlılık taşıyan edebiyatın öncü isimlerindendir. Şiirlerinde İkinci Yeni’nin imge zenginliğini, metafizik derinliği ve toplumsal sorumluluğu birleştiren özgün bir üslup geliştirir. Yedi Güzel Adam, çoğunluğu Kahramanmaraşlı olan bir edebî dostluk çevresini ifade eder. Üyeler genellikle şu isimlerden oluşur: Nuri Pakdil (ağabey konumunda), Cahit Zarifoğlu, Erdem Bayazıt, Rasim Özdenören, Alâeddin Özdenören, Mehmet Akif İnan ve Ali Kutlay (bazı kaynaklarda Sezai Karakoç da anılır). Grup, Kahramanmaraş Lisesi’nde başlayan dostlukla şekillenmiş, Hamle, Mavera, Diriliş gibi dergilerde bir araya gelmiştir. Ortak bir manifesto veya ekol iddiası yoktur; yakın dostluk, İslami-manevi duyarlılık, Necip Fazıl ve Sezai Karakoç etkileriyle modern şiir arayışını birleştiren bir çevre olarak tanımlanır. Zarifoğlu’nun 1973’te yayımlanan Yedi Güzel Adam kitabıyla (Mavera dergisindeki şiirlerden) bu isim edebiyat dünyasında yerleşir. "Yedi Güzel Adam" Şiiri ve KitabıŞiir, altı bölümden (bazı baskılarda farklı) oluşur ve yedi adamın her birinin bir imgeyle (kan, aşk, yar, bela, dağ, sofra ve hepsini gören yedinci) yüzleşmesini anlatır. Her biri “gereğini belleyen” (gereğini yapan, kabullenip yoluna devam eden) bir duruş sergiler. Bu insanlar dev midir Yatak görmemiş gövde midir Bir yara açar boyunlarında Kolkola durup bağırdıklarında... Şiirde imgeler somut ve metafizik katmanlar taşır: Kan: Adalet, mücadele, fedakârlık. Aşk: İç yolculuk, millet sevgisi, manevi bağ. Yar: Acı, imtihan. Bela: Sınavlar, zorluklar. Dağ: Dayanıklılık, yalnızlık, direnç. Sofra: Paylaşım, bereket. Yedinci adam: Bütünü
Yedi Güzel AdamCahit Zarifoğlu · Beyan Yayıncılık · 202321,7bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Put kuyusu
3/10
·107 syf.··
2026 51. kitabı
Kitabın son satırı şu şekilde; Roma: Put kuyusu Köy kahvelerinde takılan emmiler gibi tüm heykelleri put olarak gormek... Koca Roma şehrine bu şekilde bir sığ bakış açısı... Köyündeki tezek yığınları ile Ankara'yı birbirine benzetmek... Cumhuriyet kötü Osmanlı'da hersey güllük gülistanlık gibi bi imaj... Tüm Orta doğunun ve Afrika'nın umudu Türkiye'ymiş falan filan... Birbirinden kopuk ve daldan dala atlanınan bölümler.
Batı NotlarıNuri Pakdil · Edebiyat Dergisi Yayınları · 20141,686 okunma
Yıkımlar arasında…
10/10
·84 syf.··
2026 58. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2026 12:09
Pakdil, bu eserinde “İnsan arttığını, çoğaldığını duyumsuyordu onun yanında” cümlesiyle ifade ettiği Fethi Gemuhluoğlu’nun vizyonunu, onunla kısa anılarını, onda hissettirdiklerini karşısında bir dostla sohbet edercesine anlatıyor. İnsanın sevgiyi unuttuğundan yalnızlığa düştüğünü ancak insanın yekdiğerlerine tutunarak, yeniden severek, kalbini tüm insanlar için genişleterek ilerleyebileceğini ve bu yolla da Allah’a ulaşabileceğini ifade ediyor. İnsanın ancak “kendi içindeki giz’i”keşfedip ona bakarak “yeryüzünün ağırlığına dayanabileceğini” ve “yaradılışındaki bilgeliği” kavrayabileceğini vurguyor. İçine düşünülen bunalımın Kutsal Kitap’ı anlayamamaktan ileri geldiğini, “manevi kaynaklardan uzaklaştıkça kendimizi parça parça öldürmüş” olacağımızı anlatıyor. “Herkes görüş açısını kendisi kapatıyor” diyerek kendi elimizle kendi hakikatimizi örttüğümüzü anlatırken bizi düşünmeye, sevmeye, yargılanacağımız hakikatini algılayıp bunu devamlı hatırlamaya sevk ediyor. Salt maddesel düzlemde düşünen ve yaşayan insanın mekanikleştiğini anlatırken bunu ”eşyalaştırılan insanın çağa yansıyan acıklılığı” diye nitelendiriyor.Ancak buna rağmen devamlı umutlu olmayı teşvik edip “kablo bağlayıcıları” benzetmesiyle yıkımı, yıkılanı onarıp bağlayarak ayakta kalabileceğimizi, “sürekli kuruyan insani yanımızdan, üstüne çimento dökülen kalbimizden silkinerek doğrulabileceğimizi” anlatıyor Üstadın Gemuhluoğlu için dile getirdiği cümleler ise insanın içine dokunuyor, gerçek dostun bu cümlelerden daha fazlası olduğunu anlıyorsunuz: “İnsanın, bazen kendini yalnız duyumsaması, bu yalnızlığından korkması, kendi kendine üşümesi olur ya; işte o zaman, yanına gitmesini, varıp görmesini dilediği biri olur ya; o biri O olurdu... Yalnızlığımız dağılırdı, üşümemiz giderdi, umutlu yanımız yeniden
İnceleme
BağlanmaNuri Pakdil · Edebiyat Dergisi Yayınları · 20122,237 okunma
Yaranız varsa yanınızda Yaradan’ınız var!
