вυrcυ✎ᝰ..ᐟ

вυrcυ✎ᝰ..ᐟ
@pluviofilia
ᴅᴜ̈ɴʏᴀʏᴀ ʙɪʀ ᴋᴀᴅıɴıɴ ᴇʟɪ ᴅᴇɢ̆sᴇ ᴢᴇʏɴᴀ! şᴏ̈ʏʟᴇ ᴀɢ̆ıʀ ʙɪʀ ʜᴀʟı ɢɪʙɪ ᴄ̧ıʀᴘıʟsᴀ ᴛᴏᴢʟᴀʀ ʜᴀᴠᴀʟᴀɴsᴀ...𓍼ོ
Ankara
5 Kasım
38 kütüphaneci puanı
3642 okur puanı
Mayıs 2017 tarihinde katıldı
Bir ARAF hikâyesi
8/10
·212 syf.··
2026 17. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 13:03
Kitabı bitirdiğimde hissettiğim ilk şey, derin bir iç çekme isteğiydi.. Bazı kitapların kapağını kapatıp rafına kaldırırsınız ve hikaye orada biter. Bazıları ise son sayfasını okusanız bile zihninizin koridorlarında yankılanmaya, sizinle yaşamaya, sorular sordurmaya, ihtimalleri düşündürmeye devam eder. Ha bir de hüzünlendirmeye.. (´-`) Alper Turgay Cehiz ’in kaleme aldığı Araf , benim için tam olarak bu ikinci kategoriye giren, bittiği yerde içimde yeni bir yolculuk başlatan kitaplardan oldu. Bazen hayat istediğimiz gibi akmaz, en çok istediklerimiz hep içimizde birer ukde olarak kalır ya; hepimiz dışarıya bambaşka yüzler sergilerken, içimizde kimseye anlatamadığımız, kendimizden bile sakladığımız sırlarla yaşarız. İşte Araf , bu saklanan sırların insanı nasıl bir çıkmaza sürüklediğini çok iyi özetlemiş. Bazen birini çok sevmek de o sırların arkasına saklanıyor, bazen de geçmişten gelen bir kırgınlık bugünü tamamen gölgeliyor. Kitap tam olarak adının hakkını verip, bizi o sıkışmışlık duygusunun tam ortasına bırakıyor. Ercan’ın çocukluğundan taşıdığı baba sevgisizliğinin o yarası, Beren, Adara ve Sezer’in kesişen yolları, tek bir kişinin, etrafındaki kaç kişinin hayatını etkileyebileceği, aslında hepimizin hayatında en az bir kez olsun uğradığı o "keşkeler" durağını temsil ediyor. Yazarın dilindeki o sadelik, romanı bir kurgu olmaktan çıkarıp hayatın kendisi yapmış. Süslü cümlelerle edebiyat parçalamıyor; tam aksine, hayat ne kadar yalın ve yalansızsa o kadar duru bir dille anlatıyor her şeyi. Karakterlerin o çıkmazlarını, fedakârlıklarını ve "keşke" dedikleri anları okurken şunu anlıyorsunuz: Ercan ya da Beren sadece kitaptaki birer isim, birer karakter değil. **Aslında hepimiz kendi hayatlarımızın kuytusunda belki birer Ercan’ız, birer Adara’yız, birer Beren'iz.
1000Kitap
ArafAlper Turgay Cehiz · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 202636 okunma
Puan vermedi·114 syf.··
2026 14. kitabı
Didem Madak ’ın Pulbiber Mahallesi , insanı doğrudan içine çeken bir kitap. Sıradan gibi görünen bir hayatı, her şeyin çok sıradan göründüğü bir mahallede yaşananları, kitapta ince bir acıyla ve şiirle anlatıyor Didem Madak . Ve kalemiyle, birden, derin, kırılgan ve insanı sarsan bir hâl alıyor bu yaşananlar. Çocukluk yaraları, anne özlemi, kadın olmak, sevmek, yitirmek, ayakta kalmak, yalnızlık.. Hepsi bu mahallede bir arada yaşıyor. Didem Madak , acıyı hiç saklamadan, ironik bir gülümsemeyle, öyle sade, öyle gerçek anlatmış ki, okurken bazen gülüyor insan, bazen de boğazı düğümleniyor. "Bana artık büyü diyorlar Füsun" dizesin de olduğu gibi satırlar insanın içine oturuyor. Bu kitapta şiir, sadece güzel kelimelerden ibaret değil, hayatın kendisi gibi dağınık, acımasız ama yine de çok güzel. Didem Madak 'ın hassaslığının, narin ruhunun her sayfada hissedildiği kitap, yaşama erken veda eden bir şairin, geride bıraktığı en güzel eseri bence. ♡ Eğer şiirde günlük hayatın şiirselliğini, kadınlığın yalnızlığını ve acının ironik dilini sevenlerdenseniz, Pulbiber Mahallesi 'ne mutlaka uğrayın. Çıktığınızda içinizin biraz daha fazla yanacak olmasını göze alarak tabii.  :))
1000Kitap
Pulbiber MahallesiDidem Madak · Metis Yayıncılık · 200711,6bin okunma
Puan vermedi·232 syf.··
2026 15. kitabı
Nermin Yıldırım ’ın kaleminde kelimeler sadece anlatmaz, dokunur da. Yer yer yaralayıp, yer yer iyileştiren kitabın satır aralarında kendinizden o kadar çok şey buluyorsunuz ki, o anlarda okumayı bırakıp uzaklara dalıyorsunuz. Her bölümün sonunda kalbe değen bir cümlenin muhakkak bırakıldığı hikayeler hızla akarken, siz yavaşlamak istiyorsunuz. Sadece kağıttan ibaret olmayan karakterler, yaşarken, acıtırken ve iyileştirirken en çok da şunu düşündürüyorlar: Bazı hikayeler bitince kapanmaz, sende yaşamaya devam eder. Ve kitap bittiğinde anlıyorsunuz ki, bavula sığmayan sadece eşyalar değilmiş, bazı duygular da sığmıyormuş meğer.
1000Kitap
Bavula SığmayanNermin Yıldırım · Hep Kitap · 20225,5bin okunma
Puan vermedi·140 syf.··
2026 13. kitabı
Tarık Tufan 'ın ilk kitabı ama ne ilk kitap! ♡ Gece radyosunda yayın yapan bir adamın mikrofonu aracılığıyla dinlediğimiz yalnızlık, aşk, hayal kırıklığı ve iç hesaplaşmalar... Kitap, gece yarısı radyo programları yapan genç bir adamın gözünden ve sesinden ilerliyor. Mikrofon açıkken kendi hayatına, aşklarına, yalnızlığına ve hayata dair sorgulamalarına tanık oluyoruz. Dinleyicilerden gelen hikayeler de cabası. Yapı olarak alıştığımız romanlardan farklı; kısa kısa anlatılar, iç monologlar ve güçlü gözlemlerden oluşuyor. Bazen kopuk hissettirse de, o kopukluk kitabın ruhuna çok uyuyor aslında ve okurken yer yer, boğazınız düğümleniyor. Bazen de "ben de aynısını hissetmiştim" diyorsunuz. Özellikle 'anlatamama' hâlini ve içimizdeki 'kekeme çocukları' çok güçlü işliyor. İnsan bazen susmanın, bazen de yüksek sesle bağırmak istemenin arasında sıkışıp kalıyor ve kitap bunu çok iyi anlatıyor. 90'lar ve 2000'lerin Türkiye'sinden de izler var; toplumsal baskılar, kimlik arayışları, gençlik sancıları... Bunları kişisel bir öfkeyle harmanlaması kitabı sıradan bir romandan ayırıyor. Tarık Tufan 'ın da dili öyle etkili ki, bazı cümleler direkt insanın boğazında düğümleniyor. İnsanı kendine ve hayata dair düşündüren ve 'okuduğuma değdi' dediğim bir kitaptı kendi adıma. Ve kitap bittiğinde aklıma kazınan o alıntılardan biriydi ; "Her acı çekene hayatın devam ettiğini hatırlatmalarından nefret ediyorum. O anlarda hayat devam etmiyor aslında. Sen durduğun anda hayat da duruyor."
1000Kitap
Kekeme Çocuklar KorosuTarık Tufan · Doğan Kitap · 20218,3bin okunma
Puan vermedi·80 syf.··
2026 11. kitabı
1958’de yayımlanmış olan bu novella, Cengiz Aytmatov ’un ilk büyük çıkışlarından biri ve Fransız şair Louis Aragon’un “dünyanın en güzel aşk hikâyesi” dediği eser. Haklı da bence. Hikâye II. Dünya Savaşı sırasında, erkekler savaşta olduğu için ağır işlerin kadınlara ve çocuklara kaldığı, Kırgız bozkırında bir köyde geçiyor. Erkekler cephede, kadınlar ve çocuklar köyde kalmış. Cemile köyün en güzel, en başına buyruk kızı. Kocası Sadık savaşta, o ise kaynı Seyit (anlatıcı) ve cepheden sakat dönen Danyar’la beraber harmanda çalışıyor. Seyit, henüz 15 yaşında bir çocuk. Abisine hayran, yengesiyle arkadaş. Danyar ise önce içine kapanık, suskun bir adam gibi geliyor. Ta ki türkü söylemeye başlayana kadar. Kitap orada başka bir yere evriliyor. Cemile’nin Danyar’a yakınlaşması hikayede birdenbire olmuyor, yavaş yavaş örülüyor. Cengiz Aytmatov aşkı büyük laflarla, dramatik sahnelerle anlatmıyor. Bir bakış, bir susuş, bir türküyle anlatıyor. Burada önemli olan Cemile’nin evli bir kadın olması da değil bence, zira Aytmatov Cemile'nin evli oluşunu hikâyenin gerilimi için kullanıyor ve bunu yargılamadan, sadece anlatıyor. Ne Cemile’yi kahramanlaştırıyor ne de Danyar'ı suçlu çıkarıyor. Aytmatov'un vurguladığı şey Cemile'nin kendi kararını verme anı, cesareti. Bu kararı verirken evli olup olmaması hikâyenin sadece gerilimini sağlıyor ; anlatılmak istenen, karakterin içindeki dönüşüm, kendi sesini duyması, onun peşinden gitmesi, kendini seçmesi. Yani Cemile'nin evli olması kısmı Aytmatov için ahlâki bir mesaj vermek değil, hikâyenin bağlamını kurmak. Cengiz Aytmatov 'un dili de bozkır gibi. Tozlu harman, atlar, rüzgâr, dağ.. Süs yok, fazlalık yok.  Her şeyi öyle güzel anlatıyor ki..
1000Kitap
CemileCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 201944,6bin okunma