9/10
·144 syf.··
2026 34. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 11 Mayıs 2026 17:43
"Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar,” der Sadık Hidayet, Kör Baykuş’unda, adeta cevap verir Mecit Ömür Öztürk, “Dualar vardır, kayıp düşmemizi engelleyen... Dualar vardır, düşmüşsek hızla kalkmamızı sağlayan... Dualar vardır, musibetlerden muhafaza eden.” Yaranız varsa yanınızda Yaradan’ınız var der gibi! "Kötü zamanlar geçecek," dedi hayat. "Kötü zamanlar geçecek," dedi ölüm. Süpürge-Kadın Destanı Kötü zamanlardayız, Belki zamanlar kötü değil de biz var olan zamanın içinde kötü günler geçiriyoruz. Herkes bir telaş, koşturma içinde, kimsenin kimseye ayıracak zamanı yok, sosyal platformlarda mutluluk pozu veren insanların gözbebeklerinden okunuyor mutsuzlukları, hiçbir ceza caydırmıyor trafikte kavga eden insanları, öğrenci psikolojileri, okullardaki olaylar, kadın cinayetleri… Sanki herkesin her şeyi var ama kimsenin de kaybedecek bir şeyi yok gibi. Yaşadığı hayatın mutsuzu olan insanı neyle durdurabilirsin ki? Çok daha yorucu zamanlardan geçmiştir insanoğlu ama psikolojisi hiç bu denli yorulmamıştır. Bir şeyler hep eksik, maddiyatla tamamlanamayan, doldurulamayan bir boşluk. Topyekûn bir çağ huzursuzluğu… İşte tam bu anda bir ayet koşuyor imdada: "İyi bilin ki kalpler ancak Allah'ı anmakla huzura kavuşur." Hüzün ağır gelir yüreğe ama en güzel duayı ettirir, diyor Cahit Zarifoğlu ve ekliyor, “Evimizde her türlü musibete karşı bir tek doktor ve ilaç vardı: dua ve aspirin. Daima şifa bulduk.” Nazan Bekiroğlu, “Hiçbir uzak, duanın erişemeyeceği kadar uzak değil.” Güne dua ile başlıyor Mevlana Celaleddin-i Rumi, “ Kalk, sabah oldu, dua çağı geldi çattı.” Hangi semavi dine inanırsa inansın herkesin var bir duası, William Shakespeare misali, “Ne yapalım; ben de severim, yazarım, iç çekerim, dua ederim.” Ve bazen insanın tek isteği, John Steinbeck gibi, “Tek istediğim buydu.
Duayı Yeniden KeşfetmekMecit Ömür Öztürk · Hayy Kitap · 202688 okunma
5/10
·61 syf.·
2025 2. kitabı
​Bu kitap, insanın modern dünya karşısındaki zavallılığını ve asıl korkulması gerekenin "duyarsızlık" olduğunu yüzümüze çarpar. Pakdil, korkuyu bir zayıflık değil, insanı uyanışa zorlayan asil bir sarsıntı olarak kurgular. Eserdeki her cümle, bir insanın kendi içindeki o karanlık dehlizlerle hesaplaşmasıdır. Asıl mesele, insanın Allah karşısındaki o titreyen sorumluluğu ve bu sorumluluktan kaçışın yarattığı o boşluk hissidir. Pakdil için korku, ruhun pasını silen bir fırtınadır; insan bu fırtınadan geçmeden kendi gerçeğine, yani o sarsılmaz inanç kalesine ulaşamaz.
Edebiyat
KorkuNuri Pakdil · Edebiyat Dergisi Yayınları · 2011338 okunma